Eski Yunancadaki “ethos” sözcüğünden türeyen “etik”
kavramı, “karakter, alışkanlık” gibi anlamlar taşıyor; ama
kullanımda “iyi ve kötüyü ayırt etme, doğru, dürüst, tutarlı
ve ahlaklı davranma” anlamında kullanılıyor. Yakın zamana
kadar felsefi bir terim olarak görülen ve davranış
biçimlerini değerlendirirken kullanılan etik sözcüğü,
buyanıyla bizdeki “ahlak” kavramıyla yakın bir anlamda
bilindi. Ama bir süredir, özellikle iş ve meslek etiği
kavramının gündeme girmesiyle birlikte etik kavramı felsefi
soyut özünden daha çok, somut bir davranışlar dizgesini
tabir etmek için kullanılır oldu. “Doğru davranma”nın iş ve
meslek yaşamındaki karşılıklarını arayan ve tüm iş yapma
süreçlerine insanca bir erdemi yerleştirmeyi hedefleyen
“etik” bu açıdan tüm çalışma alanlarında giderek büyük önem
kazanıyor. Bir tür ahlak felsefesi olarak da
tanımlayabileceğimiz etik, “insanların kurduğu bireysel ve
toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri,
kuralları, doğru yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan
araştıran bir disiplin” olarak, kökeni dinlere uzanan
ahlaktan uzaklaşıyor ve daha somut, pratik bir zeminde anlam
kazanıyor.
Etik değerler konusu tüm dünyada giderek artan bir önemle
ele alınıyor. Ülkemizde de son zamanlarda, özellikle Türkiye
Etik Değerler Merkezi Vakfı (TEDMER)’in gayretleriyle daha
sık gündeme gelen konu, ekonomik, sosyal ve idari açıdan bir
değişimin içindeki Türkiye açısından kritik bir öneme sahip.
İş ahlakı ilkeleri veya iş yaparken etik değerler olarak
anılan ve bir işi yaparken toplumun ve iş dünyasının doğru
bulduğu ve kabul edeceği yöntemlerle çalışmayı, üretmeyi
kast eden yaklaşım, yakın zamanda uluslararası rekabetin
başat kriterlerinden biri haline gelecek. Biz de bu
sayımızda, dergimizin Yuvarlak Masa bölümünde konuyu,
Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü öğretim
üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Hortaçsu, Türkiye Etik Değerler
Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Midillili, TEDMER
Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Murad Kayacan, TEDMER
Danışmanlarından Bülent Becan, Türkiye Personel Yönetimi
Derneği Etik Kurulu Üyesi Şebnem Ergül ile birlikte Mars
Logistics Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Ali Tulgar
ve İnsan Kaynakları Müdürü Yılmaz Pirli ile birlikte ele
aldık. İstanbul Mövenpick Hotel’deki toplantımızın önemli
notlarını sayfalarımızda bulabilirsiniz...
| |
 |
|
Etik, toplumsal
bir bilinç olarak
yaygınlaşmalı
ALİ MİDİLLİLİ
Türkiye Etik Değerler
Merkezi Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı |
|
|
Etik bilincinin yerleşmediği bir toplumda güven
ortamının olmaması, kaynakların verimli
kullanılamaması, gelir dağılımında dengesizliklerin
oluşması ve dolayısıyla ulusal ekonominin
gelişememesi kaçınılmazdır. Bu bilincin
toplumda yerleşmesi için, devlet, özel sektör ve
özellikle de sivil toplum kuruluşlarına, bir başka
deyişle bütün topluma önemli görevler düşüyor. |
Ben önce merkezimizin tarihçesinden söz etmek
istiyorum. TEDMER’in kurucularından da biriyim. Etikle
ilgili bir oluşum nasıl olmalı, arayışı 1999 yılında TÜSİAD
bünyesinde başladı. Yine o bünyeden Merck Sharp & Dohme (MSD)
İlaç Genel Müdürü Faik Somer’in öncülüğünde bir platform
oluşturuldu. Bu platform içinde özel sektör firmaları, sivil
toplum kuruluşları ve şahıslar vardı. Bu platformda,
oluşacak tüzel kişiliğin bir sivil toplum kuruluşu olmasının
doğru olacağı fikrinde anlaşıldı ve faaliyete geçildi. 2001
yılının sonunda Türkiye Etik Değerler Merkezi adıyla tüzel
kişilik kazandı. 2002 yılından itibaren, ilk başkanımız,
Boğaziçi Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Sabih
Tansal Hoca oldu. Onu takiben Şaban Erdikler ve 2006 yılının
mart ayından itibaren de ben görevi devraldım. Bir proje
koordinatörümüz var. Üyelerimizden aldığımız destek ve
işbirliği içinde olduğumuz, artık bir çözüm ortağımız olan
Amerikan sivil toplum kuruluşu “Ethics Resources Center” (ERC)’den
aldığımız destekle amacımız projeler oluşturmak. Etik
konusunu, öncelikle ve özellikle özel sektör olmak üzere,
kamunun da içinde bulunduğu sektörler de insanları etik
standartlarda düşünmeye, etik hareket etmeye ve etik
metodoloji uygulamaya teşvik etmek için çalışacağız.
Kuruluşumuzun kısa tanıtımı ve tarihçesinin böyle olduğunu
söyleyebiliriz.
Ülkemiz, ekonomik, siyasi, idari ve kültürel alanlarda
önemli bir değişim sürecinin içinde bulunuyor. Yeni bir
yüzyılın başındayız ve dünyayla entegrasyon için, bu değişim
sürecinin, başta bilgi olmak üzere fırsat eşitliği, düşünce
özgürlüğü, hukuk devleti, demokrasi, saydamlık, hesap
verirlik, sorumluluk ve etik değerler gibi başlıca
önceliklerin etrafında şekillenmesi gerekiyor. Sözgelimi
bugün yolsuzlukların arkasında yatan, etik değerlerin ve
ilkelerin eksikliği, Türkiye’nin temel sorunlarından biri.
Etiğe aykırı her olay zincirleme bir şekilde toplumun diğer
kesimlerini de etkiliyor ve yozlaşmayı yaygınlaştırıyor.
Etik bilincinin yerleşmediği bir toplumda güven ortamının
olmaması, kaynakların verimli kullanılamaması, gelir
dağılımında dengesizliklerin oluşması ve tüm bunlar
dolayısıyla ulusal ekonominin gelişememesi kaçınılmaz bir
sonuç.
Etik değer bilincinin toplumda yerleşmesi için, devlet, özel
sektör ve özellikle de sivil toplum kuruluşlarına,
dolayısıyla bütün topluma önemli görevler düşüyor. Vakfımız,
tüm sektörler ve mesleklerle ilgili etik değerlerin
araştırılması, değerlendirilmesi; etik standartlarının ve
ilkelerinin belirlenmesi, yurt çapında duyurulması, eğitim
faaliyetlerinin yürütülmesi; bu konuda uluslararası
işbirliklerinin kurulması ve şirketler, sivil kuruluşlar,
meslek örgütleri kamu kurum ve kuruluşları ile idari
örgütlerin bütün bu sürece katılımının sağlanması için çaba
gösteriyor. TEDMER, tamamen bağımsız bir sivil kuruluştur ve
çalışmalarını toplumun tüm kesimlerinden destek alarak;
üniversiteler, özel sektör, kamu kuruluşları ve uluslararası
etik merkezleri ile işbirliği halinde sürdürmektedir.
Ülkemizin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde etik konusunda
yapılacak tüm çalışmaların bu hedefe ulaşmada da katkı
sağlayacağını biliyoruz. Etik bilincinin tüm yurtta
yaygınlaşması, ülkemizin ve ulusumuzun, ekonomik ve sosyal
alanlarda gelişmiş ülkelerin standartlarını yakalaması
yolunda çok önemli bir adım olacaktır.
| |
 |
|
| |
Etik değerler
için temel kriter insan hakları
Yrd. Doç. Dr.
AYFER HORTAÇSU
Boğaziçi Üniversitesi
Uluslararası Ticaret Bölümü |
|
Etik değerler açısından insan hakları kavramı
çok önemli. Bireysel haklar, çok çok çok uç,
dramatik bir durum
olmadıkça çiğnenmemelidir. Yani çoğunluğa fayda
sağlamak için kişilerden veya onların haklarından
vazgeçmek bana çok etik gibi görünmüyor. Bu konuda
sorumluluk uluslararası şirketlere doğru genişliyor. |
Felsefi düzlemdeki etik kavramıyla iş etiği
kavramını birbirinden biraz ayrı olarak ele almalıyız. İş
etiği uygulamaya dönüktür. Peki iş etiği kavramı nasıl
ortaya çıktı? Bugün moderniteye yönelik tartışmalarda ortaya
çıkan şöyle bir yaklaşım var: Artık politika ve siyaset
alanının yerini de etik alıyor. Toplumun içinde devletin ve
politikanın rolü azalıp da, çok uluslu şirketler parasal ve
etki olarak büyük güç kazandıkları koşullarda, bunların
davranışlarını düzenleyen kuralların, ilkelerin
geliştirilmesinin daha önemli olduğunu savunuyor bu görüş.
Felsefi olarak etik bilincinin gelişmesine kısaca
baktığımızda şöyle bir tablo görüyoruz. İnsanların gelişim
süreçleri boyunca etik yaklaşımları da değişir ve gelişir.
İlk başta daha bir ham durumdadırlar ve burada etik
davranmak için motivasyonları “cezadan kaçmak ve ödülden
almaktır”. Küçük çocukların davranışları buna örnek olarak
gösterilebilir. İkinci aşamada ise toplum, aile ve
arkadaşlar ödül ve cezadan bağımsız olarak önemlidir. Üçüncü
aşamada ise insanlar kendi değer yargılarını oluşturmaya
başlıyor. Bir yaklaşıma göre, insanlar ailelerinden gelen
değer yargılarını sorgulamaya başladıklarında “etik yapıyor”
hale gelirler.
Bir de etik konusundaki görelilikten söz etmek gerekir.
Örneğin, daha geleneksel özellikler gösteren toplumlarda
liderin, öncü pozisyonundaki kişilerin etik değerlere riayet
etmesi ve bunları uygulaması çok önemli. Ama Amerika’da
kuralı koyduğunuz zaman insanlar onu okuyor ve okuduğu
üzerinden kararını veriyor.
Etik değerler açısından insan hakları kavramı çok önemli.
Bireysel haklar, çok çok çok uç, dramatik bir durum
olmadıkça çiğnenmemelidir. Yani çoğunluğa fayda sağlamak
için kişilerden veya onların haklarından vazgeçmek bana çok
etik gibi görünmüyor. Bu konuda sorumluluk uluslararası
şirketlere doğru genişliyor. Etik konusuyla da ilgilenen
çağdaş felsefeci Thomas Donaldson’un şöyle bir yaklaşımı
var: Diyelim uluslararası bir şirket, farklı kültürel yapıya
sahip bir ülkeye, sözgelimi Nijerya’ya gitti ve o ülkede bir
köprü inşa ediyor. Normalde bir Batı ülkesinde olsa
çalışanların güvenliği açısından bazı iş kıyafetlerinin
giyilmesini sağlamak zorunda. Ama Nijerya’daki işçiler,
çalışırken bu güvenlik tedbirlerini almıyorlar. Bu durumda
şirketin uygulaması gereken temel bir model öneriyor: Bu
ihlalin nedenine bakacaksınız; ekonomik mi yoksa kültürel
mi? Diyelim ki sorun ekonomik, o zaman ikinci soru
sorulacak: “Eğer benim ülkem bu ekonomik koşullara sahip
olsaydı, geçici bir süre için insanların böyle
çalıştırılmasına müsaade edilir miydi?” Eğer bu soruyu
“hayır” diye yanıtlıyorsanız, ekipmanınızı toplayıp oradan
dönersiniz. Yerel şirketler için bu önemsiz bir ayrıntı
olabilir; ama çokuluslu şirket örnek olmak sorumluluğundadır
ve farklı seçeneklere sahiptir. Ama sorun kültürel veya
yerelse, örneğin çok yüksek sıcaklıklar nedeniyle baret
takmak olanaksızsa farklı bir değerlendirme yapılabilir.
Yani etik açıdan temel kriter, insan haklarının ya da
herhangi bir evrensel doğrunun ihlal edilmesinin nedenlerini
ve koşullarını araştırarak şirketin sorumlu davranmasıdır.
İşveren, hiçbir zaman, kendisini yapmayacağı bir şeyi
diğerinden isteyemez, hiçbir zaman yasaları çiğneyen bir
uygulama talep edemez, bu konuda özel sözleşmeler yapamaz.
| |
 |
|
Tüm şirketlerin
kurumsal
yönetim anlayışını
benimsemesi
kaçınılmaz
Dr.MURAD
KAYACAN
Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı Yönetim
Kurulu Üyesi |
|
|
Kârı azamileştirmekten başka kural tanımayan,
dolayısıyla şirket yöneticilerinin yıl sonunda
aldıkları
primlerin ötesinde paydaşların kazançlarını, onları
mutlu etme çabasını gözetmeyen algı, etik değerlerin
kurumsal bir ölçekte ülkemize yerleşmesinin
önündeki başlıca engeldir. |
Türkiye’deki 84 bin şirket arasında halka açık şirket
sayısı çok az. Ama mesela sermaye piyasaları yoluyla çok
ciddi fonları üretime aktarabilen ABD’de halka açık olmayan
şirket yok neredeyse. ABD’de şirketler halka açılmak yoluyla
fon toplamaya kalktıkları zaman karşılarına çıkan sorulardan
biri de şudur: Etik kodunuzu yazdınız mı? TEDMER’de biz
bununla ilgili olarak şirketlere eğitim vermekteyiz.
Türkiye’ye para kazandıran, istihdam yaratan, bugün bizi
burada ağırlayan ve buna benzer toplantılar örgütleyerek iş
dünyasının gelişimini sağlayan şirketlerimize şöyle bir
mesaj vermemiz gerekiyor: Dünyadaki tüm gelişmiş sermaye
piyasalarında “etik değerler” kavramını da içeren “kurumsal
yönetim” konusunda ABD’yi sarsan finansal fiyaskolar
sonrasında artan bir ilgi ve atılan adımlar var. İşte bu
yönde atılan olumlu bir adım olarak şu an İMKB bir endeks
geliştirdi; Kurumsal Yönetim Endeksi. Halkın bu endekse
hemen itibar edip, yani bu endekse dahil şirketlere yönelik
yatırım artışına girmesi hemen düşünülemez; ama belli bir
vadede bu kaçınılmaz. Bu yüzden belki şu an için çok anlamlı
görünmese de İMKB, halka açık, ya da açılacak şirketlere bir
mesaj veriyor. “Kurumsal yönetim kavramına uyarsanız, bu
konuda SPK tarafından yapılandırılan temel prensiplere
uyarsanız, gidin bir kurumsal yönetim derecelendirme
şirketine sizi derecelendirsinler. Aynı New York borsasında
olduğu gibi... Eğer bu puan şartlarımıza uygunsa sizi
endekse alalım.” O zaman İMKB yatırımcılara, “Bizim bir de
kurumsal yönetim derecelendirme notlarına göre
oluşturduğumuz endeksimiz var” diyebilecek.
Bu arada çeşitli meslek gruplarının örgütlerini de kendi
içlerinde bir etik söylem geliştirme çabası içinde
görüyoruz. Baronun bu konuda çalışması var; Serbest
Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası İstanbul Şubesi’nin
bir etik değerler metni çalışması oldu; aynı şekilde, aracı
kurumların üye olmak zorunda oldukları Türkiye Sermaye
Piyasaları Aracı Kurumlar Birliği de bir etik değerler metni
yapılandırdı. Bu metinlerde yer alan kurallara uyulmaması
durumunda bir yaptırım olması, ihlali yapacak olanın
caydırılması için çok önemli. Etik kod yazmada şöyle bir
boyut var: Kurallara uymayanın fiillerinin tespit edilmesi
ve bunun bir yaptırımla karşı karşıya kalması. Ve bunun
“herkese eşit” koşullarda uygulanması. Bu davranış bir
hataysa, ister patronun hatası olsun, ister herhangi bir
çalışanın olsun, hatadır. Bu konuda “beyaz Türk-siyah Türk”
gibi bir ayrım yapılamaz. Ben şimdilik çok iyimser değilim.
Türkiye’nin, kurumsal yapılar açısından, yani şirketler
açısından etik yaklaşımlara ne kadar zamanda uyum
sağlayacağını bilmiyorum. Ama manzaranın çok iç açıcı
olmadığını söyleyebilirim.
Temel kuralı bir an önce koymamız gerekiyor. Toplumsal
sorumluluk ve faaliyetlerin dolaylı-dolaysız yararlarının
topluma geri dönmesi ilkesi benimsenmezse ve sadece kâr
amaçlı faaliyet sürerse işimiz zor. Kârı azamileştirmekten
başka kural tanımayan, dolayısıyla şirket yöneticilerinin
yıl sonunda aldıkları primlerin ötesinde paydaşların
kazançlarını, onları mutlu etme çabasını gözetmeyen algı,
etik değerlerin kurumsal bir ölçekte ülkemize yerleşmesinin
önünde engel oluşturacaktır. Bu nedenle çözüm, kurumsal
yönetim algısının tüm şirketlere empoze edilmesi ile
öneminin anlatılması ve uygulamanın sağlanmasıdır. Eğer
şirketlerin çoğunluğunu, “mevzuat eksikliği” gibi
bahanelerle bu sorumlulukların dışında tutarsanız kimse
halka açık olmaya da çalışmaz, etik kurallara uymaya da
çalışmaz. Sermayenin halktan toplanması için hisse senedi
çıkarmak zaten zor bir iştir, bu konuda bazı gereklilikleri
yerine getirmek zorunlu olmalıdır. Bir endeks biçimi olarak
etik değerler ya da kurumsal yönetim endeksinin yasal
düzenlemeye kavuşması bu açıdan kaçınılmaz bir gereklilik.
Çünkü, Ernest Hemingway’in romanından hareketle denebilir ki
“çanlar bizim için çalıyor” ve etik konusunda harekete
geçmenin zamanı gelmiştir!
| |
 |
|
| |
Dünya,
evrensel bir
etik anlayışa doğru gidiyor
BÜLENT
BECAN
Atuva Yönetim Danışmanlığı |
|
Ben gelecek için umutluyum, çünkü Türk insanının
bir özelliğine güveniyorum; iyi gördüğü şeyi çok
çabuk
kapan bir ulusuz. Ama bunun için öncelikle yolu
açmak ve çamurları silmek lazım. Silecekleri iyi
çalıştırırsak
Türk insanının doğru yolda gideceğine ve bunun
sandığımızdan daha hızlı gerçekleşeceğine
inanıyorum. |
Etik bakışımız, bir örnekten yola çıkmaktadır. Biz
Amerikan örneğini aldık çünkü iş hayatının en önemli etik
kuralları, orada olduğu için. Politik etik konusunda model
seçmek isteseydik; en büyük politik sorunların dolayısıyla
en geniş etik politik açılımların olduğu Japonya’yı tercih
ederdik. Bu doğru bir yol bence: Önce bir metodu alacaksın
ve onu sana uyacak hale getireceksin. Atatürk devrimlerinin
temelinde de olan bir yaklaşım bu. Ne yapmışız; Avrupalı
uluslardan o dönemin en iyi ceza kanununu, en iyi ticaret
kanununu yine o dönemin en iyi medeni kanununu almışız.
Bunları kendimize uyarladık ve şimdi artık bizim de
kanunlarımız var. Etikte de aynı yoldayız. Ama elbette bize
özgü koşullar da var. Sözgelimi, rüşvet ve haraç arasındaki
ayrımı bizden başka yapan yok. Oysa yapılması gereken bir
şey. “Bunu vermezsen senin işin olmaz” dendiğinde kişi ya da
kurum rüşvetten daha çok haraca kesilmiş oluyor. Bütün
bunları içine alan kendimize özgü bir etik anlayışını
getireceğimize inanıyorum. Ama hepimiz biliyoruz ki bütün
dünyada tümleşik bir anlayışa doğruda gidiş var.
Size Japonya’dan bir örnek vermek istiyorum. İlaç
firmalarıyla çalışıyoruz ve şöyle temel bir kuralımız var:
Hekimlere hediye verilebilir, ama para verilemez. Bu kesin
bir kural. Ama Japon şirketleri bize dedi ki, “Bizde bir
gelenek var. Bir ölüm, doğum, evlenme olduğunda hediye
verilmez, kırmızı zarfların içinde para verilir. Bu bizim
töremiz ve bunsuz Japonya düşünülemez.” Yani bize, “Bundan
sonra Şeker Bayramı’nda şeker tutmak yasak” dendiğini
düşünün. Bunun üzerine bir karar aldık ve Japonya’ya
bildirdik: “Ölümlerde para verebilirsiniz, çünkü aileye
veriyorsunuz parayı ve bireysel bir yararlanma yok. Ama
bunun dışındaki durumlarda hekime para veremezsiniz.” Japon
şirket bu yaklaşımı benimsedi. 5000 yıllık bir gelenek,
Japon ilaç sektöründe değişikliğe uğrayacak diyebiliriz.
Sonuç olarak, bütün dünyanın ortak bir etik düzleminde
buluşacağına inanıyorum.
Bir de bilim ile etik arasındaki bir farktan söz etmek
istiyorum. Bilimin çalışmasında şöyle bir prensip var; bir
teori, en uç deney noktalarında da geçerliliğini
korumalıdır. Marjinal deney koşullarında fiziki davranış
değişiyorsa o teori doğru teori değildir. Bilimin
genellemesi kesin ve kaçınılmazdır. Etik için aynı şeyi
söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bence etiğin
bilimsel olmayan tarafı da bu. Etikte, uç noktalarda geçerli
olmaması bir etik yaklaşımın doğru olmadığını göstermez.
Bosnalılar çok ince insanlardır ve savaş koşullarında bile
inceliklerini sürdürmüşlerdir. Onlar, savaşın ikinci kışında
evlerinin önündeki ağaçları keserek yaktılar. Ama sıra
ağaçlara gelmeden önce belki mobilyalarına kadar
yakmışlardı. Bu davranış, “uç” koşullarda yapılmıştır ve
etik olarak “çevreye karşı bir sorumsuzluk” olarak
algılanamaz.
Ben gelecek için umutluyum, çünkü Türk insanının bir
özelliğine inanıyorum; iyi gördüğü şeyi çok çabuk kapan bir
ulusuz. Ama bunun için öncelikle yolu açmak ve çamurları
silmek lazım. Silecekleri iyi çalıştırırsak Türk insanının
doğru yolda gideceğine ve bunun sandığımızdan daha hızlı
gerçekleşeceğine, örneğin Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden
daha hızlı etikleşeceğine inanıyorum. Herkes bir araya
geldikçe ve bunlar buradaki gibi konuşuldukça tablo
değişecek.
| |
 |
|
| |
Etik, rekabetin
kriterlerinden
biri haline
gelecek
ŞEBNEM ERGÜL
Türkiye Personel Yönetimi
Derneği Etik Kurulu Üyesi |
|
İş dünyasında önümüzdeki yıllarda etiğe verilen
önem daha da artacaktır ve uluslararası ilişkiler
açısından
etik değerlere riayet şirketler açısından önemli bir
kriter haline gelecektir. Etik kodlar ve yasalar
büyük bir hızla gelişiyor. Sözcük eskisinden farklı
olarak sadece felsefi
bir kavramı değil, iş ve meslek etiğini ve bunlar
etrafındaki kavramları çağrıştırıyor. |
İş çevreleri açısından merak edilen bir şey var:
Etik kurallara uymak bir maliyet farklılığı yaratır mı? Kâr
açısından, rekabette olumsuz bir faktöre dönüşür mü? Ama
özellikle yurtdışında artık böyle bir soru sorulamıyor.
Artık CEO’ların sorduğu soru şudur: “Ben etik kurallar
çerçevesinde yeni kurallarımı nasıl belirleyeceğim?” Çünkü
giderek ürün kaliteleri aynılaşıyor, müşteri memnuniyeti
aynılaşıyor ve etik kurallara uymak rekabette pozitif bir
faktör haline geliyor. Tabii yurtdışında etik değerlerin
önemli hale gelmesine neden olan bir takım olaylar
gerçekleşti. Bazı skandallar yaşandı, insanlar yaralandı,
incindi ve ondan sonra bunlarla ilgili yasalar çıktı ve
şirketler giderek bunlara uymayı bir zorunluluk olarak
benimsedi.
Avrupa’da 2003 yılında yapılan bir çalışma, etik
davranışlara uyan şirketlerin hisselerinin daha çok
alındığını gösteriyor. Yatırımcıların yüzde 89’u aynı
fiyattaki hisselerden etik düzenlemeleri olanı tercih ediyor
ve böylelikle etik kurallara uyan şirketin piyasa değeri
yükseliyor. Kısa vadede etik davranmak maliyetleri
artırabilir, dolayısıyla kârlılığı azaltabilir; ama uzun
vadede kârlılığı ve verimliliği artırmaktadır.
Şirketlerin ve ülkelerin sürdürülebilir bir gelişme
gösterebilmesi için etik değerler ve bunların hayata
geçirilmesi çok önemli. İş dünyasında önümüzdeki yıllarda
etiğe verilen önem daha da artacaktır ve uluslararası
ilişkiler açısından etik değerlere riayet şirketler
açısından önemli bir kriter haline gelecektir. Etik kodlar
ve yasalar büyük bir hızla gelişiyor. Sözcük eskisinden
farklı olarak sadece felsefi bir kavramı değil, iş ve meslek
etiğini ve bunlar etrafındaki kavramları çağrıştırıyor. O
halde şirketlerimizin şimdiden bu konuda girişimlerde
bulunmaları önemli bir yatırım unsuru olarak da görülmeli.
Ben neden etik için uğraşıyoruz konusuna da biraz değinmek
istiyorum. Kaynakların verimli kullanılması için, haksız
rekabetin önüne geçilmesi için, daha adil bir gelir dağılımı
için, yatırımların artması ve işsizliğin azalması için ve en
önemlisi, doğru, adil, iyi ve dürüst olanı yapmak için.
Etikle ilgili çalışmaların temelinde bu saydığımız amaçların
gerçekleştirilmesi vardır.

|