SİTE İÇİ ARAMA

 

Yaklaşık 50 yıldır Türk sineması hakkında araştırmalar yapan, kitaplar yazan Agâh Özgüç ile geçen yüzyılın başından bugüne uzanan bir söyleşi yaptık. Okurken, muhtemelen sinema tarihimiz “bir film şeridi gibi” gözlerinizin önünden geçecek.

Uzun yıllardır, Yeşilçam öncesinden günümüze uzanan sinema öyküleri anlatıyor Agâh Özgüç. Kendisinin dahi hatırlayamadığı sayıda dergide binlerce makale yayınlayan, sinema tarihimiz açısından başucu kaynağı niteliği taşıyan çok değerli kitaplara imza atan Özgüç, adeta sinemamızın belleği. Özgüç ile bu defa yedinci sanatın oyuncularının, yönetmenlerinin, kameramanlarının değil de kendisinin öyküsünü konuşalım istedik. Ancak sinema ile öylesine iç içe geçmiş bir yaşam ki onun yaşamı, söyleşimize Cahide Sonkular, Yılmaz Güneyler, Metin Erksanlar da konuk oluverdiler. Bir eli tarihte, bir eli sinemanın bugünü ve geleceğinde olan Agâh Özgüç ile “Aykırı Notlar” isimli ses getiren kitabının ardından, “Türk Sineması’nın 12 Kadını” isimli kitabınınsa arifesinde görüştük. Bir zamanlar Yeşilçam’ın merkezinde sayılan Gazeteci Erol Dernek Sokak’ta gerçekleştirdiğimiz söyleşi, daha ilk sorudan itibaren kısa bir Türk sineması tarihine dönüştü...

Bizim için sinemasının belleği olmak gibi bir anlam ifade ediyorsunuz. Dilerseniz, bunun öyküsüyle başlayalım...

1960’tan bu yana profesyonel gazetecilik yapıyorum. Ama onun öncesinde Yılmaz Güney’in de hikayeler yazdığı “Salkım” gibi Anadolu dergilerine şiirler yazıyordum. Daha sonra dergilere denemeler gönderdim. Profesyonel gazeteciliğe Büyük Gazete’de başladım. 55’ten beri yazı yazıyorum. Sinema o zamandan beri çok önemli oldu benim için. Örneğin 60’lı yıllarda, yılda 200 kadar film çekiliyordu. Ben de setlere giderek bir arşiv oluşturmaya başladım. O dönemde aklımda sözlük fikri oluştu. Setlere giderek filmlerin kadrolarını ve konularını alıyordum. 60’tan itibaren çekilen tüm filmlerin fotoğraflarını topladım. O zamanlar çok güzel siyah beyaz fotoğraflar çekilirdi. Daha önce çekilen filmler için de film şirketlerine başvuruyordum. Şu ana kadar 20 bin fotoğraflık bir arşiv oluştu. Bizdeki ilk uzun metrajlı filmler 1917-18’de başlıyor. Arşiv o döneme kadar uzanıyor. Bazı eksiklerimiz var tabii.

Anlattığınız bunca öykünün önemli bir kaynağı setler galiba...

Evet, setlerde röportajlar yapıyordum. Bir de Kulüp 12 vardı. Sinema dünyasındaki herkes Kulüp 12’ye gelirdi. Oranın çıkışında, yani sabaha karşı yaptığım röportajları yazardım. Röportajları, yetişmeleri için kalemle yazarak yapardım.

Yeşilçam yıldızıyla bugünün yıldızı arasında ne gibi farklılıklar var?

En önemli farklardan biri, star sisteminin sona ermiş olması. Örneğin kadın oyuncular açısından baktığımızda, Hülya Avşar son dönemin son yıldızlarından biri olarak görülebilir. Erkek oyuncuların son yıldızlarından biri de Şener Şen tabii ki. Bundan sonra oyuncuların starlaşmaları pek mümkün değil. 200 kadar film çekildiği dönemde bir oyuncu ilk bir iki filminde başarıyı yakalayamasa da üçüncü dördüncü filmlerde yakalama şansı bulabiliyordu. Ancak bugün film sayısı azaldı.
Türk sineması Metin Erksan, Lütfi Akad gibi isimlerle başlayan dönemden sonra bugün yönetmen sineması oldu. Yeşilçam döneminde bir de tipler sineması vardı. Vahi Öz’ün Horoz Nuri’si, Öztürk Serengil’in Adanalı Tayfun tiplemesi gibi. Böyle tipler de artık maalesef yok. Bu tiplerin yıldızlaşmasının en önemli nedeni halktı. Ancak sinemaya rağbet de artık eskisi gibi değil. O dönemdeki fanatik yıldız hayranları artık televizyonun başında. Orta yaşın üzerinde bir kitle sinemaya gitmiyor.

Fakat son yıllarda Türksinemasının “kurtulduğu”yolunda bir inanış var...

Bu gerçekçi değil. Birkaç filmin iş yapması geneli bağlamaz. Belediyeden aldığım rakama göre 1964’te sadece İstanbul’da sinemaya giden seyirci sayısı 34 milyon. 2005, 2006 yıllarında Türkiye genelinde rakam 28 milyonu geçmiyor.
Fakat yurtdışında daha büyük patlamalar yaşanıyor. İtalya’da Ferzan Özpetek, Almanya’da Fatih Akın gibi yönetmenlerimiz çok önemli işler yapıyorlar.

Filmlerin niteliklerinde nasıl bir değişim yaşandı?

Bizim genç yönetmenlerimizin kitle filmlerine karşı bir alerjisi var. Oysa kitle filmi yapmak, kötü film yapmak anlamına gelmiyor. Kitle filmlerinde de yönetmenlik yeteneklerini ortaya koyabilirler. Bu tür filmlerin seyirciye ulaşması gerekiyor.

Yeşilçam’ın bilgisi bugününsinemacısına gerekli mi?

Bugün Yeşilçam tarzı filmler çekmek mümkün değil. Ancak Yavuz Turgul gibi, o geleneği sürdüren yönetmenler var. Türk sinemasının çok önemli yönetmenlerinden biri Yavuz Turgul. Ertem Eğilmez gibi halkı çok iyi tanıyan bir yapımcı yönetmenin yanında yetişen Yavuz Turgul, kendisi de halkı çok iyi tanıdığı ve gazetecilikten geldiği için iddiasız görünen filmlerinde aslında çok başarılı oluyor. Zeki Öktem de böyle bir yönetmen. “Güle Güle” filmi Yeşilçam duyarlılığını yansıtan bir filmdi. Turgul ve Öktem’in bu filmleri, 60’lı yıllara göre çok daha ustaca ve sinematografik filmlerdi. O dönemki gerçekdışı melodramlara bugün yer yok. Ama iki kuşağın bakış açısı bir araya geldiğinde çok lezzetli filmler doğuyor.

Siz sık sık festivallerde jüri üyesi olarak yer alıyorsunuz. Festivallerimizde bugünkü tablo nedir?

Çok önemli festivallerimiz var. İstanbul Film Festivali, bunların en büyüğü. Ancak festivaller çoğalırken film sayısının bu denli çoğalmaması kötü. Bu yıl Ankara ve Adana film festivallerinde jüri üyeliği yaptım. Aynı filmleri her ikisinde de izledik. Antalya Film Festivali’nin yaklaşımı çok doğru. Ödül verdiği filmin gösterime çıkmamış olması gerekiyor. Aynı filmler tüm festivallere katılınca genç yönetmenlerin önü kapanıyor.

Son kitabınız “Aykırı Notlar” ile ilgili nasıl tepkiler aldınız?

Kitabın iddialı kısımları olduğu halde, pek itiraz ya da tepki gelmedi. Çünkü yazdıklarımın tamamı gerçekti, arşivlere dayanıyordu. Örneğin, oyuncular film sayılarını çok yüksek gösteriyorlar. Türkan Şoray’ın dahi röportajlarında sözünü ettiği rakamlar doğru değil.

Biraz da yayınlanacak olan yeni kitabınızdan söz edebilir misiniz?

Yeni kitabım, “Türk Sinemasında 12 Kadın” başlığını taşıyor. Sinemamızın 12 özel kadını farklı pencerelerden anlatılıyor: Cahide Sonku, Sezer Sezin, Muhterem Nur, Belgin Doruk, Neriman Köksal, Leyla Sayar, Filiz Akın, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Müjde Ar ve Hülya Avşar. Bu oyuncuların çoğu 180 kadar film çekmiştir ve bu filmlerin en az 10-15 tanesi yarına kalacak nitelikte, güçlü filmlerdir. Sadece Filiz Akın’ın bu tür filmlerinin sayısı çok azdır. Bu da oyuncunun kendisinden kaynaklanan bir durum değil. Onu gerektiği kadar iyi kullanamamışlar. Zaten Filiz Akın sinemamızın çok önemli bir oyuncusu.
Daha önce “Türk Sineması’nda 10 Kadın” adında bir kitap yapmıştım. O kitabın metinlerini baştan sona yenileyerek o zaman kitaba dahil etmediğimiz Filiz Akın ve Hülya Avşar’ı da ekledim. Hülya Avşar, sinemayı sevdiği halde, fazla ağırlık vermeyen biri. Yeni dönemde yıldız kavramını sürdüren oyuncu olduğu için ona da yer verdim.
 

 

 

Resimli
sinema tarihi külliyatı!

Agâh Özgüç’ün 30 kadar sinema kitabı, renkli öykülerin yanı sıra Türk sinema tarihinin bilgisinin de günümüze ulaşmasını sağlıyor. Bu kitaplardan “Türk Filmleri Sözlüğü” temel bir başvuru kaynağı. “Türk Sinemasında Yönetmenler” sözlüğü de böyle bir etkiye sahip. Agâh Özgüç, kendi kitaplarını hazırlarken de bu kaynaklardan yararlandığını belirtiyor. Örneğin, iki yıl önce yayınlanan “Türlerle Türk Sineması” kitabını bu şeklide hazırlamış. Özgüç’ün son kitabı “Aykırı Notlar” ise Türk sinemasının bilinmeyen öykülerini anlatıyor. Bir çırpıda okunan kitaba, sürekli bir gülümseme eşlik ediyor.
 

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR