1999 depremi, kalbimizden asla çıkmayacak bir acı
bıraktı. Tüm bir toplumu derinden etkileyen bu felaket,
belki de bir daha göremeyeceğimiz bir toplumsal
dayanışmayı, bu toprakların üstünde yaşayan insanların,
kültür, sınıf, cinsiyet farkı göstermeden tek bir yumruk
olarak birleşebileceğini gösteren bir kanıt oldu bir
bakıma. Birkaç saniye içinde tüm hayatları paramparça
olan insanların, sönen ocakların, kaybolan hayallerin
trajik hikâyesiydi o günlerde yaşananlar. Tam bir panik
ortamının yaşandığı, hiç kimsenin ne yapacağını
bilmediği bu dönemde, Arama Kurtarma Derneği (AKUT)
isimli bir sivil toplum örgütü, tüm gücüyle yardıma
koştu. Her türlü olumsuzluğa rağmen, canını dişine
takarak depremzedelere yardım eden AKUT, tüm toplumun
gönlünde taht kurdu. AKUT’un kurucusu ve başkanı Nasuh
Mahruki’yle bir söyleşi yaptık.
İlk önce öğrenim hayatınızdan
bahseder misiniz?
21 Mayıs 1968 doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Şişli
Terakki Lisesi’nde tamamladım. Bilkent Üniversitesi
İşletme Fakültesi’nden 1992 yılında mezun oldum. Son
olarak, 2003-2004 eğitim-öğretim dönemi sonunda Milli
Güvenlik Akademisi’nden başarıyla mezuniyet derecesi
aldım.
Sanırım hareket ve heyecan
dolu, zaman zaman tehlikeli bir hayatınız var: Arama
kurtarma, tırmanışlar vs... Böyle bir hayatı seçmenizin
sebebi neydi? Etkilendiğiniz, model olarak
benimsediğiniz birisi oldu mu?
Ben hayatımın hiçbir döneminde herhangi birisine
öykünmek gibi bir düşünce içinde olmadım; her zaman için
kendim olmaya çalıştım. Üniversite yıllarında, 20
yaşındayken, dağcılığa ve diğer dağ sporlarına başladım.
Daha sonra bu tarz sporlardan çok keyif aldığımı fark
ettim. Elbette doğa sporları, şehirden uzak kalmayı
gerektiriyor. Türkiye içinde bile olsanız Aladağlar’a,
Kaşkar’a, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gidiyorsunuz.
Benim en çok hoşuma giden, işin bu seyahat kısmı oldu.
Bir taraftan sportif tarafı var, sürekli olarak
kendinizi geliştiriyorsunuz; bir taraftan da ciddi bir
öğrenme süreci var; çünkü yeni kültürler, yeni
coğrafyalar, yeni insanlar tanıyorsunuz. Yurtdışına
çıktığınızda ise işler tamamen değişiyor. Anadolu bizim
kültürümüz; bildiğimiz, tanıdığımız, gördüğümüz kültür.
Elbette Anadolu’nun değişik yerlerine gittiğimizde şehir
insanı olarak çok şaşırtıcı şeylerle karşılaşıyoruz; ama
başka bir kıtaya gittiğinizde, mesela Güney Amerika,
mesela Avustralya, gerçekten bir kültür şoku
yaşıyorsunuz; çünkü her şey tamamen farklı.


Sizin adınız belki de en çok
AKUT’la, felaket anlarındaki arama kurtarma
etkinlikleriyle anıldı, anılıyor. Biraz AKUT’tan söz
eder misiniz? AKUT nasıl kuruldu?
1990’ların sonlarında Bolkar dağlarında bir kaza oldu ve
iki genç dağcının kaybolduğu haberi yayıldı bir anda.
Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi dağcılar kaza
geçirdiği zaman onlara ancak başka dağcılar yardım
edebilir. Bu durum her yerde böyle, çünkü dağcılık özel
bir ekip ve ekipman gerektiriyor. Biz de Türkiye’nin
dört tarafından toplanan yaklaşık 100 kadar dağcı olarak
bu gençleri kurtarmaya gittik. 14 gün boyunca bölgede
arama kurtarma çalışması yaptık. Fakat bu arama
sürecinin sonunda ne yazık ki gençleri bulamadık. Bu
olay bizi çok etkiledi ve böyle bir olay olduğunda
hazırlıklı olmak için örgütlenmemiz gerektiğine karar
verdik. AKUT’u kurma fikri böyle bir kazadan sonra
yapılan küçük bir toplantıda çıktı ortaya. Türkiye’de
doğal afetlerde arama kurtarma konusunu kendisine görev
seçmeyi düşünen ilk yapı biz olduk. Hatta 1999 depremine
kadarki dönemde bu alanda faaliyet gösteren tek yapı
bizdik. Dağcıların değişik coğrafyaları tanımasının
büyük bir avantajı var bu anlamda. Dolayısıyla
ülkelerine karşı da çok farklı bir duruş
gerçekleştiriyorlar. Kendi yaşadıkları hayatla
karşılaştırabiliyorlar; kendilerinden farklı hayat
tarzlarına sahip olanlara dönük bir empati
yaratabiliyorlar. Vasıfları da yaptıkları spor nedeniyle
gelişmiş durumda. Bunların sonucunda, “içinde
bulunduğumuz topluma ve ülkeye karşı başka bir açıdan da
hizmet edelim, katma değer yaratalım” diyerek gönüllü
bir hizmet gerçekleştiriyorlar.


1999’daki büyük depremde,
AKUT birçok önemli görevi başardı ve toplum nezdinde
saygın bir yer edindi. Fakat sonra AKUT ismi etrafında
bazı tartışmalar gündeme geldi. Belki de insanlar AKUT’u
yeterince tanımıyorlar, AKUT’un örgütlenme biçimi nedir,
nasıl çalışır, nasıl yönetilir?
AKUT iki senede bir üyelerin oylarıyla seçilen 7 kişilik
bir yönetim kuruluyla yönetilen bir sivil toplum örgütü.
Her seçimde yenilenen 3 kişilik bir denetleme kurulu ve
3 kişilik bir disiplin kurulu iç denetimi sağlıyor. 1999
depreminde sergilediğimiz çabalar, bizi toplumun gözünde
son derece büyüttü. Fakat ne yazık ki buna ayak
uyduramayanlar oldu. Biz aslında derneği dağcılar olarak
kurmuştuk; fakat 1999 depreminde konu bambaşka bir
noktaya geldi, AKUT artık dağcılıktan tamamen soyutlanıp
deprem arama kurtarma olayına dönüştü. Devlete bağlı 110
kişilik bir grup olan Sivil Savunma dışında, bizden
başka hiçbir kurum yoktu arama kurtarma konusunda.
Dolayısıyla, Türkiye’nin tamamen hazırlıksız
yakalandığını hatta sahipsiz kaldığını
söyleyebileceğimiz bir dönemde AKUT, ne yapması
gerektiğini bilen ve ayakta kalan nerdeyse tek örgütlü
yapıydı. Bu dönemde farklı alanlarda çok yetenekli, zeki
ve geniş vizyona sahip birçok insan aramıza katıldı. Ben
de şahsen bu insanların AKUT’a daha faydalı olacağını
düşünerek yönetim kademesinde bu arkadaşlarla beraber
yürümeye karar verdim. Doğru olan da buydu zaten. Fakat
eski kadrolar bu durumdan hoşlanmadılar “eski ruhumuzu
kaybediyoruz” söylemiyle bir “eski-yeni ayrımına”
gitmeye çalıştılar ve doğal olarak ben de buna izin
vermedim. Elbette biz bu tartışmanın çok saçma olduğunu
düşünüyoruz; çünkü deprem sonrasında kamuoyunun bize
duyduğu büyük güven, destek ve kaynak aktarımlarıyla
AKUT bir yerlere geldi. Bu kaynağı yaratan toplumumuza
sırt çevirmemizin mümkün olmadığını dışarıya yansıtmadan
önce kendi içimizdeki gruba bir türlü anlatamadık. Ben
de bu tartışmalar yüzünden yönetim kurulunu da düşürerek
istifamı sundum. Yapılan yeni genel kurulda yine başkan
olarak seçildim. Sorunları dernek içerisinde demokratik
yollarla çözemeyenler, bu konuyu medyaya taşıdılar ve
medya da bu konuyu, özünü anlamadan ve reyting
beklentisiyle gündeme taşıdı. Bu olayların sonucunda
dernekten yaklaşık 15 kişi uzaklaştırıldı ve 3 kişi
istifa etti. Fakat istifa edenler medya tarafından çok
abartıldı ve sanki 200-250 kişi istifa etmiş gibi bir
atmosfer yaratıldı. Bazı medya çevreleri, derneğimizin
yönetim, denetim ve disiplin kurulana hiçbir şey
sormazken sadece bu insanlar üzerinden derneğimize
birçok saldırıda bulundu. Tüm bu durumun çok net bir
açıklaması var; AKUT herhangi bir politik gruba yakınlık
göstermeyen, tamamen bağımsız bir sivil toplum kuruluşu.
AKUT, 1999-2000 döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri’nden
sonraki en güvenilen kurum olarak seçildi. Bazı çıkar
çevrelerinin hoşuna gitmeyen bu durum, ne yazık ki bize
karşı çirkin bir iftira ve karalama kampanyasına
dönüştü. Fakat tüm bu olanlara rağmen dimdik ayaktayız
ve birkaç kendini bilmezin iftiraları yüzünden geri adım
atmayacağız.
AKUT sadece yurtiçinde değil,
yurtdışında da birçok operasyon gerçekleştirdi. Birçok
insanın gitmeyi aklından bile geçirmeyeceği kadar
riskli, tehlikeli bölgelere gittiniz. Bu çalışmalara
teknik ve psikolojik olarak nasıl hazırlanıyorsunuz?
Evet, bizim 6 tane yurtdışı operasyonumuz var.
Yunanistan, Tayvan, İran, Pakistan depremleri gibi...
Bütün sportif çalışmalarda 3 tür hazırlık vardır.
Fiziksel, teknik ve psikolojik hazırlık... Fiziksel
hazırlıktan kastımız, güçlü bir bedensel yapıya sahip
olmak için yapılan çalışmadır. Teknik hazırlık ise
yaptığınız işi en iyi ve profesyonelce yapmak için
göstermiş olduğunuz çabadır. Psikolojik hazırlık
döneminde ise yoğun bir bilgi edinme, araştırma sürecine
girerek karşınıza çıkabilecek her şeye karşı maksimum
derecede hazırlıklı olmaya çalışırsınız. Mesela K2
zirvesi benim gerçekten çok ciddiye aldığım bir konu. K2
ile alakalı çok kitap okudum karşıma çıkacak olanları
önceden öğrendim.
AKUT’a
başvurma ve üye olma süreçlerini anlatır mısınız? AKUT
üyesi olmak için her hangi bir kriter var mı?
AKUT’un Türkiye’de 10 bölgede ekibi var, bu
bölgelerde yaşayanlar üye olmak için başvuruda
bulunabiliyor. Başvurudan sonra önce bir senelik bir
gözlem sürecimiz var, bu süreçte adaylar AKUT’un çeşitli
birimlerinde çalışmalarda bulunuyor ve bu deneme
süresinin sonunda bir değerlendirme yapıyoruz.
AKUT’u kurmuş olanlar dağcılardır; ama AKUT bir dağcılık
kulübü değil bir arama kurtarma kurumudur. Bize
katılacak insanlarda aradığımız bir tek özellik var,
vatanını ve milletini sevsin, insanlara yardım etmeyi
gerçekten istesin, diğer özellikleri biz çeşitli eğitim
programlarımızla onlara zaten kazandırıyoruz. Önemli
olan, bu özveriye sahip olsun. Herkes ön saflarda olmak
zorunda değil; arka planda da çalışan, emek harcayan
birçok insan var. Bizim göstermiş olduğumuz mücadele
uzun soluklu bir mücadele, bir ekip çalışması.
AKUT tamamen gönüllülerden oluşan bir yapıdır ve insan
kaynağıyla hareket eder. Sekreterler dışında herkes
gönüllü çalışmaktadır. Biz bağışlarla ayakta kalan bir
derneğiz; fakat buna rağmen operasyonlarda kullandığımız
araçlar için otomobil vergisi ödemek zorundayız. Bu
durum bizi çok rahatsız ediyor. Ayrıca derneğimizin
elektrik, kira vs. gibi birçok masrafı var. Bu yüzden
maddi konularda çok idareli davranıyoruz. Masrafların
önemli bir kısmını zaten AKUT’un görevlileri kendi
üzerlerine almış durumdalar. AKUT’un son üç yıllık
operasyon ortalaması 55. Yani haftada birden fazla.
AKUT, sadece bağışlardan oluşan 125 bin YTL’lik
bütçesiyle her sene ortalama 83 kişinin hayatını
kurtarmaktadır ve tamamen gönüllü olarak yapılmaktadır
bu hizmet.
Nasuh Mahruki’nin günlük hayatı
nasıl geçiyor?
Benim oldukça yoğun bir tempom var; çünkü farklı
alanlarda birçok şeyle ilgileniyorum. Bir taraftan
dağcılık ve diğer sporlar, bir taraftan da verdiğim
seminerler, yaptığım konuşmalar. Hafta içinde en az
birkaç defa şehir dışına çıkıyorum. 20 yaşımdan beri
devamlı hareket halindeyim, bir öğrenme ve
öğrendiklerimi insanlarla paylaşma süreci içerisindeyim.
Bir gezi programına nasıl
başlıyor ve sonuçlandırıyorsunuz?
Çok okuyan, araştıran bir yapım var. İlgimi çeken
yerleri aklımın bir köşesine yazıyorum. Uygun koşullar
yaratmaya çalışıyorum. Mesela şu anda aklımda onlarca
proje var; Everest’e bir daha gitmek, dünyayı tekneyle
dolaşmak gibi.
Dünyanın uzak noktalarına
gittiniz, başka yaşam biçimlerini ve başka kültürlerin
insanlarını tanıdınız. Bütün bunlar içinde sizi en çok
etkileyen ne oldu?
Kültür anlamında Hindistan çok enteresan bir ülke.
İnanılmaz derecede karmaşık, fakat bir o kadar da uyum
içinde. Çok büyük bir coğrafya. Avrupa, Amerika bizden
çok daha modern olsa da bizi şaşırtmıyor; sonuçta aynı
kültürü yaşıyoruz. Ama Hindistan tamamen farklı,
gittiğiniz zaman gerçekten büyük bir şaşkınlığa
uğruyorsunuz.
Hindistan’ın çoğu bölgesinde
modern hayattan çok uzak, belki de 1000 yıl geride
kalmış bir yaşam tarzı var. Sizi, motosikletli bir
yabancıyı nasıl karşılıyorlar?
Bir kere motosiklet çok sempatik bir araç... Bir dağ
köyüne ciple girseniz başka; ama motosiklet farklı.
Kültürlerin çok farklı olması karşınızdakiyle sıcak
ilişkiler kurmanıza engel değil. Önemli olan samimiyet
ve karşılıklı hoşgörü... |