|
Kârlı büyümek, pazar payını artırmak,
rekabette öne geçmek gibi hedefleri olan günümüz firmaları
için yönetim bilimi yeterli değil. Bu sıkıntı, daha iyi
sonuçlar alma niyetiyle başka disiplinlerden yararlanmayı
deneyen firmaların, yöneticilerin sayılarında artışlar
getiriyor. Kastettiğimiz “başka disiplinler”den bir tanesi
genel sistem yaklaşımı içinde yer alan karmaşıklık teorisi.
Giderek büyüyen ve girift bir yapı haline dönüşen bazı büyük
şirketler, bu teori kapsamındaki ilke ve önerileri
uygulamaya çalışarak verimliliklerini, performanslarını ve
ömürlerini yukarıya çekme gayreti içine girdiler.
Yarar beklenen diğer bir alan da savaş tarihinde çok önemli
bir yeri olan Sun Tzu isimli generalin öğretisi. Sun Tzu,
savaşmak konusundaki görüşlerini, düşüncelerini “Savaş
Sanatı” isimli kitabında toplamış. Kitap dünyanın pek çok
ülkesindeki harp okullarında bir klasik olmuş durumda. Bu
açıdan, her hukuk fakültesinde okutulan “Roma Hukuku”
dersine benzetebiliriz. Sun usta, 2500 yıl önce Çin’de
yaşamış. Eyalet savaşları sırasında ürettiği akıl ve
gösterdiği başarılarla general rütbesine yükselmiş. Savaş
prensipleri herkes tarafından kabul görmüş, bulduğu
fikirlerin üstüne şimdiye dek çok fazla şey eklenememiş.
Hannibal ile savaşta Roma komutanı Fabius Maximus onun
fikirleriyle kurtulmuş, Napoleon Bonaparte Jena ve
Austerlitz savaşlarını onun aklını benimseyerek kazanmış.
ABD çöl fırtınası ve Irak savaşlarında onun sayesinde çok
daha az kayıp yaşadığını açıklamış.
Günümüz firmaları da savaşıyor. Firmaların içinde bulunduğu
savaş ile gerçek savaş arasındaki fark, firmaların kenarda
kalma, savaşa girmeme seçeneklerinin olmaması. Zincirler
arasında savaş var ve zincir içindeki firmalar arasında
sembiyotik bir ilişki olduğu için her firma zincirin
başarısı doğrultusunda çaba harcamak zorunda. Böyle bir
durumda da Sun Tzu öğretisi tartışılmaz bir yarar sağlıyor.
Sun ustanın doktrinine geçmeden önce “Savaş Sanatı” isimli
kitabının diline de değinmek gerek. Eser o kadar yalın ve
evrensel bir dille yazılmış ki adeta bir şablon gibi iş
dünyasından spora, oradan politikaya kadar rekabetin
yaşandığı her yere uyarlanabiliyor ve tüm bu alanlarda,
“almasını bilenlere” büyük yararlar sağlıyor.
Sun
ustanın felsefesi “düşmanı bilgelikle yenmek” üzerine
kurulu. Ona göre en başarılı zafer savaşmadan kazanılanı. Bu
nedenle de stratejik düşünceye, yaratıcı metotlara inanıyor,
öncelik veriyor. Yaratıcılıkta da sınır tanımıyor; “Yalnızca
birkaç nota var ama onlardan öyle melodiler çıkartılabilir
ki hepsini dinlemeye olanak yok; üç temel renk var, onlarla
öyle karışımlar hazırlanır ki hepsini görmeye olanak yok;
yalnızca 4 tat var, ama onlarla öyle çeşniler hazırlanabilir
ki hepsini denemeye zaman yok” diyerek günümüzün moda
kavramı “inovasyon” için hepimize tarihin derinliklerinden
cesaret veriyor.
Stratejiye büyük önem veren usta, savaşın en önemli konusunu
rakibin stratejisine saldırmak olarak görüyor. “Stratejisi
çökertilen düşmanın yapabileceği yegâne şey, yeni bir
strateji üretmektir” diyor. “Açıktır ki stratejiye
saldırabilmek için onu keşfetmek gerekir. Akıllı rakipler
stratejilerini gizledikleri gibi yanlış anlaşılması için
dahi uğraşırlar” açıklamasında bulunuyor. Günümüzün yönetim
bilimi, stratejilerin buzdağlarına benzemeleri gerektiğini,
anlaşılmaması için büyük kısmının saklanmasını söylemekte.
Sun Tzu, “Herkes fetihlerimi sağlayan taktiklerimi
görebilir, ama kimse zaferimin içinden doğduğu stratejimi
göremez” iddiasında bulunuyor. “Müşteri gereksinimlerini
karşılayan, bugünü ve geleceği dikkate alarak oluşturulmuş,
dinamik değişimlere yanıt verebilmek için esnek biçimde
formüle edilmiş ve uygulama planı da olan strateji
önemlidir” diyen çağdaş bilim ile 2500 yıl öncesinin
düşünürü arasında pek fark bulunmuyor.
Strateji
amaca giden yoldur. Strateji olması için her şeyden önce
amacın belirlenmiş olması gerekir. Amacın bulunmaması arz
zincirini alt optimizasyona götürür, çünkü genel amacın
bulunmaması durumunda yerel amaçlar cesaretlendirilir.
Örneğin, geniş bir perakendeci ağını analiz eden bir yönetim
danışmanlığı firması, yaptığı çalışmada müşteri hizmet
düzeyine ilişkin bir amacın belirlenmiş olmaması nedeniyle
milyonlarca dolarlık aşırı stok tutulduğunu ortaya
çıkarmıştır.
Sun Tzu amacın belirlenmesi ve stratejinin formüle edilmesi
çalışmalarını lidere layık görmektedir. “Liderin görevi
amacı saptamak ve zaman içinde onu korumaktır” diyen ustanın
daha o devirde lider yönetici ayrımı yapmayı başarmış olduğu
anlaşılıyor. İş dünyamızda yönetici-lider ayrımının son
15-20 yılda yeniden kavrandığını göz önüne alınca tarihten
ders çıkarmamanın zararları bir defa daha kanıtlanmaktadır.
“İyi generaller olaylara mantıkla yaklaşırlar; kızgınlığın
yakıcılığıyla değil, mahcubiyetin dürtüsüyle değil!” Sun
usta bu vecizesiyle duyguları kontrol etmeye ne kadar önem
verdiğini göstermektedir. Başka bir konuşmasında aynı konuyu
şu değişik şekilde ifade etmektedir: Kriz anında iç huzura
ve iç güce ihtiyacın olur, zafer anında coşkunu dizginlemeyi
bilmelisin, yoksa aklını kullanamazsın!
20. yüzyıl insanı mesleki gelişme için bir hayli yatırım
yapmış, yabancı diller öğrenmiş, bedensel egzersizleri
yaşamına dahil etmiş, ancak ruhsal gelişme için kılını
kımıldatmamıştır. Dileriz Sun ustanın bu önerisi de dikkate
alınır.
“İyi generaller yardımcılarını topluluk içinde mahcup
etmezler” diyen usta motivasyon teorisinin en önemli
pratiklerinden birini keşfetmiş olduğunu da göstermektedir.
“Ordular ilerleme sırasında değişen çevreye göre gereken
organizasyon değişikliğini yapmalıdırlar. Kuvvetlerden en
iyi biçimde yararlanmanın yolu budur.” Usta, çağımızın en
önemli yönetim pratiklerinden biri olan dinamik
organizasyona dikkat çekmektedir. Müşteriler, rakipler,
devlet, diğer güçler işletmenin içinde bulunduğu ortamı
zaman içinde değiştirirler. Bu değişiklik, işletmenin amaç,
strateji ve organizasyon yapısında uygun değişiklikler
yapılmasını zorunlu kılar. Örgütsel yapı zaman içinde
yeniden ele alınmadıkça şirketin potansiyelinden tam
anlamıyla yararlanılamaz. Hiçbir organizasyon şeması da
günümüzün hızlı değişim çağında birkaç yıl aynen kalamaz.
Çevre konusuna biraz aşağıda yeniden geleceğiz.
Sun Tzu, “Kendini bil, çevreni bil, düşmanını bil, yüzlerce
savaş içinde tehlike içinde olmazsın” demektedir. Bazılarına
şaşırtıcı gelebilir ama şirketlerin kendilerini bildikleri
pek söylenemez. Bir kurumun kendini bilmesi için;
yeteneklerini, bilgilerini, iş yapış biçimini kişilerin
belleğinden alıp kendi belleğine aktarması gerekir.
Öncelikle iş analizlerinin yapılması, süreç haritalarının
çıkarılması, insan kaynakları envanterlerinin dökümünün
yüksek doğruluk oranıyla yapılabilmesi gerekir. HP gibi bir
firma kendi hikayesini anlatan “Ne bildiğimizi bilseydik” (If
only we know what we know) başlıklı bir kitap yayınlamış
olduğuna göre konunun zorluğu ortaya çıkar.
Çevreyi bilme konusu kanımca günümüz şirketlerinin yerel
hareket etme gereklerinin bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.
Global düşünme ne kadar doğruysa lokal davranma da o kadar
doğrudur. Bir banka, reklamlarında “dünyanın yerel bankası”
olduğunu duyurmakta, bir elektrik ürünleri şirketi multi-domestic
(çok sayıda yerel şirketin toplamı) yapıda olduğunu
vurgulamaktadır.
Bir ABD üniversitesinde yapılan araştırma, şirketlerin en
önemli iflas nedeninin dış çevredeki değişiklikleri
yakalayamamak olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oluşan işletme
körlüğü sonucu değişim algılanamadığından gerekli uyum da
sağlanamamakta, bu nedenle oluşan entropi artışı sonucunda
şirket piyasadan silinmektedir.
İş
yaşamının esası rekabettir. Bu yüzden rakipleri tanımak,
onların zayıf ve kuvvetli yanlarını, stratejilerini
keşfetmek yaşamsal önem taşır. Batılı şirketler bu amaçla
rekabetçi istihbarat (competitive intelligence)
departmanları kurmaya başlamışlardır. Bu departmanların bir
başka işlevi de yukarıdaki açıklamalardan kolayca
anlaşılacağı gibi şirketin stratejisinin ve bilgilerinin
gizliliğinin korunmasını sağlamaktır.
Ancak şirketlerin rakiplerinin yapılarını tanımaları yeterli
olmamakta, ek olarak rekabet ortamındaki herhangi bir
değişikliğe verebilecekleri yanıtları da kestirebilmeleri
gerekmektedir. Bu da oyun teorisi adıyla bilinen karar
destek sistemleriyle yapılmaktadır. Sadece beyniyle yeterli
detayda düşünemeyeceğini çok önceleri kavrayan bu nedenle de
satrancı yaratan insanoğlu günümüzde dijital yönetim
oyunları ile daha iyi karar vermeye çalışmaktadır.
Sun Tzu esnekliğe büyük önem vermektedir. Savaş öncesinde ne
kadar ayrıntılı planlar yapılsa da her şey
öngörülemeyeceğinden uygulamada planların da değiştirilmesi
gerekecektir. Bu gerçek başka büyük bir devlet adamı olan
Eisenhoover tarafından şöyle dile getirilmiştir: Planlar
önemli değildir, önemli olan planlamadır, planlar
değiştirilmek içindir! Eisenhoover bu vecizesiyle hem
planlama sürecinin sağladığı öğrenme olgusuna, hem de
planların esnek olması zorunluluğuna dikkat çekerek Sun usta
ile aynı noktada buluşmaktadır.
Usta da öğrenmeye büyük önem vermekte ve her savaş sonrası
gözden geçirmeler yapılmasını zorunlu görmektedir. Doğruları
sürdürmek ve yanlışları tekrarlamamak için yapılmasını
istediği gözden geçirme süreci şu adımları içermektedir:
1. Plan neydi?
2. Fiilen ne yapıldı,
plana uyuldu mu?
3. Neler iyi gitti, neden?
4. İyileri nasıl sürdürebiliriz?
5. Neler kötü gitti, neden?
6. Kötüleri nasıl engelleyebiliriz?
7. İyilikleri sürekli kılmaktan,
kötülüklerin nüksetmesini
engellemekten kimler sorumlu? |
Savaşta hataların tekrarı can ve toprak
kayıplarına, arz zinciri mücadelelerinde önce müşteri sonra
şirket kayıplarına yol açar. Dolayısıyla şirketlerin öğrenen
örgüt yapısına geçmeleri, bunun için de önemli
uygulamalardan sonra değerlendirmeler, ders çıkarmalar
yapmaları büyük fayda sağlayacak bir pratiktir.
Sun usta, savaş sanatı isimli eserinde günümüz şirketleri
için çok yararlı başka öğütlerde de bulunmaktadır. Bunlar
arasında işbirlikleri, ele geçirmeler, disiplin, eğitim ve
hazırlanma, yetenekli personel istihdamı gibi başlıklar
bulunmaktadır. Yazdıklarının hepsi günümüzde de geçerli
olabilecek ve pek çok firmanın işine yarayabilecek
önerilerdir. Dolayısıyla kitabının okunması zaman kaybı
olmayacaktır.
Peki herkes burada yazılanları uygularsa başarı nasıl
gelecektir? Bu sorunun yanıtını da yine ustanın ağzından
aktararak yazımıza son verelim: “Teori bir komutana barış
sürecinde yardım edebilir, ama savaş alanında eşlik etmez.
Başarı icraatı iyi yapanın olacaktır.”
Başarılı icraatlar dileklerimle.
|