SİTE İÇİ ARAMA

 


Keyifli bir tatil mi geçirmek istiyorsunuz? Doğru adres için çok mu düşündünüz? İşte size bir alternatif: Bir tatil boyunca yapmak isteyebileceğiniz her şeye sahip olan Çeşme...

Çeşme üzerinde, tarihin ilk çağlarından beri insan yerleşimleri var. İlk çağda Cyssus adıyla bilinen kent, İ.Ö.1000 yıllarında kurulduğu sanılan 12 İyon kentinden biri olan Erythrai’nin iskelesiydi. Erythrai, İ.Ö. 6. yüzyılda oldukça geniş ve önemli bir yerleşim merkezi durumundaydı. Son derece koruyucu bir limana sahipti ve Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile kurduğu ilişkiler sayesinde ticaretini, dolayısıyla limanını geliştirmişti.
Lidya ve Pers egemenliğinden sonra Roma ve Bizans hâkimiyetinde kalan, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına tanıklık eden Çeşme, bu sayede birçok tarihi belgeye ve isminden de anlaşıldığı gibi birçok tarihi çeşmeye de ev sahipliği yapar. Helen, Roma, Bizans, Pers, Selçuklu, Osmanlı... Doğu ve batı, bu şirin kasabada etkileyici bir sentez oluşturur. Burada, tarihi taş evlerin arasından yürüyebilir; dünyaca ünlü sörf merkezi Alaçatı’da rüzgâra ve dalgalara meydan okuyabilir; Ilıca’nın şifalı sularında sağlık arayabilirsiniz.
Ancak Çeşme yolculuğuna çıkarken amacımız, kentin sular altındaki yüzünü keşfetmekti. Aktif Balık Adamlar olarak Türkiye’nin hemen hemen birçok noktasına dalmıştık ve şimdi sıra Çeşme’deydi.
İstanbul’dan 18 Mayıs akşamı çıktık yola. Çeşme’ye daha önce de gitmiştim; ama bu kez 40 yol arkadaşı eşlik ediyordu bana. Tercihimizin iyi olduğunu biliyordum; çünkü bir tatilde yapmak isteyebileceğimiz her şey vardı burada.
İki mola ve on saatlik yolculuğun sonunda nihayet Çeşme merkezindeki otelimize varabilmiştik. Teknemiz iki saat sonra Dalyan koyundan kalkacaktı. Otobüste bulunan herkes inanılmaz yorgun görünüyordu; ancak hiç kimse geldiğine pişman değildi. Malum üç günlük geziler keyifli olmasına karşın biraz eziyetlidir de...
Önceden uyaralım; Çeşme oldukça rüzgârlı bir bölge. Özellikle Alaçatı Bölgesi. Alaçatı, yıl içinde dört rüzgârın yani meltemin, lodosun, poyrazın ve karayelin buluştuğu iklimi, “V” biçimindeki koyu ve berrak suları ile Avrupa’nın en önemli sörf merkezlerinden biri. Ancak amacınız sörf değil de tüplü dalış ise, bu rüzgâr sizi hazırlanma sırasında ve dalış sonrasında biraz zorluyor...
Kulüp olarak bu noktaya daha önce hiç dalınmadığından, otelin kahvaltı servisinin tamamlanması sabırsızlıkla beklendi. Sonunda kahvaltımız bitmiş, hepimiz otobüsteyiz. Gezi başkanımız sayıyor 1, 2, 3, ... 39, 40! Tamam, herkes yerinde... Ama yine de tedbiri elden bırakmayıp, “Herkes yanındaki arkadaşını kontrol etsin” diye uyarıyor. Tamamız... Başkan sesleniyor: “Kaptan hareket edebiliriz!”
Tekne önceden konuştuğumuz gibi tam teçhizatla bizi bekliyor... 40 kişi; tüpler, regülâtörler, kıyafetler, BC’lerle (denge yelekleriyle) hınca hınç dolmuş otobüsten iniyoruz. Tüplü dalış, ciddi bir koordinasyon ve emek gerektiren, oldukça keyifli bir takım sporudur. Özellikle de bizimki gibi, ticari kaygısı olmayan, salt birey mutluluğu ve tatmini üzerine kurulmuş amatör bir kulüpte. İşte o takımın zinciri oluştu ve tüm malzemeler 15 dakika içinde elden ele tekneye taşındı. Artık, ilk dalış noktamız olan Eşek Adası’na, diğer adıyla Kara Ada’ya varmak üzere yoldayız.
Eğitmenler hemen mini bir toplantı ile bir araya geliyorlar. Tekne amirleri tarafından hazırlanmış olan katılımcı dalıcı profiline göre buddy grupları oluşturuluyor. Aramızda yeni öğrenciler de var ve onlar için özel bir eğitim planı hazırlanmış durumda...
İşte liste, son hali ile tekne amirine ulaştı ve tekne amiri bağıra bağıra dalış gruplarını okumaya başladı... Elbette itirazlar var; ancak herkes dalış tecrübesine göre sınıflandırılmış durumda. “Kimse kusura bakmasın” diyor ve grupları hazırlanmaları için sırasıyla dalış platformuna çağırıyor amirimiz...
Gruplarımız bir hengâme içerisinde hazırlanıyor; her kafadan bir ses: Elbisem... BC olmadı değiştir... Tüpünü taktın mı? Kaç kilo ağırlık aldın? Paletini giy... Maskeni tak... Sağ elinle hem maskeni hem regülâtörünü tut, sol elinle de tüpünü; büyük bir adım at ve işte sudasın... Tekneye doğru dön ve “ok” işaretini ver...
Artık gruplar suda toplanmıştır ve dalış, grup liderinin önderliğinde öncelikle buddy-check yaparak başlar. Suya inen grup ilk defa dalınacak olan bir bölgede biraz heyecanlıdır. Dalışın keyfi suyun altında gördüklerinizle doğru orantılıdır. Ne kadar çok canlı, bitki örtüsü, kayalık vb. görürseniz o kadar mutlu olursunuz.
Teknede grupları bekleyen Tekne Amiri ilk grubun sudan çıkışı ile birlikte derinlik ve zamanı kayıt ediyor: 40 metre 40 dakika; gayet başarılı bir dalış. Herkesin yüzünde keyifli ama biraz da yorgun bir ifade var. Bir sonraki dalış iki saat sonra...

İki tekne yan yanayız ve çaylar diğer tekneden geliyor. Tiryakiler için en keyifli dakikalar başladı; bir yudum çay ve derin bir nefes sigara.
Güneş tepeye dayanmıştır ve tabii öğle yemeği teknede yenir. Dalış yemekleri tabldottan farksız: Tek tabakta 4-5 çeşit bir arada. Zaten çok aç olunduğundan hiç düşünmeden yenir ve sonra şikâyetler yedikten sonra başlar. Bu da dalışın diğer bir zevkli yanıdır açıkçası...
Öğleden sonra ikinci dalışlarımızı yaptık ve artık geri dönüş zamanımız geldi. Herkes hem yolun hem dalışın yorgunluğu, hem de o gün yediği azot ile bir tarafta yığılıp uyuklar pozisyona geçti.
Teknenin en keyifli zamanıdır bence dönüş yolculukları. Herkese bir huzur ve mutluluk çöker. Günün yorgunluğu vardır üzerinde, kalın kalın giyinmiş bir elinde çayın öbüründe sigaran teknenin kenarında oturmuş güneşin yavaş yavaş kayboluşunu izlersin suyun üstünde. Kulağında sevdiğin bir müzik vardır ve fark etmeden ritim tutarsın teknenin sallanışıyla birlikte. İnsan böyle anlarda tüm karmaşalardan uzak bir şekilde, sadece kendi olur sessizce.
Tekne 45 dakikalık dönüş yolculuğu sonunda kıyıya yanaştı ve hepimiz otobüse doluştuk. Herkes kurt gibi acıkmıştı; ancak öncelikli olarak temizlenmek gerekiyordu. Lobide buluşmak üzere anlaşıldı. İlk akşam herkes istediği bir yerde yemek yiyebilecekti... Ancak ikinci akşam hepimizi keyifli bir yemek bekliyordu...
Gezi başkanımız, Dalyan Koyu’nun uç tarafında denizin hemen üzerinde şirin bir lokanta ile anlaşmıştı ve bizim için kapatılmış bu lokantada, tek bir masaya oturmuş yaklaşık 50 kişiydik... Ve kadehlerimizi hep birlikte kaldırdık; “ADANA’YA”...

Çeşme’de
önemli dalış bölgeleri


Ayrıktaş: Çeşme Eşek Adası’nın en kuzey ucunda yer alan bu bölge, en büyük ve en derin dalış bölgesidir. Üç ayrı parkurun bulunduğu bölgede her seviyede dalış yapılır. Karadan kopuk formuyla doğal bir pasaj oluşturan kaya, ayrık şeklinden dolayı bu adı almıştır. Arasından geçilebilen pasajın tabanındaki renk cümbüşü görülmeye değerdir. 0’dan 70 metreye kadar inen düz duvar üzerindeki eski balıkçı ağları ve ağların altındaki ıstakoz ve böcekleriyle çok canlı bir bölgedir. Osmanlı çapası ve Anforaların görülebildiği bu bölgede balık çeşitliliği bir hayli fazladır. Açık denize dönük olması nedeniyle de geçiş yapan her tür balık bu bölgeye bir kere uğrar. Ancak zıpkıncıların da çok uğradığı bir bölge olduğundan zaman zaman balıklarda azalma görülmektedir.

Monem Batığı: 1956 Alman yapımı olan gemi, ekonomik ömrünü tamamladığından hurdaya ayrılmış, parçalanmaya götürülürken bir talihsizlik eseri Çeşme açıklarında 18 metreye batmıştır. 2004 yılının kasım ayımda batan gemi dik pozisyondadır. Gemiye tekne başından bağlanan bir kılavuz iple ulaşılır. Geminin burnundan zemine inilir ve 17-18 metreden gemi boyunca ilerlenir. Geminin boyu 75 metre olduğundan Türkiye’de dalış yapılabilen en büyük batıktır. Geminin kıç bölümüne gelindiğinde pervane ve dümen palasının yanından geçilir. Kıç güverte boyunca yükselerek lumboz deliklerinden kamaraların içlerine bakılır. Güvertenin bir kat üzerinde ise 20 dalgıcın aynı anda bulunabildiği geniş bir alan vardır. Buradan yukarıya çıkan merdivenler takip edilerek kaptan köşküne ulaşılır. İki kapısı bulunan kaptan köşküne bir kapıdan girilip diğerinden sırayla çıkılır. Ardından ön güverte ambarlar üzerinden 8-9 metrelerden gemi boydan boya geçilir. Mizana direklerinden sonra beş metredeki hava bacaları veya pruva üzerinde emniyet duraklaması yapılarak kılavuz ipten tekneye dönülür. Akya, sinarit, karagöz ve daha pek çok balık çeşidi görülebilir. Geminin metal olduğunu unutmayıp hiçbir yere temas etmemekte ve kapalı alanlara girmemekte fayda vardır

Yatak Odası: Bu dalış noktası, etrafı tam tur dönülebilen küçük bir adadır. Dalışın başlarında sizi taş kemer karşılar. Kemerin altından geçerken karagöz sürüleri yol verir. Sola döndüğünüzde 6 metre derinlikteki mağaranın girişine gelirsiniz. Adını dipteki beyaz kumun bir yatak çarşafına benzetilmesiyle alan bu eşsiz güzellik, kubbe yapısındaki penceresinden güneşin ışık oyunlarını sergiler. Mağaradan çıkıp soldan devam ettiğimizde düz bir duvar boyunca 13-14 metrelerden devam ederiz. Duvarın bitimine yakın sağımızdaki eriştelerin devamında 16-18 metrelerde Barakuda Taşları bulunur. Şanslıysak Barakudalar etrafımızda daireler çizer. Daha sonra biraz yükselerek 5-6 metrelerden devam ederek tekneye doğru yol alırız. Toplam dalış zamanımız ise 45-50 dakika sürer.

Topuk: Topuk bölgesi No-Name ve Yatak Odasıyla üçgen oluşturacak bir konumdadır.
Denizin ortasında oluşan bu yükselti su seviyesinden 10 cm yukarıya kadar çıkar. Denizciler açısından tehlikeli olan ve fark edilemeyen bu bölge dalışa elverişlidir. Kuytu yeri olmadığından durgun havalarda tercih edilir. Derinliği 15-16 metrelere ulaşan düz duvarları, dağınık parça taşları ve oyuklarıyla güzel bir bölgedir. Zaman zaman Akya ve Barakuda sürülerini görebiliriz. Beyaz kumdan oluşan zemin ve hemen yanındaki koyu renkli duvar, fotoğrafçılar için güzel bir kontrast oluşturur. Büyükçe bir daire çizilerek gezilen parkurun sonları sürekli 5 metrelerden devam ettiğinden, emniyet duraklamaları otomatik olarak yapılmış olur. Toplam dalış süresi yaklaşık 45-50 dakikadır.

Gezi ve Balıkadam kursları için: Büyükdere Cad. Nur Apt. No:159 Kat:5 Daire:10 Zincirlikuyu / İSTANBUL
Tel: 0212 275 37 27 Faks: 0212 275 47 11 info@aktifbalikadamlar.com www.aktifbalikadamlar.com

Yazı: Elif Ercek

Fotoğraflar: Ş. Ayhan Tünel
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR