|
İş dünyası, globalleşen dünya pazarında rekabetin
olanaklarını artırmaya çalışırken, bir yandan da modern
çalışma koşullarını tesis etme uğraşında. Karmaşıklaşan
işler ve iş ilişkileri, artan uluslararası rekabet ve
yetişmiş personel ihtiyacı; özellikle büyük şirketlerde
“insan kaynakları yönetimi”ni bir ihtiyaç haline
getiriyor. Oysa insan kaynakları kavramı Türkiye için
çok eski bir kavram değil. İş ile çalışanı buluşturmak,
çalışan ile işveren arasındaki ilişkileri düzenlemek,
işverenin personel politikasını yönlendirmek ve doğru
hedeflere doğru araçlarla ulaşılmasını sağlamak... Bunca
önemli fonksiyonu üstlenen insan kaynakları biriminin
Türkiye’deki pratik uygulamaları ne durumda? Ülkemizde
insan kaynakları politikaları ve oluşumları gerçek
anlamda işliyor mu?

Logilife dergisinin bu sayısında insan kaynakları
yönetimini ele aldık. Bu konuyu, insan kaynakları
yönetimi açısından önemli noktalarda duran dört uzmanla
konuştuk. Uluslararası nitelikteki personel hizmetleri
şirketi Adecco’nun Bölüm Yöneticisi Akgül Can Beyhan;
insan kaynakları ve danışmanlık hizmetlerini internet
ortamına yayan “yenibiris.com”un Genel Müdürü Deniz
Ceylan Kılıçlıoğlu, Bayraktar Holding İnsan Kaynakları
Grup Başkanı Gamze Türker ve danışmanlık şirketi E&E
Group yöneticisi Kıvanç Ersöz’ün katılımıyla İstanbul
Conrad Otel’de gerçekleştirdiğimiz yuvarlak masa
toplantısında, uzmanlarımız konuyu geniş bir şekilde ele
aldı. Burada öne çıkan noktalarıyla okuyacağınız
yuvarlak masa toplantısından çarpıcı sonuçlar da çıktı.
Sözgelimi, bir yandan işsizliğin yüzde 20’lerde olduğu,
gerçek işsiz rakamının 4-5 milyon olduğu; ama diğer
yandan aradığı nitelikte personele ulaşamayan
işverenlerin de bulunduğu dile getirildi. O halde bir
bakıma, işgücü potansiyeliyle iş arasında bir iletişim
ve erişim sorunu olduğundan söz edebiliriz. İnsan
kaynakları yönetiminin fonksiyonelliği belki de en çok
bu noktada ortaya çıkıyor. Her fırsatta tekrar edilen
bir gerçeklik olarak; ülkemizin büyük genç nüfusu ve
dolayısıyla genç işgücü potansiyeli bir büyük olanağa
dönüşecekse, bunda insan kaynakları yöneticilerinin,
danışmanlarının önemli payı olacak.
Yine uluslararası alanda hızla yol alan ve küresel
rekabette doğru enstrümanları seçerek pozisyon alması
gereken firmalarımız da ihtiyacı olan personeli ve doğru
personel y önetimini,
insan kaynakları yöneticilerinin desteğiyle sağlayacak.
Bugüne kadar bir tür “masraf kapısı” olarak görülen
insan kaynakları bölümlerinin, başta büyük firmalar
olmak üzere, işverenler ve çalışanlar için önemi ve iş
dünyasındaki fonksiyonelliği açısından, sözü daha fazla
uzatmadan uzmanlarımıza bırakalım isterseniz...
|
Bilgiyi
aşağı doğru paylaşan
bir yönetim anlayışına ihtiyaç var
|

AKGÜL CAN BEYHAN (ADECCO) |
İnsan kaynakçılarının biraz da savaşçı
olması gerekiyor yönetim anlamında; çünkü
çeşitli unsurlar arasında çok hassas bir
denge kurmak zorunda. Bir; çalışanın hakkını
gerçekten çok iyi savunmak gerekiyor. İki;
şirket sahibinin ya da ortaklarının, şirket
yönetiminin ihtiyaçlarını da piyasa
koşullarından, sektörel koşullardan
kaynaklanan dengeleri de çok iyi kavramak
gerekiyor. Çünkü bir taraf almak bir taraf
vermek eğiliminde. Birbiriyle zaman zaman iç
içe geçen, kimi zaman da taban tabana zıt
olan bir takım talep ve beklentiler var.
İnsan kaynakları yöneticisinin de bu savaşı
çok iyi dengelemesi gerekiyor.
Bizim işletmelerimizde, her durumda
yukarıya, yönetime doğru bir bilgi akışı
var; ama aşağıya inişte sorun var. Yönetim
kademesi, verimliliği, ciroyu, rakiplerdeki
durumu yakından izliyor; ama çalışanlar
kademesine indiğimizde, aynı kurumda, o
şirket için çalıştığı halde kişi, bu
parametrelerin farkına yönetim kadar
varamıyor. Bilgiyi aşağı doğru indiren, bunu
paylaşan bir yönetim anlayışı Türkiye’de
yaygın değil. İnsan kaynakları yönetiminin
bence en büyük sıkıntısı bu konuda.
Bir de insan kaynakları, örneğin “Satış”
gibi, rakamların geri dönüşünün çok net
olarak görüldüğü bir yer değil. Bu nedenle
biraz maliyet merkezi gibi görünüyor. Çünkü
çalışanların eğitimleri var, maaşları var,
bir takım yan faydalarının bütçe olarak
takibi var... Bütün bunlarla ilgilenen insan
kaynakları departmanı bir tür gider merkezi
olarak algılanıyor. Bu durum, insan
kaynakları yöneticisinin bazı şirketlerde
yalnız kalmasına neden oluyor.
Şirketler adına eleman arıyor, açık
pozisyonları doldurmak için çaba
gösteriyoruz. Böyle bir misyonumuz var.
Diğer tarafta gerçekten çok nitelikli iş
arayanlar var ve bir şekilde bu insanları o
işlerle buluşturmak gerekiyor. Bazen doğru
platformlarda bir araya geliyoruz ve bunu
hızlı bir şekilde sağlıyoruz. Fakat bazen de
gerçekten çok nitelikli insanların iş
aradıklarını ve bulamadıklarını görüyoruz.
Bazı insanlar, bazı pozisyonlar için “fazla”
kalıyorlar. Bu da bir demotivasyon
yaratıyor. Bu işi layıkıyla yapan danışman
ya da insan kaynakları yöneticisi, fazlalık,
eksiklik olmadan iş pozisyonuyla çalışanı
bir araya getirmeli.
Bizim gördüğümüz kadarıyla, özellikle yeni
mezunların kaynak ve destek bulmakta
sıkıntıları var. Bir iş arayışları var; ama
bunu sadece yakın çevrelerine söylüyorlar. O
yakın çevre belki iyi niyet gösteriyor; ama
doğru kaynağa ulaştırmada, yönlendirmede
yetersiz kalıyor. O yüzden “yenibiris.com”
gibi Adecco gibi platformların çok etkin bir
tanıtıma ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Bizim “direk yaklaşım” dediğimiz bir yöntem
var. Bu yöntemin, o sözünü ettiğimiz
buluşmayı sağlayan aktif bir rolü olduğunu
düşünüyorum. Çünkü bir çok kişi şirketinde
uzun zaman çalışıyor, tatminsizliği de var;
ama uzun zaman iş aramamış; istemiş ki iş
onun karşısına çıksın. Böyle olmayınca da
bulunduğu statüyü korumayı tercih etmiş. Bu
noktadaki kişiler, iş tatminsizliği, sağlık
problemleri, hatta aile huzursuzluğu gibi
sorunlar yaşıyorlar. Bizim özel yaklaşımımız
bu tür kişileri bulmak. Bir prodüksiyon için
arayışımız olduğunda; elbette çok iyi
oluşturulmuş “veri bankamız”dan da
yararlanarak; aktif olarak bu tür kişilere
ulaşıyoruz. Bu şekilde ulaştığımız birçok
kişi, şu an gerçekten çok mutlu ve keyifle
çalışıyor. Kendini yenilemek için ciddi bir
güven duyuyor. O yüzden direk yaklaşım
metoduyla geçişlerde, hem aday hem de kurum
açısından çok verimli sonuçlar alıyoruz.
|
Öncelikle
kurumsallaşmayı
gerçekten
istemek
gerekir
|

KIVANÇ ERSÖZ (E&E
FROUP) |
İnsan kaynakçılarının biraz da savaşçı
olması gerekiyor yönetim anlamında; çünkü
çeşitli unsurlar arasında çok hassas bir
denge kurmak zorunda. Bir; çalışanın hakkını
gerçekten çok iyi savunmak gerekiyor. İki;
şirket sahibinin ya da ortaklarının, şirket
yönetiminin ihtiyaçlarını da piyasa
koşullarından, sektörel koşullardan
kaynaklanan dengeleri de çok iyi kavramak
gerekiyor. Çünkü bir taraf almak bir taraf
vermek eğiliminde. Birbiriyle zaman zaman iç
içe geçen, kimi zaman da taban tabana zıt
olan bir takım talep ve beklentiler var.
İnsan kaynakları yöneticisinin de bu savaşı
çok iyi dengelemesi gerekiyor.
Bizim işletmelerimizde, her durumda
yukarıya, yönetime doğru bir bilgi akışı
var; ama aşağıya inişte sorun var. Yönetim
kademesi, verimliliği, ciroyu, rakiplerdeki
durumu yakından izliyor; ama çalışanlar
kademesine indiğimizde, aynı kurumda, o
şirket için çalıştığı halde kişi, bu
parametrelerin farkına yönetim kadar
varamıyor. Bilgiyi aşağı doğru indiren, bunu
paylaşan bir yönetim anlayışı Türkiye’de
yaygın değil. İnsan kaynakları yönetiminin
bence en büyük sıkıntısı bu konuda.
Bir de insan kaynakları, örneğin “Satış”
gibi, rakamların geri dönüşünün çok net
olarak görüldüğü bir yer değil. Bu nedenle
biraz maliyet merkezi gibi görünüyor. Çünkü
çalışanların eğitimleri var, maaşları var,
bir takım yan faydalarının bütçe olarak
takibi var... Bütün bunlarla ilgilenen insan
kaynakları departmanı bir tür gider merkezi
olarak algılanıyor. Bu durum, insan
kaynakları yöneticisinin bazı şirketlerde
yalnız kalmasına neden oluyor.
Şirketler adına eleman arıyor, açık
pozisyonları doldurmak için çaba
gösteriyoruz. Böyle bir misyonumuz var.
Diğer tarafta gerçekten çok nitelikli iş
arayanlar var ve bir şekilde bu insanları o
işlerle buluşturmak gerekiyor. Bazen doğru
platformlarda bir araya geliyoruz ve bunu
hızlı bir şekilde sağlıyoruz. Fakat bazen de
gerçekten çok nitelikli insanların iş
aradıklarını ve bulamadıklarını görüyoruz.
Bazı insanlar, bazı pozisyonlar için “fazla”
kalıyorlar. Bu da bir demotivasyon
yaratıyor. Bu işi layıkıyla yapan danışman
ya da insan kaynakları yöneticisi, fazlalık,
eksiklik olmadan iş pozisyonuyla çalışanı
bir araya getirmeli.
Bizim gördüğümüz kadarıyla, özellikle yeni
mezunların kaynak ve destek bulmakta
sıkıntıları var. Bir iş arayışları var; ama
bunu sadece yakın çevrelerine söylüyorlar. O
yakın çevre belki iyi niyet gösteriyor; ama
doğru kaynağa ulaştırmada, yönlendirmede
yetersiz kalıyor. O yüzden “yenibiris.com”
gibi Adecco gibi platformların çok etkin bir
tanıtıma ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Bizim “direk yaklaşım” dediğimiz bir yöntem
var. Bu yöntemin, o sözünü ettiğimiz
buluşmayı sağlayan aktif bir rolü olduğunu
düşünüyorum. Çünkü bir çok kişi şirketinde
uzun zaman çalışıyor, tatminsizliği de var;
ama uzun zaman iş aramamış; istemiş ki iş
onun karşısına çıksın. Böyle olmayınca da
bulunduğu statüyü korumayı tercih etmiş. Bu
noktadaki kişiler, iş tatminsizliği, sağlık
problemleri, hatta aile huzursuzluğu gibi
sorunlar yaşıyorlar. Bizim özel yaklaşımımız
bu tür kişileri bulmak. Bir prodüksiyon için
arayışımız olduğunda; elbette çok iyi
oluşturulmuş “veri bankamız”dan da
yararlanarak; aktif olarak bu tür kişilere
ulaşıyoruz. Bu şekilde ulaştığımız birçok
kişi, şu an gerçekten çok mutlu ve keyifle
çalışıyor. Kendini yenilemek için ciddi bir
güven duyuyor. O yüzden direk yaklaşım
metoduyla geçişlerde, hem aday hem de kurum
açısından çok verimli sonuçlar alıyoruz.
|
15 bin
firma yenibiris.com ile çalışıyor
|

DENİZ CEYLAN KILIÇOĞLU
(YENİBİRİŞ.COM) |
Türkiye’de önemli bir sorun var: İnsanlar iş
beğenmiyor... Biz mart ayında başlayan ve
haziran ortasına kadar devam eden çok yoğun
kariyer günlerine katılıyoruz. Hafta içinde
ortalama 6-7 etkinliğe gidiyoruz; sürekli
seminerler veriyoruz, anlatıyoruz ve
onlardan geri besleme alıyoruz. Bu
toplantılardan edindiğim izlenimlerle
söyleyebilirim ki gençlerin en çok şikayetçi
oldukları nokta, işlerin tecrübe arıyor
olması. Ama tecrübe aranmayan bir çok iş
fırsatı var. Call center’lar var, satış
temsilciliği var, bankacılıkta gişe
yetkilisi vs., sayabileceğim bir çok
pozisyon var. Ama bu işler beğenilmiyor.
“Kapı kapı gezip satış mı yapacağım”
diyorlar örneğin. Sözgelimi sigorta satışı.
Bütün bireysel emeklilik şirketleri yoğun
bir şekilde nitelikli eleman arıyor ve
bulamıyorlar. Ama bir yandan da gençler
işsiz. Gençlerimiz “gireyim tecrübe
edineyim, sonra gider tecrübeli eleman
arayan şirketlere başvururum” diye
düşünmüyor. Orada çalışacağı bir seneyi evde
geçiriyor, iş bulamadım diyor, bunalıma
giriyor. Son iki yılda dikkatimizi çeken bir
şey daha var: Adaylar iş görüşmesine
gelmiyor. Eskiden böyle bir şey yoktu. Satış
temsilciliği gibi, call center gibi toplu
işe alımlar olan pozisyonlarda; örneğin o
gün işveren görüşme için 20 kişiye zaman
ayırmış, ona göre planını yapıyor; ama 20
kişinin 10’u gelmiyor. Böyle bir sorumsuz
tutum var. Toplumsal bir yaklaşımı var bu
işin, başka bir platformda bunu tartışmak
lazım belki. Genel yaklaşımımız bu hep.
Peki bu sorunda insan kaynakları
yöneticisinin rolü var mı? Özellikle
perakende sektörünü ele alırsak, olduğunu
düşünüyorum. Perakende sektörü eleman
bulmakta çok zorlanıyor. Bizim, bu alanda
uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketiyle
birlikte yürüttüğümüz bir projemiz var:
Perakende okulu projesi... Sektörün açığı
çok büyük. Perakende sektörü sürekli
büyüyor, yeni mağazalar açılıyor; ama eleman
bulunamıyor. Gençleri ikna edemiyorlar.
Niye, gençler o mağazayı bir şirketin
parçası olarak değil; bir tezgah dört duvar
olarak görüyor. “Ben” diyor, “üniversiteyi
bitirdim, gidip bir dükkanda mı
çalışacağım!” Oysa şu mantıkla düşünse:
“Evet, ben üniversiteyi bitirdim ve dünya
devi bir işletmenin mağazasında satış
temsilcisi olarak görev alacağım.” Demek ki
işveren de o vizyonu veremiyor. O alanda
çalışma şartları zor; uzun çalışma süreleri,
düşük maaşlar, yoğun sirkülasyon vs. Tabii
ki bir etki tepki meselesi oluyor. Her iki
tarafta da hata var. İşverene ve insan
kaynakları yönetimi anlayışına baktığımızda
da eksikleri görüyoruz.
yenibiris.com olarak bizim verdiğimiz
hizmet, tamamen işe alımla ilgili. 1 milyon
794 bin üyemiz, bilgi havuzumuzda 1 milyon
317 bin özgeçmişimiz var. Kurumsal üye
sayımız yaklaşık 15 bin. 15 bin firmayla
çalışıyoruz ve dolayısıyla küçük ölçekli
şirketler de bizim hedef kitlemiz içinde
bulunuyor. Bundan sonra internet platformunu
büyütecek olan, zaten küçük ölçekli
işletmeler. Üyelerimiz arasında 3 kişinin
çalıştığı şirket de var; büyümek istiyor ve
ilan veriyorlar. Şirket tanıtım
sayfalarımız, aday tarafında da talebin
artmasını sağlıyor.
Yeteri kadar iyi girişimci olan ve
çalışanlarına değer veren bir patron, 50
kadar çalışanı, çok da fazla sistem
kurmadan, çalışanlarıyla yakın ilişkide
bulunarak idare edebilir bence. Küçük
şirketlerde İK işlevini zaten patron görür.
Gerekli olursa bir danışmanla görüşülebilir.
Bizim tavsiyemiz, küçük işletmelerde
patronların çalışanlarıyla yakın ilişki
kurması. Artık bilgiye ulaşmak da kolay, her
şey elinizin altında; yeter ki ne
istediğimizi bilelim.
|
Her insan
kaynakçı aynı zamanda
bir satıcıdır
|

GAMZE TÜRKER
(BAYRAKTAR HOLDİNG) |
Aşağı yukarı her iş grubunda bir maaş
dengesi ve skalası vardır. Ama son
zamanlarda ücret taleplerinde bir artış
görüyoruz. Sözgelimi otomotiv sektörü, küçük
ama yer değiştirmenin fazla olduğu bir
sektör. İnsanlar yer değiştirmek istedikleri
zaman mevcut işlerinin muhakkak üstünde bir
yere gitmeye bakıyorlar. Daha iyi şartlar,
daha iyi kariyer olanakları diyeceklerine,
yüksek ücret noktasında duruyorlar. Ama
sektör olarak otomotiv bunu kaldırabilecek
güçte değil; çünkü kâr marjları küçük ve
sürümle para kazanılan bir sektör otomotiv.
O zaman ne oluyor; ancak çok iyilere yer
açılıyor, atılımları çok iyiler yapabiliyor.
Bunu sadece yöneticiler için değil, 2-3 sene
tecrübesi olanlar için de söylüyorum.
Yurtdışı deneyimi olanlar, birden fazla
markayı çok iyi bilenler bu şansa sahip
oluyor. Ama bu sefer de şirket içinde
kurduğunuz bir takım dengeleri esnetmek
zorunda kalabiliyorsunuz. Her şey başa
dönüyor. İşte böyle bir sıkıntı var şimdi
ortada. Demek istediğim şu: İşsizlik ciddi
bir sorun; ama kendilerine bir kapı açıp
gitmek isteyen bazı “uçan” arkadaşlar da
var. Eğer kurumlar iyi bir seçme yerleştirme
metoduyla personel alabiliyorsa çok iyi; ama
“Gel bak, bu uzun boylu, yakışıklı da
görünüyor, otomotiv sektöründe iş yapar”
diye bakıyorsanız çekeceğiniz sıkıntılar var
demektir.
Benim bir savım var. Diyorum ki her İK’cı
bir satıcı. Her İK’cının her şeyden önce
satış kavramını iyi bilen biri olması lazım.
Genelde bizde İK’cılar, mali işler, insan
kaynakları gibi daha durağan
profillerdendir. Halbuki İK’cı önce
şirketini iyi satacak; sonra iş pozisyonunu
satacak; sonra bulduğu adayı üst yönetime
satacak. Ve kurduğu sistemi hem çalışana hem
yönetime satacak...
İnsan kaynakları yönetiminin fonksiyonelliği
hakkında ise yakından bildiğim kurumlardan
birini örnek vermek istiyorum. Gebze’de
1.000’e yakın çalışanıyla üretim yapan bir
işletme. Bu işletmeye yeni bir insan
kaynakları müdürü atanıyor. Firmayı
inceliyor, eksikleri ve yapılması
gerekenleri tespit ederek bir bütçe
çıkarıyor. Kurduğu sistemdeki yenilikler
arasında çalışanlar için özel sağlık
sigortası da var. İşçiler, sağlık
sigortasına dahil ediliyorlar. Aradan bir
yıl geçtikten sonra prim oranlarına
bakılıyor; oran yüzde 20’lerde. Gebze’de
özel sigortayla anlaşmalı hastane yok! Bu
yüzden hiç kimse sigortasını kullanamamış;
ama korkunç bir prim ödenmiş. Neticede
pazarı olmayan bir yere dükkan açılmış gibi
oluyor ve iyi niyetli bir çaba sonuçsuz
kalıyor.
Yapılacak düzenlemeleri doğru ve hem kuruma
hem de çalışanlara uyumlu olarak
gerçekleştirmek gerekli. Elbette, işletmenin
insan kaynakları yönetiminden ne beklediği
de önemli. Bizde insan kaynakları
uygulamalarını hep bir “masraf kalemi” gibi
görme eğilimi vardır. İnsan kaynakçıların
önerilerine, “maaş veriyoruz, yemek
veriyoruz; şimdi tutup bir de bunu mu
verelim” diye tepki gösterilir. Oysa
gelişmiş ülkelerde, insan kaynakları
yönetimi için ayrılmış özel bir bütçe var.
Yönetici diyor ki “Benim İK bütçem böyle bir
şey. Bu bütçe içinde kalarak maaş mı
verecek, sağlık sigortasını mı geliştirecek;
karar İK yöneticisinin”. Fakat bizde böyle
bir bütçe konmadığı için sürekli patronun
cebinden para çıkıyormuş gibi bir izlenim
doğuyor. İK yöneticisi de bu izlenimi
değiştirmek için patron tarafındaymış gibi
görünmek zorunda kalıyor. Patron tarafında
görününce de bu sefer çalışanlardan
uzaklaşıyor. Halbuki insan kaynakları
yöneticisi, bir bakıma o kurumda çalışan
insanların temsilcisidir.
|