Bir reklamdan
alıntılayarak söylersek, “peynir sevmeyen” var mı?
Peynir, böyle bir soru karşısında, sessizliği gofretten
çok daha fazla hak ediyordur herhalde.
Ne dersiniz?
Ortaçağda yaşayan İtalyan yazar Giovanni Boccaccio,
dünyanın ilk öykü yazarı kabul edilir. Boccaccio’ya bu
ününü kazandıran eseri “Decamerone”da Floransalı yedi
genç birbirlerine hikâyeler anlatırlar. Bu hikâyelerden
birinde, insanlar, rendelenmiş parmesan peynirinden
oluşan bir dağın tepesinde yaşamakta ve durup
dinlenmeden makarna pişirmektedirler. Pişirdikleri
makarnaları dağdan aşağı yuvarlarlar ve makarnalar dağın
eteklerinden inerken peynirle kaplanır.
Ne güzel bir hayal!
Boccaccio’nun engin hayal gücü onu bin yıl sonra bile
hatırlamamıza neden oluyor. Bu hayal gücünü harekete
geçiren peynir ise sekiz bin yıldır insanların damağını
şenlendiriyor. Somut tarihsel kanıtları olmamakla
birlikte, peynirin ilk kez Mezopotamya veya Hindistan’ın
İndus vadisinde çobanlar tarafından üretildiği
sanılıyor. Peynir için öncelikle süt, bunun için de
evcilleştirilmiş hayvanlara ihtiyaç var. İşte peynirin
de koyun, keçi gibi hayvanların ilk kez
evcilleştirildiği Asya’da kendiliğinden ekşimiş
sütlerden yola çıkarak geliştirildiği ve buradan tüm
dünyaya yayıldığı tahmin ediliyor. İtalya ve Fransa’da
yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan “süt
kesiğini süzme kapları”, bu ülkelerde İ.Ö. 2800
yıllarında ilkel peynircilik yapıldığını gösteriyor.
Babilliler peyniri “soyluların yiyeceği” olarak kabul
ediyorlar. Tevrat ise peyniri “kahramanların yiyeceği”
olarak anıyor.
Bugün dünya üzerinde binlerce peynir çeşidi var ve
yerleşik bir hayvancılık kültürünün bulunduğu ülkemiz de
bu konuda hayli zengin bir çeşitlilik gösteriyor.
Türkiye’nin hemen her noktasında “yöreye özgü” usullerle
yapılmış peynir türleri gözleniyor. Peynir; coğrafya ve
iklim özelliklerinden, insanların yaşayış biçimlerine
kadar pek çok etkenin belirleyiciliği altındaki bir
kültür unsuru... Türkiye’nin peynirlerini incelediği,
“Süt Uyuyunca” isimli bir kitabı da bulunan ünlü siyaset
bilimci Prof. Dr. Artun Ünsal’a göre de peynir “bir
kültür göstergesi”.
Bugün market raflarını dolduran ithal, şık görünümlü
peynirler daha fazla rağbet görüyor olabilir; amaTürkiye’de
tespit edilmiş 160 çeşit yerel peynir türü var. Bu sayı
bütün Avrupa’da 650 civarında. Bizde yerel peynir
üretiminin önemli bir bölümü, “kişisel tüketim” olarak
adlandırılan aile içi tüketime dönük olarak
gerçekleştiriliyor. Yani köylü ve çiftçi kendi peynirini
yapıyor ve yiyor! Teknolojik altyapıya sahip standart
tesislerin kurulmaması, peynir çeşitlerimizin
devamlılığını geleneksel alışkanlıkların sürmesi şartına
bağlıyor.
Türkiye'de tüketimi en yaygın olan türler, beyaz peynir
ve kaşar peyniri. Ülkenin hemen her yerinde bu iki
peynirin üretimi var. Ancak Balıkesir ve ilçeleri,
Çanakkale, Bursa, Adapazarı ve Trakya’yı içine alan bir
bölgede yöresel peynirler hayli zenginleşiyor: Mihaliç
peyniri, kelle peynirleri, İzmir tulumu, Bandırma loru,
isli Çerkez peyniri, Manyas peyniri, Gönen sepeti,
Kazdağı keçi peyniri, Ezine peyniri, Edremit sepet
peyniri, Assos köy peyniri, Susurluk örgü peyniri, Bursa
dil peyniri, Dursunbey kaşarı, çökelek... Yöreler
birbirine yakın olunca, peynir üretim usulleri de
birbirine benziyor.
Kimi
zaman peynirin “olgunlaşması” için bekletildiği kabın
malzemesi fark oluşturuyor; kimi zaman hayvanların
otladığı çayırlardaki bitki çeşitleri... Balıkesir,
Çanakkale, Bursa gibi Güney Marmara yörelerinde peynir
yaparken kullanılan en tipik usul, “sepet” usulü.
Bölgedeki neredeyse her ilçenin, kendi adıyla anılan bir
sepet peyniri var. Örneğin Edremit’te zeytin dallarından
örülmüş sepetlerde, genellikle keçi, koyun ve inek sütü
karıştırılarak yapılan sepet peyniri; Gönen’de koyun ve
inek sütünün karışımıyla yapılan sepet peynirine göre
daha az tuzlu ve daha az yağlı. Ama bir peynirin
kalitesini artıran en önemli etkenlerden birinin, yağ
oranının yüksekliği olduğu unutulmamalı. Zaten bu
yüzden, daha ağır kokusu ve tadına rağmen, yağlı koyun
sütünden yapılan peynirler geleneksel olarak daha makbul
ve daha pahalı oluyor.
şöhretli peynirler
PARMESAN
italya
İtalyanların dünyaca ünlü peyniri parmesan,
preslenerek suyunu büyük oranda kaybetmiş, bu
sayede de oldukça, sert, kırılgan ve tuzlu
kıvama gelmiş bir süt harikasıdır. 20 litreye
yakın süt sarf edilerek 1 kilosu elde edilebilen
bu peynir, suyundan o kadar radikal biçimde
uzaklaştırılmıştır ki geriye kalan gevrek
parmesan tekerleği bıçakla kesilemez, ancak
kırılır ya da ufalanır. Parmesan peyniri,
sofralarında ona mutlaka yer ayıran İtalyanlar
için de, artık hükmünü sürdüğü başka sofralarda
da asıl olarak bir “yemek üstü” peyniridir.
Spagettilerin, raviolilerin vazgeçilmez peynir
sosudur. Ve elbette şarabın arkadaşı.
Parmesan, bekletilerek, “demlenerek” yenen bir
peynirdir. Üretildikten sonra en az bir yıl
bekletilmelidir. Eskitilme süresi arttıkça
peynir kalitesi de artar. Parmesan, pastörize
sütten yapılmadığı için vitaminler ve elementler
açısından da çok zengindir.
ROKFOR
Fransa
Rokfor: Rivayet o
ki, Fransa'nın güneyindeki Roquefort
kasabasından bir çoban günlük ekmek ve
peynirini, yörede pek çoğu bulunan bir
mağarada unutur. Daha sonra
yiyeceklerini hatırlayan çoban mağaraya
döner ve peynir-ekmeğinin küflendiğini
görür. Peynirine kıyamayıp tadına bakar…
ve bu müthiş lezzeti keşfeder. Kasabada
daha sonra, bu mağaralara benzer
mahzenler rokfor peynirinin yapımında
kullanılmaya başlanır.
Rokfor peynirinin, pek çok kimse için
–en yumuşak söyleyişle– antipatik olan
kokusu küflenmiş koyun sütünden
kaynaklanır. Rokfor bütün koyun
peynirlerinin taşıdığı o biraz ağır
kokunun yanı sıra küfün de aromasını
taşımaktadır çünkü. Bu peynirin
üretiminde sütünden yararlanılan
koyunlar, Fransa’nın güneydeki İspanya
sınırını çevreleyen Pirene
sıradağlarının geniş ve verimli
otlaklarında yetiştirilir. İyi bir
rokfor peyniri, turuncuya yaklaşan
koyulukta sarı, ince bir kabuğa ve içi
küf damarlarıyla renklenmiş beyaz renge
sahiptir.
Hangi şarapla hangi peynir?
Söz
konusu peynir olunca, onun en önemli
yoldaşlarından şarapla ilişkisinden söz
etmemek olmaz. Bu konuda en sık sorulan
sorulardan biri, hangi şarapla hangi
peynirin iyi gideceği yönündedir. Biz de
bu dar alanda o soruya birkaç yanıt
anahtarı sunuyoruz.Beyaz şaraplarla,
gravyer, çedar, taze kaşar, beyaz peynir
gouda gibi yağlı peynirler lezzet
artırır. Roze şaraplar genel olarak tüm
iyi peynirlerle birlikte içilebilir.
Kırmızı şarapların en iyi lezzet dostu
ise, eski kaşar, parmesan, rokfor, tulum
gibi eskitilerek yenen sert
peynirlerdir. Yine koyun ya da
inek-koyun sütünden üretilmiş tam sert
beyaz peynirler de kırmızı şaraba eşlik
edebilir.
GOUDA
Hollanda
Hollandalıların en tipik peyniri olan gouda,
özellikle ambalajlanma biçimi ile tanınır. Gouda
topunu saran ve genellikle kırmızı ya da
portakal renginde olan balmumu kılıf, peynirin
üzerini tamamen kapatarak onu oldukça dayanıklı
hale getirir. Seyahat etmenin oldukça uzun
zamanlara mal olduğu Ortaçağda Hollandalı seyyah
ve denizciler, yanlarındaki gouda ve şaraplarla
bitmek bilmez ziyafetler çekebilmişler.
Peynir adını bir Hollanda kasabasından alıyor ve
bu kasabada halen geleneksel yöntemlerle
üretiliyor. Tamamen inek sütünden üretilen gouda,
Hollanda’nın besili ineklerinden sağılan yağ
zengini sütlerin lezzetini taşır. Yarıya yakın
oranda yağ içerir. Rendelenip yemeklere,
pizzalara; dilimlenip kahvaltılara, şaraplara
eşlik eder. Kimyon, hardal gibi ek lezzetlerle
birleştirilen gouda peyniri gençken (üretiminden
birkaç ay sonra) yenir. Ama bu peynirde de
makbul olan, balmumu kılıfının içinde 8 aydan
daha fazla beklemiş “yaşlı” goudalar.
GRAVYER
İsviçre
Gravyer peyniri İsviçre Alplerinde
gürbüzleşmiş ineklerin sütünden yapılan
yumuşak bir tada sahip yağlı bir
peynirdir. Orijinal gravyer pastörize
edilmemiş inek sütünden yapılır ve bu
sayede sütün tüm vitaminlerini korur.
İnce kabuğunun gerisinde, delikli
gözeneklere sahip sert bir kütle halinde
duran gravyer peyniri, özellikle çizgi
filmlerdeki peynir figürünün de ilham
kaynağıdır.
Gravyer peynirinin kalitesine ilişkin
önemli bir test, deliklerinin
incelenmesidir. İyi bir gravyer
peynirinin gözenekleri yaklaşık bir
fındık büyüklüğünde ve yüzeye eşit
dağılmış olmalıdır. Gravyer, işgal
sırasında kente gelen Rus aşçılar
tarafından Kars’a getirilmiş, daha sonra
Kars’ın serin meralarında taze otla
beslenen ineklerin yağlı sütüyle yapılan
gravyer peyniri yurtdışında da büyük
beğeni kazanmıştır.
CHEDDAR İngiltere
Cheddar: Bizim
deyişimizle “çedar” peyniri,
sofralarımıza İngilizlerin yaptığı bir
büyük güzellik. Bu turuncumsu renge
sahip yağlı peynir, hem en sert
şarapların hem de en hafif kahvaltıların
vazgeçilmezi olabilir. Bizde daha çok
market raflarında vakumlanmış paketlerde
satılan türevleri, gerçek çedar tadına
yaklaşmaktan uzak olsalar da, çedar kötü
taklitlerinde bile özel bir tat
yaratacak kadar lezzetli bir peynir.
Cheeseburgerlerde kullanılan peynir de
genellikle bu “çedarımsı” peynirlerdir.
Zaten cheeseburger, özellikle İrlanda’da
ve tabii İngiltere’de de önemli bir
yemek ayini olan, “üzerinde çedar
eritilmiş biftek” geleneğinden günümüze
uzanan bir imitasyon.