SİTE İÇİ ARAMA

 

Ülkemizde de son yıllarda giderek popülerleşen yelken sporu hem yarışanlara hem de izleyenlere büyük keyif veriyor. Özellikle Çeşme, Avrupa'nın en önemli yelkencilik merkezlerinden biri.

Dalgaların üstünde uçarcasına süzülmek; bir kelebeğin kanatları kadar zarif olan yelkeni, sadece doğanın armağanı rüzgarla şişirerek denizleri fethetmektir yelkencilik. Deniz, dalga, akıntı ve rüzgar, hem dostu hem rakibidir yelkencinin. Tecrübeyle gelişen duyular, denizciye yapması gerekeni öğretir yıllar içinde. Teknoloji her ne kadar gelişmiş meteorolojik tahminler sunsa da, denizcinin, rüzgarı, dalgayı hissetmesi gerekir.
Rüzgarın yararlı bir kuvvet olduğunu keşfeden insanoğlu, yelkenli tekneleri icat etti ve denizcilikte yeni bir dönem başladı. Tarihteki ilk yelkenli geminin Mısırlılar tarafından yapıldığı ve ilk olarak Nil Nehri'nde kullanıldığı biliniyor. Yapılan ilk yelkenler kare şeklindeydi, dolayısıyla rüzgarı sadece arkadan aldığı zaman ilerliyordu. Yelkenli gemiler, uygun rüzgarı bulmak için, çoğu zaman açık denizlerde ya da limanlarda günlerce beklemek zorunda kalıyordu. Kare yelkenlerdeki bu sorun, üçgen yelkenlerin geliştirilmesiyle ortadan kalktı ve yelkenli gemiler denizlerde özgürce, rüzgarın insafına gerek duymadan süzülmeye başladı.

Yelken Yarışları
Yelken ne çok sert ne de çok yumuşak olan özel bir kumaştan yapılır. Bu kumaşın en önemli özelliği esnek bir yapıda olmasıdır. Aynı zamanda güneşin ve tuzlu suyun yıpratıcı etkisine direnebilmesi için çok dayanıklı olmak zorundadır. Yelken bezi, özel bir tor (bombe) verilerek üç boyutlu hale getirilir. Yelkenli teknenin çalışma prensibi, rüzgar gücünün oluşturduğu hareket enerjisinden yararlanarak, aracın hareket ettirilmesidir. Denizcilikteki ve teknolojideki büyük gelişmelerden sonra antik ve incelikli bir süs ve heyecan verici bir spor olarak varlığını sürdüren yelkencilik, son yıllarda ülkemizde de artan bir popülerliğe sahip. Yurdumuzun birçok bölgesinde, özellikle Ege Denizi ve İstanbul kıyılarında yelkenli yarışları düzenleniyor. Artık gelenekselleşmiş olan Uluslararası İstanbul Yelken Haftası yarışları bu yıl da 30 Temmuz-5 Ağustos tarihleri arasında yapıldı.
Yelken yarışları, tüm yarışlarda olduğu gibi belli kurallar çerçevesinde ve güvenlik ön planda tutularak yapılıyor. Start sırasında karışıklık olmaması için her yelkenli tekneye bir sınıf bayrağı veriliyor. Yelken yarışları gölde, denizde veya okyanusta suya atılan şamandıralarla önceden belirtilen bir rota üzerinde yapılır. Yelkenler şamandıralar etrafında dönerek, önceden belirlenmiş bu rotayı tamamlarlar.


Herkes Kendi Rotasında
Hakem heyeti başlangıç işaretini verirken yelkenciler için zor fakat en az o kadar da keyifli bir mücadele başlamış olur. Her yelkenli start hattından çıktıktan sonra, önceden belirlenmiş olan yarış parkurunda istediği rotayı çizme şansına sahiptir.
Yelken yarışları için en uygun olanı, rüzgarın sürekli olduğu ve ani olarak yön değiştirmediği hava koşullarıdır. İkinci en önemli özellik ise rüzgarın yeterli seviyede esmesidir. Dünyada rüzgarın daima kuvvetli estiği yerler belirlenmiştir ve genelde uluslararası yelken yarışları buralarda yapılır. Örneğin ülkemizde İzmir Çeşme'de yazın ayrı, kışın ayrı yönden daima rüzgar eser ve bu yüzden Çeşme'de birçok uluslararası yelken organizasyonu gerçekleştirilmektedir.
Deniz ve rüzgarla iç içe, doğaya hiçbir zarar vermeden yapılan bu spor, hayattan keyif almak isteyenler için belki de en iyi tercihlerden biridir. Engin deniz maviliklerin verdiği huzur ise, yelkenciliğin neden bir tutku olduğunun en somut göstergesi olsa gerek.

YELKENCİLİK TEKNİKLERİ
Rüzgar üstü: Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı yöne verilen isimdir.
Rüzgar altı: Teknenin rüzgarı aldığı yönün tersi tarafına verilen isimdir.
Seyir: Yelkenli teknelerin rüzgarla olan açılarına göre 3 yol alış şekli vardır. Bunlar orsa, apaz ve pupadır. Bu yönlere verilen isimlere "seyir" denir.
Orsa seyri en yavaş yelken seyridir. Çünkü rüzgar bu açıyla alındığında rüzgar gücünün çoğu, tekneyi ileri hareket ettirmek yerine yatırmaya harcanır. Apaz seyri en hızlı seyirdir, toplam kuvvet bileşkesi, gidilmek istenen yöne, yani ileri doğrudur. Bu seyir tipinde ne kadar büyük yelkenler kullanılırsa o kadar hız kazanılır.
Pupa seyri ise tam rüzgar yönünde yapılan seyirdir. 180 derece ile tam rüzgar aşağı seyir yapılır.
Tramola: Rüzgara yakın orsa seyrinde giden yelkenli tekne, hedefe ulaşabilmek için dönüşler yapmak zorundadır. Rüzgara doğru yapılan bu dönüşlere tramola denir. Unutulmaması gerekense tramolanın sadece orsa seyirinde atıldığıdır.

Deniz'in Sözlüğü

Denizcilik, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir, zaman içinde teknolojideki gelişmelere paralel olarak birçok değişiklik geçirse de, bazı terimler günümüze kadar, hemen hemen hiç değişmeden gelmiştir.


ALABANDA: Geminin yan satıhlarının yukarıdan aşağıya kadar olan iç kısmıdır.
LOÇA: Baş demir zincirinin geçtiği büyük deliktir.
MAPA: El incesi ya da halatların geçtiği halkalardır.
NETA: Her şeyi hazır etmek, çalışır hale getirmek.
ALESTA: Dikkatli bir şekilde beklemek.
MAYNA: Herhangi bir şeyi halat veya palanga ile indirmek.
AVARA: Limandan ayrılmak, açılmak.
VOLTA: Halatı bağlamak.
FUNDA: Halatı bırakmak, boşaltmak.
VİRA: Demir almak ya da ırgat veya vinci çalıştırmak.
AGANTA: Halatı gergin tutmak.
LAÇKA: Boşalt, gevşet.
HİSAR: İki kat bağla.
İSKELE ALABANDA: Dümeni tam sola kırmak.
SANCAK ALABANDA:Dümeni tam sağa kırmak.
VİYA: Tutulan rotada ilerlemek, rotayı bozmamak.
TOKA: Bayrak çekmek.
ARYA: Bayrak indirmek.
MEZESTRE: Bayrağı yarıya kadar çekmek.
ISPASA: Palanga donanımını çözmek veya çıkartmak.
YALPA: Geminin sancak - iskele yönünde yaptığı salınımlar.
 

Kavança (Boci Tramola): Rüzgarı arkadan alan yelkenli tekne yine hedefe göre dönüş yapıp, yön değiştirmek zorundadır. Rüzgar altına doğru yapılan dönüşlere kavança ya da boci tramola adı verilir. Kavança, sert havada bumbanın, yani yelkenin alt kenarının bağlı olduğu uzun direğin, oldukça sert hareket etmesine sebep olacağı için, dikkatli yapılması gereken bir dönüştür.
Orsalamak: Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı küçülterek mümkün olabildiği sınıra kadar tekneyi rüzgara yaklaştırmaya denir. İstenildiği takdirde sınıra kadar gelinmesi zorunlu değildir. Yani orsalamanın mümkün olan sınırlar içinde belirli bir limiti yoktur.
Kafayı açmak: Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı artırmasına "kafayı açmak" denir. Bu hareketi, orsalamanın tam tersi olarak da düşünebiliriz.
Yapraklama: Eğer yelken rüzgarla doldurulamıyorsa bir sağa, bir sola oynar. İşte bu harekete yapraklama veya pırpırlama denir. Bu durumda yelkende herhangi bir güç elde edilmez ve tekne ilerleyemez.
Kör Tramola: Tramola atabilmek için yelkenli teknenin tramola atmaya başlamadan önce kazanmış olmak zorunda olduğu bir hız, yani yeterli bir enerji olmalıdır. Kısacası sabit durmakta olan tekneye tramola attırılamaz. Eğer tromala atarken enerji eksikliği yüzünden tramola tamamlanamaz, yani yapraklama olursa, buna kör tramola denir.
Bayılma: Özellikle rüzgarlı havalarda orsa ve apaz seyirlerinde yelkenli teknemiz rüzgar altına doğru yatar ve yan yan seyir eder. Bu durum bayılma diye ifade edilir. Bayılma durumu artarsa teknenin burnu rüzgara doğru çevrilerek bayılma engellenmelidir.
Trim: Yelkenin şeklini değiştirerek, en yüksek ölçüde verim alınabilmesi için yelkende yapılan küçük işlerdir.
Kerteriz: Rüzgarın hafif dönüşlerini anlamak ve bu dönüşlerin rotayı bozmasını engellemek için pruvadaki sabit bir noktayı akılda tutmak anlamına gelir. Bu noktaya göre rüzgar değişimleri fark edilir ve rota değiştirilir.


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR