SİTE İÇİ ARAMA

 

Modern strateji oyunları önce moda olup sonra unutuladursun, zamanın boğucu gücünden etkilenmeyen bir oyun klasiği 1500 yıldır tutkuyla oynanıyor: Satranç. Eski bir Brahman rahibinin buluşu, bugün yapay zekâ çalışmalarının da zeminini oluşturuyor.
 

New York’tan Buenos Aires’e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında bulunan bir milyoner, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’e, ücreti karşılığında bir parti satranç oynamayı önerir. İkisinin oyununu izleyen Avusturyalı göçmen Dr. B. oyun sırasında kendini tutamayıp onların oyununa karışınca, şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel odasına kapatılan, oyalanacak hiçbir şeyi olmadan, bu odada uzunca bir süre tek başına kalan, yalnızca sorgulama için odadan çıkartılan Dr. B. bir gün, rastlantı sonucu gizlice eline geçirdiği bir satranç kitabından bu oyunun bütün inceliklerini öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları yoktur, ancak, önce ekmek içinden yaptığı satranç taşlarıyla, sonra da tümüyle belleğinde oynayarak kuramsal bir satranç ustası olup çıkar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizlerine, beyin ağrılarına yakalanır. Tedavi olur, sonra da serbest bırakılır. Yirmi yıldır eline satranç taşı almamış olsa da, Dr. B. gemide satranç şampiyonuyla masanın başına oturacak, ilk kez biriyle, hem de dünya satranç şampiyonuyla karşılaşacaktır.
Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın etkileyici uzun öyküsü “Satranç” (Can Yayınları), yukarıda özetlenen olayların etrafında gelişiyor. Gerçek bir psikolojik gerilim ustası olan ve romanlarında “insan”ın tutkularını, hezeyanlarını, büyük keder ve mutluluklarını son derece güçlü bir dille anlatan Zweig’ın satrancı bir tutku nesnesi olarak seçmesi anlamlı. Bazılarına “sıkıcı” gelse de satranç, tüm dünyada en yaygın, en çok bilinen ve insanları peşinden en fazla sürükleyen strateji oyunu.

 


Hindistan’dan tüm dünyaya yayılan satranç, ülkemizde de ilgiyle karşılanıyor. Henüz önemli bir
uluslararası başarı elde edilmese de özellikle çocukların gösterdiği ilgi gelecek açısından umut erici.

Büyük krala armağan
Satrancın tam olarak nerede ve kim tarafından yaratıldığı bilinmese de, kaynakların büyük bir çoğunluğu, çıkış yeri olarak Hindistan’ı işaret ediyor. Bir inanışa göre, 7. yüzyılda dünya üzerindeki en güçlü krallardan biri olan Hindistan rajası (kralı) Balhait, bir Brahman rahibi olan Sissa’dan, kendisi için zekâya dayanan bir oyun tasarlamasını ister. Raja, diğer oyunlarda kullanılan zarların, yani şansın, bu yeni oyunda kullanılmamasını ve öngörüye, dikkate, sabra, zihinsel dayanıklılığa, analitik ve mantıksal çıkarımlara dayanan bir oyun arzuladığını açıklamıştır. Hükümdarın ne istediğini iyi anlamış olan Sissa, satranç oyununu sunar Balhait’e. Bu oyunun kusursuz bir savaş simülasyonu olduğunu hemen fark eden raja Sissa’yı ödüllendirmek ister. Rajanın önerdiği paha biçilmez mücevherleri ve kumaşları reddeden Sissa, yaratıcılığını bir kez daha gösterir ve kraldan şöyle bir ödül ister: Satranç tahtasının bir köşesinden başlayarak, bir kareye bir pirinç, ikinciye bunun iki katı, üçüncü kareye ikinci karedekinin iki katı ve her yeni kareye bir öncekinin iki katı pirinç tanesi konarak kendisine hediye edilmesini ister. Bu hesapla son kare 263 gibi, hesaplanamayacak kadar büyük bir sayıda pirinç tanesi hak etmektedir. Raja, matematikçilerin bile çaresiz kaldığı bu hesap sonunda, üstün zekalı Brahman rahibine bir kere daha hayran kalır.
Satranç adı, Sanskritçe dilindeki “şatarunga” (bir ordunun dört kolu) sözcüğünden gelir. Oyun, ticaret ve savaşlar vasıtasıyla diğer toplumlara da kısa sürede ulaşmış, Hindistan’dan İran’a, İran üzerinden Araplara, Arapların Avrupa’ya yaptıkları akınlar sonucu ise İber yarımadasından başlayarak tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
Avrupa’da başlangıçta bir elit hobisi olarak görülse de, oyun Rusya’da halk tarafından hemen benimsendi. Bu ilgi bugün bile sürüyor ve Ruslar yediden yetmişe severek satranç oynuyor. Karpov, Kasparov gibi dünyanın en önemli satranç ustalarının bu topraklardan çıkmasına, biraz da bu yoğun ilgi nedeniyle şaşırmamak lazım.

OYUN KURALLARI
Satranç, 8 sıra ve 8 sütundan oluşan 64 karelik siyah ve beyaz mozaik bir zemin üzerinde, 2 kişi tarafından oynanan bir strateji oyunudur. Oyunculardan biri 16 taştan oluşan beyaz takımı, diğeri ise yine 16 taştan oluşan siyah takımı yönetir. Oyunun amacı, rakibin şahını mat etmektir. Mat koşulunun oluşması için şahın tehdit altında olması ve kaçabileceği hiçbir serbest karenin kalmaması gerekmektedir.
Oyuncular, 8 piyon, 2 kale, 2 at, 2 fil, bir vezir ve bir de şahtan oluşan bir takıma sahiptir. Ön sırada 8 piyon, arka sırada ise ortada şah ve vezir olmak üzere, her iki yanda, bir kale, bir at ve bir fil bulunmaktadır.

SATRANÇ MAKİNESİ
1769 yılında Wofgang Von Kemplen tarafından icat edilmiş bu ilginç makinenin adı “The Turk”dü. Tarihe geçmiş ilk “otomatik satranç makinesi” olarak bilinen bu cihaz, esasen bir robot değil bir kandırmacaydı. Makinenin içine gizlenen usta bir satranç oyuncusu, karmaşık bir düzeneği kullanarak, Osmanlı kıyafetleri giymiş olan bir kuklayı hareket ettiriyordu. “The Turk”, Napoleon Bonaparte, Benjamin Franklin gibi devrin önemli insanlarını yenmeyi başararak, dünya çapında bir şöhrete sahip olmuştu.

TAŞLARIN HAREKET

ŞAH
Dikey, yatay veya çapraz olarak sadece bir kare ilerleyebilir.
Korunan rakip taşı alamaz.
VEZİR
Tüm karelere hem dikey hem çapraz hareket
edebilir.
Hem kalenin, hem de filin hareketine sahiptir.
 
FİL
Önünde bir engel
bulunmadıkça çapraz karelerde hareket eder.
Fillerin biri daima beyaz, diğeri daima siyah kareler üzerindedir.
KALE
Yatay veya dikey bir hat üzerinde hareket eder.
AT
Herhangi bir yönde 2 kare
ve buna dik
bir karede ilerler. (L hareketi)
İlerlerken geçtiği karelerin dolu olmasından
etkilenmez.
Hareketini
bitirdiği karede rakip taş varsa bu taşı alır.
 
PİYON
Piyonlar önlerinde taş bulunmadıkça, ileriye doğru ve düz olarak
ilerlerler. Açılışta
(oyundaki ilk
hamlelerinde)
istenirse
iki kare
ilerleyebilirler.
 
Oyuncular, uygun hamleleri yaparak rakibin taşlarını ve dolayısıyla gücünü eksiltmeye çalışır. Farklı hareket yeteneklerine sahip taşlar, aynı bir ordunun hava, kara ve deniz kuvvetleri gibi kullanılır. Oyunun temel mantığı, rakibin muhtemel hamlelerini önceden tahmin ederek buna uygun strateji geliştirmektir.


Gary Kasparov, “Pentium Processor”a karşı! Kasparov, Deep Blue ile oynadığı ikinci maçı kaybedince, makinenin yardım aldığını öne sürmüştü.

Kasparov Deep Blue’ya karşı
Satranç, hiçbir şekilde şansa yer vermeyen ve tamamen zekâya dayanan stratejik bir oyun. Bilim adamları bu yüzden, yapay zekâ alanındaki ilerlemeleri, insan türünün en zeki örnekleri olarak görülen satranç ustalarıyla sınamak istiyorlar. Bu konudaki en medyatik gelişme, 1996 yılında zamanın dünya satranç şampiyonu Kasparov’un, Deep Blue (Derin Mavi) isimli süper bilgisayarla yaptığı satranç karşılaşmasıydı. Medyanın yoğun ilgi gösterdiği bu karşılaşmada ilk maçı Deep Blue’nun kazanması, yapay zekânın organik zekâyı geçtiği yolundaki spekülasyonlara neden olmuştu. Kasparov, sonuçta serinin diğer maçlarını kazanarak bilgisayarı saf dışı etse de, bu karşılaşma tüm dünyada geniş yankılar uyandırdı. Rövanş ise 1997 yılında yapıldı, aradan geçen bir yıl içinde daha da güçlendirilmiş olan Deep Blue, bu sefer 6 maçlık serinin sonunda Kasparov’u yenmeyi başardı. Fakat Kasparov, hile yapıldığını, bilgisayara, satranç ustalarından oluşan bir ekibin yardım ettiğini öne sürdü ve yenilgiyi kabul etmeyerek yeni bir karşılaşma talep etti. Bilgisayarın üreticisi olan IBM şirketi bu isteği geri çevirerek Deep Blue projesini kapattı.
Yapay zekâyla insan arasındaki mücadelenin geleceği hakkındaki yorumların büyük çoğunluğu, 10-15 yıl içinde insan aklının şansı kalmayacağı yönünde. Fakat bir başka görüş, insan zekâsı matematiksel açıdan tam olarak taklit edilse bile, gerçek savaşlarda da görülen, aşırı cesaret, bazı taşların feda edilmesi gibi “insansı” hareketlerin, yapay zekâ tarafından anlamlandırılmasının imkansız olduğu yönünde.
Neredeyse 1500 yıldır insanları kendisine çeken satranç, oyuncularını, planlı hareket etmenin yanı sıra, karmaşık, doğru ve çabuk düşünmeye zorlar. Gerçek hayat için de son derece değerli olan bu özellikler satrancı basit bir strateji oyunu olmaktan çıkararak, bir gerçek hayat antrenmanına da çevirebilir; tabii yeterince sabırlıysanız.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR