Deniz, bazıları için, hoş bir manzara olmaktan
çok daha fazlasını, bir tutkuyu ifade eder.
Sabah alacakaranlıkta, tüm şehir halen derin bir
sessizlik içindeyken, martıların bu sessizliği
yırtan ürpertici çığlıklarının eşliğinde kurar
olta takımını balıkçı. Buz gibi rüzgarın içine
işlemesine aldırmadan, denizin sonsuz maviliğini
ve masum bir bebek gibi uyuyan şehrin zayıf
ışıklarını seyre dalar.
Kimin bu balıkçılık “sevdasına” yakalanacağı
belli olmaz, kimileri aç ailesini bir kaç
balıkla doyurabilmek umudu taşıyacak kadar
yoksul, kimiyse en pahalı balık lokantasındaki
hayli kabarık hesabı bile umursamayacak kadar
varlıklıdır. Fakat her ikisi de aynı keyif için
yağmur, rüzgar, soğuk, sıcak demeden olta sallar
denize. Yan yana balık tutanlar arasında, olta
takımı gibi konulardan başlayan ahbaplık, bazen
ömür boyu sürecek bir dostluğa dönüşür.

 |
Hangi
balık, hangi olta ve hangi yemle
tutulur?
|
Balık |
Olta |
Yem |
|
Akya |
Bırakma |
İstavrit (canlı) |
|
Çipura |
Çift köstekli takım |
Yengeç, midye, karides |
|
Barbunya |
Telli beden, altı köstekli takım |
Kurt |
|
Dil balığı |
Çift köstekli telli takım |
Akyem, karides, kurt |
|
İskorpit |
Zokalı takım |
Akyem |
|
İstavrit |
At - çek |
Kuyruk altı, beyaz tüy |
|
İzmarit |
Çift köstekli takım |
Karides, midye |
|
Kalkan |
Telli çift köstekli takım |
Akyem |
|
Karagöz |
Altı köstekli takım |
Hamur, karides, midye |
|
Kefal |
Bambu kamışı |
Hamur, balık bağırsağı |
|
Kırlangıç |
Zokalı takım |
Akyem |
|
Kolyoz |
Çapari |
Siyah ve kırçıllı tüy |
|
Levrek |
Uzun olta |
İspari, gümüş, ilarya |
|
Lüfer |
Makinesiz bambu kamış |
Yaprak yem, kraça |
|
Orfoz |
Bırakma |
Sübye, kalamar, ahtapot, akyem |
|
Orkinos |
Sırtı kaşık |
Yapay sübye |
|
Palamut |
Yünlü seğirtme |
Yapay yem |
|
Sardalya |
Çapari |
Beyaz tüy |
|
Uskumru |
Çapari |
Kırçıllı veya siyah tüy |
|
Aslında bir nevi meditasyon olarak
görülebilir bu hobi. Günlük hayatın yoğun
stresinden uzakta, hızdan çok sabra, atiklikten
çok dikkate dayanır. Bazen saatlerce beklemek
gerekir, fakat bu uzun bekleyişin ardından
oltanızı titreten iri bir balık, sizi ani bir
coşkuya ve heyecana sürükler. Bir nevi
piyangodan hediye çıkmış hissini yaşarsınız ve
artık köşeden göz kırpan bu hediyeyi elinizden
kaçırmamak için dikkatle geri sarmaya
başlarsınız misinanızı. Kendinizle oltayı yutmuş
balık arasında, metrelerce uzunluktaki misinadan
kurulmuş bir bağ oluşur ansızın, onun
hareketlerine odaklanır, ne yapacağını
kestirmeye çalışırsınız. Yüz binlerce yıl
öncesine dayanan bir içgüdüye teslim olmuştur
tüm mantığınız, artık yemeğini kovalayan bir
avcısınızdır o an. Makaranın her turunda biraz
daha yaklaştığınızı hissedersiniz avınıza, ipi
kâh gevşeterek, kâh biraz daha sıkı çekerek
balığı kıvama getirirsiniz. Avınızın her an
kaçabileceğini bilmek, bir kat daha artırır
coşkuyu; o an için tam anlamıyla odaklanmak
zorunda olduğunuzdan, zihninizdeki tüm
sıkıntılar, dertler, tasalar silikleşerek
uzaklaşır, artık tabiatın bir parçasısınızdır.
Denizle, rüzgarla, dalgalarla bütünleştiğinizi
hisseder, kısa bir süre için de olsa kendi
iktidarınızı hissettirirsiniz tüm tabiata.
Oltanın ucundaki balık artık çaresizdir, yaşamı
sadece sizin kararınıza bağlıdır, ya kancayı
usulca çıkarıp denize geri salarsınız, ya da
akşam yemeğinde bol limonlu bir salatanın ve
tazecik ekmeğin yanındaki yerini alması için
yanınızdaki kovaya atarsınız balığı. Eğer avınız
iri ve gösterişli bir balıksa, çevrenizdeki
diğer balıkçıların ilgisini ve saygısını
kazanır, bir anda ortamın en popüler insanı
olursunuz. Diğerlerinin hayranlık ve kıskançlık
dolu bakışlarını arasında kendinizi bir kez daha
tebrik edersiniz kimseye fark ettirmeden.


Balık tutmak için büyük paralar harcamaya
gerek yok. Makaralı bir olta, çeşitli iğneler ve
uygun misinalar, iskandil yani kurşun ağırlıklar
ve doğal veya suni yemler işinizi görür. Zaman sabah alacakaranlığından akşam gün
batımına kadar çabucak akıverir, başka
insanların “Bunlar ne buluyor bu balık tutma
işinde, sabahtan akşama kadar karda kışta” diye
size burun kıvırmalarına aldırmaz, içi deniz
suyu dolu kovada çırpınan balıklarınıza
bakarsınız gururla. İçinden en ufak birkaç
tanesini seçip, dikkatli gözlerle sizi takip
eden kediye de atarsınız, “Onun da göz hakkı
var” diyerek.
Günün en keyifli vakti tabii ki bin bir emekle
tutuğunuz balıkların çıtır çıtır kızarmış bir
şekilde, nefis kokular saçarak yemek masanızda
yerini almasıdır. Aynen tarih öncesi çağlarda
yaşayan bir avcı-toplayıcı aile reisi gibi
hissedersiniz o an, kendi elinizle yakaladığınız
avı sofraya getirmişsinizdir çünkü. Tadına
baktığınız an sizin için tüm dünyadaki en
lezzetli yiyecek olduğunu fark edersiniz; çünkü
emeğiniz, şansınız ve başarınız vardır ağzınıza
attığınız o ilk lokmada.
Bir dahaki sefere yine günün ilk ışıklarıyla
uyanacak ve suyun sesiyle sizi çağıran denizin
kıyısına ulaşacaksınız, haydi rastgele... |