Dalgaların
üstünde uçarcasına süzülmek; bir kelebeğin kanatları
kadar zarif olan yelkeni, sadece doğanın armağanı
rüzgarla şişirerek denizleri fethetmektir yelkencilik.
Deniz, dalga, akıntı ve rüzgar, hem dostu hem rakibidir
yelkencinin. Tecrübeyle gelişen duyular, denizciye
yapması gerekeni öğretir yıllar içinde. Teknoloji her ne
kadar gelişmiş meteorolojik tahminler sunsa da,
denizcinin, rüzgarı, dalgayı hissetmesi gerekir.
Rüzgarın yararlı bir kuvvet olduğunu keşfeden insanoğlu,
yelkenli tekneleri icat etti ve denizcilikte yeni bir
dönem başladı. Tarihteki ilk yelkenli geminin Mısırlılar
tarafından yapıldığı ve ilk olarak Nil Nehri'nde
kullanıldığı biliniyor. Yapılan ilk yelkenler kare
şeklindeydi, dolayısıyla rüzgarı sadece arkadan aldığı
zaman ilerliyordu. Yelkenli gemiler, uygun rüzgarı
bulmak için, çoğu zaman açık denizlerde ya da limanlarda
günlerce beklemek zorunda kalıyordu. Kare yelkenlerdeki
bu sorun, üçgen yelkenlerin geliştirilmesiyle ortadan
kalktı ve yelkenli gemiler denizlerde özgürce, rüzgarın
insafına gerek duymadan süzülmeye başladı.
Yelken Yarışları
Yelken ne çok sert ne de çok yumuşak olan özel bir
kumaştan yapılır. Bu kumaşın en önemli özelliği esnek
bir yapıda olmasıdır. Aynı zamanda güneşin ve tuzlu
suyun yıpratıcı etkisine direnebilmesi için çok
dayanıklı olmak zorundadır. Yelken bezi, özel bir tor
(bombe) verilerek üç boyutlu hale getirilir. Yelkenli
teknenin çalışma prensibi, rüzgar gücünün oluşturduğu
hareket enerjisinden yararlanarak, aracın hareket
ettirilmesidir. Denizcilikteki ve teknolojideki büyük
gelişmelerden sonra antik ve incelikli bir süs ve
heyecan verici bir spor olarak varlığını sürdüren
yelkencilik, son yıllarda ülkemizde de artan bir
popülerliğe sahip. Yurdumuzun birçok bölgesinde,
özellikle Ege Denizi ve İstanbul kıyılarında yelkenli
yarışları düzenleniyor. Artık gelenekselleşmiş olan
Uluslararası İstanbul Yelken Haftası yarışları bu yıl da
30 Temmuz-5 Ağustos tarihleri arasında yapıldı.
Yelken yarışları, tüm yarışlarda olduğu gibi belli
kurallar çerçevesinde ve güvenlik ön planda tutularak
yapılıyor. Start sırasında karışıklık olmaması için her
yelkenli tekneye bir sınıf bayrağı veriliyor. Yelken
yarışları gölde, denizde veya okyanusta suya atılan
şamandıralarla önceden belirtilen bir rota üzerinde
yapılır. Yelkenler şamandıralar etrafında dönerek,
önceden belirlenmiş bu rotayı tamamlarlar.


Herkes Kendi Rotasında
Hakem heyeti başlangıç işaretini verirken yelkenciler
için zor fakat en az o kadar da keyifli bir mücadele
başlamış olur. Her yelkenli start hattından çıktıktan
sonra, önceden belirlenmiş olan yarış parkurunda
istediği rotayı çizme şansına sahiptir.
Yelken yarışları için en uygun olanı, rüzgarın sürekli
olduğu ve ani olarak yön değiştirmediği hava
koşullarıdır. İkinci en önemli özellik ise rüzgarın
yeterli seviyede esmesidir. Dünyada rüzgarın daima
kuvvetli estiği yerler belirlenmiştir ve genelde
uluslararası yelken yarışları buralarda yapılır. Örneğin
ülkemizde İzmir Çeşme'de yazın ayrı, kışın ayrı yönden
daima rüzgar eser ve bu yüzden Çeşme'de birçok
uluslararası yelken organizasyonu
gerçekleştirilmektedir.
Deniz ve rüzgarla iç içe, doğaya hiçbir zarar vermeden
yapılan bu spor, hayattan keyif almak isteyenler için
belki de en iyi tercihlerden biridir. Engin deniz
maviliklerin verdiği huzur ise, yelkenciliğin neden bir
tutku olduğunun en somut göstergesi olsa gerek.
YELKENCİLİK TEKNİKLERİ
Rüzgar üstü: Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı
yöne verilen isimdir.
Rüzgar altı: Teknenin rüzgarı aldığı yönün tersi
tarafına verilen isimdir.
Seyir: Yelkenli teknelerin rüzgarla olan
açılarına göre 3 yol alış şekli vardır. Bunlar orsa,
apaz ve pupadır. Bu yönlere verilen
isimlere "seyir" denir.
Orsa seyri en yavaş yelken seyridir. Çünkü rüzgar bu
açıyla alındığında rüzgar gücünün çoğu, tekneyi ileri
hareket ettirmek yerine yatırmaya harcanır. Apaz seyri
en hızlı seyirdir, toplam kuvvet bileşkesi, gidilmek
istenen yöne, yani ileri doğrudur. Bu seyir tipinde ne
kadar büyük yelkenler kullanılırsa o kadar hız
kazanılır.
Pupa seyri ise tam rüzgar yönünde yapılan seyirdir. 180
derece ile tam rüzgar aşağı seyir yapılır.
Tramola: Rüzgara yakın orsa seyrinde giden
yelkenli tekne, hedefe ulaşabilmek için dönüşler yapmak
zorundadır. Rüzgara doğru yapılan bu dönüşlere tramola
denir. Unutulmaması gerekense tramolanın sadece orsa
seyirinde atıldığıdır.
|
Deniz'in
Sözlüğü
Denizcilik, binlerce yıllık bir geçmişe
sahiptir, zaman içinde teknolojideki gelişmelere
paralel olarak birçok değişiklik geçirse de,
bazı terimler günümüze kadar, hemen hemen hiç
değişmeden gelmiştir.

ALABANDA: Geminin yan
satıhlarının yukarıdan aşağıya kadar olan iç
kısmıdır.
LOÇA: Baş demir zincirinin geçtiği büyük
deliktir.
MAPA: El incesi ya da halatların geçtiği
halkalardır.
NETA: Her şeyi hazır etmek, çalışır hale
getirmek.
ALESTA: Dikkatli bir şekilde beklemek.
MAYNA: Herhangi bir şeyi halat veya
palanga ile indirmek.
AVARA: Limandan ayrılmak, açılmak.
VOLTA: Halatı bağlamak.
FUNDA: Halatı bırakmak, boşaltmak.
VİRA: Demir almak ya da ırgat veya vinci
çalıştırmak.
AGANTA: Halatı gergin tutmak.
LAÇKA: Boşalt, gevşet.
HİSAR: İki kat bağla.
İSKELE ALABANDA: Dümeni tam sola kırmak.
SANCAK ALABANDA:Dümeni tam sağa kırmak.
VİYA: Tutulan rotada ilerlemek, rotayı
bozmamak.
TOKA: Bayrak çekmek.
ARYA: Bayrak indirmek.
MEZESTRE: Bayrağı yarıya kadar çekmek.
ISPASA: Palanga donanımını çözmek veya
çıkartmak.
YALPA: Geminin sancak - iskele yönünde
yaptığı salınımlar.
|
Kavança (Boci Tramola): Rüzgarı arkadan alan
yelkenli tekne yine hedefe göre dönüş yapıp, yön
değiştirmek zorundadır. Rüzgar altına doğru yapılan
dönüşlere kavança ya da boci tramola adı verilir.
Kavança, sert havada bumbanın, yani yelkenin alt
kenarının bağlı olduğu uzun direğin, oldukça sert
hareket etmesine sebep olacağı için, dikkatli yapılması
gereken bir dönüştür.
Orsalamak: Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki
açıyı küçülterek mümkün olabildiği sınıra kadar tekneyi
rüzgara yaklaştırmaya denir. İstenildiği takdirde sınıra
kadar gelinmesi zorunlu değildir. Yani orsalamanın
mümkün olan sınırlar içinde belirli bir limiti yoktur.
Kafayı açmak: Yelkenli teknenin rüzgarla
arasındaki açıyı artırmasına "kafayı açmak" denir. Bu
hareketi, orsalamanın tam tersi olarak da düşünebiliriz.
Yapraklama: Eğer yelken rüzgarla doldurulamıyorsa
bir sağa, bir sola oynar. İşte bu harekete yapraklama
veya pırpırlama denir. Bu durumda yelkende herhangi bir
güç elde edilmez ve tekne ilerleyemez.
Kör Tramola: Tramola atabilmek için yelkenli
teknenin tramola atmaya başlamadan önce kazanmış olmak
zorunda olduğu bir hız, yani yeterli bir enerji
olmalıdır. Kısacası sabit durmakta olan tekneye tramola
attırılamaz. Eğer tromala atarken enerji eksikliği
yüzünden tramola tamamlanamaz, yani yapraklama olursa,
buna kör tramola denir.
Bayılma: Özellikle rüzgarlı havalarda orsa ve
apaz seyirlerinde yelkenli teknemiz rüzgar altına doğru
yatar ve yan yan seyir eder. Bu durum bayılma diye ifade
edilir. Bayılma durumu artarsa teknenin burnu rüzgara
doğru çevrilerek bayılma engellenmelidir.
Trim: Yelkenin şeklini değiştirerek, en yüksek
ölçüde verim alınabilmesi için yelkende yapılan küçük
işlerdir.
Kerteriz: Rüzgarın hafif dönüşlerini anlamak ve
bu dönüşlerin rotayı bozmasını engellemek için pruvadaki
sabit bir noktayı akılda tutmak anlamına gelir. Bu
noktaya göre rüzgar değişimleri fark edilir ve rota
değiştirilir. |