Ana Sayfa | Site Haritası  

   

 

Bir an için gözlerinizi kapayın ve hayal
edin: İstanbul’a ilk
kez gelmiş bir yabancısınız. Bu
büyüleyici kentte
dilediğiniz kadar
kalabilirsiniz.
Ama bir tek yeri
ziyaret edebilirsiniz! Nereyi seçerdiniz? Attığınız her adımda yepyeni bir hikaye dinleyerek, insanlığın 65-70 bin yıl
önceden günümüze kadar uzanan
kalıntıları üzerinde
göz gezdirerek,
hatta belki bazen bu tarihe parmağınızın ucuyla dokunarak
kendinizi nerede unutabilirdiniz?

İstanbul, tarihi değerler açısından inanılmaz bir kent. Tarihi Yarımada, bu değerlerin önemli bir kısmının öbeklendiği bir emperyal merkez. Ve yarımadanın tam kalbinde, yukarıdaki sorunun yanıtı yatıyor: İstanbul Arkeoloji Müzesi. Tek bir yazıyla, tek bir dergiyle anlatılabilecek bir yapı değil Arkeoloji Müzesi. Tüm Anadolu’nun ve yakın çevresinin mirasından nadide parçaları birer madalyon gibi gururla taşıyan, dev bir kompleksten söz ediyoruz. Mütevazı amacımız, yalancı bahar havasında devam eden şu sıra dışı kış günlerinde size farklı bir seçenek sunmak… Aklınızı çelmek yani… Sokağa çıkmak ve “bu dünyada var olduğumuzun kanıtları” arasında dolaşmak için…

Osman Hamdi’nin büyük eseri
Osman Hamdi Bey, kültür tarihimizin mihenk taşlarından biri. Gerek ressam ve arkeolog olarak üretimleri, gerek araştırmaları, gerekse kültür sanat dünyamızın kurumsallaşması açısından harcadığı insanüstü çaba, onu “unutulmaz isimler” listelerinde ön sıralara taşıyor. Bugün dünyanın sayılı müzeleri arasında kabul edilen İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kuruluşunda da onun imzası var. Osman Hamdi’nin çıkış noktalarından biri, Mısır’da bizzat elde ettiği buluntuları İstanbul’da sergileme tutkusu olmuş. 13 Haziran 1891’de “Müze-i Hümayun” adıyla açılan müze, bugün üç ana binası olan, modern müzecilik ilkelerine göre organize edilmiş bir çekim merkezi.

Şark Eserleri Müzesi
Müzenin giriş kapısına en yakın olan bina, Şark Eserleri Müzesi. Bize kalırsa da gezinize buradan başlamalısınız; önce tarihinin derinliklerine uzanmak için. Bina 1883’te Osman Hamdi tarafından “Güzel Sanatlar Okulu” olarak yaptırılmış. Mısır, Arap, Mezopotamya ve Anadolu eserlerinin sergilendiği müzenin en önemli koleksiyonu olarak 75 bin adet çivi yazılı tablet arşivi gösteriliyor. Gaziantep’in güneyindeki Samal’dan (Zincirli) gelen, Geç Hitit Dönemi’ne, M.Ö. 9. yüzyıl civarına ait kabartmalar, dönemin insan, doğa ve mitoloji ilişkileri hakkında benzersiz bir fikir ve bilgi kaynağı. Antep’in daha güneyindeki Babil ise, aslan ve at kabartmalarıyla temsil ediliyor. İslam öncesi Arap Yarımadası’nın buluntularının sergilendiği bölümde tarih kitaplarında rastladığınız putları yakından görme şansına sahipsiniz. Mısır buluntuları arasındaki isimsiz mumya ve lahdi karşısında heyecan duymamak mümkün değil. İlk tunç, son tunç ve demir çağlarından kalma gereçler, bugünkü uygarlığımızın nasıl bir noktadan yola çıktığını, nasıl binyıllar boyunca iğneyle kuyu kazdığımızı göstermeleri açısından büyüleyici. Fakat estetik açıdan da üstün tasarımlarla karşılaşacağınız notunu düşmekte yarar var. Urartu eserleri de bu binada sergileniyor.
 
Arkeoloji Müzesi
Gezilecek o kadar çok nokta var ki, bir an önce Arkeoloji Müzesi’nin ana binasına ulaşmakta yarar var. Görkemli ana binanın mimarı Alexandre Vallaury. 1902 ve 1908 tarihlerinde inşa edilen yan kanatlardan kuzeydeki Philippe Bello, güneydeki ise Edhem Bey tarafından yapılmış. Müzenin yüzüncü kuruluş yılı olan 1991’de ise modern bölüm eklenmiş.
Hemen girişte sizi büyük Tanrı Bes heykeli karşılıyor. Burada, antik mezar taşları ve rölyeflerin ardından Anadolu Pers egemenliği, Afrodisias buluntularının yer aldığı Kenan Erim Salonu, Efes, Milet ve Afrodisias'tan eserlerin sergilendiği Anadolu'nun Üç Mermer Şehri Salonu, Helenistik devir heykelleri, Menderes Manisa'sı ve son olarak da Roma ve Roma devri heykelleri salonları bulunur. Heykeller arasında yürürken taşın zamana karşı dayanarak kendisine ruh veren meçhul sanatçıya duyduğu bağlılığı gösterdiğini hissetmemek mümkün değil. Hemen her heykelin bir öyküsü var. Şair Sappho derin bakışlarla sizi süzüyor, söyleyecek çok sözü var. Kleopatralar, parıltılı güzellikleriyle ayaktalar. Acı dolu yüzüyle Marsyos, işkenceye maruz kalıyor. Tarsus’ta bulunan heykel, kavalıyla Apollon’a meydan okuyan satirin sonunu anlatıyor… Şair Sappho, İzmir
Girişteki Bes heykelinden sola dönecek olursanız, dinlenme ünitelerinin ardından Osman Hamdi Bey Salonu ile karşılaşacaksınız. Burada da Osman Hamdi’nin Sayda Krallar Nekropolü'nden bizzat çıkardığı eserler sergileniyor. Salondaki ünlü İskender lahdi ile Ağlayan Kadınlar lahdinin binanın mimarisine de ilham verdiği ifade ediliyor.
Ve ek binadaki üst katlar… Çağlar Boyu İstanbul… Çağlar Boyu Troy… Anadolu Çevresi… Bu katlarda da kronolojik sırayla teşhir edilen binlerce eşsiz eser yer alıyor.
Çinili Köşk
Müzeden ayrılmadan önce mutlaka görmeniz gereken üçüncü bölüm, Çinili Köşk. 1472’de köşk olarak inşa edilmiş. Türk çini sanatının altın işlemeli ve varaklı güzide parçaları var burada. Daha giriş kapısında kusursuz işlenmiş, kırılgan bir yapıya yaklaştığını anlıyorsunuz. 2000’e yakın eser içinde 2. Murat döneminde çeşme olarak kullanılmaya başlanan eserin ayrı bir yeri var. Osman Hamdi tarafından “Ab-ı Hayat Çeşmesi” adıyla resmedilen çeşmenin üzerindeki 12 beyitten 1590’da yapıldığı anlaşılıyor. Çeşmenin üzerindeki lale, karanfil, bahar dalı ve tavus kuşu motifleri, dönemin estetik anlayışı hakkında fikir veriyor.
Arkeoloji Müzesi’nden çıkıldığında akılda oluşan en net düşünce, buraya geri dönmek; çünkü eğer ilk kez ziyaret ediyorsanız, aslında sadece müze hakkında fikir sahibi oldunuz. Bir dahaki gezinizde daha çok tat alacaksınız. Her defasında farklı bir ayrıntıyı keşfetmeniz kaçınılmaz. Bu arada eliniz tarih ve mitoloji kitaplarına daha çok gidecek. Kayıp parçaları birleştirdikçe heykeller, çanak-çömlekler, sikkeler, yazıtlar ve hatta lahitler canlanacak. Bu “büyülü gerçeklik” sizi mutlaka saracak. Tarih, satır aralarından kurtulup, dimağınızda yaşayan bir dünya olmaya bir adım daha yaklaşacak… Şimdi bir an için tekrar gözlerinizi kapayın ve hayal edin: İstanbul’a ilk kez gelmiş bir yabancısınız. Hakkında yüzlerce efsane duyduğuz bu büyüleyici kentte dilediğiniz kadar kalabilirsiniz. Ancak tek bir yeri ziyaret edebilirsiniz! Nereyi seçerdiniz?


Antep'in güneyindeki sarmal (zincirli) kalesinde baltalı adam,
kanatlı aslan, erkek ve dişi geyik rölyefleri. Geç hittit dönemi,
M.Ö.9.Yüzyıl.

Babil, Tören yolu'ndan at rölyefi, M.Ö.604-562

Çinili Köşkün Girişi (aşağıda)
ve Ünlü Çeşme

 


İstanbul Arkeoloji Müzesi
Osman Hamdi Bey Yokuşu,
Gülhane, Eminönü
Tel: (0212) 520 77 42

 












 
 


Kültür ve Sanat Yayınıdır. Tüm Hakları Saklıdır.
Güvenlik Politikası