|
İstanbul,
biri asırlardır büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmış iki
büyük yarımadanın ve bu yarımadalara sık sık, eşsiz doğa
güzellikler yaratacak şekilde kesikler atan suların
kentidir. Ve bu haliyle deniz ulaşımı, metropolün ulaşım
sorunu için önemli bir kaynaktır. İşte İstanbul, o bitmek
bilmez ulaşım sorununu çözmek için şimdi iki temel üzerinden
hareket ediyor. Biri daha hızlı deniz ulaşımı ve diğeri
kentin tüm kritik noktalarını hedefleyen raylı sistemler.
Deniz ulaşımıyla raylı sistemlerin entegrasyonu ise, kentin
iki yakasındaki trafik akışını bütünleştirebilmek için bir
zorunluluk. İşte kentin kalbi sayılabilecek noktalardan biri
hatta belki de birincisi olan Taksim-Beyoğlu’nu Avrupa
yakasının en hareketli kıyılarına, Karaköy ve Kabataş’a
bağlayan “mini metro”larımız, bu açıdan hayati öneme sahip
birer “aort” olarak görülebilir. Binlerce yolcuyu, şehrin en
yoğun yamaçlarından en yoğun tepesine taşıyan bu iki
asansör, ya da teknik adıyla söylersek “finüküler hat”,
aralarında 132 yaş fark olan iki kardeş gibi İstanbul’a
hizmet ediyorlar. Biri İstanbul ve Türkiye’nin ilk metrosu
olan, Karaköy-Tünel arasında 1874’ten bu yana çalışan
emektar hat ve diğeri, geçtiğimiz yaz hizmete açılan
Taksim-Kabataş finüküleri... Logilife dergisinin bu
sayısında finüküler hatların basit ama şaşırtıcı çalışma
prensiplerini inceleyeceğiz.
Galata’dan Pera’ya
19. yüzyılın sonunda Galata önemli bir ticaret ve finans
merkeziydi. Ve malum Pera da kentin en gözde semti... Ama bu
iki semti birbirine bağlayan tek yol, dik ve yorucu
Yüksekkaldırım yokuşuydu. Eugene Henri Gavand adlı bir
Fransız mühendis 1867 yılında turistik bir gezi yapmak için
geldiği İstanbul’da, insanları bu yokuştan kurtaracak bir
yöntem düşündü. Çözümü son derece basitti: Galata ile
Beyoğlu arasında yapılacak asansör tipinde bir yeraltı
demiryolu (Tünel) ile insanlar ve eşyalar taşınacaktı.
Tünelin içine demiryolu döşenecek ve sabit bir buharlı
makinenin kablolar vasıtasıyla çekeceği vagonlar yolcu
taşıyacaktı. Apayrı bir yazının konusu olabilecek kadar
karmaşık bir süreçten sonra, 1874 yılı sonunda Tünel hizmete
girdi. İstanbul, Londra’dan sonra dünyanın ikinci metrosuna
sahip olma özelliğini kazandı. 555 metre boyunda ve yaklaşık
5 metre yüksekliğinde olan Tünel’e çift hatlı bir demiryolu
döşendi. Vagonlarsa Beyoğlu’nda bulunan bir sabit buharlı
makine tarafından harekete geçiriliyordu. Kayışlarla çekilen
vagonlar, en büyük riski kayış kopması ihtimali karşısında
yaşıyordu. Birkaç önemsiz kazadan sonra 6 Temmuz 1943’te
kayış kopmasının sebep olduğu bir kazada bir kontrol memuru
hayatını kaybetti, birçok yolcu yaralandı. Kayış
yurtdışından geliyordu ve gecikmeler nedeniyle kimi zaman
seferler aksıyordu. Sorun bir an önce çözülmeliydi.
1968 yılında modern teknolojiyle yenilenmesi için Tünel
seferlerine ara verildi. 3 yıllık aradan sonra Tünel,
Fransız “L’Electro Entreprise” firması tarafından, bugün de
kullandığı sisteme kavuşturuldu. En tipik örneği Paris’te
bulunan bir “finüküler sistem”di bu: Birbirinin hareketinden
güç alan, birbirini çeken iki vagonun yer değiştirmesi...
Tek hatta düşürülen demiryolu üzerinde vagonlar, artık
lastik tekerlekler üzerinde hareket edecekti. Yalnızca, iki
vagonun karşılaştığı tam ortada çift yola çıkan hat, kaza
ihtimalini de en aza indiriyordu. Şimdi trenlerin hareketi
de makinist tarafından değil, tek bir kumanda merkezinden
sağlanıyordu.

Taksim-Kabataş arasında çalışan finüküler hattın vagonu
eğimli bir yapıya sahip.
Bu sayede araç tırmanışta ya da inişteyken içindeki
yolcular, düz bir zeminde
hareket ediyorlarmışcasına, tünel yokuşunun eğimini
hissetmiyorlar.
Makara sistemi
Latince “funiculus” sözcüğü “ince ip” anlamına geliyor ve
raylı taşımacılıkta, bir hat üzerinde karşılıklı hareket
eden ve ortada ikiye ayrılan hatlarda yan yana gelen iki
yolcu kabininin, yüksek eğimli tepelere kısa zamanda yolcu
taşıması amacıyla kullanılan sistemi adlandırmak için
kullanılıyor. “İpçeker”, “tünel”, gibi Türkçe karşılıklar
aransa da sistemin teknik adı bizde de geçerliliğini
koruyor.
Finüküler sistemler, birbirine ve sabit bir merkeze kabloyla
bağlı olan iki araçtan oluşur ve çok dik rampaları tırmanmak
için kullanılır. İnişte olan aracın ağırlığı çıkışta olan
aracı yukarı çekerken, çıkışta olan aracın ağırlığı da
inişte olan aracın yavaşlatılabilmesini ve kontrollü olarak
inmesini sağlar.
Vagonların birbirlerinin ağırlığından sağladığı destek,
sisteme enerji girdisini oldukça azaltır. Sistemin verimli
çalışabilmesi için kısa mesafelere ve oldukça dik rampalara
ihtiyaç vardır.

Finüküler sistem, bir tür “yatay eğimli asansör” olarak da
görülebilir. Alt istasyondaki germe halatı ani hareketleri
düzenler ve vagonları “hizada” tutar. Üst istasyondaki,
elektrikli motorla çalışan bir makaranın yönettiği çekme
halatı ise vagonları çeker. Finüküler sistemin
istasyonlarında tek hat, trenlerin geçiş yapacağı tam orta
noktada ise iki hat bulunur. Vagonlar hat boyunca bir kez
yan yana geldikleri bu orta noktada hızla teğet geçerler.
Üst istasyonda bulunan dev makaranın büyük önem taşıdığı bu
sistem Avrupa’da daha çok dağların yüksek noktalarında
kurulu kayak merkezlerine turist taşımak için kullanılıyor.
|