SİTE İÇİ ARAMA

 

Ve Almanya 2006...


Meksika 1970
Pele, takım arkadaşlarının omuzlarında, Jules Rimet kupasını Brezilyalı taraftarlara gösteriyor. “Kral”ın müthiş başarısı.
 


Almanya 1974
Gerd Müller ve Paul Breitner, Almanya'nın Iki golcüsü omuz omuza. Bayern  Münihli hücum oyuncusu Müller, turnuvadaki dördüncü golünü Danimarka'ya  atarken, 1970 Dünya Kupası'yla birlikte hesaplanıldığında ardışık olarak 14. golü  atmış oldu. “Bombacı”, birbirini takip eden iki Dünya Kupası'nda en fazla gol atan oyuncu ünvanını hâlâ koruyor.

Arjantin 1978
Arjantinli Daniel Passarella,River Plate'in muhteşem stadında arkadaşlarının omuzlarında. 25 yaşında ‘Büyük Kaptan’ olarak anılma başarısını gösteren Passarella kısa boyuna rağmen hava toplarına olağanüstü derecede hâkimdi. Passarella bir savunma oyuncusu olmasına rağmen Arjantin milli takım formasıyla sahaya çıktığı 70 maçta 22 gol attı.

İspanya 1982
Dino Zoff Almanya-İtalya finalinde bir baraj organizasyonu yapıyor. 1982’de 40 yaşında olan Juventuslu kaleci Zoff, bu turnuvada, Dünya Kupası kazanan en yaşlı futbolcu ünvanını elde etti. Zoff, Eylül 1972’den Haziran 1974’e kadar toplam 1142 dakika boyunca gol yememiş ve 1974 Dünya Kupası’nda, turnuvanın en zayıf takımlarından Haiti bu “büyük orucu” bozmuştu.
 

Meksika 1986
Belki de Dünya Kupası tarihinin en ünlü golü Arjantin ile İngiltere arasındaki çeyrek final maçında Maradona'nın Shilton’a “eliyle” attığı bu goldür. Maradona, maçtan sonra bu golü “Tanrı'nın eliyle” attığını söyleyecek, bu “usta işi” gol Arjantin Için yarı final ve şampiyonluğun kapısını açacaktı.
 

 

Dünya Kupası heyecanı 9 Haziran’da başladı. Son şampiyonanın üçüncüsü Türk milli takımı, maalesef Almanya 2006’da yok. Ama heyecan dalgası elbette buralara kadar geldi.

 

Ah o gemide biz de olsaydık...
2006 Dünya Kupası başladı... Büyük bir heyecana sahne olan kendi ligimizi bitirdik ve şimdi asıl seyir lezzetinin tam ortasındayız. Ama biraz da “buruk” olarak elbette: 2002 Dünya Kupası’nın flaş takımı ve dünya üçüncüsü olan millilerimiz, 2006 turnuvasında yok. Almanya’daki finallere katılabilseydik, bir nevi “ev sahibi” gibi oynayacaktık. Ama dramatik İsviçre maçlarından sonra bu şansımızı kaybettik ve televizyonların karşısında “ithal heyecanlarla” avunmaya mahkûm olduk. Bir küçük teselli; 4 Temmuz günü oynanacak yarı final maçında futbolcularla birlikte sahaya çıkacak 22 çocuk arasında 3 Türk çocuğu olacak. Çocuklarımızın, dünya kupası heyecanıyla böyle erken tanışmasının önümüzdeki yıllar açısından bir avantaj yaratacağı ve 2010 şampiyonasında yer alacağımız umuduyla geçen sayıda başladığımız kupa tarihini, bu sayıda bitiriyoruz...

1970: Pele veda ediyor
Meksika’da düzenlenen şampiyona, bu ülkenin coğrafi koşulları nedeniyle, “en yüksekte oynanan” dünya kupası unvanını da kazandı. 1968 Olimpiyatlarının ev sahibi Meksika’da 2 yıl sonra, bu kez futbolseverlerin kalbi atıyordu. Meksika yazında 40 dereceye varan sıcaklıklar ve deniz seviyesinden çok yüksekte olmaktan kaynaklanan oksijen eksikliği futbolcuları bir hayli zorlayacaktı. Üstelik maçlar, “Avrupa için makul saatlerde” televizyondan yayınlanabilsin diye öğle sıcağına alınınca, pek çok oyun bir performans ve direnç mücadelesine dönüştü.
1970 şampiyonası Brezilya’nın efsane golcüsü Pele’nin katıldığı son kupa olması açısından önemlidir. Ama 1970, bir başka efsanevi golcünün, Alman Gerd Müller’in de sahneye çıkış yılıdır. Tüm rakiplerini bir bir yenen Brezilya, yarı finalde de Uruguay’ı 3-1 mağlup eder. Latinlerin finalisti Brezilya olmuştur ve yarı finalin öbür ayağında iki Avrupalı unutulmaz bir maç çıkaracaktır: İtalya-Almanya... Maçın hemen başında İtalyanlar öne geçmiştir ve herkes “maç böyle bitecek” derken, son dakikada Almanlar beraberliği yakalar. 90 dakikanın başında ve sonunda birer gol bulabilen iki takım, 18 uzatma dakikası içinde tam 5 gol atarak nefes kesecektir. 94'de Gerd Müller Almanları öne geçirir. Cevap 98'de gelir: 2-2. 104'de İtalyanlar bir kez daha öne geçer; ama kupanın gol kralı Gerd Müller, 110’da tekrar eşitliği getirir: 3-3. Gol sağanağı, bir dakika sonra İtalyan oyuncu Riviera’nın ayağından son sözünü söyler: 4-3. Final biletini İtalya kapar.
Mexico City'deki Aztek Stadyumunda toplanan 100 binden fazla seyirci Brezilya’nın üçüncü şampiyonluğuna ve Pele’nin vedasına tanıklık etti. Brezilya, İtalya'yı 4-1 yenerken, üçüncü kez kazandığı için Julet Rimes heykelciğinin de sonsuza dek sahibi oldu.

1974: Cruyff ve
“Total Futbol”

74 kupasına gelindiğinde, dünya futbolunun gündeminde Hollanda takımı Ajax, Ajax’ın “Sarı Fare”si Johann Cruyff ve onları zirveye çıkartan “total futbol” kavramı vardı. “Futbol bir savaştır’’ sözüyle geleneksel futbol anlayışını yerle bir eden Hollandalı teknik adam Rinus Michels’in “topyekun savunma, topyekun hücum” düsturuna dayalı total futbolu, Portakalları 1974’ün en sükseli takımı yaptı. “Totalciler”in finaldeki rakibi Almanya’ydı. 7 Temmuz’da, Münih Olimpiyat Stadyumunu dolduran on binler unutulmaz bir finale tanıklık edecekti. Bir tarafta usta teknik direktör Helmut Schön'ün, kaleci Sepp Maier, "Bombacı" Gerd Müller, "Kayzer" Beckenbauer’li Alman 11’i; öbür tarafta portakal rengi formalarıyla efsane Rinus Michels'in Cruyff’lu 11’i... Hollanda daha 2. dakikada öne geçmişti. Ama Almanlar 25'te beraberliği yakaladı ve ilk yarı biterken "Bombacı" Müller skoru 2-1 yaptı. İkinci yarı boyunca Portakalların bombardımanı ve Alman kaleci Maier’in kurtarışları izlendi. Hollanda "gönüllerin şampiyonu" olmakla teselli bulacaktı.

1978 tangosu: Ardiles,
Kempes ve Passarella

Arjantin’in ev sahipliği hayali, 1978’te gerçek oldu. Mavi Beyazlıların efsane kadrosundaki Daniel Passarella, Osvaldo Ardiles ve Mario Kempes, rakiplerine pek konuksever davranmadılar ve önlerine gelen her takımı nakavt ettiler. 74’ün “gönül şampiyonu” Hollanda ise bu kez Cruyff'suzdu ama yine iddialıydı. Seyirciler, ilk turda Hollanda’yı çok zevkli bir maçın sonunda 3-2 yendiği halde ilk turda elenen İskoçları da şükranla uğurladılar. Sonradan bizim ülkemize gelerek Galatasaray’da teknik direktörlük yapan Graeme Souness da İskoç takımının savunmasında yer alıyordu.
25 Haziran'da, başkent Buenos Aires'teki River Plate Stadyumunda Arjantin ile Hollanda kupa finalinde karşılaştı. 70 binden fazla seyircinin desteğini alan Arjantin, dört yıl sonra bir kez daha kupanın bir ucundan tutmayı başaran Hollanda karşısında çok zorlandı. Hollanda’nın direncini kıran Kral Kempes olacaktı. Maçı 3-1 kazanan Arjantin ilk kupasını kazanmıştı.

1982: Gök mavi, yer mavi
1982’nin ev sahibi İspanya’ydı. En çok merak edilen takımı ise Arjantin... Ama Arjantin’in merak uyandırmasının asıl nedeni, son şampiyon olması değildi; herkes 18 yaşındaki genç bir futbol cambazını izlemek için sabırsızlanıyordu. Kendi ülkesinde attığı muhteşem goller, tüm Avrupa televizyonlarında klip olarak yayınlanan bu genç yeteneğin adı Diego Armando Maradona’ydı!
İkinci turda hem son şampiyon Arjantin’i hem de tüm kupaların favorisi Brezilya’yı geride bırakan İtalya sürpriz şekilde finale çıkmıştı. Rakipleri ise yine yakından tanıdığımız bir ismin - Jupp Derwall’in çalıştırdığı Federal Almanya’ydı. 11 Temmuz 1982 günü, Madrid'in ünlü Santiago Bernabeu Stadyumu’nu dolduran 90 bin seyirci gerçek bir “final” izliyor. Almanların kalesinde, 80’lerin sonunda Türkiye’ye gelerek Fenerbahçe kalesini de koruyacak olan Toni Schumacher var. Briegel, Breitner, Littbarski, Klaus Fischer, Uli Stielike, Hansi Müller, Hrubesch ve elbette Karl Heinz Rummenigge de Alman formasıyla sahada. Diğer yanda ise İtalya’yı, belki sessiz ve derinden, ama son derece zorlu bir yoldan finale kadar getiren Enzo Bearzot’un öğrencileri: Kalede 41 yaşındaki Dino Zoff var; önünde sert İtalyan savunması Bergomi, Cabrini ve Gentile; ortada Tardelli, Conti; ve elbette en önde, unutulmaz golcü Paolo Rossi... Gök Mavili İtalyanlar favori Almanya’yı dağıtıyor. Savunmaları sert ve zorlu, kalede ihtiyar delikanlı Zoff geçit vermiyor ve 5 gollü Rossi Alman kalesini kemiriyor... Golsüz ilk yarıdan sonra İtalyanlar başlarını güvenle çıkarıyorlar. 81’e gelindiğinde tabelada 3-0 yazıyor. Maç biterken Breitner’in attığı gol ise şeref sayısı oluyor ancak: 3-1. İtalyanlar üçüncü kez dünya şampiyonu.

1986: Kupanın golü
"Tanrı’nın eli"nden

Müstakbel ev sahibi Kolombiya ağır bir ekonomik krize girince, bir kez daha Meksika’da yapılan dünya kupasının 86’daki unutulmaz ismi kuşkusuz Maradona. Falkland Adaları krizi nedeniyle savaş durumunda olan Arjantin ile İngiltere'nin oynadığı çeyrek finalde muhteşem bir oyun çıkaran Maradona, adeta bütün bir Arjantin ulusunun iradesi gibi çullandı İngilizlerin üstüne. Önce deneyimli kaleci Shilton'ın üzerinden o unutulmaz “el” vuruşunu yaptı ve takımını öne geçirdi. Ama Maradona’nın İngilizlerle işi henüz bitmemişti. Lineker’le beraberliği yakalayan İngiltere’ye ikinci golünü, bir jenerik filmi çektirircesine attı Diego. Kendi sahasından çıkarttığı topu, bütün İngiliz oyuncuları, faullere, tekmelere, çekiştirmelere rağmen geçerek kaleye gönderdi. Maçtan sonra, ilk golde topa elle vurduğunu kabul edecek ve o elin “Tanrı’ya ait olduğunu” söyleyecekti. Arjantin finalde Almanya ile eşleşti. 115 bin kişinin doldurduğu Azteca Stadyumu’nda ikinci yarının başı oynanırken Arjantin 2-0 öndeydi. Ama 75 ve 80. dakikalarda Rummenigge ve Voller beraberliği getirdi. Artık herkes uzatma bekliyordu ki 3 dakika sonra Burruchaga Schumacher'i bir kez daha avladı. Arjantin 3-2 kazanmış, Maradona gözyaşları içinde kupayı kucaklamıştı.

1990: Kamerun mucizesi
ve Roger Milla

Derin karanlıklarda zayıf ışıklı yıldızlar da görülürler. 1990’ın kısır dünya kupasında ev sahibi İtalya’nın “yedek” oyuncusu Salvatore Schillaci’nin rüzgarı esti ve Schillaci, attığı gollerle ülkesine üçüncülük, kendisine gol krallığı kazandırdıktan sonra yine ortadan kayboldu.
Kupanın bir başka efsanesi ise 38 yaşındaki Kamerun Aslanı Roger Milla’ydı. Milla bu kupada Romanya'ya attığı golle kupa tarihinin en yaşlı golcüsü unvanını kazandı. 4 yıl sonra 42 yaşındayken, yine kendisinin kıracağı bu rekordan daha çok, Kamerun milli takımının İngiltere'yi 3-2 yendiği ikinci tur maçı konuşuldu elbette.
Arjantin ve Almanya, dört yıl sonra yine finalde buluşmuştu. Maradona 86’daki formundan uzaktı ve 82’den beri final kaybeden Almanların bu kez kaybetmeye niyeti yoktu. Teknik direktörlüğünü Beckenbauer'un yaptığı Federal Almanya, kupayı 1-0’lık sonuçla kazandı.

1994: Maradona gidiyor,
Hagi geliyor

1994 Dünya Kupası, futbola pek ilgisi olmayan bir ülkede, ABD'de yapıldı. Pek çok kişi, turnuvanın sönük geçeceğini, ABD halkının maçlara ilgi göstermeyeceğini ve tribünlerin boş kalacağını düşünüyordu. Fakat gerçek bunun tam tersi oldu. ABD hem çok başarılı bir organizasyon gerçekleştirdi hem de seyirciler hemen her maçta tribünleri hıncahınç doldurdu.
Yine de 94’e damgasını vuracak olay; efsane futbolcu Maradona’nın kan örneğinde kokaine rastlanması ve turnuvadan men edilmesiydi. Güneş batmadan önce son bir kez denize girer gibi; futbol güneşi altında Maradona’yı son bir kez büyük bir turnuvada izlemek isteyenlerin hayali kırıldı. Ama 94 kupası yine de bir teselli armağanı uzatacaktı izleyicilerine: Çeyrek finalde şanssız şekilde elenen Romanya’nın maestrosu Hagi... Romanya grubundan lider olarak çıkarken de ikinci turda Arjantin’i muhteşem bir maç sonunda elerken de orkestranın başında Hagi vardı.
Yarı finalde Bulgaristan’ı eleyen İtalya ile İsveç’i eleyen Brezilya finalde karşılaştı. Normal süresi golsüz biten maç penaltılara kaldı ve böylelikle ilk defa bir dünya şampiyonunu penaltı atışları belirlemiş oldu. 4. penaltılar sonunda Brezilya 3-2 öndeydi. İtalya'nın 5. penaltısını kullanan kaptan Roberto Baggio topu da İtalya’nın kupa hayallerini de dışarı vurdu. Brezilya 4. kez şampiyon olmuştu.

1998: Fransa nihayet
şampiyon

1998, Fransa’nın da kupaya ikinci kez ev sahipliği yaptığı yıl oldu. Fransızlar 3. olmuş, yarı finale çıkmış, ama kupayı hiç kazanamamıştı. 1998’de kadroları da çok iyiydi: Barthez, Thuram, Petit, Henry, Zidane, kaptan Blanc, Desailly, Lizarazu, Vieira, Deschamps, Pires, Wiltord, Trezeguet... Fransa tarihinin en iyi milli takımı, üç grup maçını da kazanarak ikinci tura çıktıktan sonra ikinci turda Paraguay’ı çeyrek finalde İtalya’yı eledi ve yarı finalde Hırvatistan’la unutulmaz bir maç yaptı. Takım arkadaşları Davor Suker’i turnuvanın gol kralı yapan Hırvatlar, Fransa karşısında da 1-0 öne geçip maçı uzun süre önde götürdüler. Ama ev sahibi, çoğunlukla yüksek konsantrasyon ve heyecan sonucu dikkati dağılan Hırvat oyuncuların hatalarından yararlanarak son anlarda iki gol buldu ve finale çıktı.
Ev sahibi Fransa 1998 turnuvasının finalinde Brezilya ile karşılaştı. Stade de France’ta ev sahibi ekibi yeni bir futbol ikonu sırtladı: Zinedine Zidane... 5. şampiyonluğun peşindeki Brezilya ikisi Zidane’dan olmak üzere üç gol yiyerek bozguna uğradı. Paris caddelerini dolduran yüzbinlerce Fransız günlerce kupayı kutladılar...



Kore - Japonya 2002
Eve kim dönecek?
İlk turun belki de en fazla dikkat çeken iki takımı olan Senegal ve Türkiye 22 Haziran Cuma günü Osaka'da kaşı karşıya geliyor. Zorlu mücadeleye sahne olan maç altın golle sona eriyor.
Senegal'In İsveç'i aşmasındaki en önemli oyuncu olarak dikkat çeken Henri Camara ve Türk Milli Takımı'nın ve Bayer
Leverkusen'in virtüözü olan
Yıldıray Baştürk omuz omuza
mücadelede. Bu mücadeleyi
Türkiye, İlhan Mansız'ın müthiş altın golü ile kazandı.
 

2002: Biz de varız!
2002 kupasının ilginç yanı, ilk kez Uzakdoğu ülkelerinin ev sahipliğinde gerçekleşmiş olmasıydı elbette. Ama bizim açımızdan bu turnuvayı özel yapan, 1954’ten beri ilk kez finallere kalma başarısını göstermiş olmamızdı. Türkiye, kendisini destekleyen ve takıma inananların umduğu; ama başka hemen hiç kimsenin aklından geçmeyen bir sonuç elde etti bu turnuvada: Finalin kapısından döndü ve dünya üçüncüsü oldu. Brezilya, Kosta Rika ve Çin ile aynı grupta yer alan millilerimiz, ilk maçta Brezilya’ya şanssız bir şekilde 2-1 yenildikten sonra Kosta Rika’yla 1-1 berabere kaldı ve son maçında Çin’i 4-0 yendi. Topladığımız 4 puanın bize yetmesi için, hayli gergin bir maç sonucunda yenildiğimiz Brezilyalıların, Kosta Rika’yı yenmesi gerekiyordu. İstediğimiz oldu; Brezilya Kosta Rika’ya tam 5 gol attı ve millilerimiz ikinci tura yükseldi.
Son şampiyon Fransa’nın, favori Portekiz’in, Arjantin’in, Hırvatistan’ın daha ilk turda elendiği, sürprizlerle dolu turnuvanın ikinci turundaki rakibimiz ev sahiplerinden Japonya’ydı. 18 Haziran’da Japonya’yı 1-0’la geçen Türkiye çeyrek finale yükseldi ve açılış maçında son şampiyon Fransa’yı yenerek sükse yapan Senegal ile eşleşti. Bu turda ABD Meksika’yı, Güney Kore de İtalya’yı eleyerek sürpriz serisini sürdürdüler. O unutulmaz çeyrek final maçının uzatma anlarında İlhan Mansız’ın attığı altın gol, Türkiye’yi hem yarı finale hem de dünyanın gündemine taşıdı. Yarı finalde rakip yine Brezilya’ydı ve dünya futbolunun devi, millilerimizi ikinci kez devirerek final vizesi aldı. İtalya’dan sonra İspanya’yı da eleyerek yarı finale yükselen bir başka sürpriz takım Güney Kore de aynı skorla Almanya’ya kaybetmişti: 1-0. Dünya üçüncülüğü maçında diğer ev sahibiyle de karşılaşmış olduk. Daha 11. saniyesinde, dünya kupaları tarihinin en erken golünün Hakan Şükür tarafından atıldığı bu zevkli maçı 3-2 kazanan takımımız dünya üçüncüsü olurken, bütün bir Uzakdoğu’nun da kalbini kazanıyordu. Tüm maçlarda yaşanan dostluk görüntüleri ve özellikle 3.’lük maçından sonra iki takım oyuncularının birlikte seremoni yapması, unutulmaz görüntüler yarattı.
Final mi?
Final bir dünya kupası klasiğiydi: Brezilyalılar Almanları 2-0 yendiler ve beşinci kez dünya şampiyonu oldular.
BİTTİ

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR