|
Atalarımız, kalın ve sert
kılları, uzun kolları, gelişkin kasları, nasırlı ayak
tabanları ile doğaya karşı bizden daha donanımlıydılar.
Ama sert doğa koşulları karşısında da bizden daha
çaresizdiler. Doğanın bütün güçlerine karşı, sözcüğün
gerçek ve mecaz anlamlarıyla “çıplak” olarak hayatta
kalmaya çalışan Neanderthal adamı, iklime ve öteki doğa
koşullarına karşı fazla bir seçeneğe sahip değildi. Ama
yerleşik düzene geçiş, bazı zorlukları alt edecek pratik
çözümler yaratmayı zorunlu hale getiriyordu. Islanan,
üşüyen, sıcaktan kavrulan tenini korumalıydı örneğin;
yaban hayvanlarının postları, devasa bitkilerin yaprak
ve lifleri, ilkel atalarımızın kreasyonunu
oluşturuyordu. Keskin taşların, sert ve sivri dikenlerin
parçaladığı ayaklar da korunmalıydı; kalın ağaç
kabukları ve sert yapraklar, ilk pabuçlarımızın ana
maddesini oluşturdu. Ayak tabanına yerleştirilmiş kalın
bir ağaç kabuğunun, bitki lifleriyle bilek ve ayak
yüzeyi üzerinden bağlandığı o ilk ayakkabı ne zaman
üretildi bilinmez; ama biliyoruz ki günümüzde ayakkabı
tüm modern toplumlar için yalnızca bir giyim nesnesi
değil; sağlık ve sosyal uyum için zorunlu olan bir statü
alametidir neredeyse.
Nefertiti’den
hippilere
İnsanlık tarihinin bilinen en eski ayakkabısı olan
sandalet, ilk kez üretilmesinin üzerinden binlerce yıl
geçmesine rağmen bugünde insanların ayaklarındaki şık
hâkimiyetini sürdürüyor. Güncelliğini kaybetmemiş bir
giysi olmasına rağmen sandalet, Antik Yunan ve Roma
dönemlerini tasvir eden resimleri hatırlatır öncelikle.
Antik çağın tüm büyük uygarlıkları, Mısır, Helen ve
Roma, sıcak iklimlerde merkezileşmişti. Kuzey
Afrika’nın, Akdeniz’in ve İtalya’nın sıcaklarında, doğal
olarak, ayakların hava almasını sağlayan bu açık
modeller tercih ediliyordu. Bu ülkelerde sandalet,
insanların yaşam standartları, ait oldukları sınıf gibi
statü özelliklerini gösteren bir anahtardı aynı zamanda.
Mısır tarihinin en kudretli kadınlarından olan Nefertiti,
rivayete göre güzelliğiyle bütün Mısır sarayını avucunun
içine alan ve Mısır tarihine kadın firavun olarak geçen
Nefertiti de sandalet giyerdi; bir halının içine
saklanarak Roma’ya gizlice girip, beraberinde kendisine
aşık ettiği Sezar’la Mısır’a geri dönen unutulmaz
kraliçe Kleopatra da... Antik çağın ayrıcalık, seçkinlik
sembolü sandalet, iki bin yıl sonra bu kez Avrupalı
hippilerin, tüm dünyevi zenginliklere ve hırslara
arkasını dönerek, doğaya yakın ütopik bir yaşam hayal
eden o asi topluluğun ayaklarında simgeleşti.
Mısır, Sümer, Pers kalıntılarında görülen düz tabanlı,
çapraz bantlı ayakkabılar, sandaletlerin ilk kez Mısır
ve Asya’da üretildiğini açığa çıkarıyor. Papirüs
yapraklarının ayakların altına bağlanmasıyla yapılan ilk
sandaletler, Roma döneminde sadece statüleri değil,
meslekleri de ayıran bir araç olmuş ve Roma’da rastgele
renk ve biçime sahip ayakkabı kullanılması engellenmiş.
Bodrumlu Ali Usta
Türkiye’de de sandalet konusunda ünü dünyaya yayılmış
usta bir isim var: Bodrumlu Ali Güven Usta’nın yaptığı
sandaletler, New Yorklu ünlü modacı Donna Karan
tarafından da üretiliyor. Tam 40 yıldır, hiçbir makine
kullanmadan, tamamen el işi teknikleriyle sandalet
üreten Ali Usta, Bodrum’a dünyanın dört bir yanından
gelen özel müşterilerinin yanı sıra siparişle Atina’ya,
İtalya’ya, modacılara, sanatçılara, balerinlere sandalet
gönderiyor.
Ali Usta, Afrodisias’taki heykellerde gördüğü figürlerin
kendisini büyülediğini ve bu figürleri yorumlayarak
farklı modeller türettiğini söylüyor.
Alman düşünürü Adorno, terliğin, insanın eğilmeye karşı
gösterdiği direncin ürünü olduğunu söylemişti. Bu parlak
fikrin, dolaylı da olsa, binlerce yıl önce pahalı
taşlarla süslenip bir seçkinlik göstergesi olarak ortaya
çıkan sandaletler için de geçerli olduğunu
söyleyebiliriz: Sandalet, ayakkabı giydiği halde
ayakları çıplak kalsın isteyen insanın, bu çelişkili
konfor arayışına verilmiş, eski ama hükmünü koruyan bir
yanıttır.
|