|
Gülüşün ve unutuşun kenti... Prag’ı böyle
tanımlamıştı Milan Kundera. Pek çok eseri gibi, unutulmaz
kitabı “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”nin kahramanlarını
da unutuşun kentinin sokaklarında dolaştırmıştı. Modern
zamanların modern sıkıntılarını anlatıyordu roman. Thomas
da, Sabina da, Tereza da bu ontolojik dertlerin umarsız
heykelleriydi sanki. Ama kent güzeldi. Öyleyse hayat da
güzeldi, yaşamaya değerdi.
Yalnızca Çek Cumhuriyeti’nin değil, bütün bir dünya
kültürünün en seçkin miraslarından biri olan Prag (ki 1992
yılında kentin merkezi Birleşmiş Milletler’in “Dünya
Mirasları” arasındaki yerini aldı), biraz tarih biraz da
efsanedir aslında. Biraz edebiyat, biraz da müzik...
Çoğu ihtişamlı kent gibi, Prag’ın da ortasından su geçiyor.
Vltava Nehri’nin iki yakası, çok sayıda köprüyle birbirine
bağlanmış. Kentin yakalarını birbirine bağlayan köprüler
Prag’ın güzelliğine güzellik katıyorlar. Bunlar arasında
ünlü Karlovi Köprüsü’nün özel bir yeri var. Sokak
sanatçıları, cambazlar, jonklörler, kuklacılar, köprünün
müdavimleri. Praglılar altı yüzyıllık taş köprünün
sağlamlığını iki etkene bağlıyorlar: Birincisi yapımda
kullanılan harca yumurta akı karıştırılması, ikincisi
müneccimlerin tavsiyelerine uyularak temelin Satürn’ün
Güneş’le kesiştiği gün atılması.

100 kuleli kent
Prag’da
yarı gerçek yarı hayal gezintinize başlamadan önce bu
Ortaçağ maketini andıran kenti bir kez yukarıdan
görmelisiniz. Bunun için rotanızı Hradcany Tepesi’ndeki
kaleye çevirebilirsiniz. Eski Prag Kalesi, Guinness Rekorlar
Kitabı’na göre dünyanın en büyük antik kalesi. Buradan
aşağıya doğru baktığınızda Prag’a niye 100 kuleli kent
dendiğini anlayabilirsiniz. Kalenin yakınlarında, yıllar
önce ağırladığı simyacılarıyla ünlenmiş Golden Lane Sokağı
karşınıza çıkacak. Vitraylarıyla tanınan St. Vitus Katedrali
de kaleye oldukça yakın.
Artık aşağıya, kentin kalbine doğru yol alabiliriz. İlk
durağınız Golz Kinsky Sarayı olmalı. Ya da St. Nicholas
Kilisesi. Kentin meydanları, çok sayıda gotik yapıyla
çevrili. Bu güzelliklerin tadına varmaya çalışırken
gözlerimizin yorulduğunu itiraf etmeliyiz. Ana meydanda ünlü
astronom Tyco Brahe’nin mezarını içinde barındıran Tyn
Kilisesi ve saat başlarını içinden çıkan havari
heykelleriyle haber veren, 634 yaşındaki Astronomik Saat
Kulesi yer alıyor. Tyn Kilisesi’nin 80 metre yüksekliğindeki
iki kulesinde bugün ışık gösterileri düzenleniyor.
Prag, aslında dört bölgeden oluşuyor: 1784’te Hradcany
(bugünkü kale bölgesi, bu alanın batısı ve kuzeyi), Malá
Strana (kalenin güneyi), Eski Kent (Staré Mesto, kalenin
karşısında kalan, nehrin batı yakası) ve Yeni Kent (Nové
Mesto, uzaktaki batı ve kuzey kesimler). Prag’ın bu dört ana
bölgesinin mimari açıdan bir uyumsuzluk gösterdiğini
söyleyemeyeceğiz, ancak asıl tarihi dokunun kale
dolaylarında ve Eski Kent’te daha hissedilir olduğunu da
belirtmeliyiz.

Prag sokaklarında dolaşırken size sunulan sanat etkinliği
broşürlerini saymak mümkün değil. Ayrıca kent önemli sinema
ve müzik festivallerine ev sahipliği yapıyor.
Festivaller kenti
Prag, tam bir kültür sanat merkezi. Çok sayıda konser
salonu, sinema, tiyatro ve galeride her an sizi cezbedecek
bir etkinlik bulabilirsiniz. Avrupa’nın buraya uzun süre
sanatın başkenti olarak yaklaşmasının nedenlerini artık daha
iyi anlayabiliyoruz. Sokaklarda dolaşırken size sunulan
sanat etkinliği broşürlerini saymak mümkün değil. Ayrıca
kent önemli sinema ve müzik festivallerine ev sahipliği
yapıyor. Eğer vaktiniz bolsa, Ulusal Tiyatro’yu, Çek
Filarmoni Orkestrası’nı ağırlayan Rudolfinum’u, Ulusal Müze
ve Ulusal Galeri’yi görmenizi tavsiye ederiz.

Bohemya kristalleri
Prag’ın eğlence hayatı ve yeme-içme açısından da iddialı bir
kent olduğu açık. Pek de erken uyumayan, konuklarını da
erken uyutmayan kentlerden biri Prag. Çok sayıda doğu Avrupa
lezzetiyle birlikte, yerel içki Becherovka son derece
popüler. Kentin sayısız kafesinden biri olan Kafka Cafe, en
çok ziyaretçi alan noktalardan biri. Ünlü Çek yazar Franz
Kafka’nın babasının geçmişte işyeri olarak kullandığı mekan,
bugün neredeyse küçük bir müze sayılabilir. Alışveriş için
de, özellikle Yeni Kent’te çok sayıda seçenek mevcut.
Bunların içinden, Bohemya cam işçiliği örneklerine özel
zaman ayırmakta yarar var.

Prag uluslararası öneme sahip terminallerinin yanında
rahat bir kent içi ulaşıma sahip. (üstte) Kafka’nın
babasının geçmişte işyeri olarak kullandığı mekan ise, bugün
neredeyse küçük bir müze. (üstte solda)
Ulaşım
Ruzyni International, Avrupa’nın en modern havaalanlarından
biri kabul ediliyor. Ayrıca iki uluslararası tren istasyonu
var. Kent içi ulaşım da oldukça rahat. Yaygın metro ağı sizi
istediğiniz noktaya ulaştırıyor. Nostaljik tramvay, Beyoğlu
ve Moda’da kullanılan araçların benzeri. Taksiler ise üç
kategoride toplanıyor. Duraklardan kalkan ya da telefonla
çalışan taksilerin yanı sıra durak dışında da yolcu alan
araçlar var. Bir de tıpkı İstanbul’da olduğu gibi, “korsan
taksiler”! Ama Prag’da, korsan taksiden uzak durmakta yarar
var.
Prag ve tarih
Kent, 870 yılında Prag Kalesi’nin kurulmasından bugüne kadar
geçen tarihi boyunca pek çok olaya şahit oldu. Örneğin
1346’da Charles IV döneminde, burası Roma İmparatorluğu’nun
merkezi olmuş. İki yıl sonra da dünyanın en eski
üniversitelerinden biri olan Prag Üniversitesi, yani Charles
Üniversitesi kurulmuş. 1583’te kent bir kez daha Roma’nın
merkezi haline gelmiş. Fransa’dan Prusya’ya, çok sayıda
ülkenin işgaline uğramış. 1890’daki büyük sel, güzelim
kentte benzersiz bir yıkıma yol açmış. I. Dünya Savaşı
sonunda kurulan Çekoslovakya, Prag’ı başkent seçmiş.
1938’deki Alman işgali ve 1945’teki “yanlışlıkla”
gerçekleşen Amerikan bombardımanı unutulmayanlar arasında.
Alman işgalini Sovyet ordusu sona erdirince Çekoslovakya ve
dolayısıyla Prag da 1948’den itibaren “Doğu Bloku”na dahil
olmuş. 90’lı yıllarda görece “yumuşak” bir geçişle Batı tipi
bir demokrasiye dönen Çekoslovakya, Çek Cumhuriyeti ve
Slovakya adlı iki ülke haline geldi. Prag artık Çek
Cumhuriyeti’nin başkenti ama bir dünya mirası ve kültür
başkenti olarak uluslararası önemini koruyor. Bu kent için
mütevazı sayılabilecek bir “Praglılar listesi” de bu önemi
açıkça ortaya koyuyor: IV. Charles, Franz Kafka, Wolfgang
Amadeus Mozart, Antonín Dvorák, Václav Havel, Albert
Einstein, Milan Kundera... |