SİTE İÇİ ARAMA

 

Bakmayın siz “zeytinyağı” başlığımıza, yağdan öte,
meyve suyu o. Bu yüzden kalbinizle dost. Koca bir Akdeniz mutfağının en önemli birleşeni, uzlaşma noktası zeytinyağı; rengiyle, kokusuyla, dokusuyla ve eşsiz tadıyla asırlardır sofralarımızda ışıldıyor.

Önce göz kararıyla pazarlık yapılırdı. Su zeytininin fiyatı başka, Gemlik’in başkaydı. Toplama zeytinin başka, sıyırma zeytininki başkaydı. Bir Bedford dolusu zeytinin fiyatı başka, bir Skoda kasasınınki başkaydı. Zeytin, kimi zaman çuvalla ya da küfeyle gelir, kimi zaman da kamyon kasasından zürafa gibi uzun boylu, genellikle yeşile boyalı bir tür vinçle çekilirdi. Sonra farklı aralıklara bölünmüş, yarı mekanik bir elekten geçirilirdi. Sırası gelen zeytinler, büyük granit taşın altında ezilirdi. Büyükler anlatırdı, “Eskiden bu taşı atlar çeviriyordu” diye. Taş, ekimden itibaren her gece on, on buçuğa kadar dönerdi. 20-25 dakikalık seansların her birinde yağhanenin üzerindeki yığma taş ev titrerdi. Son bir sarsılmayla durduğunda preslerin, seperatörlerin uğultusu yükselirdi. Bir de koşuşturan işçilerin sesleri. Taşın geride bıraktığı yığın, ucu kesik küreklerle önce çuhalara doldurulur, çuhalar üst üste dev preslere dizilir, hidrolik presin ezdiği çuhalardan yeşil-sarı meyve suyu sızmaya başlardı. Yağhaneciler, hemen ilk ağız yağını tadardı. İşin en heyecanlı anı buydu. Kaliteli yağ, daha bu noktada kendisini belli ederdi. Biriken yağ, metal kanallarla seperatör adlı demirden simyacıya aktarılır, simyacı da yağı sudan ayrıştırarak son asit ayarını yapardı. Bir kısmı anında şişelenen, tenekelenen yağın artanı taş duvarlı dev kuyulara boşaltılırdı. Kimi zaman kuyuların üstü hafif donmuş olur; taze yağ, sıcaklığıyla kabuğu kırardı.
Eski yağhanenin kapısından bütün kış, yağlı bir duman yükselirdi. Taşın altında ezildikten sonra, çuhaların içinde preslenmiş zeytin posasının, yani pirinanın kokusuydu bu. Ne bu kokudan, ne taşların evleri titretmesinden rahatsız olan vardı. Taşın her turu, bütün kasaba için bereket demekti. Pirina atılmaz, yakıt olarak kullanılmak üzere biriktirilirdi. Kış, zeytinyağı kasabalarında biraz da pirina kokusu demekti. Yüksek kalorili posa, sobada önce içten içe yanar, sonra aniden patlardı. Sobanın kulaklarından duman yükselirdi. Herkes, her patlamada “Puf dedi!” der, gülerdi. O anda ortalığı bir zeytin aroması kokusu kaplardı.

***
Girdiğim “zeytin & zeytinyağı” dükkanında, ki bu tür doğal ürün satıcılarının sayısı giderek artıyor, farklı zeytinyağı ürünleri vardı. Çeşit çeşit sofra zeytini, nazik şişelerde farklı tipte yağlar, kavanozlanmış zeytin ezmeleri, reçelleri, zeytinli soslar... Bir de zeytinyağı sabunları tabii. Hem de rengarenk. Şık kutularında, “Doğal zeytinyağından üretilmiştir” yazıyordu. Küçüklüğümüzde evlerin avlularında kaynatılırdı zeytinyağı sabunu. Böyle renkli değil, sarımtırak olurdu. Gariptir, elim gitti, dükkandaki kalıpların birkaç türünden satın aldım, sanki yıllar önce zeytinyağı sabunuyla yıkanmamak için köşe bucak kaçan çocuklardan değilmişim gibi. Parayı öderken fark ettim, cam tezgahın altında bir de yağhane maketi vardı. Taş, pres, seperatör, hatta çuhalar bile... “Eski usul mü çekiyorsunuz?” diye sordum satıcıya; “Yok,” dedi, “Artık hepsi kontinü...” Ama gördüğüm maketin çalıştığını, üç beş gram yağ bile verdiğini söyledi! Özellikle 90’ların başlarında küçük üreticiler de “kontinü” adını verdikleri İtalyan makinelerine geçmeye başlamış, böylelikle eski usûl yağhanelerin sayısı hızla azalmıştı. Bu durum bizde kırık bir nostalji duygusu yaratsa da itiraf etmek gerekir ki kontinü sistemi ile birlikte daha standart sahibi bir yağ üretilmeye başlandı. Zeytin hamuruna pres uygulanmadan, merkezkaç kuvvetinden yararlanan sistem olan kontinü, artık tüm dünyada kabul görmüş durumda.

***
Zeytinyağının asırlardır Akdeniz mutfağının en belirleyici unsuru. Amerika, en önemli tüketicilerden biri konumunda. Zeytinyağının Avrupa’nın geneli tarafından ilgi görmesi ise 1970’li yılları buluyor. Kıtada kalp rahatsızlıklarının arttığı, ancak Akdeniz ülkelerinde böyle bir artışın yaşanmadığı gözleniyor. Araştırmalar sonucu bunda en belirleyici faktörün zeytinyağı olduğu tespit ediliyor. Sözünü ettiğimiz araştırmalardan sonra da zeytinyağının bilinen yararlarına onlarca yenisi eklendi. Bu da Avustralya’dan Kuzey Afrika’ya yaygın bir coğrafyada yağın bir besinden çok bir ilaç olarak kullanılmasını haklı gösteriyor. Zeytinyağını diğer yağlardan ayıran en önemli özellik, ağacın meyvesinden yapılması; yani aslında bir tür meyve suyu olması. Ayrıca zeytinyağı, türdeşleri arasında rafine edilmeden kullanılabilen tek yağ. Bu da zeytinyağına sağlık avantajları sağlıyor.
Kalp hastalıkları, sindirim sorunları, diyabet gibi rahatsızlıklara karşı, zeytinyağının etkin bir silah olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Çocuk sağlığı açısından da büyük önem taşıyan zeytinyağı, kozmetik ürünlerinde de yoğun olarak kullanılıyor. Özellikle kızartma yağı olarak kullanıldığında yüksek ısılarda ve bekletilme süresinde formunu ve kalitesi koruyan zeytinyağı, oksitlenmeyerek muhtelif zararları önlüyor. Kötü kolesterolü engelleyerek damar tıkanıklığına iyi gelen zeytinyağı, tansiyonu dengeleyici bir niteliğe de sahip. Zeytin çocuk sağlığı açısından mucizesi ise içerdiği yağ asitlerinin anne sütüyle denk olması. Bu durum, özellikle zihinsel gelişim açısından büyük önem arz ediyor.
Sağlık açısından binlerce yararı var zeytinyağının ama ne yalan söyleyelim, daha çok lezzeti için tüketiyoruz zeytinyağını. Ne de olsa koskoca bir Akdeniz mutfağının temel yapı taşı o. Değil mi ya, ne annelerin dolmaları bu kadar lezzetli olurdu onsuz, ne de o iştah kabartan, rengarenk salatalar...

 

Zeytinyağı çeşitleri
Tüm dünya üzerinde zeytinyağına ilişkin pek çok sınıflandırma söz konusu. Üretim tekniklerinin farklılaşmasının yanı sıra çeşitli aromatik katkılarla üretilen zeytinyağı türleri, tüketicilerin büyük ilgisini topluyor. Yine de TSE’nin sınıflandırması üç tip zeytinyağına işaret ediyor:
Natürel Zeytinyağı: Olgun zeytin tanelerinden sızma veya basınçla çıkarılan santrifüjleme, dinlenme ve süzme gibi yalnız fiziksel işlemlere tabi tutulan, hiç bir kimyasal işlem görmeyen, natürel olarak doğrudan tüketilebilen, zeytin kokusunu ve tadını en yoğun, en doğal biçimde muhafaza eden, renginin tonu, sarı ve yeşil hakim olmak üzere üretim yerine göre değişen, mükemmel tat ve aroması bulunan ve asit içeriği %3.3’ den az olan zeytinyağı tipi. Üç yaygın alt çeşidi var: Natürel Sızma (asit içeriği: % 1), Natürel Birinci (asit içeriği: % 2) ve organik (asit içeriği: % 1). Natürel zeytinyağı, genellikle çiğ olarak tüketiliyor.
Rafine Zeytinyağı: Ham rafinajlık zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen ve maksimum % 0.3 asit içeren zeytinyağı. Özellikle asit oranı yüksek zeytinyağları rafinasyona tabi tutulur. Rafine zeytinyağı, hemen hemen sıfır asit oranına sahip, yağın kalitesini bozan maddelerden arındırılmış bir yağ. Hem çiğ, hem de pişmiş olarak tüketilir.
Riviera Zeytinyağı: Rafine ve % 10-20 oranında natürel yemeklik zeytinyağlarının karışımıyla elde edilen, en çok % 1.5 asit içeren zeytinyağı. Riviera zeytinyağının lezzet ve kalitesini, karışım oranları ile natürel zeytinyağının niteliği belirliyor. Sızma zeytinyağına göre daha açık ve hafif olan riviera, özellikle yemek ve kızartmalarda kullanılıyor.

 

 

Kalite sırları
Kaliteli bir zeytinyağının sofranıza ulaşabilmesi için pek çok koşulun bir araya gelmesi gerekiyor. Öncelikle hammaddenin, yani zeytinin uygun toprak ve iklim koşullarında üretilmiş olması gerekiyor. Zeytinin toplanma biçimi de çok önemli. Zeytin tek tek toplanabildiği gibi, “silkme”, ya da “sıyırma”, yani ağacın sarsılması, hatta kimi zaman uzun bir sopayla “dövülmesi” yöntemiyle de daldan alınabiliyor. Ayrıca dalından kendiliğinden düşen zeytinler de yerden toplanıyor. En sağlıklı yöntem, zeytinin ağaçtan elle toplanması. Kimi bölgelerde mekanik yollarla sarsılan ağaçlardan düşen zeytinlerin yerden bir ekipmanla emilerek toplanması yöntemi de kullanılıyor. Fermantasyonu engellemek için zeytinin dalından koptuktan sonra olabildiğine kısa sürede sıkılması gerekiyor. Beklemenin zorunlu olduğu koşullarda zeytin kuru yerlerde, 25-30 cm yüksekliğindeki öbekler halinde korunuyor. Kullanılan gübre ve zeytinyağının elde edilişi biçimleri de kalitede önemli rol oynuyor. Rafine ve riviera zeytinyağlarında rafine sürecinin kalitesi belirleyici. Bundan sonrası damak zevkinize kalmış! Uzmanlar, farklı kullanım alanları için farklı yağ tiplerini öneriyor.
Zeytinyağının kalitesinin yanı sıra sunuş biçimi de büyük önem taşıyor. Son derece kaliteli zeytin ve zeytinyağının üretildiği ülkemizde, son yıllarda sunuş yöntemleri de giderek gelişiyor. Şık şişelerde, kekik gibi çeşitli otlarla aromalandırılan zeytinyağları, bizlere damak ve göz zevki sağlamanın yanı sıra ülkemiz üreticilerinin uluslararası prestij kazandırıyor.

 

 

Zeytinin öyküsü

Zeytin ağaçlarının bugünkü nüfusu 900 milyonu buluyor. Dünyanın pek çok bölgesine yayılmış durumdalar. Ancak en çok Akdeniz kıyılarını seviyorlar. Deniz kokusuna bayılıyorlar. Yaş ortalamaları epey yüksek; 300 yaşını bulanlar var. Efsanelere bakarsanız, en bilgeleri 2000 yaşını görmüş. Genellikle toplu halde yaşıyorlar. Barış yanlısı olduklarını tüm dünya biliyor. Üstelik son derece cömertler. Dünya mutfaklarına bilinen en baş döndürücü lezzetlerden birini, zeytinyağını sunuyorlar.
Zeytin ağacının kendisi birçok efsanevi anlama sahip. Ağzında zeytin dalı ile Nuh’ un gemisine dönen güvercin, felaketinin sona erdiğinin habercisi sayılmış. Üç semavi din kitabında da zeytin ile ilgili bölümler var.
Zeytinin anavatanı olarak iki farklı nokta gösteriliyor. Bunlardan birincisi Ege, Anadolu’nun Akdeniz kıyıları, Suriye ve Lübnan’ı içine alan bölge; ikincisiyse Mısır ve Kuzey Afrika. Asur ve Babil döneminde Mezopotamya’da zeytinin ve yağının ticari dönüşüm değeri olduğu biliniyor. Urla’ da ve Çeşme’ de yapılan kazılarda bulunan ve M.Ö. 3000 yılı kadar eskiye tarihlenen bazı kap kacağın da zeytin ve zeytin ürünleri yapımında kullanıldığı da kanıtlanmış durumda.
Dünya üzerindeki her on zeytin ağacından biri Türkiye’de. Bu ağaçların yaklaşık yüzde onu meyve vermiyor. Ege bölgesinde Çanakkale’den Muğla’ya kadar uzanan kesim, ülkemizdeki zeytin üretiminin büyük kısmını üstleniyor. Akdeniz ve Marmara Bölgesi’nin yanı sıra Güneydoğu Anadolu bölgesinin de belirli kesimlerinde zeytin üretiliyor.
Türkiye, zeytin üretimi açısından İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi dünya devlerinin arkasından geliyor.

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR