Marko Paşa, Doktor Kırımlı
Aziz Bey,
Doktor Abdullah Bey, Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa...
Bu bir avuç hekim ve devlet adamı, 1868 yılında
“Hilal-i Ahmer Cemiyeti”ni
kurdular. Cumhuriyet sonrasında “Kızılay” adını
alan kuruluş, 138 yıldır, Türkiye’de ve dünya
üzerinde elinin ulaşabildiği her yerde, doğal
afetlerle karşılaşmış insanlara
yardımcı olmaya çalışıyor. |
Yakın dönemde Türk
kamuoyu tarafından tartışılan Kızılay’da,
bir “çalışma hareketliliği” var. Kurumdaki
gelişmeler ve Kızılay’ın yeniden
yapılanmasıyla ilgili olarak bir söyleşi
gerçekleştirdiğimiz Türk Kızılayı Genel
Başkanı Tekin Küçükali, hummalı bir
heyecanla yaptıklarını; ama daha çok da
yapacaklarını anlatıyor. Biz de sözü daha
fazla uzatmayalım ve sözü Kızılay Başkanı
Tekin Küçükali’ye bırakalım.
Elbette herkes
biliyor ve tanıyor; ama yine de öncelikle
Kızılay’dan ve onun misyonundan söz eder
misiniz bize?
Kızılay, 1868’de bir avuç idealist insanın
bir araya gelmesiyle kurulan, ihtiyaç
sahiplerine hizmet götüren, dünyada 183
ülkenin birlikte kurduğu Uluslararası
Kızılay ve Kızılhaç Federasyonu’nun üyesi ve
aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesi olarak
görev yapan bir yardım kuruluşudur. 2005
yılında yapılan Uluslararası Kızılay ve
Kızılhaç Federasyonu Genel Kurulu’nda, 183
ülkenin yardım kuruluşuyla birlikte Yönetim
Kurulu’na seçilmek için çalıştık ve üçüncü
olduk. Şu anda dünyanın 5 büyük yardım
kuruluşundan biriyiz. En büyük ilk beş
yardım kuruluşu arasında, ABD, İngiltere
gibi olanakları oldukça geniş ülkelerle
birlikte yer aldık. Ama bu bize yeter mi,
diye sorarsanız, tüm çalışanlarımız,
“kesinlikle hayır” diyeceklerdir.
Pakistan depreminden sonra bir ay süren bir
kampanya gerçekleştirdik. Bu kampanyanın
başladığı gün, “Biz, toplanan yardım miktarı
açısından değilse de, katılım olarak dünyada
bir numara olmalıyız. Para olarak bir numara
olamayız; ama katılımcı olarak mutlaka bir
numara olmamız gerek” demiştim. Gerçekten de
öyle oldu. Ülkemizde bulunan bütün
bankaların şubelerinde açılan hesaplara, tam
3 milyon kişi bağışta bulundu. Biz de bu
kamuoyu desteğini görünce daha hızlı
çalıştık. Hedeflerimizi ona göre koyduk. Bu
yüzden söylüyorum, ilk beşte olmak bize
yetmez, diye.
Kampanyaya
üç milyon kişi katıldı diyorsunuz, bu
gerçekten çok büyük bir rakam. Diğer yardım
kuruluşlarının kampanyalarından haberdar
mısınız; başka bir ülkeden böyle yoğun bir
katılım oldu mu?
Elbette öteki kampanyaları takip ettik.
Katılımcı sayısı açısından, 1 milyarı aşkın
nüfusa sahip olan Çin’in dahi üstündeyiz...
Tsunami felaketi bizim için ayrı bir önem
kazandı; çünkü dünya böyle bir afetle
karşılaşmamıştı. Biz de buraya ilk yetişen
ekiplerden biri olduk. Şu anda tsunami
bölgesinde yapmış olduğumuz büyük işler
dünyada örnek gösteriliyor. Aceh bölgesinde
1750 konut yapıyoruz. Bölgedeki yapılaşmayı
değiştiriyoruz. Yerel alışkanlık evlerin
tamamen doğal malzemeyle yapılması
yönündeydi. Biz villa tipi, tek katlı, beton
evler yaptık. Öyle ki, yerel yönetimlerle de
“neden bu kadar güzel konutlar yaptınız”
diye sorunlar yaşadık.
Tsunami felaketinin yıldönümünde bölgeye
giderek anahtarları teslim edeceğiz. Bölgede
4 lise, 4 cami ve 2 hastanenin onarımını
gerçekleştirdik. Büyük bir psiko-sosyal
destek merkezi kurduk, yetimhane yaptık.
Bunların hepsini bitirdik. Çevre düzenlemesi
yapıyoruz. Sri Lanka’da Budistlere 500 ev
yaptık. İhtiyaç sahibi herkese Türk insanın
merhamet elini uzatması fikri doğrultusunda,
orada da insanların dinlerine göre değil
ihtiyaçlarına göre yardım dağıttık.
Sri Lanka’da, herkesin oturup konuşabileceği
rehabilitasyon merkezi olarak kullanılacak
bir konak yaptık ve onlara “buraya siz isim
verin” dedik. Oraya “Osmanlı Konağı” adını
verdiler. Bize müracaat ederek,
ibadethanelerinin yıkıldığını söyleyen Sri
Lankalı Budistler için bir de tapınak inşa
ediyoruz. Sri Lanka’da da Endonezya’yla aynı
gün anahtar teslimi yapılacak.

Kızılay’ın elinde ne kadar eski çadırımız,
battaniyemiz vs. varsa bunların hepsini
hurdaya çıkardık. Depolarımızı en son
teknolojiye göre yeniledik. Yerinden yönetimi
benimsedik. Anında
müdahaleye yöneldik ve iç teknolojimizi
modernleştirdik.
|
 Peki bu çapta bir dayanışma kampanyasının
geçmiş örnekleri var mı? Türkiye’de daha
önce bu kadar kitlesel katılımlı bir yardım
kampanyası gerçekleştirilmiş mi?
Hayır, yok. Biz bu kampanyanın içinde bir
başka kampanya daha yaptık: Kurbanlarınızı
Pakistan’da keser misiniz? Buna da 77 bin
kişi katıldı ve biz Pakistan’da bu
insanların kurbanlarını kestik.
Pakistan’daki yardım çalışmalarımız
sonucunda devlet üstün hizmet madalyası
almaya hak kazandık. Şimdi Pakistan’dan
yavaş yavaş geri çekiliyoruz, çünkü Pakistan
normale döndü. Orada çalışan büyük bir
hastanemiz var, sahra hastanesi. Bu
hastaneyi Pakistan’a bağışlıyoruz. Daha
doğrusu, Pakistan’daki faaliyetlerimizi de
varlıklarımızı da yerel Kızılay birimine
bağışlıyoruz.
1999’da büyük bir
deprem oldu ve neredeyse herkes, tüm
kurumlar bu depreme hazırlıksız yakalandı.
Kızılay da bazı konularda eleştirildi, atıl
kaldığı, hızlı hareket edemediği söylendi.
Ama bugün, Kızılay uluslararası operasyonlar
düzenliyor. Pakistan gibi, coğrafi olarak
oldukça uzak bir noktada seferber
olabiliyor. Aradan geçen bu 6-7 yılda
değişen ne oldu? Kızılay, nasıl oldu da kısa
bir sürede dünyanın ilk beş yardım kuruluşu
arasına girdi?
Bu soruya ilişkin kesin ve somut bir
cevaptan değil de, sözünü ettiğiniz gelişimi
sağlayan bir yoldan, bir bakış açısından söz
etmek lazım. İnanırım ki, sevginin olduğu
her yerde büyük başarılar olur. Kızılay
Genel Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık 9 bin
500 çalışanımız var. Şube yönetimleri için
11 bin civarında seçilmiş insanımız var.
Şubelerimizin, toplam 250 bin civarında
üyesi var. Bir de yeni ulaştığımız
gönüllülerimiz var ki onların sayısı da 1
milyonun üzerinde. Bunları bir toplayın,
Kızılay’ın 1.5 milyon kişiden oluşan dev bir
yardım ailesi olduğunu göreceksiniz. Bu
büyük kitleye, öncelikle prensipleri ve
çalışma metotlarını koymanız lazım ki
işlevli olabilsin. İşte bu noktada en
gerekli olan şey o insanlara sevgiyi
ulaştırabilmek ve yaptıkları işin
sorumluluklarını paylaşmak. Biz bunu
başardık. Şube şube, ev ev dolaştık, bu
insanlarla tek tek görüştük, bölge
toplantıları yaptık ve Kızılay’ın 99’daki
görüntüsünün değiştiğini anlattık.
Kızılay’ın elinde ne kadar işe yaramayan
madde varsa elden çıkardık. Ne kadar eski
çadırımız, battaniyemiz vs. varsa bunların
hepsini hurdaya çıkardık. Depolarımızı son
teknolojiye göre yeniledik. Süratimizi ona
göre ayarladık. Yerinden yönetimi
benimsedik. Anında müdahaleye yöneldik.
Teknolojimizi yeniledik.
Şu anda yeni bir yazılımla, bağışçılarla da
organizasyonumuzu geliştiriyoruz.
Bağışçılarımız yaptıkları bağışların
nerelerde kullanıldığını bir - bir buçuk yıl
sonra bilgisayar ekranlarından
görebilecekler. Web sayfamıza girildiğinde,
bağışların kime verildiği görülebilecek.
Eğer içinizde bir şüphe doğduysa -bağışın
ulaştırıldığı muhtarların numarası yazılı
olacak- açıp sorabileceksiniz.
Bağışçılarımız bunu hak etmişler; verdikleri
paranın nerede kullanıldığını bilmeleri en
doğal hakları.
Geçtiğimiz temmuz
ayı içinde Türk Kızılayı’nın ev sahipliğinde
“Irak’taki İnsani Durum” konulu bir toplantı
yapıldı. Bu toplantıdan söz eder misiniz
biraz?
Irak’ta Kızılhaç Komitesi’nin bulunduğu
mekan bombalandı. Kızılhaç da “can
güvenliğimiz yok” gerekçesiyle bölgeden
çekildi. Kızılhaç Komitesi, çatışma ve savaş
durumlarında bölgedeki ihtiyaçları Kızılay’a
bildirir, biz de buna göre yardım
organizasyonları gerçekleştiririz. Şimdi
buradaki irtibat, üç aydır kopmuş oldu.
Buraya bizim dışımızda insani yardım
gitmedi.
Iraklılar bugün savaş ve çatışma halindeler;
ama bu coğrafyada savaş onyıllardır sürüyor.
Irak’ta savaşın başladığı yıllarda bir
yaşında olan çocuk, şimdi yirmili yaşlarda
ve ömrü savaşın içinde geçmiş bir delikanlı.
Bu psikolojide yetişen insanların
oluşturduğu bir toplumda, insanların normal
davranmasını beklemek doğru olmaz. Bu ülkede
durum son derece vahim. Irak Kızılayı,
Uluslararası Kızılay Komitesi (ICRC),
Uluslararası Kızılay Kızılhaç Dernekleri
Federasyonu (IFRC) arasında 2005 yılında
imzalanan bir mutabakat ile “Irak İçin
Hareket Koordinasyon Platformu”
oluşturulmuştu. “Irak’ta İnsani Durum”
toplantısı bu platform tarafından
İstanbul’da gerçekleştirildi ve iki gün
sürdü. Savaşı durdurmak bizim işimiz değil;
ama savaştan mağdur olan insanların
mağduriyetini önlemek bizim işimiz.
Savaş askerlerin işidir; ama savaştan zarar
görenlere yardım eli uzatmak bizim işimiz.
Toplantının sonunda “İstanbul Bildirisi” adı
altında ortak bir bildiri yayınladık. Şimdi,
bu toplantıya katılan her ulusal kuruluş,
bildiriyi kendi hükümetine rapor ediyor. |