SİTE İÇİ ARAMA

 


Gönüllü bir yardımsever, cesur bir dağcı...

Nasuh
Mahruki

1999’daki büyük Marmara Depremi’nde adı en çok anılan kurumlardan biriydi AKUT. Ülke büyük felaketin şaşkınlığını yaşarken AKUT’un gönüllüleri bütün enerjisiyle insanları kurtarmaya çalışıyordu. Felaketi yaşayanlar da uzaktan izleyenler de onlara güven duydu. AKUT’un kurucusu ve başkanı Nasuh Mahruki ile bir hayatı gönüllü yardımseverliğe adamak üzerine konuştuk.
 

1999 depremi, kalbimizden asla çıkmayacak bir acı bıraktı. Tüm bir toplumu derinden etkileyen bu felaket, belki de bir daha göremeyeceğimiz bir toplumsal dayanışmayı, bu toprakların üstünde yaşayan insanların, kültür, sınıf, cinsiyet farkı göstermeden tek bir yumruk olarak birleşebileceğini gösteren bir kanıt oldu bir bakıma. Birkaç saniye içinde tüm hayatları paramparça olan insanların, sönen ocakların, kaybolan hayallerin trajik hikâyesiydi o günlerde yaşananlar. Tam bir panik ortamının yaşandığı, hiç kimsenin ne yapacağını bilmediği bu dönemde, Arama Kurtarma Derneği (AKUT) isimli bir sivil toplum örgütü, tüm gücüyle yardıma koştu. Her türlü olumsuzluğa rağmen, canını dişine takarak depremzedelere yardım eden AKUT, tüm toplumun gönlünde taht kurdu. AKUT’un kurucusu ve başkanı Nasuh Mahruki’yle bir söyleşi yaptık.

İlk önce öğrenim hayatınızdan bahseder misiniz?
21 Mayıs 1968 doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladım. Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 1992 yılında mezun oldum. Son olarak, 2003-2004 eğitim-öğretim dönemi sonunda Milli Güvenlik Akademisi’nden başarıyla mezuniyet derecesi aldım.

Sanırım hareket ve heyecan dolu, zaman zaman tehlikeli bir hayatınız var: Arama kurtarma, tırmanışlar vs... Böyle bir hayatı seçmenizin sebebi neydi? Etkilendiğiniz, model olarak benimsediğiniz birisi oldu mu?
Ben hayatımın hiçbir döneminde herhangi birisine öykünmek gibi bir düşünce içinde olmadım; her zaman için kendim olmaya çalıştım. Üniversite yıllarında, 20 yaşındayken, dağcılığa ve diğer dağ sporlarına başladım. Daha sonra bu tarz sporlardan çok keyif aldığımı fark ettim. Elbette doğa sporları, şehirden uzak kalmayı gerektiriyor. Türkiye içinde bile olsanız Aladağlar’a, Kaşkar’a, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gidiyorsunuz. Benim en çok hoşuma giden, işin bu seyahat kısmı oldu. Bir taraftan sportif tarafı var, sürekli olarak kendinizi geliştiriyorsunuz; bir taraftan da ciddi bir öğrenme süreci var; çünkü yeni kültürler, yeni coğrafyalar, yeni insanlar tanıyorsunuz. Yurtdışına çıktığınızda ise işler tamamen değişiyor. Anadolu bizim kültürümüz; bildiğimiz, tanıdığımız, gördüğümüz kültür. Elbette Anadolu’nun değişik yerlerine gittiğimizde şehir insanı olarak çok şaşırtıcı şeylerle karşılaşıyoruz; ama başka bir kıtaya gittiğinizde, mesela Güney Amerika, mesela Avustralya, gerçekten bir kültür şoku yaşıyorsunuz; çünkü her şey tamamen farklı.

Sizin adınız belki de en çok AKUT’la, felaket anlarındaki arama kurtarma etkinlikleriyle anıldı, anılıyor. Biraz AKUT’tan söz eder misiniz? AKUT nasıl kuruldu?
1990’ların sonlarında Bolkar dağlarında bir kaza oldu ve iki genç dağcının kaybolduğu haberi yayıldı bir anda. Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi dağcılar kaza geçirdiği zaman onlara ancak başka dağcılar yardım edebilir. Bu durum her yerde böyle, çünkü dağcılık özel bir ekip ve ekipman gerektiriyor. Biz de Türkiye’nin dört tarafından toplanan yaklaşık 100 kadar dağcı olarak bu gençleri kurtarmaya gittik. 14 gün boyunca bölgede arama kurtarma çalışması yaptık. Fakat bu arama sürecinin sonunda ne yazık ki gençleri bulamadık. Bu olay bizi çok etkiledi ve böyle bir olay olduğunda hazırlıklı olmak için örgütlenmemiz gerektiğine karar verdik. AKUT’u kurma fikri böyle bir kazadan sonra yapılan küçük bir toplantıda çıktı ortaya. Türkiye’de doğal afetlerde arama kurtarma konusunu kendisine görev seçmeyi düşünen ilk yapı biz olduk. Hatta 1999 depremine kadarki dönemde bu alanda faaliyet gösteren tek yapı bizdik. Dağcıların değişik coğrafyaları tanımasının büyük bir avantajı var bu anlamda. Dolayısıyla ülkelerine karşı da çok farklı bir duruş gerçekleştiriyorlar. Kendi yaşadıkları hayatla karşılaştırabiliyorlar; kendilerinden farklı hayat tarzlarına sahip olanlara dönük bir empati yaratabiliyorlar. Vasıfları da yaptıkları spor nedeniyle gelişmiş durumda. Bunların sonucunda, “içinde bulunduğumuz topluma ve ülkeye karşı başka bir açıdan da hizmet edelim, katma değer yaratalım” diyerek gönüllü bir hizmet gerçekleştiriyorlar.

1999’daki büyük depremde, AKUT birçok önemli görevi başardı ve toplum nezdinde saygın bir yer edindi. Fakat sonra AKUT ismi etrafında bazı tartışmalar gündeme geldi. Belki de insanlar AKUT’u yeterince tanımıyorlar, AKUT’un örgütlenme biçimi nedir, nasıl çalışır, nasıl yönetilir?
AKUT iki senede bir üyelerin oylarıyla seçilen 7 kişilik bir yönetim kuruluyla yönetilen bir sivil toplum örgütü. Her seçimde yenilenen 3 kişilik bir denetleme kurulu ve 3 kişilik bir disiplin kurulu iç denetimi sağlıyor. 1999 depreminde sergilediğimiz çabalar, bizi toplumun gözünde son derece büyüttü. Fakat ne yazık ki buna ayak uyduramayanlar oldu. Biz aslında derneği dağcılar olarak kurmuştuk; fakat 1999 depreminde konu bambaşka bir noktaya geldi, AKUT artık dağcılıktan tamamen soyutlanıp deprem arama kurtarma olayına dönüştü. Devlete bağlı 110 kişilik bir grup olan Sivil Savunma dışında, bizden başka hiçbir kurum yoktu arama kurtarma konusunda. Dolayısıyla, Türkiye’nin tamamen hazırlıksız yakalandığını hatta sahipsiz kaldığını söyleyebileceğimiz bir dönemde AKUT, ne yapması gerektiğini bilen ve ayakta kalan nerdeyse tek örgütlü yapıydı. Bu dönemde farklı alanlarda çok yetenekli, zeki ve geniş vizyona sahip birçok insan aramıza katıldı. Ben de şahsen bu insanların AKUT’a daha faydalı olacağını düşünerek yönetim kademesinde bu arkadaşlarla beraber yürümeye karar verdim. Doğru olan da buydu zaten. Fakat eski kadrolar bu durumdan hoşlanmadılar “eski ruhumuzu kaybediyoruz” söylemiyle bir “eski-yeni ayrımına” gitmeye çalıştılar ve doğal olarak ben de buna izin vermedim. Elbette biz bu tartışmanın çok saçma olduğunu düşünüyoruz; çünkü deprem sonrasında kamuoyunun bize duyduğu büyük güven, destek ve kaynak aktarımlarıyla AKUT bir yerlere geldi. Bu kaynağı yaratan toplumumuza sırt çevirmemizin mümkün olmadığını dışarıya yansıtmadan önce kendi içimizdeki gruba bir türlü anlatamadık. Ben de bu tartışmalar yüzünden yönetim kurulunu da düşürerek istifamı sundum. Yapılan yeni genel kurulda yine başkan olarak seçildim. Sorunları dernek içerisinde demokratik yollarla çözemeyenler, bu konuyu medyaya taşıdılar ve medya da bu konuyu, özünü anlamadan ve reyting beklentisiyle gündeme taşıdı. Bu olayların sonucunda dernekten yaklaşık 15 kişi uzaklaştırıldı ve 3 kişi istifa etti. Fakat istifa edenler medya tarafından çok abartıldı ve sanki 200-250 kişi istifa etmiş gibi bir atmosfer yaratıldı. Bazı medya çevreleri, derneğimizin yönetim, denetim ve disiplin kurulana hiçbir şey sormazken sadece bu insanlar üzerinden derneğimize birçok saldırıda bulundu. Tüm bu durumun çok net bir açıklaması var; AKUT herhangi bir politik gruba yakınlık göstermeyen, tamamen bağımsız bir sivil toplum kuruluşu. AKUT, 1999-2000 döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri’nden sonraki en güvenilen kurum olarak seçildi. Bazı çıkar çevrelerinin hoşuna gitmeyen bu durum, ne yazık ki bize karşı çirkin bir iftira ve karalama kampanyasına dönüştü. Fakat tüm bu olanlara rağmen dimdik ayaktayız ve birkaç kendini bilmezin iftiraları yüzünden geri adım atmayacağız.

AKUT sadece yurtiçinde değil, yurtdışında da birçok operasyon gerçekleştirdi. Birçok insanın gitmeyi aklından bile geçirmeyeceği kadar riskli, tehlikeli bölgelere gittiniz. Bu çalışmalara teknik ve psikolojik olarak nasıl hazırlanıyorsunuz?
Evet, bizim 6 tane yurtdışı operasyonumuz var. Yunanistan, Tayvan, İran, Pakistan depremleri gibi...
Bütün sportif çalışmalarda 3 tür hazırlık vardır. Fiziksel, teknik ve psikolojik hazırlık... Fiziksel hazırlıktan kastımız, güçlü bir bedensel yapıya sahip olmak için yapılan çalışmadır. Teknik hazırlık ise yaptığınız işi en iyi ve profesyonelce yapmak için göstermiş olduğunuz çabadır. Psikolojik hazırlık döneminde ise yoğun bir bilgi edinme, araştırma sürecine girerek karşınıza çıkabilecek her şeye karşı maksimum derecede hazırlıklı olmaya çalışırsınız. Mesela K2 zirvesi benim gerçekten çok ciddiye aldığım bir konu. K2 ile alakalı çok kitap okudum karşıma çıkacak olanları önceden öğrendim.
AKUT’a başvurma ve üye olma süreçlerini anlatır mısınız? AKUT üyesi olmak için her hangi bir kriter var mı?
AKUT’un Türkiye’de 10 bölgede ekibi var, bu bölgelerde yaşayanlar üye olmak için başvuruda bulunabiliyor. Başvurudan sonra önce bir senelik bir gözlem sürecimiz var, bu süreçte adaylar AKUT’un çeşitli birimlerinde çalışmalarda bulunuyor ve bu deneme süresinin sonunda bir değerlendirme yapıyoruz.
AKUT’u kurmuş olanlar dağcılardır; ama AKUT bir dağcılık kulübü değil bir arama kurtarma kurumudur. Bize katılacak insanlarda aradığımız bir tek özellik var, vatanını ve milletini sevsin, insanlara yardım etmeyi gerçekten istesin, diğer özellikleri biz çeşitli eğitim programlarımızla onlara zaten kazandırıyoruz. Önemli olan, bu özveriye sahip olsun. Herkes ön saflarda olmak zorunda değil; arka planda da çalışan, emek harcayan birçok insan var. Bizim göstermiş olduğumuz mücadele uzun soluklu bir mücadele, bir ekip çalışması.
AKUT tamamen gönüllülerden oluşan bir yapıdır ve insan kaynağıyla hareket eder. Sekreterler dışında herkes gönüllü çalışmaktadır. Biz bağışlarla ayakta kalan bir derneğiz; fakat buna rağmen operasyonlarda kullandığımız araçlar için otomobil vergisi ödemek zorundayız. Bu durum bizi çok rahatsız ediyor. Ayrıca derneğimizin elektrik, kira vs. gibi birçok masrafı var. Bu yüzden maddi konularda çok idareli davranıyoruz. Masrafların önemli bir kısmını zaten AKUT’un görevlileri kendi üzerlerine almış durumdalar. AKUT’un son üç yıllık operasyon ortalaması 55. Yani haftada birden fazla. AKUT, sadece bağışlardan oluşan 125 bin YTL’lik bütçesiyle her sene ortalama 83 kişinin hayatını kurtarmaktadır ve tamamen gönüllü olarak yapılmaktadır bu hizmet.

Nasuh Mahruki’nin günlük hayatı nasıl geçiyor?
Benim oldukça yoğun bir tempom var; çünkü farklı alanlarda birçok şeyle ilgileniyorum. Bir taraftan dağcılık ve diğer sporlar, bir taraftan da verdiğim seminerler, yaptığım konuşmalar. Hafta içinde en az birkaç defa şehir dışına çıkıyorum. 20 yaşımdan beri devamlı hareket halindeyim, bir öğrenme ve öğrendiklerimi insanlarla paylaşma süreci içerisindeyim.

Bir gezi programına nasıl başlıyor ve sonuçlandırıyorsunuz?
Çok okuyan, araştıran bir yapım var. İlgimi çeken yerleri aklımın bir köşesine yazıyorum. Uygun koşullar yaratmaya çalışıyorum. Mesela şu anda aklımda onlarca proje var; Everest’e bir daha gitmek, dünyayı tekneyle dolaşmak gibi.

Dünyanın uzak noktalarına gittiniz, başka yaşam biçimlerini ve başka kültürlerin insanlarını tanıdınız. Bütün bunlar içinde sizi en çok etkileyen ne oldu?
Kültür anlamında Hindistan çok enteresan bir ülke. İnanılmaz derecede karmaşık, fakat bir o kadar da uyum içinde. Çok büyük bir coğrafya. Avrupa, Amerika bizden çok daha modern olsa da bizi şaşırtmıyor; sonuçta aynı kültürü yaşıyoruz. Ama Hindistan tamamen farklı, gittiğiniz zaman gerçekten büyük bir şaşkınlığa uğruyorsunuz.

Hindistan’ın çoğu bölgesinde modern hayattan çok uzak, belki de 1000 yıl geride kalmış bir yaşam tarzı var. Sizi, motosikletli bir yabancıyı nasıl karşılıyorlar?
Bir kere motosiklet çok sempatik bir araç... Bir dağ köyüne ciple girseniz başka; ama motosiklet farklı. Kültürlerin çok farklı olması karşınızdakiyle sıcak ilişkiler kurmanıza engel değil. Önemli olan samimiyet ve karşılıklı hoşgörü...


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR