|
 |
|
 |
Exlibris çok bilinen bir kavram değil. Kitap
düşkünleri ve plastik sanatların, resim, grafik ve
desenin takipçileri exlibris sanatıyla tanışmış
olabilirler; ama bunun dışında pek bilinen bir uygulama
değil. Bu yüzden biz de exlibris’in ne olduğundan kısaca
söz ederek başlamak istiyoruz.
Exlibris, en kısa ve anlaşılır tarifiyle bir kitabın
kime, yani hangi okura ait olduğunu gösteren bir sanat
eseridir. Kitapların ön kapak içine, kitabın sahibinin
isteği üzerine bir çizer tarafından yaratılan bir
desenin yapılması esasına dayanıyor. Exlibris denen bu
kişisel damganın ilk kez nerede ve nasıl ortaya
çıktığına değineceğiz. Fakat belki daha önce bunun
kitaplara yansımadan önce başka objeler için geçerli
olan bir uygulama olduğunu anlatmalıyız.
Çok eski çağlarda, insanların temel ihtiyaç maddelerinin
ticari amaçla taşınması sırasında amforalar
kullanılırdı. Zeytinyağı, şarap gibi akışkan tüketim
maddeleri bu amforalarla taşınırdı ve özellikle bizim
Ege kıyılarımız, o eski çağların önemli liman ticareti
merkezleri olduğundan, burada yaşayan Yunan kolonileri
amfora üretiminde bir tür ustalığa erişmişti. Bugün
Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi’nde sergilenen çok
sayıda amfora, bizim kıyılarımızdaki batıklardan gün
ışığına çıkarıldı. İşte bir objeye “kalıcı imza” atma
düşüncesi bu çok eski tarihlere kadar uzanıyor. Amfora
dönem için çok önemli bir taşıma aracı olunca bu
amforaların üretiminde ustalaşan Yunan zanaatçılar da
eserlerinin diğerlerinden ayrılması için kendi
imzalarını ya da atölyelerinin imzalarını amforalar
üzerinde kullanmaya başladılar. Bir başka deyişle,
kişilerin bir nesnenin “kendilerine ait” olduğunu
vurgulama arzusu çok eskilere dayanıyor.
Bir kitabın sahiplenilmesi anlamında ise bu süreç daha
çok matbaanın kullanılmaya başlanmasından sonraya
dayanıyor. Matbaa öncesi elle yazılan ve çoğaltılan
kitaplar, usta hattatların izini taşırdı. Kitaplara
sahip olmak yaygın bir şey değildi ve gerek Avrupa’da
gerekse doğu toplumlarında kitaplar genellikle
saraylara, dolayısıyla kral ve prenslere ait olurdu.
Ayrıca Avrupa’da kiliselerin, Müslüman toplumlarda ise
medreselerin kütüphaneleri bulunurdu. İşte o dönemin
“butik” üretimi sırasında hükümdarlara ve onların
haleflerine ait kitaplar özel olarak kaleme alınır ve
başkaca bir işarete gerek duyulmadan, kitabın kimin için
çoğaltıldığı anlaşılırdı.
Ama 15. yüzyıldan başlayarak, kitapların matbaa
makineleriyle çoğaltılmaya başlanması, bir yandan çok
yaygın bir okuma olanağı yaratırken, diğer yandan elle
yazımın getirdiği özgünlüğü bir standarda bağladı.
“Özel” kişilerin kitapları, o çok sayıda baskının
arasında ayırt edilemiyordu. Avrupa’da, matbaada
çoğaltıldığı halde kral ve prenslere ya da önemli
kiliselerin kütüphanelerine hazırlanan kitaplar için bir
farklılık yaratılması düşünüldü. Başlangıçta bu
farklılık küçük bir etiket gibi tasarlanmıştı ve “…’nın
kütüphanesinden” anlamına gelen exlibris sözcüğü ile
birlikte sahibinin adını içeriyordu. Sonra zamanla bu
etiketler, kitabın sahibine dair küçük görsel
çağrışımlar sağlayacak desenler de taşımaya başladı.
Böylelikle exlibris sanatının ilk tohumları atılmış
oldu.
Bugün bilinen en eski exlibristin, 15. yüzyılın
ortalarında Güney Almanya’da ortaya çıktığı sanılıyor.
Daha eskisi bulunana kadar, eldeki en eski exlibris
olarak, 1450’li yıllarda “Igler” (Kirpi) lakabıyla
anılan Alman papaz Johannes Knabenberg için yapılan ve
çayırda bir çiçeği ısıran kirpinin betimlendiği 19
santim boyutundaki çalışma kabul edilecek.

Matbaa tekniğinin gelişimi ve kitap kullanımının
yaygınlaşmasıyla birlikte exlibrisler, Almanya’nın yanı
sıra diğer Avrupa ülkelerinde de görülüyor. Pek çok ünlü
ressam, exlibrisleriyle de tanınır. Günümüze kadar pek
azı gelebilmiş olsa da “Melancholia” tablosuyla ünlü
ressam Albrecht Dürer’in, “Çığlık” tablosuyla ünlü
Edvard Münch’ün, Paul Klee’nin exlibrisleri ustaların
görsel zenginliğini yansıtıyor. Çağdaş ressamlardan
Picasso ve Oscar Kokoschka da ürettikleri
exlibrisleriyle tanınıyorlar.
Bu sanatın Türkiye’deki gelişimi ise, malum, matbaanın
gecikmesiyle birlikte gecikiyor. Daha önce kişisel mühür
gibi işaretler kullanılan Osmanlı’da, bu mühürler
kaligrafik tasarımlar olarak yapıldığından, temsil
ettikleri kişilerin arması olarak da görülüyordu. Özgün
anlamıyla exlibrisler ise Türk toplumuna batıdan gelen
kitaplar aracılığıyla giriyor. İkinci el satışlarla ya
da yurtdışındaki müzayedelerden edinilen kitaplarda
exlibrislere rastlanıyor. Robert Kolej ya da bugünkü
Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesindeki kitaplarda,
kolej döneminden kalma ve kütüphaneyi temsil eden
exlibrisler yer alıyor. Asıl gelişim ise 1980’lerde ve
hatta 90’lardan sonra gerçekleşiyor. 1996 yılında
İtalya’da yapılan 3. Exlibris Bienali’nde birincilik
ödülü kazanan ve exlibris sanatının Türkiye’de yerleşip
gelişmesini, tanınmasını sağlayan Hasip Pektaş, Ankara
merkezli Exlibris Derneği’nin de kurucusu ve başkanı.
|
Başlangıçta ödünç verilen
kitapların geri dönmesini sağlamak gibi işlevsel
amaçları olan exlibrisler, zamanla bir
ihtiyaçtan çok, sahibini anlatan, yapıldığı
zamana
dair ipuçları veren küçük boyutlu tasarımlar
haline geldi.
|
 |
 |

Çukur baskı, yüksek baskı, yeniden çoğaltma,
ağaç oyma, linolyum, metal, kuru kazıma, taş,
lastik damga baskıları kullanılan onlarca
teknikten sadece birkaçı. Son yıllarda
bilgisayar tasarımları ile serigrafi, exlibris
sanatçıları tarafından yoğun olarak
kullanılıyor. |
 |
Exlibris sanatının en fazla
tanındığı yerler Doğu Avrupa ülkeleri.
Bulgaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti en fazla
exlibris sanatçısına sahip ülkeler arasında.
Exlibrisi resim ve diğer görsel sanatlardan
ayıran, içinde tipografinin, yani yazının da
olması. Kullanılan harfler ve karakterleri bir
exlibrisi başarılı veya başarısız yapan en
önemli etken. Çünkü asıl amaç, kitabın kime ait
olduğunu yazı yolu ile anlatmak.
Yazı resmin içine yerleştirilirken kaybolmamalı.
|
|