SİTE İÇİ ARAMA

 

 
Bir fotoğraf
ustasının evinde
KERIBARın
mekanik gözü

Yalnızca başarılı
bir fotoğrafçı değil, sabırlı ve mütevazı
bir eğitmenle söyleşimiz...
Ülkemizin en
önemli Türkiye ve dünya fotoğrafları
arşivlerinden birine sahip olan
İzzet Keribar, ilginç hayat öyküsüyle
birlikte fotoğraf sanatını ve fotoğrafçılığı anlattı.

 
Bu sayıda size bir fotoğrafçıyı tanıtacağız. Logilife dergisini takip edenler, onun fotoğraflarını, dünyanın çeşitli noktalarında, ülkemizin bilinmeyen cennet köşelerinde çekilmiş fotoğraflarını görme şansına sahip oldular. Ama görsel yaratıcılar, ressamlar, fotoğrafçılar, sinema yönetmenleri, genellikle, “görünür” olmaktan çok hazzetmezler. Bir de yaygın bir kanaat vardır, bilirsiniz, yetenekli insanlar biraz da “zor” insanlardır. Onlara, yıllarını verdikleri sanatları, uğraşları hakkında soru sormak biraz güvenli durmayı gerektirir ve bu da “mülakatçıyı” hafif bir tedirginliğe sürükler. Fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar’la randevumuza giderken, onu tanıyan fotoğrafçımızın telkinlerine rağmen, endişe değilse de “heyecanlı bir merak” diyebileceğimiz bir duyguya sahiptik. Ama Keribar’ın Sirkeci’deki mütevazı ofisine girdiğimizde, daha içeriye ilk adımlarımızı attığımızda, az sonra dostça bir sohbet gerçekleştireceğimizi anladık. İzzet Keribar’ın bir fotoğraf kulübü görünümündeki ofisinde bulunan çalışma arkadaşları, neşeli bir misafirperverlikle karşıladılar bizi. Mutlu çocukların iyi ebeveyne işaret etmesi gibi, mutlu çıraklar da, sadece işinde değil, insanlıkta da “iyi” olan ustaların müjdecisidir.
İzzet Keribar, ertesi gün yapacağı Çin yolculuğunun hazırlıkları içinde bize geniş bir zaman ayırdı. Onunla, kendisinden, fotoğraftan ve hayattan konuştuk...

Kore hatırası
İzzet Keribar’ın fotoğraf sanatıyla ilişkisi Kore Savaşı yıllarına uzanıyor. Bir seyahat tutkunu olan, küçük yaşlardan itibaren yeni yerler görmeye, yeni insanlar tanımaya ilgi duyan Keribar, liseden yeni mezun olmuştur ve Türkiye, Kore’deki çatışmaya Birleşmiş Milletler gücü kapsamında asker göndermektedir. İngilizce bilmesi Keribar için avantaj olur; tercümanlık sınavını kazanır ve İngilizce çevirmen olarak Kore’ye gitmek üzere gönüllü olur. 1956’da Kore’ye gider. Savaş 53’te bitmiştir ve şimdi “soğuk savaş”ın en şiddetli zamanıdır:
“Liseyi bitirdiğim zaman babam bana bir fotoğraf makinesi hediye etmişti. Bu makineyi de yanımda götürdüm. O zamanlar tabii siyah beyaz çekiyoruz. Daha çok süper renkli kodakla çektim. O fotoğraflar bugün bile duruyor. Aslında Kore’de asıl olarak, fotoğrafçılığın insan hayatında hem çok kıymetli arkadaşlıklara vesile olduğunu, hem de daha bilgili insanlara yaklaşmanın bir yolu olduğunu keşfettim.”
Bir yıl kaldığı Kore’den Türkiye’ye döndüğünde 21 yaşındadır Keribar. Öncelikleri farklıdır ama. İplik tüccarı olan babası ona ihtiyacı olduğunu söyler. Keribar üniversiteye gitmez ve babasının yanında çalışmaya başlar. Fotoğrafçı gözü, şimdi uzunca bir süre vizörden uzak kalacaktır:
“O yıllarda kızlarla çıkmaya başladık. Sonra nişanlandım ve tabii nişanlandıktan sonra da bir yuva kurmak için girişimlere başladım. Fotoğrafçılık çok geride kaldı. Ben zaten profesyonel fotoğrafçı değildim. O yıllarda profesyonel fotoğrafçılar, düğünlerde çalışan şipşakçılar, bugün de insanların vesikalık fotoğraflarını çeken dükkanları işleten insanlardı. Ama benim fotoğraf çekmem için fotoğrafçı olmam lazımdı. Haftanın altı günü işe giderek, cumartesi pazarları gidip gün batımı falan çekerek fotoğrafçı olmayacağımı biliyordum.”
Keribar yıllar boyu İstanbul’un saygın iplik tüccarlarından biri olarak yaşamını sürdürür. Evlenmiş, baba olmuştur. Gündelik hayatın sorumlulukları, bir evi geçindirme ve aileyi yaşatma çabası, onu seyahat tutkusundan da fotoğraftan da uzaklaştırmıştır. “Geri dönüş” ise ancak 20 küsur yıl sonra, 1980’lerde mümkün olacaktır...

“1980’de oğlum artık 15 yaşındaydı. O yıl eşimle iki aylık bir İsviçre gezisi yapmıştık. Dönüşte Amsterdam havaalanında aktarma için bekliyoruz; yapacak bir şey de yok; mağazaları geziyoruz. Orada çok güzel bir fotoğraf makinesi gördüm ve oğlum için satın aldım. Makineyle biraz ilgilendi; ama okullar açılınca, ister istemez makineden uzaklaştı. O okula dönünce, ben aldım makinesini. Yıllar sonra yeniden fotoğraf çekmeye başladım. Birden bire bir mikrop girdi içeriye; o eski ateş tekrar parladı ve kendimi fotoğrafın tam ortasında buldum.”
Babasının aldığı makineyle fotoğraf çekmeye başlayan İzzet Keribar, oğluna aldığı makineyle ikinci ve nihai başlangıcını yapacaktır fotoğraf sanatına. Ama çok şey değişmiştir. Makineler gelişmiş, fotoğraf anlayışı değişmiş, fotoğrafçılar çoğalmış ve dolayısıyla “fotoğraf beğendirmek” çok zor bir iş haline gelmiştir. Ama damarlarında fotoğraf aşkı dolaşan Keribar iyi fotoğraflar çekmeye devam eder. 1982’de ilk sergisini açar. Daha sonra da kişisel ve karma pek çok fotoğraf sergisine katılır. 90’lı yıllara kadar, bir yandan fotoğrafçılığa devam ederken, öbür yandan tekstil işini de sürdürür. Hayatının belki de en büyük “kopuşu” 90’lı yıllarla birlikte olacaktır:
“Büyük ödüller 90’lı yıllardan itibaren gelmeye başladı. Ödüllerle birlikte bir fotoğrafçı olarak adım da duyulmaya başladı. Uluslararası ödüller geldi. Zaten 1992’den sonra hiçbir yarışmaya katılmadım. Ben şuna inanıyorum; fotoğrafçılık çok hızlı ilerliyor. Belki o fotoğrafları şu anda çıkarsak birçok kimse beğenmez. Çünkü insanların bilinci çok ilerliyor. İyi fotoğraf üretmek her zaman önceki zamanlara göre daha zor oluyor. Hele şimdi o kadar yaygınlaştı ki... Dünyada fotoğrafçılık çok büyük bir hamle yaptı. Niye tenis şampiyonları Amerika’dan, Rusya’dan çıkıyor? Çünkü bu spor o ülkelerde çok yaygın. Fotoğrafçılık ise tüm dünyada yaygın ve giderek daha yaygınlaşıyor. 1 milyon kişi fotoğraf çekerse, 3 bin tanesi ödüllük olur, 15 bini güzel çeker. Yani fotoğraf beğendirmek artık eskisinden çok daha zor oldu.”

Ödül almak değil, vermek keyifli
İzzet Keribar, Türkiye’nin önemli fotoğraf arşivlerinden de birine sahip. Dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’den binlerce kare fotoğrafla tarihe tanıklık ediyor ve önemli bir dokümantasyon bırakıyor geleceğe Keribar. Ancak arşiv oluşturmanın zorluklarına özenle değiniyor Keribar, “Siz arşive yatırım yapıyorsunuz; ama ne yazık ki bu kadar zengin ve kaliteli fotoğraflara rağmen, bunun karşılığını alamıyorsunuz. Ben kimsenin de aldığını düşünmüyorum. 4000 fotoğraf için 6 ay hazırlanmışsınız, içinden 30 tane satın alınsa ne olur? Maliyetiniz bile çıkmaz” diyor. Keribar’a göre bu sorunun birkaç nedeni var: “Öncelikle ‘fotoğraf çekmek kolay iş’ gibi yaygın ve yanlış bir kanaat var. Bakıyorsunuz, insanlar cep telefonuyla bile fotoğraf çekiyorlar. Kimi zaman güzel de oluyor bunlar. Demek ki gerçekten de kolaylaştı fotoğraf çekmek. Belki bunu kabul etmek lazım. Otomatik makinelerin olanakları, otomatik pozlandırma vs... Eskiye göre kolaylaştı işler.”
İzzet Keribar eski bir fotoğrafçı; ama yeni tekniklere karşı mesafeli değil. 2001 yılında bir kongreyi fotoğraflamak için anlaşma yapar. “Sen dia çekebilirsin; ama biz dijital makineyle çekim istiyoruz” derler. İlk kez kullandığı dijital makinenin fotoğraflarını ekranda görünce şaşkınlığını gizleyemez.
“Şimdi dijitale alıştık. Anladık ki artık fotoğraf çekmek yetmiyor. Bilgisayarda fotoğrafa makyaj yapmak gerekiyor. Fotoğraf ondan sonra daha iyi oluyor. Bugün dijital makinelerle çektiğimiz fotoğraflar 15 yıl önceye göre çok daha kaliteli. Örneğin, bugün artık renk olayı yok. Renk ayarları falan eskide kaldı. Ama işin kolaylaşması, onunla uğraşanların işini zorlaştırıyor. Ben daha çok iç mekanlarda; villalar, tatil köyleri gibi alanlarda uzmanlaştım. En çok ustalaştığım fotolar mimari fotolar. Mimarlardan övgüler alıyorum.”
Peki ya ödüller? Keribar’ın ödül listesi de hayli kabarık.


Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985 yılında A.Fiap (Sanatçı), 1988 yılında da E.Fiap (Ekselans) unvanları verilen İzzet Keribar, İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK)’ın da onur üyesi. 1991 yılında Fransa Kültür Bakanlığı tarafından, Fransız Kültür Merkezi’ndeki etkinlikleri nedeniyle “Akademik Başarılar Şövalyelik” unvanı verilen Keribar, aynı yıl, National Geographic Traveler (ABD) dergisinin Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda 16.000 fotoğraf arasından ikincilik, 1992’de, İsrail’de yayınlanan “Jerusalem Post” gazetesinin “Kudüs” konulu fotoğraf yarışmasında ise birincilik kazandı. 2001 yılında Fuji’nin Avrupa Basın Fotoğrafları Ödülleri’nde “Milenyum” temasında birincilik ödülü, National Geographic ABD edisyonundan Üstün Başarı ödülü kazandı. Bunlar İzzet Keribar’ın ödüllerinden bazıları. Ama onu şimdi asıl heyecanlandıran ödül almak değil, ödül veren jürilerde yer almak: “Şimdi en büyük keyif jüride bulunmak. Jüride bulunan ünlü isimlerden bir tanesi olduk; bu da çok hoş.”
Biz İzzet Keribar’ın ofisinden ayrılırken, içeride neşeli bir curcuna devam ediyor. Fotoğraf göstermek isteyen gençler, bir sorusu olanlar, yardım isteyenler, “hayır” demeyen ustanın kapısını aşındırıyor...


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR