SİTE İÇİ ARAMA

 

Hiçbir Osmanlı sarayında ışık, Dolmabahçe Sarayı’nda olduğu kadar büyüleyici değildir. Dolmabahçe’de ışık, günün her saati, sanatçıların özenle işlediği tavanlarda, cömertçe kullanılmış olan altın varakların kıvrımları arasında, ince işlenmiş mermer sütunlar ve pahalı kristal avizelerin üzerinde dans eder.

 

Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca çok büyük bir coğrafyada hüküm sürdü ve sayısız saray inşa ettirdi; ancak belki de hiç birinde ışık Dolmabahçe Sarayı’nda olduğu kadar büyüleyici olmayı başaramamıştır. Işık bu sarayda günün her saati, sanatçıların özenle işlediği tavanlarda, cömertçe kullanılmış olan altın varakların kıvrımları arasında, ince işlenmiş mermer sütunlar üzerinde ve pahalı kristal avizelerin üzerinde dans ederek mekânı diğer saraylardan ayırır ve ziyaretçilerini bir düşler âlemine taşır.
Topkapı Sarayı’nın loş ve küçük odalarında hayatlarını geçiren hanedan ailesi için, Tanzimat sonrasında yeni ve modern bir saray ihtiyacı doğdu. Yapımına karar verilen Dolmabahçe Sarayı’nın mimarlığını üstlenen Garabet Balyan ve oğlu Nikogos Balyan, öncelikle bu yeni sarayın Topkapı Sarayı’nın aksine geniş, modern ve aydınlık olması gerektiğini düşündüler. Dolmabahçe Sarayı’nı gezenler, bu binanın sadece beton, mermer ve tuğladan yapılmadığını, yapımında ayrıca ışığın da bir eleman olarak kullanıldığını hemen fark ederler.
Yeni sarayın yapılacağı yer olan Dolmabahçe, yaklaşık dört yüzyıl kadar önce büyük bir koy, kaptan paşaların baştardelerini demirledikleri, gemicilik törenlerinin yapıldığı bir alandı. Zamanla bataklık halini alan bu koy, 17. yüzyıldan itibaren doldurulmuş ve bundan sonra da padişahların has bahçesi olmuş, burada eğlenceler düzenlenmeye başlamıştı. Bahçeye zaman içerisinde köşkler, kasırlar yapılmış ve bu yapı topluluğu Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılmaya başlanmıştı.
Zamanla işlevini yitiren eski saray 1843 senesinde yavaş yavaş yıkılmaya başlandı. Daha sonra da Dolmabahçe Sarayı’nın temelini oluşturacak olan 15 bin metrekarelik alan, meşe kazıklar saplanarak ve üzerine ahşap hasırlar serilerek yeni baştan düzenlendi. Koydaki zemin çalışmalarının neticelenmesinden sonra Sultan Abdülmecit’in emriyle inşaatına başlanan saray, 1856 yılında tamamlandı ve Osmanlı hanedanlığı buraya yerleşti. Artık Osmanlı Devleti bu görkemli saraydan yönetilecek, bu eşsiz saray birçok tarihi olaya tanıklık edecekti.


43 salon ve 285 odası bulunan Dolmabahçe Sarayı’nda, kristal merdiven tırabzanları, kakma mermer işçiliği doyumsuz güzelliktedir. Pencerelerden giren ışığın salonların derinliklerinde gücünü yitirdiği bölümlerde ise kristal avizeler ışığı dengelemek için özenle yerleştirilmiştir.

Dolmabahçe Sarayı ilk bakışta Avrupa’daki saraylara benzemekteyse de dikkatli bir göz, bu yapının, dönemin saray protokol kurallarını dikkate alarak tasarlandığını fark eder. Bina üç bölümden oluşmaktadır: Mabeyn-i Hümayun (selamlık) devletin yönetim işlerinin yapıldığı, kararların alındığı, yabancı elçilerin padişah huzuruna çıktığı bölümdü; Harem-i Hümayun hanedanın özel yaşamını geçirdiği bölüm ve bu iki bölüm arasında kalan Muayede Salonu ise padişahın devlet ileri gelenleriyle bayramlaşması ve bazı önemli devlet törenleri için ayrılmış olan bölümdü.
Hem harem, hem de selamlık olarak iki bölüme ayrılan sarayda, geniş mekânlar ziyaretçilerini karşılar. Duvar ve tavanlardaki işlemeler, devletin ihtişamını gözler önüne sererken yüksek eşikli pencerelerden içeri süzülen gün ışığı, güneşin hareketleriyle dans eden gölgeler, mekânın daha da büyükmüş olduğu izlenimini uyandırır.


Dolmabahçe Sarayı’nın büyük salonlarındaki paha biçilmez halılar, Hereke’de el yapımı olarak dokunduktan sonra İstanbul’a getirilmiş.

,


Dolmabahçe’nin, Avusturya İmparatoru Karl, İngiltere Kralı VII. ve VIII. Edvard, Alman İmparatoru Wilhelm gibi misafirleri, İstanbul’u sarayın penceresinden gördüler, boğazın suları üzerinde oynaşan güneş ışıklarını buradan seyrettiler.

Saray aslında hanedan ailesinin evidir. Haremde valide sultanın hükmü sürmekte, padişah eşleri ve çocuklarına da protokol sıralamasına göre odalar tahsis edilmekteydi. 43 salon ve 285 odası bulunan sarayda, kristal merdiven tırabzanları, kakma mermer işçiliği izleyenlerin bakmaya doyamadığı güzelliktedir. Pencerelerden giren ışığın salonların derinliklerinde gücünü yitirdiği bölümlerde ise kristal avizeler ışığı dengelemek için özenle yerleştirilmiştir.
Bu kadar büyük bir mekânın soğuk kış günlerinde ısıtılması için odalarda önceleri gösterişli çini sobalar kullanılıyordu. Bayramlaşma ve özel törenlerin yapıldığı Muayede Salonu ise, törenlerden birkaç gün önce, külhan adı verilen ve aslında Türk hamamlarını ısıtmak için kullanılan, binanın zemininde kurulmuş olan büyük odun fırınlar yakılarak ısıtılıyordu. Saraya kalorifer sisteminin kurulmasından sonra, çini soba ve külhan ocağının kullanılmasına gerek kalmamıştı.
Üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun ölüm kalım mücadelesine de tanık oldu Dolmabahçe. Gün geldi “Dünya Savaşı”na tanık oldu, gün geldi, karşısına demirleyen işgal donanmasının kara gölgesi üzerine düştü. Osmanlı Hanedanı, tarih sayfasına bu saraydan elveda demek zorunda kaldı.
Dolmabahçe, 150 yıllık tarihinde birçok önemli ziyaretçi kabul etti. Avusturya İmparatoru Karl, İngiltere Kralı VII. ve VIII. Edvard, Alman İmparatoru Wilhelm, İran Şahı Muzafferüddin bu misafirlerden sadece birkaçı. Bütün bu misafirler, İstanbul’u Dolmabahçe Sarayı’nın penceresinden gördüler, boğazın suları üzerinde oynaşan güneş ışıklarını seyrettiler.

Ve gün geldi Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e ev sahipliği yaptı bu saray. Atatürk bu sarayda birçok önemli konuyu karara bağlamış; birçok sorunu bu sarayın ihtişamlı odalarında çözmüştü. Kurduğu cumhuriyet için hayal ettiği atılımları bu sarayda tasarladı ve hayata geçirdi. Bu saray Türk Dil Kurultayı’na ve daha nice önemli toplantıya ev sahipliği yaptı. Ve gün geldi Türk milletinin ışığı, bu sarayın 71 numaralı odasında söndü.
Bugün ziyarete açık olan saraya sizler de misafir olabilirsiniz. Gezinti süresince ışığın sesini dinlemeye çalışın. Pencere kenarlarında sesinin daha fazla çıktığını, salonların derinliklerinde ise size fısıldadığını duyacaksınız ışığın. Ne de olsa bu sarayın inşaasında mimarları Garabet ve Nikogos Balyan, tuğlanın ve mermerin yanında ışıkta kullanmıştı...


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR