Kimi
kapıların
tokmakları da var aslanlı falan.
Eski evlerde
iki tane olurmuş
bunlardan. Küçük çaldığında gelen misafir kadın
demekmiş, onun sesi daha
inceymiş. Kadınlar açarmış kapıyı.
Öteki daha
kocamanmış, sesi daha kalınmış, evin beyi gelsin evdeyse
diye bağırırmış.
Kapı
basit midir, bileşik mi? diye sordu hocam. Ders Türkçe,
konu sözcükte yapı. Sözcükte yapı, yapıda kapı... Kapı
hiç basit olur mu dedim ona parmak kaldırdım da; bir
kompozisyon yazayım bakın size dedim, en az 300 kelime.
Kapı dedi, dışarıya açılan gözleridir evladım evlerin...
Yok, dedim hocam, onlar pencere, kapı dışarının içeri
bakan gözleri. Dedim, bakın herkes kapının içini merak
ediyor, kapalı kapılar ardında neler konuşuldu demişti,
neydi adı, o spiker ağabey... Biri bizi gözetliyordu
sonra akşam üzeri yine televizyonda, ne kadar değişikti
onların sokak kapısının rengi... Meclisin kapısını
gösteriyorlar politika haberlerinde... Üniversitenin o
kocaman kapısı var ya, onu da gördüm gazetede... Ertesi
gün kapılarını ilk defa bizim için açtı yerli Maradona,
forması var bende... Ben işte bunlardan biliyorum
kapıların içeri açıldığını... İki
kanadı var bizim evimizin kapısının; yeni evlerinkiler
öyle olmuyor... Misafirlerimiz bir de dedemler bize hoş
gelsin, babamın alacaklısı, annemin dedikoducu komşusu
beş gitsin diye yapmış ustalar o kapıyı... Babam yeşile
boyadı geçen sene. Duvarları da sarı yaptı. Sonra o
amcalar geldi, fırçalarla ellerinde, kaldırıma boya
vurdular. Öyle güzel oldu ki, anlatamam. Ben bazen önüne
oturuyorum, bazen de pencereden bakıyorum, kimler
geçiyor diye kapımızın önünden. Halamlara giderken
görmüştüm, Balat’ta oturuyor onlar, kapının önünü öyle
ferahtı ki, önünde oturmuş oynuyordu çocuklar. Ben de
oynayayım dedim, bırakmadılar; o zaman onlar gelsin,
bizim kapının önünde oynasınlar dedim... Anneleri kızar,
gelemezlermiş... Sen kendi kapı komşularınla oynarsın
dediler. Çok hoşuma gitti bu kapı komşusu lafı. Doğru
ya, sadece insanlar mı komşu? Kimi evlerin kapıları yan
yana, o kapılar da birbirine komşu.
Sevmiyorum ben o birbirinin aynı kapıları. Mademki her
ev başka; başka insanlar yaşıyor her evde; başka olmalı
o zaman her bir kapı. Her haneye bir cümle kapısı...
Kimi kapıların tokmakları da var aslanlı falan. Eski
evlerde iki tane olurmuş bunlardan. Küçük çaldığında
gelen misafir kadın demekmiş, onun sesi daha inceymiş.
Kadınlar açarmış kapıyı. Öteki daha kocamanmış, sesi
daha kalınmış, evin beyi gelsin içerdeyse diye
bağırırmış.
Nerede kalmıştık? Hah, Balat’ta yürüyorduk annemlerle,
amcalar vardı, kapının önünde tavla oynuyorlardı, bir
tanesi ötekine “al o kapıyı” dedi, “pişman olursun
sonra.” Baktım, mavi, tahta kocaman bir kapı. Güzel
kapı, alınır yani. Ama satar mı insan hiç kendi evinin
kapısını?
Vardık sonra halamlara, askere gidecekmiş oğlu...
Dolmabahçe geldi aklıma, asker olacaktı Arif ağabey,
acaba
bekleyecek mi o da beyaz kapının orada. Benim fotoğrafım
var orada bekleyen asker ağabeylerle, göstereyim mi
size? Sonra Bandırma’da da vardı askeriye. Kapısında
kocaman bir uçak vardı, bir de kartal. Ne zaman sorsalar
da Beşiktaşlıyım desem, o kartalı düşünüyorum.
Bazen konuşuyorlar, duyuyorum, çok kapı varmış
İstanbul’da; Edirnekapı, Kumkapı, Yenikapı... Ben en çok
Mevlanakapı’yı merak ediyorum. Herkese açıkmış o kapı...
Dedim ya kapıları çok severim ben. Ama bitirmem lazım
artık burada. Şimdi saydım da tam 441 kelime olmuş
buraya kadar. Eh, birkaç tane kelime de şimdi eklendi...
Öğretmenim çok kızıyor kompozisyonlara bir sonuç cümlesi
yazmayınca. Ama ben daha bilmiyorum, nasıl yazılıyor
sonuç cümleleri. Öğretmenim, yazının açılışı ve kapanışı
olur diyor. O nasıl oluyor acaba? Bir kapıyı açar gibi
mi açıyorsunuz yazıları. Kapıyı kapar gibi de kapatıyor
musunuz sonra?..