Ana Sayfa | Site Haritası  


İnternet Sayısı:


   

Kökeni ve kahramanlarının öyküsü tartışma konusu olan Karagöz oyunu, yüzyıllar boyunca Osmanlı toplumunun en büyük eğlencesiydi. Şimdilerde bir çocuk oyunu olarak görülen oysa politik hicivler de içeren bir taşlama olan Karagöz’ün gizem dolu öyküsüne buyurun...

 

İlk uzun filmi “Neredesin Firuze” ile sinemaseverlerin beğenisini kazanan Ezel Akay, geçtiğimiz yıl farklı, dikkat çeken ve çokça tartışılan bir yapımla yeniden sinema gündemine oturmuştu: “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” Anadolu’nun 700 yıl öncesinden bir öyküyü, dönemin Türkçesiyle beyazperdeye taşıyan Akay’ı; “tarihi çarpıtmakla” suçlayanlar da oldu, bir başyapıtla Türk tarihine hizmet ettiğini söyleyenler de... Tartışmalar bir yana, film, pek çoğumuz için bir “çocukluk hatırasından ibaret” olarak görülen Karagöz ve Hacivat’ı yeniden yetişkinlerin gündemine taşıdı. Onlara güldük, onlarla eğlendik; belki bizim yaşlarımız bizzat perdenin önünde oturmaya yetmedi, ama hiç değilse beyazcamda onlarla keyifli anlar geçirdik.
Karagöz ve Hacivat’ı uzun yıllar boyunca birer çizgi film kahramanı gibi karton karakterler olarak gördük belki. Ve bu yüzden gölge oyununun ve özel olarak Karagöz-Hacivat tiplemelerinin arkasındaki büyük tarihsel-kültürel birikimi çok fazla gündeme taşıyamadık. Oysa Karagöz oyunu, 14. yüzyılda artık son dönemini yaşamakta olan Bizans’ın kentli seçkinleriyle Moğol akınlarından kaçarak bölgeye yerleşen Müslüman Türk göçebeler arasında büyük bir kültür alışverişinin gerçekleştiği tarihsel dönemeçte ortaya çıkmış bir taşlama güldürüdür. Rivayetler muhtelif olmakla birlikte en yaygın olarak inanılan öykü, Karagöz ve Hacivat’ın, Sultan Orhan tarafından Bursa’da yaptırılan caminin inşasında çalışan, tamamen zıt karakterli iki inşaat işçisi olduğu ve sonradan gölge oyunu olarak temsil edilen diyalogların bu işçiler tarafından bizzat canlandırıldığı yönünde...
İşte Karagöz ve Hacivat da 14. yüzyılda Bursa’da Sultan Orhan Camii’nin inşaatında karşılaşan zıt karakterde, uyumsuz iki inşaat işçisidir. Fazlasıyla saf ama yabancılara karşı temkinli ve şüpheci olan, halkın ahlaki değerlerini temsil eden, dürüst ve eğitimsiz Karagöz; kurnaz, gözü açık, yer yer sinsi olan Hacivat’la birlikte başlı başına bir tezat güldürüsü oluşturur. Ama oyun değişken içeriği sayesinde uzun yıllar boyunca bir “toplumsal hiciv” rolü görmüş, hatta kimi dönemlerde Osmanlı’nın “Karagöz oynatılıyor” diye kahvehaneleri kapatmasına bile neden olmuş.
Hakkında yüzlerce rivayet, efsane, tez dolaşan Karagöz ve Hacivat’ı tanıma çabalarımız bizi beklediğimizden çok daha ilginç bir öykünün içine sürükledi. Size Karagöz ve Hacivat’tan söz edeceğiz, asıl konumuz bu olacak; ama Hayali Saraç Emin’in öyküsünü de satır aralarında ilgiyle, yer yer şaşkınlık, yer yer hayranlıkla okuyacaksınız.
“Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” filminin finalindeki gölge oyununu da gerçekleştiren Emin Şenyer, aslında hayatının uzun bir dönemi boyunca bir Karagöz oynatıcısı olacağını aklının ucundan bile geçirmedi belki. Baba mesleği ayakkabıcılıkta gayet başarılıydı ve Gedikpaşa’daki atölyesinde özenle ürettiği ayakkabıları çoğunlukla ihraç ediyordu. İşyerini büyütme çabası, 1994 yılındaki ekonomik krizle hüsrana uğrayan ve atölyesini kapatmak zorunda kalan Şenyer, Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan bir Karagöz kursuna katılır. Ayakkabıcılıktan edindiği ustalığı, Karagöz oyununun tasvirlerini üretmekte de kullanan Şenyer, kurstaki hocası, Türkiye’nin önemli Karagöz ustalarından Hayali Safderi Metin Özlen’in dikkatini çeker. Bir süre onun yardımcılığını yapan Şenyer, bir süre sonra ustası tarafından “Hayali Saraç Emin” olarak lanse edilir. Bu, Emin Şenyer’in hayatı için bir dönüm noktası olacak, sona ermiş saraçlıktan sonra, şimdi artık bir Karagöz ustası olarak yaşamını kazanmaya devam edecektir.
 


Hayali Saraç Emin (üstte) Karagöz oyunuyla ilgili birikimini ve kendi yaptığı tasvirleri internet üzerinden paylaşıyor. (www.karagoz.net)

Karagöz’le
Hacivat arasındaki
bazı farklar...

1. Karagöz doğuludur,
Hacivat batılı.
2. Karagöz dürüsttür,
Hacivat sinsi.
3. Karagöz doğrucudur,
Hacivat yalancı.
4. Karagöz cesurdur,
Hacivat korkak.
5. Karagöz kabadır,
Hacivat nazik.
6. Karagöz eğitimsizdir,
Hacivat entelektüel.
7. Karagöz sinirlidir,
Hacivat sakin.
8. Karagöz eylemcidir,
Hacivat teorisyen.
9. Karagöz mutludur,
Hacivat mutsuz.
10. Karagöz kavgacıdır,
Hacivat uyumlu.
11. Karagöz öz Türkçe konuşur,
Hacivat yabancı sözcükler kullanır.
12. Karagöz evlidir,
Hacivat bekâr.
13. Karagöz küfür eder,
Hacivat etmez.
14. Karagöz hiç dinlemez,
Hacivat hiç susmaz.

Bunları biliyor muydunuz?

  • Karagözcülük sanatını icra eden ve bunu meslek olarak seçen kişilerin (Hayali Memduh Bey, Hayali Arap Cemal Efendi, Hayali Sobacı Ömer Efendi gibi) “Hayali” önadıyla anıldığını...
  •  Hayali’nin öncelikle temiz bir İstanbul Türkçesine sahip olması ve taklit yeteneğinin gelişmiş olması gerektiğini; Hayalilerin perdedeki tüm tipleri tek başlarına seslendirdiklerini; farklı şiveler bilmek, Türk müziğini bilerek, tiplerin şarkılarını söylemek durumunda olduklarını...
  •  Karagöz oyununda “tasvir” adıyla anılan ve çubuklara takılarak oynatılan insan, hayvan, eşya figürlerinin deri veya manda derisinden yapıldığını ve bu tasvirlerin kök boya ile boyandığını...

Karagöz doğaçlama oynanır
Bu noktada Emin Şenyer’in sözlerine kulak vermek gerekiyor: “Karagözcüler bunu hep bir zanaat olarak, ikinci iş olarak yapmışlar. Bugün de bakın, çoğu emekli memurdur, bankacıdır. 10 tane oyun ezberleyen kişi Karagöz oynatabiliyor. Oysa bu oyunu mutlaka doğaçlama oynatmak gerekir. Bizde bugün Karagöz bir çocuk oyunu olarak algılanıyor. Aslında Karagöz bir çocuk oyunu değildir. Eskiden politik hiciv unsuru olarak kullanılırmış. Ama Tanzimat’tan sonra sansüre uğraması ve yazılı metinlere geçmesi nedeniyle bir çocuk oyunu olarak gelenekselleşmiş ve bu durum günümüze kadar devam etmiş. Ama Karagöz oyunu, biçim ve üslup olarak Türk tiyatrosunu, hatta Türk sinemasını etkilemiştir. 80’li yıllardaki Zeki Alaysa-Metin Akpınar ikilisi filmleri Karagöz ve Hacivat’ı çağrıştırır. Kemal Sunal filmlerinde de benzer bir etki söz konusudur. Saf, temiz kalpli, kandırılmaya müsait halk tipi Karagöz, Kemal Sunal’ın tiplemeleri ile canlanır. Ortaoyunu da, biliyorsunuz, Karagöz’ün sahneye inmiş halidir.”
Karagöz oyununun statik bir metne tabi kalmadan ve doğaçlama olarak oynanmasının önemini hissetmemek mümkün değil. Ama üzerinde durulması gereken bir başka nokta da şu ki, Karagöz oyununun ülkemizin geleneksel kültüründeki önemi ve yerini anlamak ve anlatmak konusunda oldukça yetersiz kalıyoruz. Hatta Yunanistan Karagöz geleneğini sahiplenerek bu konuda bizden hızlı davranıyor. Oyun tasvirlerinin, Atina Olimpiyatları’nın resmi geçit töreninde “Karagozis-Hacivatzis” isimleriyle yer alması ve Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın oyuna gösterdiği ilgi bunun kanıtı. Emin Şenyer de bu gerçeğe dikkat çekiyor ve Karagözcülük konusundaki bireysel çabaların, bu geleneği geleceğe taşımak için yeterli olamayacağını ve konuyla akademik düzeyde ilgilenilmesi gerektiğini söylüyor.
Burada Şenyer’in mütevazılıkla “yetersiz” dediği bireysel çabalarından söz etmek gerekiyor.
Şenyer, Almanya’da OpernHauses Halle opera grubunun isteği üzerine Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” operasını bu ülkede yaşayan yönetmen Meray Ülgen ile birlikte gölge oyunu tekniğiyle Karagöz perdesinde canlandırır. Filme alınan gösteri, opera başlamadan önce seyircilere uvertür müziği eşliğinde özet olarak gösterilir. 1 Mayıs 2004’te prömiyeri yapılan oyun yaz sezonu boyunca Almanya’nın ünlü Goethe Tiyatrosu’nda sergilenir. Ayrıca Şenyer’in yaptığı 20 parçalık tasvir koleksiyonu, Portekiz’deki Kukla Müzesi tarafından, sergilenmek üzere satın alınmıştır. Ayakkabı ustalığından, Mozart operalarına, uluslararası müzelere uzanan öyküde Karagöz’ün büyüsünü aramak haksızlık olmaz herhalde...

Karagöz musikisi
Karagöz oyununun bir başka önemli yanı musikiyle olan yakın ilişkisi. Oyun musikiyle başlıyor ve musikiyle bitiyor. Karagözcülerin bu nedenle, doğaçlama için gerekli yeteneklerin, taklit becerisinin, gündemi takip etme ve iyi yorumlama çabalarının dışında bir musiki eğilimine de sahip olması gerekiyor. Geçmiş Ramazanlarda, iftar sofrasından kalkılır kalkılmaz Karagöz oyunlarına koşulmasının sırrı, oyunun böylesine bütünlüklü bir eğlence sunmasında aranmalı belki de. Güldürü, taşlama, tiyatro, güncel olayların analizi ve elbette güzel müzik...
Karagöz oyununun kökeni hakkında muhtelif rivayetler olduğunu söylemiştik. Bunlardan biri de Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferi ve fethinden sonra oyunun Kuzey Afrika’dan Osmanlı’ya geldiği yönünde. Yavuz, burada seyrettiği dramatik bir gölge oyununu, bir çocuk eğlencesi olarak şehzadelerin seyretmesi için saraya taşır. İspanya’dan göçen Yahudilerin ya da doğudan batıya göçen Çingenelerin oyunu İstanbul’a taşıdığı da söylenir. Oyun hakkındaki ilk belge ise 1582 tarihli Surname-i Humayun. Belgede, şehzadelerin sünnet törenlerinde Karagöz Hacivat oynatıldığı belirtilmiş.
Oyunun kökenine ilişkin olarak akla en uygun formül ise, Karagöz oyununun, fethettiği yerlerin kültürünü yok etmek yerine, onlardan yararlanmayı, bu kültürlere uyum sağlamayı seçen Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri gölge oyunu ile Anadolu kültüründeki başlıca figürlerin birleştirilmesinden doğan bir sentez olduğu...
Kökeni ne olursa olsun, bu oyunun bizim topraklarımıza ait bir kültürel değer olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ve bize ait bu kültürel değer, yine bizim ilgimizi bekliyor.

Karagöz defi, tek tarafına deri gerilmiş tahta kasnak ve kasnağa takılı 5 çift zilden oluşur. Karagöz düdüğü olarak da anılan “nareke” ise bir ucuna ince kâğıt gerilmiş kamıştan yapılıyor.

Karagöz oyunundan bazı tipler

Tuzsuz Deli Bekir: Tuzsuz Deli Bekir’in bir elinde içki şişesi, bir elinde tabanca ya da kama vardır. Mahallenin kabadayısıdır, belalı bir adamdır. Olayların karmaşıklaştığı anda gelip kaba kuvvetle olayı çözer.
Beberuhi: Altıkulaç Beberuhi ya da pişbop lakabıyla anılır. Yaşı büyük aklı küçük, cüce bir tiptir.
Himmet: Kastamonulu Himmet olarak da geçer. Sırtında baltasıyla kaba saba bir tiptir. Karagöz oyunlarının en iri tasviridir.
Yaklaşık 50 cm boyundadır.
Zenne: Karagöz oyunundaki bütün kadınlara genel olarak zenne denir. Oyunlarda genellikle genç zenneler gönül işleriyle ilgilidir, yaşlı olanlar ise dırdırcı ve kocalarını usandıran tiplerdir
Acem: Halıcılıkla uğraşan zengin İranlı tipleme. İran’dan ya da Azerbaycan’dan gelmiştir. Eğlenmekten ve kendisine dalkavukluk yapılmasından hoşlanır. Bol bol para dağıtır.
Çelebi: Çelebi genellikle kadınların aklını çelen yakışıklı, kibar, genç erkek tiplemedir. İstanbul ağzı ile kusursuz bir Türkçe konuşur. Bazı oyunlarda zengin bir bey, bazı oyunlarda bir mirasyedi, bazı oyunlarda ise zevk düşkünü bir çapkındır.

 
 






 
 

Kültür ve Sanat Yayınıdır. Tüm Hakları Saklıdır.
Güvenlik Politikası