Siz sadece o an için enerjinizi; rapor yazmak yerine evi
temizlemeye, ders çalışmak yerine dolaplarınızı
düzeltmeye harcamayı daha anlamlı bulmuşsunuzdur.
Aslında gerçek olan şudur; siz yapmanız gereken işler
olduğunu bildiğiniz halde, bu işlerden kaçmakta ve başka
şeylerle oyalanmaktasınız.
Peki, ama neden? Ve biz bu sıkıcı durumdan nasıl
kurtulabiliriz?
Nedenini şöyle açıklayabiliriz;
Zaman zaman hepimiz, yapılması daha çok hoşumuza giden
bazı işleri şimdi yapmak istiyor ve içinde bulunduğumuz
asıl durumdan kaçınıyor, başka işlerle oyalanıyoruz.
Kısacası hoşa gideni, sıkıntı verenin yerine koyuyoruz.
Unutmamalıyız ki, hayatta hiçbir iş tam anlamıyla,
istediğimiz gibi değildir ve bazen en sevdiğimiz işi
yapmak bile bizi sıkabilir. Hele bir de yaptığımız işi
sevmiyorsak, o işi ertelemek için elimizden geleni
yaparız.
Psikolog Jacqualine Atkinson’a göre; oyalandığımız,
bıraktığımız işlerin çoğu bizim “nahoş” kategorisinde
değerlendirdiğimiz işlerdir. Bunlar sıkıcı veya hoş
olmayan işlerdir. Bazen de yapacağımız iş için yeterli
olmadığımızı veya gerekli standartların belirsiz
olduğunu düşünür, yeteneklerimizi geliştirip işi
halletmek yerine kolay olanı seçeriz.
Sonra da, eldeki zamanı boş yere harcayıp, son dakikada
“biraz daha zamanım olsaydı” deriz. Oysa daha fazla
zamanımız olsaydı büyük ihtimalle, onu da kullanamamış
olurduk. Oyalanmalar bizi herhangi bir iş hakkında, “bu
yapabileceğimin en iyisi oldu” demekten alıkoyar,
“yeterince güzel olmadı” dedirtir. Son dakikaya
bıraktığımız işlere yönelik gelecek eleştirilere karşı,
mazeret olarak da “yeterli zamanım yoktu” sözlerimiz
daima hazırdır.
Zamanı boşuna harcamamak için
- Güçlü ve erdemli olduğunuzu düşünün
- Sevmediğimiz bir işi yaparken,
sevmediğimiz halde yapılması gereken ve mutlaka
birilerine bir şekilde faydası dokunacak bir işi
yaptığımız için kendimizi güçlü ve erdemli
sayabiliriz.
- Ayrıca güne sevmediğimiz işlere öncelik
vererek başlarsak, ardından sıra sevdiğimiz işlere
de gelecektir, böylece gün mutlu sona erecektir.
Not: Sakın sevmediğiniz işleri yaptıktan sonra,
sevdiğiniz bir işi yapmadan günü bitirmeyin.
İşi
uzatmadan yapın
Hoşlanmadığınız bir işi yapmakta ne kadar
yavaş davranırsanız, o kadar zorlanır, acı çekersiniz.
İşle bir an evvel yüzleşip, yerine getirin. Örneğin,
matematik sınavına çalışmazsanız kendinizi suçlu
hissedersiniz ve suçluluk duygusu, işin kendisini
yapmanın sıkıntısının çok üstüne geçer. İşe bir yerden
başlayın, gereken çabayı gösterin.
İşinizi planlayın
Temizlik yapmak, test çözmek, rapor yazmak,
hesapları kontrol etmek vb... İşiniz ne olursa olsun,
bir plan hazırlayın, işinizi parçalara ayırın ve bir an
evvel uygulamaya geçin.
Olumlu düşünün
“Bu iş çok zor”, “yapmak zorundayım”, “açık
değil”, “sevmiyorum” gibi laflar, sizi iş yapmaktan
alıkoyar. İşinizin berbat olduğunu,
devamlı
surette kendinize telkin ederseniz, onun iyi bir şekle
bürünmesini nasıl bekleyebilirsiniz? En azından işiniz
bitince memnun olacağınızı, omzunuzdan büyük bir yükün
kalkacağını düşünün ve halinizden memnun olmaya çalışın.
Yardım isteyin
Yapacağınız işin yardımlaşmaya açık olup
olmadığına bakın. Çevrenizden yardım istemek, işi
kolaylaştırır. Bilin ki paylaşılmış bir sıkıntı kolay
atlatılır. Hatta bazı işlerde, iş değiş tokuşuna bile
gidilebilir. Size sıkıntı veren bir iş için, bir başkası
aynı duyguları beslemiyor olabilir. Siz dikiş dikmekten
hoşlanmazken belki de kardeşiniz çok seviyordur ve onu
en sıkan şey de, fatura işleriyle uğraşmaktır.
Değiş-tokuş zamanı olabilir...
Kendinizi
ödüllendirin
Oyalanmak, sıkıntıdan önce memnun olmaktır.
Ya sıkıntıdan sonra memnun olmak... Bu daha iyi değil
mi? Düşünün günün bütün stresini ve yorgunluğunu
üzerinizden atmak üzeresiniz. İşiniz bitmiş ve siz
rahatlamışsınız; hayali bile güzel öyle değil mi? Sonra
da kendinizi ödüllendireceğiniz anı düşünün. Gezmeye
gitmek, yatıp dinlenmek, kitap okumak, müzik dinlemek,
keyifle bir kahve içmek, ne hoş olurdu bir
düşünsenize...
YAZI: BETÜL BAYRAM ALTINBAŞAK |