SİTE İÇİ ARAMA

 

KALABALIK!

Evet, kalabalık... Kalabalıklar... Büyük kalabalıkların içinde küçücük kalmış, aslında her biri birbirinden ne kadar da farklı, ama işte bu kadar uzaktan bakıldığında birbirlerine ne kadar da benzeyen insanlar... Yalnızlar mı? Belki de. Ama yine bu kadar uzaktan, bu kadar doğru bir açıdan, sınırları bu kadar keskin bir karenin içinde görüldüklerinde doğaya aykırı, geometrik figürler oluşturan, böylelikle birer özneden görsel dünyamızın birer nesnesine dönüşen insanlar. Ve onları bize bu şekilde gösteren bir özne...
İstanbul Modern, 30 Mayıs-26 Ağustos 2007 tarihleri arasında, dünyaca ünlü Alman fotoğrafçı Andreas Gursky’nin retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. Münih’teki Haus der Kunst tarafından düzenlenen sergide, sanatçının 23 yıllık kariyerini kapsamlı biçimde yansıtan 55 fotoğraf yer alıyor. Haus der Kunst’un baş küratörü Thomas Weski’nin düzenlediği sergi, uluslararası bir çağdaş fotoğrafçının İstanbul Modern’deki ilk kapsamlı kişisel sergisi olacak.
Sergide yer alan yapıtlar seçkisi, Gursky’nin dünyanın birçok farklı coğrafyasını gözler önüne seren benzersiz bakışını kapsamlı bir biçimde yansıtıyor. Sergilenen fotoğrafların otuzu, sanatçının 2001 yılında New York Modern Sanat Müzesi’nde büyük ses getiren retrospektif sergisinden sonra ürettiği yapıtlardan oluşuyor. Boyutları, gözüpeklikleri, renk kullanımları ve şaşırtıcı nitelikleri ile öne çıkan bu yapıtlar, sanatçının 1984 yılından günümüze kadar uzanan sanatsal üretimini ortaya koyuyorlar.
“Bu sergi benim için yeni bir alan anlamına geliyor...” diyen Gursky, dijital teknolojiyi kullanarak tanıdık motifleri yeniden yorumladı ve fotoğraflarının standart boyutunu büyüterek özellikle bu sergiye uygun hale getirdi. Sergide yer alan fotoğrafların en büyük olanları, yaklaşık olarak 2 x 5 m. boyutlarını taşıyor.
Gursky’nin sergilenecek yapıtlardan biri olan 99 Cent II Diptychon adlı fotoğrafı, 2006 yılında yapılan bir müzayedede, yaşayan bir fotoğrafçının yapıtına şimdiye kadar ödenen en yüksek ücret ile bir rekora imza attı.
Andreas Gursky, küreselleşme çağında yapıtlar veren olağandışı bir fotoğrafçı olarak tanımlanabilir. Kamerasıyla, küreselleşmiş dünyamızın çeşitli bölgelerini keşfediyor, bu bölgeler arasında bağlantılar kuruyor ve ekonomik-kültürel bütünleşmenin yaşandığı bir dünyada bireye verilen rolü sorguluyor. Sanatçı, insanları dekoratif birer soyutlamadan çok, çılgın eğlence ortamlarında, rock konserlerinde veya spor karşılaşmalarında, kitle halinde resmediyor ve bunu yaparak, küreselleşmiş üretimin yalnızca yeni endüstriyel ürünler değil yeni imgeler, temsil biçimleri ve öznel bakışlar oluşturduğunun da altını çiziyor. Bu yaklaşım aynı zamanda, bireyi çıplak gözün uzun zamandan beri yapamadığı bir biçimde yakalayabilen fotoğraf makinesinin rolüne de dikkat çekiyor.
Gursky’nin karelerine dahil ettiği insanlar minyatür ölçeğinde resmediliyor. Birer birey olarak davranmayan bu figürler, izleyicinin yerine geçiyor. Bir otoyol köprüsü altında gezinenler, Fransa Bisiklet Turu seyircileri, gökdelenlerde yaşayanlar, fabrika işçileri, kumsalda denize girenler ya da Bundestag üyeleri, net ve düzenli görünüyor. Dekoratif yapılar olarak, uzaktan bakıldığında grafik bir nitelik kazanıryorlar.


 

 


Andreas Gursky

1980’lerin sonlarında kişisel sergileri açılmaya başlayan Gursky, 1990’larda Tokyo, Kahire, Hong Kong, Los Angeles gibi kentleri gezmeye ve oradaki yapıların fotoğraflarını çekmeye başladı. 1988’den itibaren fotoğraflarının boyutlarını büyüten Gursky, 1990’larda piyasadaki en büyük boy fotoğraf kâğıdını kullanmaya başladı. 2000’li yıllara gelindiğinde,
birden fazla fotoğraf kâğıdını birleştirerek son derce çeşitli boyutlarda fotoğraflar üretmeye başladı. Gursky “gündelik fenomenleri idealize
edilmiş bir yaklaşımla ele aldığını” ve “gerçekliğin özünü üretmekle”
ilgilendiğini belirtiyor. Sanat kariyerinin başından itibaren, “çalışma”, “boş zaman”, “temsil” ve “sunum” gibi çağdaş temalara
odaklandı. Bu kategoriler, Gursky’nin fotoğraflarının “mal üretim ve dağıtımı”, “modern üretim tesisleri”, “uluslararası borsalar”, “konser ve spor karşılaşmaları benzeri büyük eğlence organizasyonları”, “kitle turizmi”,
“lüks tüketim mallarının ve süpermarket ürünlerinin tanıtımı” biçiminde sınıflandırılmasını sağladı. 1980’lerin ortalarından itibaren sanatçının konuları arasında limanlar, havaalanları, borsa binalarının iç mekânları -”küresel oyuncuların” fabrikaları - olduğu kadar, uluslararası moda markaları tarafından üretilen fetiş ürünler de yer almaya başladı.
1990’lardan başlayarak Gursky çağdaş yaşamın koşullarıyla ilgilenmeye başladı ve bu yaşam içinde yer alan nesneleri aynı ölçüde çağdaş yöntemler
kullanarak görselleştirmenin yollarını buldu. Pazar dinlenmeleri ve yerel turizm gibi eski temalar,
yerlerini, devasa sanayi tesislerini, apartmanları,
otelleri, iş kulelerini ve depoları betimleyen fotoğraflara bıraktı. Gursky’nin 1990’lar dünyası, uçsuz bucaksız, yüksek teknolojinin hâkim olduğu, hızla değişen, pahalı ve küresel bir dünya.
Dijital olarak işlenmiş fotoğraflar aracılığıyla çok
farklı sahneleri birleştiren Gursky, zaman ve
mekândaki farklı birçok anı bir araya getirerek, sanatsal bir biçimde yeniden düzenleyip tek bir resme dönüştürebilir. Gursky özellikle gerçekliğin belirli yönlerini vurgular ya da gerçekliği kendi i
dealize ettiği biçimiyle kurgular. Çelişkili olarak da, yapıtları, olgulara dayalı kurgulardır: “Gerçeklik ancak birisi onu kurduğunda resmedilebilir.” Soruşturma ve ileri sürme, betimleme ve düşleme tek bir görüntüde birleştirilir. Artık temalarını var olan dünyadan almaz; bir imgeye ilişkin anlayışını
gerçekleştirerek kendisi yaratır.
Gursky, resimlerinin her zaman iki açıdan oluştuğunu belirtiyor: “Çok yakın plandan en küçük ayrıntılarına kadar okunabilirler. Belli bir mesafeden ise mega-sembollere dönüşürler.” Bir kamerayla panoramik çekim yapar gibi, tek bir bakış açısından çok sayıda poz çeker, izleyicinin nesneleri normalde yoksun kaldığı idealleştirilmiş bir perspektiften görmesine olanak tanır. Sanatçı bu yolla, gerçekte var olmayan bir ulaşılabilirliği ve erişilebilirliği ima eder. Andreas Gursky’nin yapıtlarının alışılmadık popülerliği kısmen bu tür bir erişilebilirliğe dayanmaktadır. Madonna konseri, Tokyo Menkul Kıymetler Borsası,
Bahreyn’deki “Formula 1” yarışı, Michael Schumacher’in pit stop’ı ya da Vietnam’daki bir koltuk fabrikası - bunların hepsi de yukarıdan
çekilerek oluşturulmuş kompozisyonlardır. Fotoğrafı çekilen nesneyle objektif arasındaki mesafe sayesinde fotoğrafı çekilen nesnenin kapsamlı bir görüntüsü sunulur. Gursky, bu etkiyi verebilmek için vinçler, yükseltme rampaları veya helikopterler gibi alışılmadık perspektifler sunan noktalardan
çeker fotoğraflarını.


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR