SİTE İÇİ ARAMA

 

Gelişen teknoloji hayatımızın her alanında kökten değişiklikler yapmaya devam ediyor. Televizyonlar ve DVD oynatıcılar, geçmişin törensel sinema salonu ziyaretlerinin yerini almaya başlıyor. İnsanlar müzik dinlemek için, plak ya da CD almak istemiyor; bunların yerine minicik MP3 kutularına sıkıştırıyorlar binlerce şarkıyı. Sabah alışverişlerinde bakkalından ekmekle birlikte gazete isteyenlerin sayısı giderek azalıyor; internet erişimi, aynı anda pek çok gazeteyi karşılaştırmalı olarak okumak, ilgi çekici haber ve fotoğrafları dosyalamak gibi bir olanağa sahip nitekim. Ve elbette kitaplar da nasibini alıyor bu değişim fırtınasından. Bilgisayar ekranlarının kağıdın yerini aldığını söylemek için erken olsa da birkaç kuşak sonra, raflarına ciltler dolusu kitaplar dizen, koltuğunun altına sevdiği bir kitabı sıkıştırıp deniz kenarında boş bir bank arayan insanların sayısı ne olur bilinmez...

Yazının keşfiyle başlıyor “insanlık” tarihi. Yazı, insanoğlunu doğanın döngüsünde özel bir yere koyan en önemli keşiflerden biri. Milattan önce 3000’li yıllarda ilk olarak Mezopotamya ve Mısır’da görülen yazı, aradan geçen binlerce yılda birçok değişiklik göstermesine rağmen, temel işlevinden, yani insanlar arasındaki iletişimin en dolaysız, en önemli aracı olma fonksiyonundan bir şey kaybetmiş değil.
Yazı, belki düşüncelerin ifade edilmesini sağlayan bir kodlama biçimi olarak doğdu, ama bazı toplumlarda görsel bir sanat etkinliğinin de zemini oldu. Bizim geleneksel “hat” sanatımız, bunun en güzel örneklerinden biridir. Kağıda nakşedilen harfler, dile getirdiklerinden daha çok göze sunduklarıyla ilgi uyandırırlar hat sanatında. “Güzel yazı” anlamına gelen kaligrafi de Doğu Asya’da özellikle Çin ve Japon kültüründe ve Avrupa’da görülmektedir.
Yazın alanındaki en büyük devrim ise şüphesiz matbaa. Alman mucit Gutenberg’in geliştirdiği matbaa makinesi, daha önce sadece yönetici seçkinlerin ve din adamlarının sahip olabildiği kitaplara tüm toplumun ulaşabilmesini olanaklı kıldı. Bilginin bir çığ gibi yayılmasını sağlayan kitaplar, Avrupa’dan başlayarak tüm dünyayı sarsacak olan Reform ve Rönesans süreçlerinin doğumuna da eşlik etti.
15. yüzyılda başlayan bu bilgi devrimi, insanlığın aydınlanmasındaki en önemli araçtır belki de...
Bilginin artık en önemli silah olduğu günümüz dünyasında, ülkeler arasındaki güç ve medeniyet farkını oluşturan en önemli etkenin kitap okuma alışkanlığı olduğunu söylememiz yanlış olmaz.
İnternet artık herkesin elinin altında bulunan sonsuz bir bilgi kaynağı haline dönüştü son birkaç yıl içinde. Her gün milyarlarca insan, Wikipedia, Google gibi bilgi içerikli siteleri ziyaret ediyor. Teknolojinin son yenilikleri sayesinde kitaplar da artık dijital dünyada yer bulmaya başladı. Bir kitabın sayfalarını çevirmek yerine artık birçok insan “mouse” tıklamayı tercih ediyor. 15-20 yıl önce yalnızca bilimkurgu filmlerinde görülen karmaşık cihazlar, artık hemen hepimizin gündelik hayatına girmiş durumda. Bu bağlamda, kitaplar da artık internetten indirilerek bir bilgisayar veya Palm cep bilgisayarı kullanılarak rahatlıkla okunabiliyor. Teknolojinin bu baş döndürücü hızına bakarsak, şimdilik üç çeşidi olan dijital kitapların yakın gelecekte çok daha ilginç versiyonlarının kullanılması kaçınılmaz görünüyor. İlk olarak web kitaplarını ele alabiliriz. “PDF reader” veya buna benzer bir program tarafından görüntülenen bu kitaplar, bilgisayar ortamında yaygın olarak kullanılıyor. İkinci ve daha mobil olarak ise Palm cihazlarında kullanılan versiyonlarını görüyoruz. Bu son derece küçük ve taşınması da bu yüzden çok kolay olan cihaza bir kütüphane dolusu kitabı rahatça sığdırmak ve her yere taşımak mümkün. Şimdilik geliştirilme aşamasında olan üçüncü bir model ise “özel bir tür dijital kağıt” kullanılan bir teknik. Bu teknikte bir tür elektronik mürekkep kullanılıyor ve yazılar istenilen düzende manyetik olarak bu özel kağıda yükleniyor. Dijital kağıt yeni bir yazı için silinerek tekrar kullanıma hazır hale getiriliyor.
Yazılı metinlerin saklanmasında kullanılan ileri teknolojilerin hem avantajları hem de dezavantajları var şüphesiz. “e-kitap”ların belki de en büyük avantajı, büyük dağıtım kolaylığı. Herhangi bir kişinin hazırladığı bir doküman, birkaç dakika içinde tüm insanlığın görebileceği internet ortamına aktarılabiliyor. Aynı zamanda sonsuz sayıda kopyalanılabilen bu yayınlar, stokların tükenme riskini ortadan kaldırıyor. Üretim ve dağıtım maliyetleri çok düşük. İleri teknoloji ürünlerinde kağıt kullanımının azalması -hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kalkması- ekolojik dengenin korunması için de sevindirici bir gelişme.
Dezavantajlarına da bakmak gerekir tabii bu teknolojinin. Daha yeni olan bu tekniğin gelişmesi gerekiyor; fakat elbette bu da büyük bir maliyete yol açıyor. Emektar bir kitabın maliyeti ve satış fiyatıyla, elektronik ortamda kitap okuyabilmeyi sağlayan teknolojinin gerektirdiği donanıma sahip olmanın maliyeti arasında önemli farklar var elbette. Büyük firmalar bu alandaki çalışmalarına ağırlık veriyorlar ve bilgisayar uyumlu günlük kullanım cihazlarının maliyetlerini düşürerek kullanım yaygınlıklarını artırmayı hedefliyorlar.
Ama belki de hepsinden daha önemlisi, bir kitabı tutmak, onu sayfalarını çevirerek okumak, kalınan yere sayfa üstünü kırarak işaret koymak alışkanlıklarının vazgeçilmezliğidir... Matbuattan geçmiş bir kitabı okumanın psikolojik etkisi, teknik gelişmelerin olanakları karşısında kolay terk edilemez bir güce sahip görünüyor. Tabii bizden sonraki kuşakların bu konuda bizim kadar “romantik” davranıp davranmayacağını kestirmek de güç.

 Sabah alışverişlerinde bakkalından ekmekle birlikte gazete isteyenlerin sayısı giderek azalıyor; internet erişimi, aynı anda pek çok gazeteyi karşılaştırmalı olarak okumak, ilgi çekici haber ve fotoğrafları dosyalamak gibi bir olanağa sahip nitekim. Ve elbette kitaplar da nasibini alıyor bu değişim fırtınasından. Bilgisayar ekranlarının kağıdın yerini aldığını söylemek için erken olsa da birkaç kuşak sonra, raflarına ciltler dolusu kitaplar dizen, koltuğunun altına sevdiği bir kitabı sıkıştırıp deniz kenarında boş bir bank arayan insanların sayısı ne olur bilinmez...

Yazının keşfiyle başlıyor “insanlık” tarihi. Yazı, insanoğlunu doğanın döngüsünde özel bir yere koyan en önemli keşiflerden biri. Milattan önce 3000’li yıllarda ilk olarak Mezopotamya ve Mısır’da görülen yazı, aradan geçen binlerce yılda birçok değişiklik göstermesine rağmen, temel işlevinden, yani insanlar arasındaki iletişimin en dolaysız, en önemli aracı olma fonksiyonundan bir şey kaybetmiş değil.
Yazı, belki düşüncelerin ifade edilmesini sağlayan bir kodlama biçimi olarak doğdu, ama bazı toplumlarda görsel bir sanat etkinliğinin de zemini oldu. Bizim geleneksel “hat” sanatımız, bunun en güzel örneklerinden biridir. Kağıda nakşedilen harfler, dile getirdiklerinden daha çok göze sunduklarıyla ilgi uyandırırlar hat sanatında. “Güzel yazı” anlamına gelen kaligrafi de Doğu Asya’da özellikle Çin ve Japon kültüründe ve Avrupa’da görülmektedir.
Yazın alanındaki en büyük devrim ise şüphesiz matbaa. Alman mucit Gutenberg’in geliştirdiği matbaa makinesi, daha önce sadece yönetici seçkinlerin ve din adamlarının sahip olabildiği kitaplara tüm toplumun ulaşabilmesini olanaklı kıldı. Bilginin bir çığ gibi yayılmasını sağlayan kitaplar, Avrupa’dan başlayarak tüm dünyayı sarsacak olan Reform ve Rönesans süreçlerinin doğumuna da eşlik etti.
15. yüzyılda başlayan bu bilgi devrimi, insanlığın aydınlanmasındaki en önemli araçtır belki de...
Bilginin artık en önemli silah olduğu günümüz dünyasında, ülkeler arasındaki güç ve medeniyet farkını oluşturan en önemli etkenin kitap okuma alışkanlığı olduğunu söylememiz yanlış olmaz.
İnternet artık herkesin elinin altında bulunan sonsuz bir bilgi kaynağı haline dönüştü son birkaç yıl içinde. Her gün milyarlarca insan, Wikipedia, Google gibi bilgi içerikli siteleri ziyaret ediyor. Teknolojinin son yenilikleri sayesinde kitaplar da artık dijital dünyada yer bulmaya başladı. Bir kitabın sayfalarını çevirmek yerine artık birçok insan “mouse” tıklamayı tercih ediyor. 15-20 yıl önce yalnızca bilimkurgu filmlerinde görülen karmaşık cihazlar, artık hemen hepimizin gündelik hayatına girmiş durumda. Bu bağlamda, kitaplar da artık internetten indirilerek bir bilgisayar veya Palm cep bilgisayarı kullanılarak rahatlıkla okunabiliyor. Teknolojinin bu baş döndürücü hızına bakarsak, şimdilik üç çeşidi olan dijital kitapların yakın gelecekte çok daha ilginç versiyonlarının kullanılması kaçınılmaz görünüyor. İlk olarak web kitaplarını ele alabiliriz. “PDF reader” veya buna benzer bir program tarafından görüntülenen bu kitaplar, bilgisayar ortamında yaygın olarak kullanılıyor. İkinci ve daha mobil olarak ise Palm cihazlarında kullanılan versiyonlarını görüyoruz. Bu son derece küçük ve taşınması da bu yüzden çok kolay olan cihaza bir kütüphane dolusu kitabı rahatça sığdırmak ve her yere taşımak mümkün. Şimdilik geliştirilme aşamasında olan üçüncü bir model ise “özel bir tür dijital kağıt” kullanılan bir teknik. Bu teknikte bir tür elektronik mürekkep kullanılıyor ve yazılar istenilen düzende manyetik olarak bu özel kağıda yükleniyor. Dijital kağıt yeni bir yazı için silinerek tekrar kullanıma hazır hale getiriliyor.
Yazılı metinlerin saklanmasında kullanılan ileri teknolojilerin hem avantajları hem de dezavantajları var şüphesiz. “e-kitap”ların belki de en büyük avantajı, büyük dağıtım kolaylığı. Herhangi bir kişinin hazırladığı bir doküman, birkaç dakika içinde tüm insanlığın görebileceği internet ortamına aktarılabiliyor. Aynı zamanda sonsuz sayıda kopyalanılabilen bu yayınlar, stokların tükenme riskini ortadan kaldırıyor. Üretim ve dağıtım maliyetleri çok düşük. İleri teknoloji ürünlerinde kağıt kullanımının azalması -hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kalkması- ekolojik dengenin korunması için de sevindirici bir gelişme.
Dezavantajlarına da bakmak gerekir tabii bu teknolojinin. Daha yeni olan bu tekniğin gelişmesi gerekiyor; fakat elbette bu da büyük bir maliyete yol açıyor. Emektar bir kitabın maliyeti ve satış fiyatıyla, elektronik ortamda kitap okuyabilmeyi sağlayan teknolojinin gerektirdiği donanıma sahip olmanın maliyeti arasında önemli farklar var elbette. Büyük firmalar bu alandaki çalışmalarına ağırlık veriyorlar ve bilgisayar uyumlu günlük kullanım cihazlarının maliyetlerini düşürerek kullanım yaygınlıklarını artırmayı hedefliyorlar.
Ama belki de hepsinden daha önemlisi, bir kitabı tutmak, onu sayfalarını çevirerek okumak, kalınan yere sayfa üstünü kırarak işaret koymak alışkanlıklarının vazgeçilmezliğidir... Matbuattan geçmiş bir kitabı okumanın psikolojik etkisi, teknik gelişmelerin olanakları karşısında kolay terk edilemez bir güce sahip görünüyor. Tabii bizden sonraki kuşakların bu konuda bizim kadar “romantik” davranıp davranmayacağını kestirmek de güç.

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR