|
HALEFŞAN SÜMEN
- Lojistik faaliyetlerin geçmişine baktığımızda, çoğu
firmanın işe “nakliyeci” olarak başladığını, ama artık
ardışık hizmetler veren lojistik firmalara dönüştüğünü,
sistemlerin entegre bir yapıya doğru gittiğini görüyoruz.
Bugün “lojistik” adı altında faaliyet gösteren firmalar,
yarın öbür gün “tedarik zinciri yöneticisi” konumuna
gelecekler belki. Hatta orada da durmayacak bu gelişme.
Belki tedarik zinciri yerine “arz zinciri” kavramını
kullanmak daha doğru. Kanımca temel trend, konuların daha
bir entegrasyona doğru gitmesi ve bunun bugün lojistik
firmaların önündeki ufuk olduğudur.
TUNÇDAN
BALTACIOĞLU - Geldiğimiz noktada, işletme
yönetimi eğitiminde bir demodelik, bir “günümüze uymama
hali” var. Bunun temel nedeni, bugünkü anlayışımızla “arz
zinciri yönetimi” dediğimiz konu. Klasik işletme eğitiminde
bu tedarik zinciri içerisindeki konuların hepsi var; fakat
bugünkü anlayışımız çerçevesinde, yani tedarik zinciri
yönetimi anlayışı içinde değil. İşletme yönetimi eğitimi
tekil işletmelerin yönetimine yönelik olarak ortaya atılmış.
Oysa dünyanın bugün gelmiş olduğu noktada, günümüzün
işletmelerine cevap vermesi mümkün olmayan bir eğitim biçimi
bu. Oradaki bakış açısı, her şeyini kendi yapan; ham
mamulden yarı mamul, yarı mamulden nihai ürün üreten, hatta
ürününü daha sonra pazara çıkartarak satmaya çalışan bir
yapıyı ele alıyor. Günümüz yöneticisi ise sistemin bütün
elemanları arasındaki zinciri kurabilecek ve zinciri
rekabetçi hale getirecek. Aksi halde pazarda başarılı
olamıyorsunuz. Sonuçta her şeyi satışla ölçüyoruz. Satış
nerede? Perakendede. Dünyanın en büyük işletmesi Wall Mart
bundan 20 yıl önce Wall Mart değildi. Neden öne çıktı Wall
Mart; hedef aldığı tüketiciye, istediği malı, istediği
zamanda, istediği şekilde ve istediği fiyatla sunabilme
başarısını gösterdi. Bu sistemin içinde o kadar çok oyuncu
var ki; başarı zincirdeki tüm bu oyuncuları iyi
yönetmelerinden geldi.
OKAN
TUNA - Bizim de biraz burada globalden yerele
inmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu süreçte acaba
Türkiye’nin rolü ne? Türk işletmeleri ne durumda? Bu
soruları da iyi değerlendirmek gerekir. Burada anılan
modeller, tartışmasız olarak doğru ve kazanç getiren
modeller; ama Türk işletmelerinin yapısına baktığınız zaman
henüz bu modelleri oluşturan, yöneten bunların
planlanmasında yer alan işletmeler olmadığını görüyoruz. Bu
konuda çok açık konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu bize
ne getiriyor? Türkiye’de lojistiğin de tedarik zinciri
yönetiminin de biraz farklı algılanmasına yol açıyor. Biz
ihracat yapıyoruz, ama ihracat rakamlarına bakın;
göreceksiniz ki aslında başkaları adına üretim yaptığımız
için ihracatımız artıyor. Biz bir şekilde malımızı
satıyoruz; ama aslında ara ürün üretiyoruz. Bu anlamda
Türkiye’nin ve Türk işletmelerinin de az önce andığımız
modellerde kendisine düşen rolleri sadece oynamaktan öte,
onları geliştirir boyuta gelmesi gerektiğini düşünüyorum.
Türk işletmeleri de -KOBİ’ler dahil- artık bu modelleri
nasıl kendimize uyarlayabiliriz perspektifine sahip
olmalılar. Dünyadaki bu gelişmeleri, kendi koşullarımızda
nasıl uygulayabileceğimizi, uyarlayabileceğimizi tartışmamız
gerekir. Hem eğitim sistemi açısından, hem de lojistik
hizmet veren işletmeler açısından.
EMİNE KOBAN - Lojistik
hizmet veren işletmelerin buradaki rolünü kesinlikle göz
ardı etmememiz gerekli. Çünkü onların yönlendirmesi, başka
pek çok şeyden daha önemli. Eğitimde de belki yeni
açılımlar; hizmet üreten şirketlerin sunduğu hizmet
alanlarındaki gelişmeye bağlı olarak, eğitim alan kişilerin
de bu yönlendirmeden doğru yararlanması gerekiyor. Yani bir
tür birliktelik: Eğitim kurumlarında uygulamayla teorik
eğitimin bir bütün olarak verilmesiyle birlikte, yetişmiş
elemanlar sayesinde bunun küçük ve orta büyüklükteki
işletmelere de yansıması, bu işletmeleri de teşvik edecek
nitelikte olabilir.
İster KOBİ olsun ister büyük şirket olsun, aslında ne
yaparsak yapalım bir “değer zinciri” yaratmalıyız. Biz
aslında değer üretmeliyiz.
Burada zincirin bütünlüğündeki en büyük eksiklik şu ki, biz
stratejik plan yapmada hata yapıyoruz. Türkiye’nin en büyük
şirketlerinin, en önemli holdinglerinin bile stratejik
planlarını şu geçtiğimiz 80’li yılların sonunda, 90’lı
yıllarda oluşturduğu düşünülürse, bir zincirin stratejik
planını oluşturmak o kadar zor ki. Lojistik sektörü
açısından da bakarsak, başoyuncuların bir araya gelip tüm
sektör için, gelecek için, Türkiye için belirli bir
stratejik plan oluşturması gerekiyor. Bunun eğitim alanına
yansımasında da ana bir stratejik plan olacak, SWAT analizi
yapılacak, güçlü yönler ve zayıf yönler açığa çıkarılacak.
Güçlü yönlerden acaba nasıl bir eğitim planı çıkarılabilir
ve ileriye dönük ne tür açılımlar yapılabilir, bunun
üzerinde durulacak... Bunların hepsinin belirli bir düzen ve
plan çerçevesinde ele alınması gerekiyor.
HALEFŞAN
SÜMEN - Bir değer zincirinin oluşturulabilmesi
için ürünün bizim tarafımızdan tasarlanması gerekiyor. Türk
firması tasarımda yer almıyorsa, örneğin otomotiv sektöründe
gördüğümüz gibi, çok düşük kâr marjlarıyla çalışmak zorunda
kalıyor. Böyle devam ederse de ihracat rakamlarının büyümesi
kârın büyümesi anlamına gelmeyecek. Gönül istiyor ki biz
ürünler tasarlayalım, bunlar için iyi prosesler geliştirelim
ve bu şekilde kazanalım. Bu aslında, insan potansiyelimizi
tam anlamıyla kullanmamamızdan kaynaklanıyor. Ben şahsen
Türk insanının yaratıcılığının çok yüksek olduğunu
düşünüyorum, ama bunu çok doğru alanlarda kullanmıyoruz
kanımca. Bireysel çözüm bulmada çok başarılıyız, oysa ulusal
strateji ve politika üretmekte hiç yokuz. Ama ulusal
strateji üretme konusunda ben bir müjde verebilirim şimdi:
LODER olarak bir yüksek danışma kurulu oluşturuyoruz. Bu
kurul akademisyenlerden ve sektörün duayenlerinden oluşarak
Türkiye için ortak aklı üretmeyi hedefliyor. Bunu oluşturma
çabaları içindeyiz. En azından sektör raporlarının
hazırlanıp yetkililerin ve kamuoyunun önüne konmasını
sağlayan bir çalışma grubu ortaya çıkmış olacak. Elbette
stratejiyi formüle etmek yetmiyor. Onu başarıyla implement
etmek önemli. Bu da bizi aşıyor. Mars Logistics gibi
firmalar, bağlayıcılıklarıyla, ürün geliştirecek olan
kişiler yaratıcılıklarıyla Türkiye’ye kazandıracaklar. Bu
konuları tartışmakta bile geç kaldığımızı ve daha fazla geç
kalmamamız gerektiğini düşünüyorum.
TUNÇDAN BALTACIOĞLU -
Ben aslında eğitim boyutuyla ilgili olarak iki konuya
değinmek istiyorum. Her ortamda söylemeye çalıştığım bir şey
var: Türkiye’de artık, ana konulardaki eğitimin çok
yoğunlaşması lazım. Örneğin tasarım eğitimine büyük önem
vermesi lazım ülkemizin. İkincisi de bizim konumuz olan
lojistik yönetimine büyük önem vermemiz gerekiyor. Türkiye
bundan sonraki yıllarda dünyada rekabette olabilmek, dünya
pazarlarından katma değer yaratarak pay alabilmek için
lojistik zincirlerini iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu nedenle
bu iki bacağı önemsememiz gerekiyor. Üniversitelerde tasarım
ve lojistik ile ilgili yoğunluk artmalı.
OKAN TUNA - Burada bence
kamu idaresinin de çok ciddi bir rolü var. Kamu yöneticileri
lojistik alanına burada konuştuğumuz gibi entegre bir
çerçeveden bakmıyor. Bu da önemli bir sıkıntı yaratıyor. Çok
net bir örnek verilebilir bu konuda. İstanbul Atatürk
Havalimanı’nda bir yangın çıktı hatırlarsanız; 22 bin
metrekare depo alanı yandı. Bu olayın üzerinden kaç ay geçti
biliyorsunuz; henüz hiçbir şey yapılmadı. Orada 50 tane
şirket, Türkiye’nin havayolu ihracatının yüzde 75’ine
karşılık gelen bir hacimde iş yapmaya çalışıyor ve orada çok
ciddi bir sıkıntı var. İzmir’de de, Ankara’da da benzer
sorunlar yaşandı, yaşanıyor. Hiçbir işletme etkin iş
yapamıyor. Yine Türkiye’de gümrüklerle ilgili olarak da
enteresan problemler var. İdare’nin yine burada fonksiyonu
var. Genel antrepolardan ihracat yüklemelerinde çok ciddi
sorunlar yaşanıyor. Yani idari anlamda da bazı yeniden
yapılanmalara ihtiyaç var. İdare lojistik alanına bütünlüklü
bakamıyor.
TUNÇDAN BALTACIOĞLU -
Türkiye gerçekten çok önemli bir noktada bugün. Bir yerde
yaşlı bir kıta var, öte yanda bir uyanan dev var: İşte Uzak
Asya, Çin, Hindistan, Pakistan gibi korkunç bir üretim
potansiyeline sahip; inanılmaz ucuz maliyetlerle üretim
yapabilen bir potansiyel var. Ve öyle bir şey ki, Türkiye bu
topraklar üzerinde olduğu için, ister istemez bu coğrafyalar
arasında köprü. Bu yapı içerisinde hakikaten Türkiye’ye çok
büyük görevler düşüyor. Burada Türkiye’ye partner olabilecek
bir çok ülke var. Doğu Avrupa ülkeleri Romanya, Macaristan,
Bulgaristan, kısmen Yunanistan gibi... Öte yanda Gürcistan,
Azerbaycan, Ermenistan, aşağıda İran, Irak... Bütün bu
partnerleriyle birlikte Türkiye iki coğrafya arasındaki
bağlantıyı kurmak zorunda. Türkiye lojistik sektörü olarak
bu hazırlığı yapmak zorunda. Özellikle tabii lojistik hizmet
verenler bu alt yapıyı oluşturmak durumunda. Eğer bizim
lojistik işletmelerimiz bu hazırlığı kendi kendilerine
yapmazlarsa, bankaların bugün düşmüş olduğu duruma 5 yıl
sonra düşecekler ve yabancı sermaye tarafından
yutulacaklar..
GÜLÇİN BÜYÜKÖZKAN - Bu
konuda bir başka avantajımız daha var: Asya ülkelerinde
yaşayan insanların Türkiye’ye ve Türk insanına olan
sempatisi... Hizmet kalitesi gibi koşulların aynı olması
durumunda başka bir Avrupa ülkesi firması yerine kesin
olarak Türk firmalarını tercih edeceklerdir. Benim Asya
ülkelerinde gezme fırsatım oldu, Türk olduğunuzu
öğrendiklerinde pozitif yaklaşımları gerçekten görülmeye
değer. Bu pozitif yaklaşım Türk şirketlerine de
yansıyacaktır; ama dediğimiz gibi rekabet için gerekli diğer
koşulları sağladıysanız.
EMİNE
KOBAN - Lojistik sektöründe bulunan şirketlerden
daha ileri yatırım hamleleri bekliyoruz, ama
ihracatçılarımızın da lojistik alanını ve sektörün sunduğu
olanakları daha iyi değerlendirmesi gerekir. Lojistik
kavramının şirketlerimize entegrasyonu sağlanmalı. Aksi
halde lojistik alanında bulunan şirketlerin yatırımları da
atıl kalacak ve bir süre sonra, az önce söylendiği gibi,
yabancı menşeli şirketlerin varlığı kaçınılmaz hale gelecek.
Lojistik kavramı ve sektörü daha iyi algılanmalı ve
kavranmalı. Ben Bursa’dan geldiğim için bu konuda bir
uygulama örneği de verebilirim. Bildiğiniz gibi Bursa, hem
tekstil hem de otomotiv sektörü açısından zengin olanaklara
sahip bir şehir. Üstelik lojistik hizmet açısından da
gelişkin bir şehir... Birçok toplantıya davetli olarak
katılıyoruz. Özellikle cumartesi günleri lojistik firmaları
bilgilendirme amaçlı 1 saatlik toplantılar yapıyorlar;
yaptıkları hizmetleri tanıtıyorlar. Özellikle uzmanlaşmış
oldukları konularda bilgi paylaşımı için toplantılar
düzenliyorlar. Maalesef bugüne kadar 10 kişiyi geçmedi
yapılan toplantılara katılanların sayısı. Oysa o toplantılar
son derece verimli. Hatta öylesine detayına girildi ki
lojistik firmaları bir bakıma danışmanlık hizmeti vermeye
başladılar. Ama yaklaşık 7-8 toplantıdan sonra yazık ki
vazgeçtiler bu toplantıları düzenlemekten. Oysa oradaki amaç
işletmelerin lojistikçilerden ne istediğini, hizmet
çeşitlendirmesi anlamında neler beklediğini ortaya
çıkarmaktı. Gelenler bu olanaktan çok iyi faydalandılar ama
bu sınırlı sayıda kaldı.
TUNÇDAN BALTACIOĞLU -
Türkiye’de öncelikle iş hayatındaki bazı temel anlayışların
değişmesi gerekir. Lojistik hizmetleri karşısında genel bir
tutum olarak hep şu görülüyor firmalarda: Yapmış olduğunuz
hizmetler, yani lojistik verenlerin yaptığı hizmetler hep
küçümsenmekte. “Ne olmuş yani mal taşımakla, o taşımazsa ben
taşırım...” “3 gün deposunda durmuş bunun parası mı olur...”
gibi tuhaf hizmetler. İstisnaları bir kenara bırakarak yüzde
98’i KOBİ olan Türkiye’deki işletmelere baktığınız zaman;
bırakın sizi, hizmet aldığı işletmeyi, kendi firmasında
çalıştırdığı insanlara karşı davranışları da aynı model.
Orada çalışan birinin iki saat fazla çalışması, ya da kendi
işinin dışında bir değer üretmesi hiç mi hiç önemli değil.
Türkiye uluslararası pazarlara açılmayı, bu pazarlarda bir
başrol oyuncusu olmayı düşünüyorsa, öncelikle bu kültürü
yıkmamız lazım. Nitekim bu bir eğitim sorunu da değil,
yerleşmiş bir kültür sorunu. Ulusal kültürün bir parçası bu
ve bu kültürü bir şekilde modifiye etmemiz lazım.
İkinci olarak; gerçekten de fasonculuk Türkiye’de
işletmelerin en kolayına giden şey. Biraz önce tasarımın
önemine değindik. Ama tasarımcının emeğine para vermek gibi
bir anlayış Türk insanında zaten yok. Çünkü onun yapmış
olduğu çizgiyi, gösterdiği performansı, “aman ne olmuş ki
ben de yaparım” diye karşılıyor. Böyle bir kültürel yapı
içerisinde bunu kabul ettirmek çok zor. Hal böyle olunca,
fason üretmek elbette çok daha kolay oluyor. Çok tipik bir
örnek vermek istiyorum. 90’lı yıllarda Ankara’da bir mobilya
firmasında danışmanlık yaparken, İsveç’ten çat kapı IKEA
görevlileri geldi. “Sizin fabrikanızda şöyle bir şey
yaptırmak istiyoruz, yapar mısınız” diye sordular. Fiyat
çalışmasını yaptık, temsilen 100 lira fiyat çıkardık. Ertesi
gün gelip teklifi aldılar. Sonra dosyalarına bakıp, “Şu
kadar sunta, tutkal, çivi var; bunların tüketici fiyatları
şu, malzeme fiyatınız bu” dediler. İşçilik ücreti ve saireyi
de koydular. “90 liraya verirseniz alıyoruz” dediler.
Baktık, adamların hesabı doğru. İşe başladık. Ambalaj
kutuları geliyor, barkotları geliyor, konteynerlere nasıl
yükleneceği bilgisi bile geliyor. Sonra ben İsveç’teki
fabrikalarına gittim. Küçücük bir kasabada, iki katlı bir
bina.
Üst katta ise 50 kişilik bir açık ofis var. Herkesin önünde
bilgisayar, harıl harıl çalışıyorlar. Bunlar
tasarımcılarmış. Bu tasarımları, teknik olarak yapılabilir
mi diye kontrol ediyorlar. Sonra satın almaya gidiyorlar.
Satın almacı öyle bir adam ki her şeyi biliyor: Bakıyor, “Bu
ürün Türkiye’de A fabrikasında, Yunanistan’da B fabrikasında
şu kadara yapılır” diyor, tam lojistikçi yani!
GÜLÇİN BÜYÜKÖZKAN -
Lojistik sektörüyle ilgili olası bir gelişme de
zorlamalardan kaynaklanabilir. Başta KOBi’ler olmak üzere,
daha büyük hizmetlerin dış kaynak kullanımına aktarımı
konusunda bir tür alt yapıyı sağlattırabilirsiniz. Bu
noktada da bir çerçeveyi belki de devlet koymalı. E-devlet,
e-ticaret politikaları benim önceden incelediğim bir alandı.
E-devlet politikası stratejisi oluşturulduğu zaman, bütün
bakanlıklar kendi stratejilerini oluşturmuş uygulamaya
başlamıştı, ondan iki yıl sonra e-devlet ulusal strateji
oluşturuldu. Bunun gibi, lojistikle ilgili olarak Ulaştırma
Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar ya da diğer bakanlıkların
yaptığı çalışmalar, ortak bir platformda ortak strateji
üretmek üzere bir araya getirilmeli.
Lojistik sektörüne akademik bakış
Lojistik
sektörünün bugünkü konumu ve yakın geleceği ile ilgili
olarak Okan Üniversitesi Uluslararası Lojistik Bölüm
Başkanı, Prof. Dr. Mehmet Tanyaş'ın da görüşlerine
başvurduk. Artan rekabet koşullarından kalite ve
kurumsallaşma kavramlarının önemini vurgulayan Prof. Dr.
Mehmet Tanyaş, Türkiye ve dünya ölçeğinde değerlendirmelerde
bulundu.
Türkiye'de lojistik son yıllarda kullanılan bir terim olduğu
için, "sadece dağıtım yapan firmalar lojistikçidir" gibi bir
yanlış algılama var. Dünya üzerinde küreselleşme ve rekabet
hızla artmakta, bu durum hız, maliyet, güvenilirlik, kalite
ve esneklik kavramlarını ön plana çıkarmakta, söz konusu
kavramlar lojistik sektörünün önemini ortaya koymakta, etkin
ve verimli bir lojistik sektörü için doğru alt yapı
yatırımları gerektirmektedir. Son 20 yılda, dünyada lojistik
alanında önemli değişimler ve eğilimler gözlemlenmektedir.
Lojistik, ülkelere ve şirketlere rekabet avantajı sağlayan
önemli bir faaliyet alanıdır. Özellikle Avrupa Birliği ve
NAFTA; ülkeler arasında yapılan ticari anlaşmaların
gelişmesine ve artmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra,
elektronik ticaret ya da 3. Parti Lojistik Hizmet
Sağlayıcılara (3PL) olan talep de artmıştır. 3PL,
müşterilerinin temel lojistik faaliyetlerinden bir veya
birkaçını üstlenen ve öz işi lojistik olan şirketlerdir.
Lojistikte dış kaynak kullanımı (outso-urcing) ve tek yerden
satınalma (one stop shopping) yaklaşımı hızla
ilerlemektedir.
Türkiye coğrafi avantajları ve nitelikli insan gücü ile
bölgesinin bir lojistik üssü olmaya aday bir ülkedir.
Firmaların lojistik giderleri; Kuzey Amerika'da GSMH'nın
yüzde 10'unu; Avrupa'da yüzde 11 'ini, Türkiye'de ise yüzde
13'ünü oluşturmaktadır. Buna göre Türkiye'deki potansiyel
lojistik pazarının, 40-45 milyar dolar olduğu söylenebilir.
Fakat bu potansiyelin yüzde 70'i halen üretim ve satış
şirketlerinin kendi iç bünyelerindeki birimler tarafından
karşılanmakta, sadece yüzde 30'unda dış kaynak (lojistik
şirketleri) kullanımı yoluna gidilmektedir. Türk lojistik
pazarının yüzde 15'lik büyüme hızını koruması
beklenmektedir. Lojistik hizmetlerinde dış kaynak kullanımı
ile maliyetlerde yüzde 15-20 arasında azalma elde
edilebilmektedir. 2007 yılı itibarıyla lojistik sektöründe
birleşme ve satın almalar yoluyla şirket sayısında azalma,
daha fazla yabancı sermaye girişi, daha fazla kalite ve
kurumsallaşmaya verilen önem, daha kızgın rekabet
beklenmektedir.
|