SİTE İÇİ ARAMA

 

Güneş her sabah bereketli ışıklarıyla dünyayı ayınlatmaya başladığında, yeryüzünde kendisine aşık bir çiçek var mı yok mu diye hiç düşünmez. Böyle bir şey aklının ucundan bile geçmez. Zaten Güneş bilir; gerçek olsa bile, böyle bir aşkın umutsuz olacağını. Ama gönül bu; aşık olmuştur Ayçiçeği, ışık saçan güneşe. Geceleri boynunu bükmesinin nedeni budur belki de, kim bilir? “Gün doğsa da görebilsem aşkımı” diye geçirir içinden Ayçiçeği. Hem belki, “Bu yeni sabah, onun ilgisini çekerim” diye umutlanmıştır kendi kendine.

Dünya, dünya olalı beri her sabah görevini yapmak için Güneş, doğu semalarını önce kızıl sonra berrak ışıklarıyla aydınlattığında, boynu bükük Ayçiçeği yavaş yavaş başını kaldırır ve yeni umutlara gebe günü karşılar. Sabah çiği mi yoksa gözyaşları mı yüzündeki, bilemez kimse. Yüzünü Güneş ışıklarıyla yıkar ve gözyaşları kurur. Başka hiçbir şeyle ilgilenmez artık Ayçiçeği. Sadece Güneş’i takip eder. Kızar sevdiğine için için: “Görmüyor musun beni”, diye. Ve güneşi takip eder gün boyu, sarı saçları ve aşktan kavrulmuş yüzüyle.

Sonra gün bitmeye, akşam olmaya başlar. Güneş batıya doğru yavaş yavaş eğilir. Gözlerini, bütün gün sevdiğinden hiç ayırmamış olan ayçiçeğinin umutları azalmaya başlar. Umudun yerini hüzün kaplar. Ve güneş ufuktaki tepelerin ardında kaybolduğunda, ardından bakakalır, sevgisine karşılık alamayan Ayçiçeği; bir gün önce olduğu gibi boynu bükük, içi hüzün ve bir sonraki günün umuduyla dolu...

*Yazının başlığı Elçin Orhan’ın dizelerinden alınmıştır.

Daha küçük bir çocukken, ayçiçeklerinin güneşi izlemesi dikkatimi çektiğinde, meraklı sorularıma bu cevabı almıştım. Kerem ile Aslı’nın hikayesinden bile hüzünlü gelmişti bana o zamanlar. Ama yakışmıyordu bu güzel çiçeğe hüzün. Upuzun boyu, sarı taç yaprakları, koyu çekirdekli kısmıyla, hüzün değil de mutluluk veriyordu oysa kendine bakanlara.
Garibime giden bir başka şey ise çiçeğe verilen isim olmuştu: Ayçiçeği... “Oysa güneşe benziyor” demiştim içimden. Yaş ilerledikçe insanın bilgisi de artıyor ya hani. Gene de öğrenemedim, neden güneş değil de ayçiçeği?
Eğer yolunuz bir gün batımında Trakya’ya düşerse ve mevsimindeyseniz, sizi altın ışıklarla yıkanmış, sapsarı bir çiçek denizi karşılar yolun iki yanında. Aslında tam olarak sarı değil. Gün boyu güneşi izleyen ayçiçekleri, yolun batı tarafında kadife tüylerle kaplı sırtını size, yolun diğer tarafında ise sarı saçlarını güneşe dönmüş olacak.
Latince adı Helianthus annuus olan ayçiçeği, anavatanı Meksika ve Peru olmasına rağmen, yağlı tohumlarından elde edilen sıvı yağ için dünyanın hemen hemen her yerinde yetiştirilir. İnce bir gövdesi ve kocaman, gösterişli bir çiçeği olan ayçiçeği, çiçeklerin büyüklük bakımından da şampiyonudur bir bakıma.
Ayçiçeği ekonomik değere sahip bir bitkidir. Dünyanın başka neresinde, bizim yaptığımız gibi, çekirdeklerinin kurutulmasından sonra çerez olarak tüketiliyordur bilmiyorum. Ama onun zengin bir yağ kaynağı olduğu her yerde keşfedilmiştir. Ayçiçeği yağı preslenerek elde edildikten sonra istenirse margarin haline de getirilebilir.
Ayçiçeği yağı, hafif ve sindirim sistemi üzerinde düzenleyici etkiye sahip. Rafine, yemeklik ayçiçeği yağı, kendine has bir tat ve kokuyla bilinir. Oda sıcaklığında sıvı olarak durduğundan ve serbest yağ asidi en çok % 0.3 olduğundan, sağlıklı bir yağ alternatifi olarak kabul edilir. Bütün bu özelliklerine bakınca, dünya mutfaklarında kendisine yer bulabilmiş olmasına da şaşmamak lazım aslında.
Çocukluk yıllarımın yaz hatırlarında yeri olan ayçiçeğini, bugün büyük kentlerde nadir olarak görebiliyoruz. Ama yine de bazen hoş süprizlerle karşılaşmak olası. İstanbul’un eski semtlerinden birine yolunuzu çevirip dikkatli gözlerle ararsanız, birden bir saksı ya da küçük bir ev bahçesinde bakışlarını güneşe çevirmiş bir ayçiçeğiyle karşılaşabilirsiniz.
Bıkmadan usanmadan güneşi izlemeye devam eder o. Anneanne dilinde zaten ismi “güneaşık” değil midir ayçiçeğinin?


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR