76 yıllık heyecan
fırtınası
|
Uruguay 1930
Uruguay takımının kaptanı José
Nasazzi Arjantin
kaptanı Manuel Ferreira ile el
sıkışırken Belçikalı hakem John Langenus
de onları izliyor. |
 |
|
İtalya 1934
İtalya’daki 1934 Dünya Kupası açılış
karşılaşmasında İspanyol savunmacılar
bir Brezilya atağını engellemeye
çalışıyor. İspanya bu maçı 3-1
kazanacaktı. |
 |
|
Fransa 1938
Parc des Princes stadındaki açılış
maçında karşı karşıya gelen İsviçre ve
Almanya milli takımlarının kaptanları
ikinci maçtan hemen önce el sıkışıyor. |
 |
|
Brezilya 1950
Final grubunun son maçı öncesi Uruguay
Brezilya’ya karşı. Kendi topraklarındaki
bu dünya kupasında en önemli
favorilerden biri olmasına rağmen
Brezilya 2-1’lik yenilgiyle Jules Rimet
kupasını Uruguay’a bırakıyor.
|
 |
|
Brezilya 1950
Uruguay kaptanı Obdulio Varela FIFA
Dünya Kupası’nı Jules Rimet’ten alıyor.
Bu kupa, FIFA başkanı ve şampiyonanın
yaratıcısı Rimet şerefine “Jules Rimet”
olarak anılmaya başlanıyor. |
 |
|
İsviçre
1954
Brezilya kalecisi José Carlos Castillo
çeyrek final maçında Macaristan
takımının baskısı altında kalesini
korumaya çalışıyor. Bu maçı Macarlar 4-2
kazandı. İlk turda 8-3 hezimete
uğrattıkları Almanya’ya karşı finalde
kaybettikleri maç dışında turnuva
boyunca yenilmemişlerdi. 5 maçta 27 gol
atmayı başaran Macarlar, maç başına 5
golün üstündeki ortalamayla tüm
zamanların en golcü takımı oldular. |
|
Belçika’nın liman kenti Antwerp’te
1920 yılının karlı bir kış günü FIFA başkanlığına
seçilen Fransız avukat Jules Rimet, Avrupa’nın ve
dünyanın öteki bölgelerinin insanlarını birleştirecek ve
tüm ulusları kapsayacak bir futbol şampiyonası
düzenlemek için harekete geçti. 10 yıl sonra
futbolun ilk dünya kupası başlayacaktı...
Belçika’nın liman kenti Antwerp, futbolun dünya çapında
bir fenomen haline gelmesinde belirleyici öneme sahip
kentlerden biridir. Avrupa sanayisinin doludizgin
büyüdüğü yıllarda deniz ticareti ile büyük önem kazanan
Antwerp’te 1920 yılının karlı bir kış günü Uluslararası
Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) kongresi
toplanır ve kongre, federasyon başkanlığına Jules
Rimet’yi seçer. Bu futbol tutkunu Fransız avukat,
Birinci Dünya Savaşı boğazlaşmasından henüz çıkmış
Avrupa’nın ve dünyanın öteki bölgelerinin insanlarını
koşulsuz olarak birleştirecek zamkı, eşsiz bir önseziyle
keşfetmiştir ve tüm ulusları kapsayacak bir futbol
şampiyonası hayal etmektedir. Rimet, futbolu insanlar
arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırabilecek, türlü
nedenlerle birbirine düşman kesilmiş kalabalıkları
kaynaştıracak bir unsur olarak görmektedir ve ne kadar
haklı olduğu çok geçmeden anlaşılacaktır.
Büyük macera başlıyor
Rimet, başkan seçildikten hemen sonra, büyük
hayalini çalışma arkadaşlarına açıkladı. Bu
parlak fikir çabucak benimsendi ve bir dünya
kupası organizasyonun gerçekleştirilebilmesi
için 8 yıl sürecek hummalı faaliyet başladı.
Bağlantıya geçilen her ülke öneriye sıcak
bakıyordu. Hatta öyle ki organizasyona
ilişkin en önemli “sorun”, ilk kupanın
nerede düzenleneceğine dair tartışmalar
oldu. Özellikle Güney Amerikalılar ve
Avrupalılar ilk ev sahibi olmak için
kıskançlıkla mücadele ettiler. Ama nihai
oylamayı, dolayısıyla ilk kupanın ev
sahipliği gururunu Uruguay kazandı. Uruguay
son iki olimpiyatın futbol şampiyonuydu ve o
yıl bağımsızlığının 100. yılını
kutlayacaktı: Organizasyonu hak ediyordu…
Böylelikle, fikir babası Jules Rimet’nin adı
verilen ilk kupa 1930 yılında, tüm dünyayı
sarsan ekonomik buhranın gölgesinde, uzak
bir Latin ülkesinde başladı.
İlk kupaya 13 takım katılmıştı ve bunlardan
sadece 4’ü Avrupalıydı. Avrupalılar binbir
güçlükle Uruguay'a vardıklarında henüz
program bile belli değildi. Turnuva
tarihinin “en az seyircili maç rekoru”nun
kırıldığı (Romanya-Peru maçını sadece 300
kişi izlemişti) bu kupa, 100 bin kişilik
Centenario Stadyumu’nda oynanan son derece
gergin bir final maçında Arjantin’i 4-2
yenen Uruguay'ın oldu.
Bir sonraki kupa 1934’te İtalya’da yapıldı.
İtalyan diktatör Mussolini’nin bir
propaganda fırsatı olarak gördüğü oyunlara
bu kez 32 takım geldi. Ama bunların
arasında, bir önceki dünya şampiyonu Uruguay
yoktu. O dönem için futbolun en büyük
ülkesi, 1930'a Avrupalıların rağbet
göstermemesini protesto ediyordu. Bu kupada
Avrupa rüzgarları esti. Yarı finalde güçla
Almanya’yı yenerek finale kalan Çekler,
topladıkları tüm sempatiye rağmen, en baştan
beri “hakem yardımı almakla” eleştirilen ev
sahibi İtalyanlara finalde 2-1 kaybettiler.
İtalya ve Mussolini kazanmıştı…
Savaş rüzgarları altında
Dünya ve Avrupa 2. Dünya Savaşı’nın
eşiğindeyken, FIFA, 3. kupa için Jules
Rimet’in ülkesi Fransa’yı seçti. Kupanın
unutulmaz sahnesiyse 16 Haziran’da oynanan
İtalya-Brezilya yarı finalinde yaşandı.
Marsilya’daki Vélodrome Stadyumunda İtalya
1-0 önde ve penaltı kazanmış. Kıyafetler
şimdiki gibi değil; adı Milano’daki ünlü
stadyuma verilen Giuseppe Meazza, topun
başında ama şortunun lastiği kopmuş.
Üzerinde zor duruyor, düştü düşecek. Sol
eliyle şortunu tutan Mezza, topun başına
geliyor ve sağıyla öyle bir vuruyor ki
Brezilyalı kaleci de sadece golü
seyredebiliyor. Yine iki Avrupalıyı
buluşturan finalde ise İtalyanların rakibi
bu kez Macarlardı… Finali 4-2 kazanan
İtalya, 4 yıl sonra ikinci zaferini ilan
etti. Bu zafer, kanlı bir savaşın
gölgesindeydi ve savaş organizasyona da tam
12 yıl ara verilmesine neden olacaktı.
Maracana’da 200 bin seyirci
FIFA'nın İtalyan Başkanı Dr. Ottorino
Barassi, bu 12 yıl boyunca, Dünya Kupası
heykelciğini bir ayakkabı kutusunda
saklamıştı. 1950’nin adresi, yıkılmış
Avrupa’dan uzakta, Brezilya'da yapıldı. Bu
kupanın belki en ilginç yanı sahaya çıplak
ayakla çıkmak isteyen Hindistan’ın FIFA
tarafından geri çevrilmesiydi. 20 yıllık
boykotun ardından tekrar sahne alan Uruguay,
Rio'da, 200 binden fazla seyirci alan
görkemli Maracana Stadyumu’nda ev sahibi
Brezilya’nın karşısına finalist olarak
çıktı. 200 bin kişinin uğultusu, maçın
bitimine 11 dakika kala Ghiggia’nın golüyle
acılı bir sessizliğe dönüşecekti. Uruguay,
20 yıl sonra yeniden kupa heykelciğini
valizine koymuştu.
|

Lefter Küçükantonyadis ve İslam Çupi |
1954: Türkiye finallerde
1954 kupasının bizim için özel bir yeri var.
Türkiye'nin, dünya üçüncüsü olacağı 2002'ye
kadar katıldığı tek kupa İsviçre’deki 1954
finalleriydi. İspanya ile oynanan 3 eleme
maçında da eşitlik bozulmayınca, Roma’daki
üçüncü maçtan sonra Franco adındaki bir
İtalyan çocuğun çektiği kura ile İsviçre
vizesi Türkiye’ye verildi.
Dünya Kupası tarihinin en gollü turnuvası
olacaktı bu. 26 maçta tam 140 gol atıldı ve
izleyiciler maç başına 5.38 gol gördü. 54
kupasının bir başka önemli özelliği ilk kez
televizyon yayınının da gerçekleştirilmiş
olmasıydı. Kupadaki ilk maçında Almanlara
4-1 yenilen millilerimiz, Cenevre'de Kore'yi
7-0’la geçti. Ama gruptan çıkabilmek için
Almanlarla bir kez daha oynamak gerekiyordu.
Zürih'teki baraj maçını kazanan Almanlar
oldu: 7-2. Turnuvanın sonunda, bizim grubun
iki takımı Almanya ve Macaristan Bern'in
Wankdorf Stadyumundaki finalde bir kez daha
karşılaşacaktı. Efsane oyuncu Puşkaş’ın
Macaristan’ı finalin favorisiydi. Gerçekten
de ilk 8 dakikada 2 gol attı Macarlar. 50
maçtır yenilmiyorlardı. Ama finali seyreden
60 bin kişi, sadece 10 dakika sonra kum
saatinin ters döndüğüne tanık oldular. 18.
dakikada durum 2-2 olmuştu... 20 dakikalık
bu gol yağmurundan sonra, bitime 6 dakika
kala Almanlar bir gol daha attı ve
Macaristan, bir daha hiç bu kadar
yakınlaşamayacağı kupayı, üstelik tam da
kendilerinin olmuş sanıyorken uzaktan seyre
daldılar.
1958:
Pele’nin doğuşu
54 kupasında televizyon yayını başlamıştı
ama “naklen yayın” ilk kez İsveç’teki 1958
Dünya Kupası’nda yapıldı. Bugünün sıradan
olgusu “canlı yayın” o yıl büyük heyecan
uyandırmıştı: “Onlar Stockholm’de oynarken,
biz aynı anda Paris’te, Londra’da, Zürih’te
seyredebilecekmişiz!” 17 yaşında bir ilah
olarak futbol gündemine düşen Pele’nin
büyüsü, bu ilk canlı yayın maratonlarıyla
dünyanın dört bir yanına dağıldı böylelikle.
29 Haziran 1958 günü Stockholm'ün Rasunda
Stadyumu'nda oynanan finalde, Peleli
Brezilya'nın karşısında ev sahibi İsveç
vardı. Muhteşem oyun çıkaran Pele iki de gol
attı ve kupayı bir kez daha Brezilya’ya
taşıdı: 5-2. Bu kupada 13 gol atan Fransız
Fontain’in, gol krallığı rekoru ise bugüne
dek kırılamadı.
İsveç 1958
Çeyrek finaldeki bu maçta, Pele orta saha
oyuncusu Mel Charles tarafından desteklenen
Galli kaleci Jack Kesley’i sıkıştırıyor.
Fakat Edson Arantes Do Nascimento takımını
1-0’lık galibiyete ve Fransa’yla
oynayacakları yarı finale taşıyacak golü
atmayı başarıyor. |
Şili 1962
İngiliz hakem Ken Aston, daha sonra
“Santiago Savaşı” olarak anılacak
Şili-İtalya karşılaşmasında ortamı
sakinleştirmeye çalışıyor. 4 golle
turnuvanın en golcü oyuncularından biri olan
Leonel Sanchez bir İtalyan oyuncu tarafından
yere indirildikten sonra sahada acı içinde
kıvranıyor. Leonel Sanchez, Brezilyalı
Garrincha ve Vava, Macar Albert, Rus İvanov,
Yugoslav Jerkovic ile gol krallığını
paylaşmıştı. |
İngiltere 1966
İngiliz milli takımı kaptanı Bobby Moore,
elinde Jules Rimet kupası, takım
arkadaşlarının omuzlarında zafer sevinci
yaşıyor. Bir süre sonra çalınan Dünya Kupası
şans eseri Pickles adlı bir köpek tarafından
bulundu. |
|
1962: Tekmeler arasında
Dünya Kupası, hiç bu kadar hırçın olmamıştı.
Brezilya, üst üste 2. kez kazandı ama
Meksika'yla oynadıkları ilk maçta sakatlanan
Pele kupaya veda edince seyir heyecanı büyük
oranda düştü. 2 Haziran'da Santiago'da
oynanan Şili-İtalya maçı ise daha çok bir
boks maçı gibi geçmişti... İki İtalyan
oyuncu hastanelik oldu, sahaya polisler
girdi, oyun durdu tekrar başladı, tekmeler
havada uçuştu. Şili'nin 2-0 kazandığı 90
dakika da İngiliz hakem, 2 İtalyan oyuncuyu
dışarı attı! Kupanın finali 17 Haziran'da
Nacional Stadyumunda oynandı. Brezilya'nın
rakibi bu kez Çeklerdi... Çekler 15.
dakikada öne geçtiyse de, Brezilya'ya fazla
dayanamadı. Finalde 3-1 kazanan şampiyon,
futbol tarihine Santos, Zito, Garricha, Didi,
Vava, Zagallo gibi bugün bile unutulmayan
isimler armağan etti.
1966: Top çizgiyi geçti mi?
Dünya Kupası tarihinin en tartışmalı
şampiyonluğunu 1966’da ev sahibi İngiltere
kazandı. İlk turnuvaları, futbol konusundaki
sahiplenmeci ve biraz kibirli bir tutumla
boykot eden İngilizler organizatörlük
konusunda da önemli bir sıkıntıyla
başladılar turnuvaya. Kupa heykelciği önce
kayboldu, sonra Londra'da bir parkta Pickles
adlı bir köpek tarafından esrarengiz bir
şekilde bulundu.
Pele 1962'deki gibi sakatlanıp kupaya veda
etmişti. Ama 66’nın kendine özgü yeni bir
yıldızı vardı: Portekizli Eusebio. Pelesiz
Brezilya’da Eusebiolu Portekiz de elendi ve
Londra’nın futbol mabedi Wembley’de iki
“düşman kardeş” İngiltere ile Federal
Almanya 30 Temmuz’daki finalde karşı karşıya
geldi. Bir anlamda Beckenbauer ve Uwe Seeler
ile Bobby Charlton ve Booby Moore
düellosuydu bu... Fakat finale damgasını
bambaşka iki isim vurdu: Almanlara 3 gol
birden atan Hurst ve tartışmalı 3. golü
veren İsviçreli hakem Gottfried Dienst...
Almanların bitime 1 dakika kala attığı gol
sayesinde maç 2-2 bitmiş ve uzatmalara
geçilmişti. İşte o uzatmanın 101.
dakikasında Hurst'un ünlü golü geldi. Önce
üst direğin içine sonra gol çizgisinin
üstüne vuran topun, çizginin hangi tarafına
düştüğü uzun süre tartışıldı. Morali bozulan
Almanlar bitime doğru bir gol daha yedi ve
İngilizler 4-2’yle dünya şampiyonu oldu.
Futbolun dramatik yanı, güçlü bir enstantane
ile yüzünü göstermişti. Kimi zaman dünya
şampiyonu olmanın da kireçle çizilmiş ince
bir çizginin sırat köprüsüne dönüştüğü
yollardan geçmeyi gerektirdiği; Almanlara
acı, İngilizlere mutluluk verecek şekilde
bir kez daha anlaşılmıştı. Artık herkes,
çizgilere ve topların hareketine dikkat
kesilecekti. Kupa mı? Onu bir köpeğin
talihli defineciliğine emanet eden
İngilizler, tartışmalara aldırmadan, gururla
müzelerine taşıdılar…
DEVAMI >>
|