SİTE İÇİ ARAMA

 

Mevsimler birbirine karışıyor, dünyanın hemen her yerindeki kavurucu sıcaklar, kuraklık ve seller, insanlara zarar veriyor. Küresel ısınma adıyla anılan iklim değişiminin yakıcı etkileri kapımızda. Şimdi önlem alma zamanı...

• Avrupa’daki kıyı kentleri sular altında kalacak…
• İngiltere’de “Sibirya” soğukları yaşanacak…
• Küresel ısınmanın kuruttuğu bölgelerde su kaynaklarına sahip ülkeler, ellerindeki doğal kaynakları korumak için nükleer silahlara başvuracaklar…
• Tarım alanlarının ve su havzalarının korunması ve ele

geçirilmesi nedeniyle çıkacak çatışmalar, terör örgütleri kanalıyla bölgesel savaşlara dönüşecek…
Yanda, bir kara felaket filminin fragmanı gibi sıralanan kehanetler, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon)’un bir raporunda, 2020 yılından itibaren dünyada gerçekleşmeye başlayacağı öngörülmüş sıkıntılar. Geçtiğimiz şubat ayında, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 6 yıllık bir çalışma sonucunda hazırladığı raporu açıkladı ve rapor tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Raporda, artık yakın zamanda yol açacağı felaketlerle yüzleşeceğimiz öngörülen küresel ısınmadan büyük oranda insanlar sorumlu tutuluyordu. Hazırlık sürecine 2 bin 500 bilim adamının katıldığı rapor, iklim değişikliğinin olası etkilerine ilişkin saptamalara da yer veriyordu. Bizim ülkemizde de basın kuruluşlarının ve bilim çevrelerinin daha önce benzer konulara göstermediği bir ilgiyle karşılaşan bu raporun verilerine göre 2100 yılına kadar sıcaklıkların 1,1 ilâ 6,4 santigrat derece yükselmesi bekleniyor. Buzulların erimesi ile deniz seviyelerinin de yüzyılın sonuna kadar 18 ilâ 59 santimetre yükselmesi; tayfun ve sel felaketleriyle aşırı sıcak hava dalgalarının artması; bu durumun çölleşme ve kuraklığın daha geniş alanlara yayılmasına yol açması da raporun beklentileri arasında. Ancak raporu fazlaca “karamsar olmakla” ya da “tahmini modellerle gerçeği birbirine fazla karıştırmakla” eleştirenler de var. Raporu hazırlayan sürece 2 bin 500 bilginin katıldığını ama ortaya çıkan rapora bunlardan sadece 150 kadarının imza attığını, diğerlerinin ise “çeşitli nedenlerle” rapordan imzalarını çektiklerini belirtmeliyiz örneğin. Bu önemli ayrıntı, yeterince yer bulamadı kendisine haberlerde.
Fakat şüphesiz imza çeken bilim adamları da dünyanın “güllük gülistanlık” bir yer olduğunu düşünmüyorlar. Onların itirazının önemli bir bölümünün, yaratılan “panik havasına” yönelik olduğu söylenebilir. Büyük ilgi çeken felaket öngörülerine bir başka itiraz ise gezegenin kendi dinamiklerinin işleri yoluna koyacağı ve bu süreçte belki de insan uygarlığını tasfiye edeceği yönünde.

Küresel ısınma
Gezegenimiz 4,6 milyar yıllık uzun jeolojik tarihi boyunca, iklim sisteminde birçok değişiklik yaşadı. Bu değişimler, kimi zaman milyonlarca yılda, kimi zaman birkaç on yıl içinde gerçekleşti. Bu iklim değişiklikleri, özellikle buzul hareketleri ve deniz seviyesindeki değişimler yoluyla yalnız dünya atlasını değiştirmekle kalmadı, ekolojik sistemlerde de kalıcı değişikliklere yol açtı. Ama 19. yüzyıldaki sanayi devriminden beri, iklimdeki doğal değişime ek olarak, insan etkinliklerinin de belirleyici olduğu yeni bir döneme girildi. Bu yüzden, günümüzde iklim değişikliği, sera gazı birikimlerini artıran insan etkinlikleri dikkate alınarak tanımlanıyor.
Sanayi devriminden beri, özellikle fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleri, atmosfere salınan sera gazlarının birikimlerini hızla yükseltti. Kentleşmenin de katkısıyla doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi sonucu, yeryüzündeki ve atmosferin alt bölümlerindeki sıcaklık da yükseldi. Bugün “küresel ısınma” adıyla andığımız sürecin tam karşılığı bu. Küresel ısınmaya yol açan sera gazları, temel olarak; kömür, petrol gibi fosil yakıtların kullanılmasından, sanayi ve ulaştırma faaliyetlerinin atıklarından kaynaklanıyor. Ormansızlaşmanın yol açtığı oksijen eksikliği ise küresel karbon dengesini olumsuz etkileyen bir başka faktör.
Atmosfer bileşiminde ortaya çıkan bu önemli değişiklik, dünyanın yüzey sıcaklıklarında 19. yüzyılın sonlarında başlayan bir ısınmaya yol açmaktaydı. 1980’li yıllarla birlikte bu ısınma belirginleşti ve hemen her yıl bir önceki yıla göre daha sıcak olmaya başladı. Ortalama yüzey sıcaklığı, 20. yüzyılın başından günümüze dek yaklaşık olarak 0.8 C° arttı. Küresel olarak, 1990’lı yıllar 1860 yılından sonraki aletli gözlem kayıtlarındaki en sıcak on yıl; 1998 ise, +0.58 C°’lik sıra dışı artış ile en sıcak yıl oldu. İkinci en yüksek sıcaklık rekoru ise +0.47 C° ile 2002 ve 2003 yıllarına ait. Küresel ısınma, kutuplardaki buzulların erimesine, iklimin ve mevsim şartlarının değişmesine, okyanusların ısınmasına, deniz seviyesinin yükselmesine, orman yangınlarının artmasına, göllerin küçülmesine, ırmakların kurumasına, kış sıcaklıklarının artmasına, ilkbaharın erken gelmesine, sonbaharın gecikmesine, bitkilerin erken çiçek açmasına, göç dönemlerinin değişmesine, kıyı şeritlerinin erozyona uğramasına, bulut ormanlarının kurumasına yol açıyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan araştırmaya göre, küresel ısınma bu yüzyılın sonunda bitki ve hayvan varlığının üçte birini tehdit ediyor.

Sera etkisi nedir?
Atmosferdeki karbondioksit gazı tabakası tıpkı bir “sera” gibi güneş ışınlarının içeri girmesine izin veriyor ancak ısının dışarı çıkmasına engel oluyor. Eğer sera etkisi olmasaydı dünyanın sıcaklığı – 20 dereceyi bulur ve dünyada yaşam olmazdı.
Ancak, karbondioksit gazı oranının artması, dünyanın aşırı ısınmasına, bir başka deyişle “küresel ısınma”ya neden oluyor. Karbondioksitin artmasının baş sorumlusu ise insanoğlu… Sanayileşme ile birlikte atmosferdeki karbondioksit gazı miktarı artmaya başladı. Sanayi üretiminde kullanılan kömür, petrol ve doğalgaz karbondioksit oranını artırıyor. 1958'de karbondioksit bir metreküp havada 315 ppm (milyonda bir) iken, 2004'te 379 ppm’e çıkmış durumda. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde yılda 1 ppm kadar artış yaşanırken sadece 2003-2004 artışı 3 ppm…
Son yıllarda karbondioksitteki artışın hızını inceleyen bilim adamları, Çin ve Hindistan’ın bu artışa büyük katkısı olduğunu belirtiyorlar. Ancak, “dünya karbondioksit üretimi”ni sıraya koyduğumuzda, ABD başı çekiyor. ABD dünya nüfusunun yüzde 4'üne sahip, ancak karbondioksit üretiminin yüzde 25’ini sağlıyor. İngiltere yüzde 3 üretiyor. Hindistan, nüfusu 15 kat fazla olmasına rağmen karbondioksit üretimi bakımından hemen hemen İngiltere ile aynı hacme sahip. Atmosfere yılda 220 milyon ton karbondioksit bırakan Türkiye ise 20. sırada… 2010 yılında bu rakam 400 milyon tonlara ulaşacak.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR