Haşlanmış sıcak hamurun buharı ile sarımsak ve
tereyağının baştan çıkarıcı aroması, yaşlıca bir kadının
huzur veren deneyimiyle kurulmuş eski usul bir sofrayı
ve bu cıvıl cıvıl sofranın başında mantı servis eden
sevgili bir nineyi hatırlatır birçoklarına.
Bir Avrupalı için, “Türk mutfağı” denince akla ilk gelen
nedir? Şiş kebap? Döner kebap?.. Oysa biz, geleneksel
Türk mutfağı hakkında konuşmak istediğimizde daha
karmaşık ve ince el işçiliği gerektiren yemeklerden söz
ederiz; yaprak sarma, karnıyarık ve elbette mantı
gibi... Mutfağımızı temsil etmesi konusunda yeterince
aktif görevlendiremesek bile, mantıyı çok severiz.
Kıymalı küçük hamurları bu kadar çok sevdiğimiz halde,
kültürel vitrinimize koyarken biraz kıskanç
davranmamızın nedeni, o zahmetli işin anlaşılamayacağı
endişesidir belki de, kim bilir? Nitekim şöyle bir an’a
tanıklık edilmiştir: Güneşin altında yorulmuş ve acıkmış
iki İngiliz, Marmaris’te kendilerine eşlik eden bir
Türkle birlikte akşam yemeği için bir mantıcıya
girerler. Rehberlik eden Türk arkadaşları, döner ve şiş
kebabın yaygın ününe rağmen, Türk mutfağının daha seçkin
bir yemeği olarak mantıyı tavsiye eder ve tüm yapım
sürecini izlemelerini önerir. Mantı yapan kadınların
büyük sabır gerektiren incelikli çalışmasının
İngilizleri etkileyeceğini düşünmektedir. Ama düşündüğü
gibi olmaz. Fasulye konservelerini ya da dondurulmuş
pizzaları mikrodalga fırında ısıtarak, mısır
gevreklerini sütle ıslatarak “çabuk” yemekler
hazırlamaya alışmış olan genç İngilizler, bu otantik
gösteriden sıkılmaya başlarlar. Hamurların tek tek elde
açılması, uygun büyüklükte ve şekilde kesilmesi, kıymalı
iç ile parmak ucunda çimdiklenmesi ve ancak bundan sonra
haşlanmaya hazır hale gelmesi; onlara hem fazla zahmetli
hem de gereksiz görünür. Ve bizim rehberin gururla
başlattığı mutfak kültürü gösterisi, genç ve sabırsız
bir İngiliz hanımefendinin katı akılcılığıyla kesilir:
“Birkaç dakika içinde yenecek bir yemek için bu kadar
saatlerce uğraşmaya değer mi?” Babaannelerin mantısı
Belki de gerçekten kritik olan soru bu: Birkaç dakikada
yenecek bir yemek için saatlerce uğraşmaya değer mi?
Mantı sevenler için bu sorunun yanıtı kuşkusuz “evet”
olacaktır. Ama modern hayat, 10-15 dakika kadar sürecek
bir lezzet ayini için saatlerce uğraşarak hamur açmayı,
o hamurları küçük yufka yaprakları haline getirmeyi, bu
yaprakları içi kıyma dolu küçük bohçacıklar halinde
dürmeyi kapsayan, ince ve zahmetli mantı yolculuğunu
akıl dışı bulabilir. Hazır mantılar, mantı makineleri
vs. lezzetten ödün vermek pahasına da olsa bu çelişkiyi
gidermek ve mantı yemeyi kolay bir iş haline getirmek
için kullanılan endüstriyel yöntemler. Oysa söz konusu
olan geleneksel bir damak tadı olunca “lezzetten ödün
vermek” sofraları kurutan bir ayrıntı haline geliyor. İşte
bu yüzden mantı, biraz da modern öncesi zamanlara ait
yerel alışkanlıkların sürdürülebilmesiyle lezzetini
artırır. İşte bu yüzden mantı, biraz da “babaanne”,
“anneanne” demektir pek çok kişi için. Haşlanmış sıcak
hamurun buharı ile sarımsak ve tereyağının baştan
çıkarıcı aroması, yaşlıca bir kadının huzur veren
deneyimiyle kurulmuş eski usul bir sofrayı ve bu cıvıl
cıvıl sofranın başında mantı servis eden sevgili bir
nineyi hatırlatır birçoklarına.
Kadınların gündelik yaşama ve iş hayatına daha fazla
katılmaya başlaması, mutfaklarda geçirilen zamanları
azaltıyor ve bu sınırlı zamanların daha “verimli”
kullanılmasını gerektiriyor. Hal böyle olunca, mantı
gibi hazırlanması zaman alan yemekler geleneksel
yöntemlerle pişirilmek yerine köşe başındaki lokantadan
da sipariş edilebiliyor. Ama tabi bunlar
babaannelerimizin sihirli parmaklarından doğmuş gerçek
bir mantının yerini tutmuyor. Süpermarketlerden kiloyla
alınan hazır mantıları şipşak pişirip yiyebilirsiniz.
Ama kalitesiz unlarla ve neredeyse sadece soğan ve salça
içeren içiyle bu “yalancı mantıların”, ninelerimizin
yaptığı mantılarla tek ortak yanı görünüşü olmalı. Sarayın
ve
köylerin ortak lezzeti
Mantı Osmanlı sarayında da yapılan bir yemek. Hatta
saray mutfağında mantı buharla pişirilir ve reyhan
yapraklarıyla servis edilirmiş. Ama yine de mantı
deyince, akla önce Kayseri geliyor şüphesiz. Mantı
salonlarının, yemeği cazip hale getirmek için
kullandıkları slogan da bu zaten: Hakiki Kayseri
mantısı... Ama Kayseri ve köylerinin yanı sıra, Adana,
Mersin, Niğde, Sivas, Çorum, Yozgat, Tokat gibi illerin
köylerinde de geleneksel olarak yapılıyor. Çorumlular
mantı çeşitlerindeki fazlalıkla övünürler. “Bizde 30
Ramazan’ın 30 mantısı vardır” derler. Eski zamanlarda
her iftarda mantı yer, ama her gün başka bir çeşidini
yaparlarmış. Hayvancılığın ve sağlam bir etli mutfak
kültürünün olduğu Kayseri’de kıymayla hazırlanan iç,
Orta Anadolu’nun tahıl ve bakliyat zengini yörelerinde
mercimek gibi alternatiflerle çeşitleniyor. Belki herkes
aynı büyük lezzeti arıyor, ama yine herkes yemeğini
yaparken biraz yöresine ve onun alışkanlıklarına
uyarlıyor.
Yemeğin zahmetli olduğunu zaten söylemiştik. Ama bu
zorluk, mükemmelliyetçi Anadolu mutfağı tarafından daha
da ileriye
götürülmüştür.
Sözgelimi, bir çorba kaşığına kırk tane sığabilecek
kadar küçük açılmış mantılar makbuldür. Yumurtayı ne
kadar koyacağınız da çok önemlidir. Yumurta mantı
hamurunun sertlik kıvamını sağlayacaktır ve bu hassas
oran, kaynar suda erimeyecek kadar sert, ağızda
kolaylıkla dağılacak kadar yumuşak bir ölçüyü
tutturmanız için son derece önemlidir.
Kayseri’nin eskileri, oğullarına kız beğenirken mantıyı
nasıl yaptığına bakarlarmış. Gelin adayı, müstakbel
kayınvalidesinin dikkatli ve deneyimli gözlerinin önünde
mantı yaparken, bir kaşığa kaç tane sığdırabileceğine
dair zorlu etabı geçmek için hayli maharetli olmalıdır.
Malum, iş zor, bir çorba kaşığına kırk mantı tanesi
sığdırmalı. Bu geleneksel “zevcelik sınavının” bazı
köylerde bugün de sürdüğü biliniyor.
Bu kadar övgüden sonra, yazıyı bitirirken mantıya
ilişkin bir olumsuz yan etkiden söz etmeli. Mantı uyku
kaçırır. Evet, mantı pişen bir evde uyumak kolay
değildir. Çünkü ya gerçekten doyana kadar yemişsinizdir
ve hamurun sindirimi sizi uyutmaz; ya da yeterince
yememişsinizdir ve mutfakta yenmeyi bekleyen mantıların
varlığını kulağınıza fısıldayan şeytan, uykunuza kesik
darbeler vurur...