SİTE İÇİ ARAMA

 

Etik değerler ve iş yaşamı

Eski Yunancadaki “ethos” sözcüğünden türeyen “etik” kavramı, “karakter, alışkanlık” gibi anlamlar taşıyor; ama kullanımda “iyi ve kötüyü ayırt etme, doğru, dürüst, tutarlı ve ahlaklı davranma” anlamında kullanılıyor. Yakın zamana kadar felsefi bir terim olarak görülen ve davranış biçimlerini değerlendirirken kullanılan etik sözcüğü, buyanıyla bizdeki “ahlak” kavramıyla yakın bir anlamda bilindi. Ama bir süredir, özellikle iş ve meslek etiği kavramının gündeme girmesiyle birlikte etik kavramı felsefi soyut özünden daha çok, somut bir davranışlar dizgesini tabir etmek için kullanılır oldu. “Doğru davranma”nın iş ve meslek yaşamındaki karşılıklarını arayan ve tüm iş yapma süreçlerine insanca bir erdemi yerleştirmeyi hedefleyen “etik” bu açıdan tüm çalışma alanlarında giderek büyük önem kazanıyor. Bir tür ahlak felsefesi olarak da tanımlayabileceğimiz etik, “insanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, kuralları, doğru yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan araştıran bir disiplin” olarak, kökeni dinlere uzanan ahlaktan uzaklaşıyor ve daha somut, pratik bir zeminde anlam kazanıyor.
Etik değerler konusu tüm dünyada giderek artan bir önemle ele alınıyor. Ülkemizde de son zamanlarda, özellikle Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı (TEDMER)’in gayretleriyle daha sık gündeme gelen konu, ekonomik, sosyal ve idari açıdan bir değişimin içindeki Türkiye açısından kritik bir öneme sahip.
İş ahlakı ilkeleri veya iş yaparken etik değerler olarak anılan ve bir işi yaparken toplumun ve iş dünyasının doğru bulduğu ve kabul edeceği yöntemlerle çalışmayı, üretmeyi kast eden yaklaşım, yakın zamanda uluslararası rekabetin başat kriterlerinden biri haline gelecek. Biz de bu sayımızda, dergimizin Yuvarlak Masa bölümünde konuyu, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Hortaçsu, Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Midillili, TEDMER Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Murad Kayacan, TEDMER Danışmanlarından Bülent Becan, Türkiye Personel Yönetimi Derneği Etik Kurulu Üyesi Şebnem Ergül ile birlikte Mars Logistics Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Ali Tulgar ve İnsan Kaynakları Müdürü Yılmaz Pirli ile birlikte ele aldık. İstanbul Mövenpick Hotel’deki toplantımızın önemli notlarını sayfalarımızda bulabilirsiniz...
 
   
Etik, toplumsal
bir bilinç olarak
yaygınlaşmalı


ALİ MİDİLLİLİ
Türkiye Etik Değerler
Merkezi Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı
 
Etik bilincinin yerleşmediği bir toplumda güven ortamının olmaması, kaynakların verimli kullanılamaması, gelir dağılımında dengesizliklerin oluşması ve dolayısıyla ulusal ekonominin gelişememesi kaçınılmazdır. Bu bilincin
toplumda yerleşmesi için, devlet, özel sektör ve özellikle de sivil toplum kuruluşlarına, bir başka deyişle bütün topluma önemli görevler düşüyor.
 

Ben önce merkezimizin tarihçesinden söz etmek istiyorum. TEDMER’in kurucularından da biriyim. Etikle ilgili bir oluşum nasıl olmalı, arayışı 1999 yılında TÜSİAD bünyesinde başladı. Yine o bünyeden Merck Sharp & Dohme (MSD) İlaç Genel Müdürü Faik Somer’in öncülüğünde bir platform oluşturuldu. Bu platform içinde özel sektör firmaları, sivil toplum kuruluşları ve şahıslar vardı. Bu platformda, oluşacak tüzel kişiliğin bir sivil toplum kuruluşu olmasının doğru olacağı fikrinde anlaşıldı ve faaliyete geçildi. 2001 yılının sonunda Türkiye Etik Değerler Merkezi adıyla tüzel kişilik kazandı. 2002 yılından itibaren, ilk başkanımız, Boğaziçi Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Sabih Tansal Hoca oldu. Onu takiben Şaban Erdikler ve 2006 yılının mart ayından itibaren de ben görevi devraldım. Bir proje koordinatörümüz var. Üyelerimizden aldığımız destek ve işbirliği içinde olduğumuz, artık bir çözüm ortağımız olan Amerikan sivil toplum kuruluşu “Ethics Resources Center” (ERC)’den aldığımız destekle amacımız projeler oluşturmak. Etik konusunu, öncelikle ve özellikle özel sektör olmak üzere, kamunun da içinde bulunduğu sektörler de insanları etik standartlarda düşünmeye, etik hareket etmeye ve etik metodoloji uygulamaya teşvik etmek için çalışacağız. Kuruluşumuzun kısa tanıtımı ve tarihçesinin böyle olduğunu söyleyebiliriz.
Ülkemiz, ekonomik, siyasi, idari ve kültürel alanlarda önemli bir değişim sürecinin içinde bulunuyor. Yeni bir yüzyılın başındayız ve dünyayla entegrasyon için, bu değişim sürecinin, başta bilgi olmak üzere fırsat eşitliği, düşünce özgürlüğü, hukuk devleti, demokrasi, saydamlık, hesap verirlik, sorumluluk ve etik değerler gibi başlıca önceliklerin etrafında şekillenmesi gerekiyor. Sözgelimi bugün yolsuzlukların arkasında yatan, etik değerlerin ve ilkelerin eksikliği, Türkiye’nin temel sorunlarından biri. Etiğe aykırı her olay zincirleme bir şekilde toplumun diğer kesimlerini de etkiliyor ve yozlaşmayı yaygınlaştırıyor. Etik bilincinin yerleşmediği bir toplumda güven ortamının olmaması, kaynakların verimli kullanılamaması, gelir dağılımında dengesizliklerin oluşması ve tüm bunlar dolayısıyla ulusal ekonominin gelişememesi kaçınılmaz bir sonuç.
Etik değer bilincinin toplumda yerleşmesi için, devlet, özel sektör ve özellikle de sivil toplum kuruluşlarına, dolayısıyla bütün topluma önemli görevler düşüyor. Vakfımız, tüm sektörler ve mesleklerle ilgili etik değerlerin araştırılması, değerlendirilmesi; etik standartlarının ve ilkelerinin belirlenmesi, yurt çapında duyurulması, eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi; bu konuda uluslararası işbirliklerinin kurulması ve şirketler, sivil kuruluşlar, meslek örgütleri kamu kurum ve kuruluşları ile idari örgütlerin bütün bu sürece katılımının sağlanması için çaba gösteriyor. TEDMER, tamamen bağımsız bir sivil kuruluştur ve çalışmalarını toplumun tüm kesimlerinden destek alarak; üniversiteler, özel sektör, kamu kuruluşları ve uluslararası etik merkezleri ile işbirliği halinde sürdürmektedir.
Ülkemizin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde etik konusunda yapılacak tüm çalışmaların bu hedefe ulaşmada da katkı sağlayacağını biliyoruz. Etik bilincinin tüm yurtta yaygınlaşması, ülkemizin ve ulusumuzun, ekonomik ve sosyal alanlarda gelişmiş ülkelerin standartlarını yakalaması yolunda çok önemli bir adım olacaktır.

 
   
  Etik değerler
için temel kriter insan hakları


Yrd. Doç. Dr.
AYFER HORTAÇSU
Boğaziçi Üniversitesi
Uluslararası Ticaret Bölümü
Etik değerler açısından insan hakları kavramı çok önemli. Bireysel haklar, çok çok çok uç, dramatik bir durum
olmadıkça çiğnenmemelidir. Yani çoğunluğa fayda
sağlamak için kişilerden veya onların haklarından
vazgeçmek bana çok etik gibi görünmüyor. Bu konuda
sorumluluk uluslararası şirketlere doğru genişliyor.
 

Felsefi düzlemdeki etik kavramıyla iş etiği kavramını birbirinden biraz ayrı olarak ele almalıyız. İş etiği uygulamaya dönüktür. Peki iş etiği kavramı nasıl ortaya çıktı? Bugün moderniteye yönelik tartışmalarda ortaya çıkan şöyle bir yaklaşım var: Artık politika ve siyaset alanının yerini de etik alıyor. Toplumun içinde devletin ve politikanın rolü azalıp da, çok uluslu şirketler parasal ve etki olarak büyük güç kazandıkları koşullarda, bunların davranışlarını düzenleyen kuralların, ilkelerin geliştirilmesinin daha önemli olduğunu savunuyor bu görüş.
Felsefi olarak etik bilincinin gelişmesine kısaca baktığımızda şöyle bir tablo görüyoruz. İnsanların gelişim süreçleri boyunca etik yaklaşımları da değişir ve gelişir. İlk başta daha bir ham durumdadırlar ve burada etik davranmak için motivasyonları “cezadan kaçmak ve ödülden almaktır”. Küçük çocukların davranışları buna örnek olarak gösterilebilir. İkinci aşamada ise toplum, aile ve arkadaşlar ödül ve cezadan bağımsız olarak önemlidir. Üçüncü aşamada ise insanlar kendi değer yargılarını oluşturmaya başlıyor. Bir yaklaşıma göre, insanlar ailelerinden gelen değer yargılarını sorgulamaya başladıklarında “etik yapıyor” hale gelirler.
Bir de etik konusundaki görelilikten söz etmek gerekir. Örneğin, daha geleneksel özellikler gösteren toplumlarda liderin, öncü pozisyonundaki kişilerin etik değerlere riayet etmesi ve bunları uygulaması çok önemli. Ama Amerika’da kuralı koyduğunuz zaman insanlar onu okuyor ve okuduğu üzerinden kararını veriyor.
Etik değerler açısından insan hakları kavramı çok önemli. Bireysel haklar, çok çok çok uç, dramatik bir durum olmadıkça çiğnenmemelidir. Yani çoğunluğa fayda sağlamak için kişilerden veya onların haklarından vazgeçmek bana çok etik gibi görünmüyor. Bu konuda sorumluluk uluslararası şirketlere doğru genişliyor. Etik konusuyla da ilgilenen çağdaş felsefeci Thomas Donaldson’un şöyle bir yaklaşımı var: Diyelim uluslararası bir şirket, farklı kültürel yapıya sahip bir ülkeye, sözgelimi Nijerya’ya gitti ve o ülkede bir köprü inşa ediyor. Normalde bir Batı ülkesinde olsa çalışanların güvenliği açısından bazı iş kıyafetlerinin giyilmesini sağlamak zorunda. Ama Nijerya’daki işçiler, çalışırken bu güvenlik tedbirlerini almıyorlar. Bu durumda şirketin uygulaması gereken temel bir model öneriyor: Bu ihlalin nedenine bakacaksınız; ekonomik mi yoksa kültürel mi? Diyelim ki sorun ekonomik, o zaman ikinci soru sorulacak: “Eğer benim ülkem bu ekonomik koşullara sahip olsaydı, geçici bir süre için insanların böyle çalıştırılmasına müsaade edilir miydi?” Eğer bu soruyu “hayır” diye yanıtlıyorsanız, ekipmanınızı toplayıp oradan dönersiniz. Yerel şirketler için bu önemsiz bir ayrıntı olabilir; ama çokuluslu şirket örnek olmak sorumluluğundadır ve farklı seçeneklere sahiptir. Ama sorun kültürel veya yerelse, örneğin çok yüksek sıcaklıklar nedeniyle baret takmak olanaksızsa farklı bir değerlendirme yapılabilir. Yani etik açıdan temel kriter, insan haklarının ya da herhangi bir evrensel doğrunun ihlal edilmesinin nedenlerini ve koşullarını araştırarak şirketin sorumlu davranmasıdır. İşveren, hiçbir zaman, kendisini yapmayacağı bir şeyi diğerinden isteyemez, hiçbir zaman yasaları çiğneyen bir uygulama talep edemez, bu konuda özel sözleşmeler yapamaz.

   
Tüm şirketlerin
kurumsal
yönetim anlayışını
benimsemesi
kaçınılmaz


Dr.MURAD
KAYACAN
Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi
 
Kârı azamileştirmekten başka kural tanımayan,
dolayısıyla şirket yöneticilerinin yıl sonunda aldıkları
primlerin ötesinde paydaşların kazançlarını, onları mutlu etme çabasını gözetmeyen algı, etik değerlerin
kurumsal bir ölçekte ülkemize yerleşmesinin
önündeki başlıca engeldir.
 

Türkiye’deki 84 bin şirket arasında halka açık şirket sayısı çok az. Ama mesela sermaye piyasaları yoluyla çok ciddi fonları üretime aktarabilen ABD’de halka açık olmayan şirket yok neredeyse. ABD’de şirketler halka açılmak yoluyla fon toplamaya kalktıkları zaman karşılarına çıkan sorulardan biri de şudur: Etik kodunuzu yazdınız mı? TEDMER’de biz bununla ilgili olarak şirketlere eğitim vermekteyiz.
Türkiye’ye para kazandıran, istihdam yaratan, bugün bizi burada ağırlayan ve buna benzer toplantılar örgütleyerek iş dünyasının gelişimini sağlayan şirketlerimize şöyle bir mesaj vermemiz gerekiyor: Dünyadaki tüm gelişmiş sermaye piyasalarında “etik değerler” kavramını da içeren “kurumsal yönetim” konusunda ABD’yi sarsan finansal fiyaskolar sonrasında artan bir ilgi ve atılan adımlar var. İşte bu yönde atılan olumlu bir adım olarak şu an İMKB bir endeks geliştirdi; Kurumsal Yönetim Endeksi. Halkın bu endekse hemen itibar edip, yani bu endekse dahil şirketlere yönelik yatırım artışına girmesi hemen düşünülemez; ama belli bir vadede bu kaçınılmaz. Bu yüzden belki şu an için çok anlamlı görünmese de İMKB, halka açık, ya da açılacak şirketlere bir mesaj veriyor. “Kurumsal yönetim kavramına uyarsanız, bu konuda SPK tarafından yapılandırılan temel prensiplere uyarsanız, gidin bir kurumsal yönetim derecelendirme şirketine sizi derecelendirsinler. Aynı New York borsasında olduğu gibi... Eğer bu puan şartlarımıza uygunsa sizi endekse alalım.” O zaman İMKB yatırımcılara, “Bizim bir de kurumsal yönetim derecelendirme notlarına göre oluşturduğumuz endeksimiz var” diyebilecek.
Bu arada çeşitli meslek gruplarının örgütlerini de kendi içlerinde bir etik söylem geliştirme çabası içinde görüyoruz. Baronun bu konuda çalışması var; Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası İstanbul Şubesi’nin bir etik değerler metni çalışması oldu; aynı şekilde, aracı kurumların üye olmak zorunda oldukları Türkiye Sermaye Piyasaları Aracı Kurumlar Birliği de bir etik değerler metni yapılandırdı. Bu metinlerde yer alan kurallara uyulmaması durumunda bir yaptırım olması, ihlali yapacak olanın caydırılması için çok önemli. Etik kod yazmada şöyle bir boyut var: Kurallara uymayanın fiillerinin tespit edilmesi ve bunun bir yaptırımla karşı karşıya kalması. Ve bunun “herkese eşit” koşullarda uygulanması. Bu davranış bir hataysa, ister patronun hatası olsun, ister herhangi bir çalışanın olsun, hatadır. Bu konuda “beyaz Türk-siyah Türk” gibi bir ayrım yapılamaz. Ben şimdilik çok iyimser değilim. Türkiye’nin, kurumsal yapılar açısından, yani şirketler açısından etik yaklaşımlara ne kadar zamanda uyum sağlayacağını bilmiyorum. Ama manzaranın çok iç açıcı olmadığını söyleyebilirim.
Temel kuralı bir an önce koymamız gerekiyor. Toplumsal sorumluluk ve faaliyetlerin dolaylı-dolaysız yararlarının topluma geri dönmesi ilkesi benimsenmezse ve sadece kâr amaçlı faaliyet sürerse işimiz zor. Kârı azamileştirmekten başka kural tanımayan, dolayısıyla şirket yöneticilerinin yıl sonunda aldıkları primlerin ötesinde paydaşların kazançlarını, onları mutlu etme çabasını gözetmeyen algı, etik değerlerin kurumsal bir ölçekte ülkemize yerleşmesinin önünde engel oluşturacaktır. Bu nedenle çözüm, kurumsal yönetim algısının tüm şirketlere empoze edilmesi ile öneminin anlatılması ve uygulamanın sağlanmasıdır. Eğer şirketlerin çoğunluğunu, “mevzuat eksikliği” gibi bahanelerle bu sorumlulukların dışında tutarsanız kimse halka açık olmaya da çalışmaz, etik kurallara uymaya da çalışmaz. Sermayenin halktan toplanması için hisse senedi çıkarmak zaten zor bir iştir, bu konuda bazı gereklilikleri yerine getirmek zorunlu olmalıdır. Bir endeks biçimi olarak etik değerler ya da kurumsal yönetim endeksinin yasal düzenlemeye kavuşması bu açıdan kaçınılmaz bir gereklilik. Çünkü, Ernest Hemingway’in romanından hareketle denebilir ki “çanlar bizim için çalıyor” ve etik konusunda harekete geçmenin zamanı gelmiştir!

   
  Dünya,
evrensel bir
etik anlayışa doğru gidiyor


BÜLENT
BECAN
Atuva Yönetim Danışmanlığı
Ben gelecek için umutluyum, çünkü Türk insanının bir özelliğine güveniyorum; iyi gördüğü şeyi çok çabuk
kapan bir ulusuz. Ama bunun için öncelikle yolu açmak ve çamurları silmek lazım. Silecekleri iyi çalıştırırsak
Türk insanının doğru yolda gideceğine ve bunun sandığımızdan daha hızlı gerçekleşeceğine inanıyorum.
 

Etik bakışımız, bir örnekten yola çıkmaktadır. Biz Amerikan örneğini aldık çünkü iş hayatının en önemli etik kuralları, orada olduğu için. Politik etik konusunda model seçmek isteseydik; en büyük politik sorunların dolayısıyla en geniş etik politik açılımların olduğu Japonya’yı tercih ederdik. Bu doğru bir yol bence: Önce bir metodu alacaksın ve onu sana uyacak hale getireceksin. Atatürk devrimlerinin temelinde de olan bir yaklaşım bu. Ne yapmışız; Avrupalı uluslardan o dönemin en iyi ceza kanununu, en iyi ticaret kanununu yine o dönemin en iyi medeni kanununu almışız. Bunları kendimize uyarladık ve şimdi artık bizim de kanunlarımız var. Etikte de aynı yoldayız. Ama elbette bize özgü koşullar da var. Sözgelimi, rüşvet ve haraç arasındaki ayrımı bizden başka yapan yok. Oysa yapılması gereken bir şey. “Bunu vermezsen senin işin olmaz” dendiğinde kişi ya da kurum rüşvetten daha çok haraca kesilmiş oluyor. Bütün bunları içine alan kendimize özgü bir etik anlayışını getireceğimize inanıyorum. Ama hepimiz biliyoruz ki bütün dünyada tümleşik bir anlayışa doğruda gidiş var.
Size Japonya’dan bir örnek vermek istiyorum. İlaç firmalarıyla çalışıyoruz ve şöyle temel bir kuralımız var: Hekimlere hediye verilebilir, ama para verilemez. Bu kesin bir kural. Ama Japon şirketleri bize dedi ki, “Bizde bir gelenek var. Bir ölüm, doğum, evlenme olduğunda hediye verilmez, kırmızı zarfların içinde para verilir. Bu bizim töremiz ve bunsuz Japonya düşünülemez.” Yani bize, “Bundan sonra Şeker Bayramı’nda şeker tutmak yasak” dendiğini düşünün. Bunun üzerine bir karar aldık ve Japonya’ya bildirdik: “Ölümlerde para verebilirsiniz, çünkü aileye veriyorsunuz parayı ve bireysel bir yararlanma yok. Ama bunun dışındaki durumlarda hekime para veremezsiniz.” Japon şirket bu yaklaşımı benimsedi. 5000 yıllık bir gelenek, Japon ilaç sektöründe değişikliğe uğrayacak diyebiliriz. Sonuç olarak, bütün dünyanın ortak bir etik düzleminde buluşacağına inanıyorum.
Bir de bilim ile etik arasındaki bir farktan söz etmek istiyorum. Bilimin çalışmasında şöyle bir prensip var; bir teori, en uç deney noktalarında da geçerliliğini korumalıdır. Marjinal deney koşullarında fiziki davranış değişiyorsa o teori doğru teori değildir. Bilimin genellemesi kesin ve kaçınılmazdır. Etik için aynı şeyi söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bence etiğin bilimsel olmayan tarafı da bu. Etikte, uç noktalarda geçerli olmaması bir etik yaklaşımın doğru olmadığını göstermez. Bosnalılar çok ince insanlardır ve savaş koşullarında bile inceliklerini sürdürmüşlerdir. Onlar, savaşın ikinci kışında evlerinin önündeki ağaçları keserek yaktılar. Ama sıra ağaçlara gelmeden önce belki mobilyalarına kadar yakmışlardı. Bu davranış, “uç” koşullarda yapılmıştır ve etik olarak “çevreye karşı bir sorumsuzluk” olarak algılanamaz.
Ben gelecek için umutluyum, çünkü Türk insanının bir özelliğine inanıyorum; iyi gördüğü şeyi çok çabuk kapan bir ulusuz. Ama bunun için öncelikle yolu açmak ve çamurları silmek lazım. Silecekleri iyi çalıştırırsak Türk insanının doğru yolda gideceğine ve bunun sandığımızdan daha hızlı gerçekleşeceğine, örneğin Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden daha hızlı etikleşeceğine inanıyorum. Herkes bir araya geldikçe ve bunlar buradaki gibi konuşuldukça tablo değişecek.

   
  Etik, rekabetin
kriterlerinden
biri haline
gelecek


ŞEBNEM ERGÜL
Türkiye Personel Yönetimi
Derneği Etik Kurulu Üyesi
İş dünyasında önümüzdeki yıllarda etiğe verilen önem daha da artacaktır ve uluslararası ilişkiler açısından
etik değerlere riayet şirketler açısından önemli bir kriter haline gelecektir. Etik kodlar ve yasalar büyük bir hızla gelişiyor. Sözcük eskisinden farklı olarak sadece felsefi
bir kavramı değil, iş ve meslek etiğini ve bunlar
etrafındaki kavramları çağrıştırıyor.
 

İş çevreleri açısından merak edilen bir şey var: Etik kurallara uymak bir maliyet farklılığı yaratır mı? Kâr açısından, rekabette olumsuz bir faktöre dönüşür mü? Ama özellikle yurtdışında artık böyle bir soru sorulamıyor. Artık CEO’ların sorduğu soru şudur: “Ben etik kurallar çerçevesinde yeni kurallarımı nasıl belirleyeceğim?” Çünkü giderek ürün kaliteleri aynılaşıyor, müşteri memnuniyeti aynılaşıyor ve etik kurallara uymak rekabette pozitif bir faktör haline geliyor. Tabii yurtdışında etik değerlerin önemli hale gelmesine neden olan bir takım olaylar gerçekleşti. Bazı skandallar yaşandı, insanlar yaralandı, incindi ve ondan sonra bunlarla ilgili yasalar çıktı ve şirketler giderek bunlara uymayı bir zorunluluk olarak benimsedi.
Avrupa’da 2003 yılında yapılan bir çalışma, etik davranışlara uyan şirketlerin hisselerinin daha çok alındığını gösteriyor. Yatırımcıların yüzde 89’u aynı fiyattaki hisselerden etik düzenlemeleri olanı tercih ediyor ve böylelikle etik kurallara uyan şirketin piyasa değeri yükseliyor. Kısa vadede etik davranmak maliyetleri artırabilir, dolayısıyla kârlılığı azaltabilir; ama uzun vadede kârlılığı ve verimliliği artırmaktadır.
Şirketlerin ve ülkelerin sürdürülebilir bir gelişme gösterebilmesi için etik değerler ve bunların hayata geçirilmesi çok önemli. İş dünyasında önümüzdeki yıllarda etiğe verilen önem daha da artacaktır ve uluslararası ilişkiler açısından etik değerlere riayet şirketler açısından önemli bir kriter haline gelecektir. Etik kodlar ve yasalar büyük bir hızla gelişiyor. Sözcük eskisinden farklı olarak sadece felsefi bir kavramı değil, iş ve meslek etiğini ve bunlar etrafındaki kavramları çağrıştırıyor. O halde şirketlerimizin şimdiden bu konuda girişimlerde bulunmaları önemli bir yatırım unsuru olarak da görülmeli.
Ben neden etik için uğraşıyoruz konusuna da biraz değinmek istiyorum. Kaynakların verimli kullanılması için, haksız rekabetin önüne geçilmesi için, daha adil bir gelir dağılımı için, yatırımların artması ve işsizliğin azalması için ve en önemlisi, doğru, adil, iyi ve dürüst olanı yapmak için. Etikle ilgili çalışmaların temelinde bu saydığımız amaçların gerçekleştirilmesi vardır.

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR