Güneş... Sapsarı kumlar... Önümüzde
cam gibi bir deniz... Belki de tropik bölgelerin o "ıssız"
adalarından birindesiniz ama bir dakika! Yoksa siz! Tahmin
etmemiz gerekirdi. Çoktan sıkıldınız Deniz-Kum-Güneş
Üçgeninden. Öyleyse tam size göre bir planımız var: Uzayda
tam pansiyon bir hafta sonu!
Dennis Tito 1992 yılında uzaya
çıktığında ne su kalıntısı bulmak gibi bir sorumluluğu vardı
ne de çok uzak dostlarımıza rastlama amacı taşıyordu. Aslına
bakarsanız seyahatinin amacı kendinden menkuldü. Tıpkı,
herhangi bir tatil gibi. Boş vaktini o büyük boşlukta
geçirmeye karar vermişti Tito. Bir yandan da ilk “uzay
turisti” olarak tarihe geçeceğinin farkındaydı elbette.
Aradan geçen 14 yılda teknoloji, uzay turizminin bazı
şirketler tarafından ciddi olarak değerlendirilmesine olanak
tanıyacak kadar ilerledi. Hatta uzaya kurayla turist
gönderen internet siteleri bile var artık. Kolaylıkla tahmin
edileceği üzere şimdilik en önemli sorun “transfer”
masrafları. Doğrusunu söylemek gerekirse henüz yatak sayısı
ve tesis kalitesi açısından uzayın çok da “gelişmiş” olduğu
söylenemez. Ancak daha 1997’de ilk uzay oteli tasarımları
yapılmaya başlandı. Piyasa araştırmaları da potansiyel uzay
turistlerinin ağırlıklı olarak birkaç günlük tatilleri
tercih edeceğini gösteriyor. Geleceğin otellerinde beş
yıldızlı bir konforun ötesinde, yerçekimsizliğinin en büyük
çekim unsuru olacağı tahmin ediliyor. Projeler arasında
turistlerin belirli platformlara sadece bir halatla bağlı
olarak boşluğun, mutlak boşluğun tadına varmalarını sağlamak
da var. Tüm bunlar ilk bakışta tuhaf, hatta ciddiyetsiz
görünebilir ancak uzay seyahatlerinin görece de olsa giderek
ucuzladığına şahit olmak, konuya başka bir gözle
yaklaşılmasına olanak tanıyor. Nitekim Japanese Rocket
Society’nin iddiasına bakılırsa, yıllık talebin binleri
bulması halinde birkaç günlük bir yörünge seyahatinin gidiş
dönüş maliyeti 20 bin dolara kadar düşecek. Buna, uçmanın
daha 50-60 yıl öncesine kadar büyük çoğunluğa “hayal” gibi
görünmesine rağmen bugün yılda yaklaşık 1 milyar kişinin
uçağa bindiği bilgisini eklediğinizde, dünyanın çevresini
şöyle bir turlama fikri çok da uzak görünmüyor.
Biz, iyisi mi giderek daha da gerçeğe yaklaşan bu hayalin
sınırlarını biraz daha genişletelim. Bir uzay diskosu
tahayyül edebiliyor musunuz örneğin; gerçekten üç (ve hatta
dört) boyutlu bir hareket düzleminde dans etmeyi? Sonra bir
uzay stadyumunda düzenlenecek olimpiyat oyunlarını?.. Tabii
yine temel sorun ve temel cazibe, yerçekimi... Küçük
dünyamızdaki oyun ve sporlarımızın bu yeni ortama adapte
edilmesinin yanında, yepyeni sporların da doğacağını
öngörmek güç değil. Muhtemelen oyunların büyük çoğunluğu
(dünyada olduğu gibi yerçekimine değil) yerçekimsizliğine
mukavemet etme üzerine kurulu olacaktır.
Uzay turizmi sonu gelecek bir hayal gibi görünmüyor. Hele
bir de buna uzay kentleri eklendiğinde konu iyice kontrolden
çıkıyor. Ne de olsa uzay gelecekle, yani aslında
bilinmeyenle ilişkilendiregeldiğimiz bir kavram. Yine de
geçmişten birkaç isim var ki uzay ve turizm sözcükleri yan
yana geldiğinde, hemen akla düşüveriyor. Bunlardan biri daha
17. yüzyılın başında gezegenlerin ve uydularının
yörüngelerini hesaplayan ve bugüne paha biçilmez bilgiler
bırakan Kepler ise bir diğeri de turistik seyahatlerini
uzaya kadar taşıyan Turist Ömer, yani Sadri Alışık’tır. Kim
bilir belki de bir gün uzak bir kente, hiç olmazsa o kentten
birinin sokaklarına onların adı verilir...