SİTE İÇİ ARAMA

 

 

 

Yüzyıllardan beri insanlığın hizmetinde olan trenler, günümüzde
uçaklarla yarışacak hızlara erişiyorlar. Bilim insanları, trenlerin gelecekte kurşundan bile hızlı hareket edebileceğini öngörmekte
.

 

Rayları sarsarak ilerleyen; engin bozkırları, sarp dağları, yemyeşil ovaları yarıp geçerek binlerce kilometre uzaklıktaki kültürleri, insanları birbirine kavuşturan trenler, önemli bir yer almaktadır insanlık gelişim tarihinde. Bu teknolojiyi kullanan toplumlar birbirinden önemli gelişmeleri ardı ardına yaşarken, kullanamayan, kullanmayan toplumlar ise yerinde saydı. Trenler, ağır ama emin adımlarla yol alırken, geçmişten geleceğe olan sonsuz yolculuklarına medeniyetimizi de peşine takarak devam ediyorlar.
Trenlerin tarihi oldukça eskiye dayanıyor. 1500’lü yılların ortalarına doğru, demiryollarının en ilkel versiyonu “tahtayollar” kullanılmaya başlandı Almanya’da. Engebeli yüzeylere göre daha az güç gerektiren bu yollar, aslında demiryollarının da öncüsüydü. Vagonları çekecek güç ise atlar ve öküzler tarafından sağlanmaktaydı. 1800’lü yıllarda, buhar makinesinin keşfedilmesi, teknolojide bir kırılma noktası yarattı. Birçok alanda faydalanılan buharlı makinelerin trenlerde ilk defa kullanılmasının tarihi 1800’lü yılların başına denk gelmekte. 22 Şubat 1804 tarihinde, Britanya’daki Galler bölgesinde, tonlarca demir ve çelik kullanılarak yapılmış ilk lokomotif, demiryollarının üstünde sonsuza kadar sürecek yolculuğuna başlamış oldu.
Teknolojilerdeki gelişmelere paralel olarak 1900’lü yılların ortalarından itibaren dizel motorlu ve elektrikli trenler buharlı trenlerin yerini aldı ve bacasından beyaz buharlar çıkaran, canavar sireniyle insanları hem korkutan hem heyecanlandıran “çuf çuf”ları emekli ettiler.
Trenler, uzak diyarların, uzak coğrafyaların entegrasyonu için çok önemli bir rol üstlendi yüzyıllardan beri. Demiryolları bir organizmanın kılcal damarları gibi, bir ülkede hatta kıtalar arasında bir uçtan bir uca bağlantıyı sağlarken, toplumun enerjisinin ve bilgi birikiminin en ücra noktalara kadar ulaşmasını imkân tanıdılar.
Trenler sadece bir araç olarak görülmemeli, tren yolculuğu, sadece bir yerden başka bir yere ulaşmak değil; başlı başına bir macera, bir deneyimdir aslında. Birçok filme, kitaba konu olmuştur trenler ve tren yolculukları. Örneğin, dünyanın belki de en ünlü tren hattı “Orient (Doğu)” Ekspresi, Agatha Christie’nin en sevilen romanlarından birinin konusudur. Son durağı, Avrupalıların egzotizmin ve gizemin başkenti olarak gördüğü İstanbul olan bu nostaljik hat, 121 yıldır Avrupa’nın Paris, Venedik, Roma, Prag, Bükreş, Varna gibi şehirlerinde dolaşmakta. Orient Ekspresi, İstanbul’a ilk olarak 1885 yılında gelmişti. Seferlerine kesintili olarak 1970 yılına kadar devam eden bu hat, 1970-1988 yılları arasında Türkiye’ye uğramasa da, 1988 ‘den itibaren yılda bir kez gelerek nostaljik yolculuğunu devam ettiriyor.
Başta Almanya, Japonya ve Fransa gibi teknolojik olarak üstün ülkelerde artık hızlı trenler saatte 400-500 kilometre gibi inanılmaz hızlara ulaşarak uçaklarla yarışacak seviyeye geldiler.
Örnek olarak Paris ve Londra’yı, Manş’ı yeraltından geçerek, 2,5 saat gibi kısa sürede birbirine bağlayan Eurostar’ı gösterebiliriz.
Büyük olasılıkla trenlerde raylar ve tekerlekler bir süre sonra tarihe karışacak, artık manyetik yükseliş anlamına gelen “Maglev” teknolojisi başta Uzak Doğu ülkeleri olmak üzere birçok ülkede kullanılmakta. Bu teknolojiyle trenler tekerleklerin üzerinde değil, mıknatıslar tarafından oluşturulan manyetik alan üzerinde hareket ediyor. Bilimin her alanında ilerlemeler hız kesmeden devam ediyor, doğal olarak tren teknolojisinde birbirinden ilginç birçok proje mühendisler tarafından şekillendiriliyor. Atlantik okyanusunun altından geçecek proje şu ana kadarki tasarlanmış projelerin arasında tartışmasız en muazzam olanı. Milyarlarca dolara ve onlarca seneye mal olacak bu projeyle bilim adamları, vakumlu yani içerisindeki hava alınmış bir tünel ve saatte 8000 kilometre hızla (yanlış okumadınız!) hareket edecek bir Maglev treni yapmayı düşünüyor. Bir mermiden hızlı hareket etmesi düşünülen bu tasarımda yolcuların bu inanılmaz hızdan etkilenmemesi için özel teknolojiler hazırlanıyor. Şu an sadece kâğıt üzerindeki bir tasarım olan bu çılgın proje belki de gelecek yüzyıllarda insanlığın hizmetinde olacak. Okyanusun yüzlerce metre altında, kurşundan hızla hareket edecek bir araç tasarlamak, insanoğlunun hız tutkusunun ve yaratıcılığının hiçbir sınır tanımadığının en güzel örneklerinden biri.
 

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR