SİTE İÇİ ARAMA

 

 

endisine “Sinema okuluna gittiniz mi?” diye soranlara, “Hayır, sinemaya gittim” diye yanıt veren bir yönetmen var karşımızda. 27 Mart 1963, Tennessee doğumlu Tarantino, daha 1992’de, yani 29 yaşındayken “Reservoir  Dogs - Rezervuar Köpekleri” ile Sundance ödülü almıştı. Film, vizyona girdiği günden itibaren “kült” filmler arasındaki yerini aldı. Aslında bu ikinci filmiydi ve ilk filmi My Best Friend’s Birthday’de başrol oyuncularından biriydi. Tıpkı Alfred Hitchcok ve Michael Scorsese gibi, yönettiği pek çok filmde, kendisine ait olan reji koltuğundan küçük roller kapacaktı. Tarantino’nun şiddet, mizah, romantizm ve müzik yüklü dünyasını ortaya koyan Rezervuar Köpekleri’ndeki kadronun bir kısmı iki yıl sonra Pulp Fiction’da bir kez daha buluştu ve artık sinema eleştirmenleri,

 

Dogs - Rezervuar Köpekleri” ile Sundance ödülü almıştı. Film, vizyona girdiği günden itibaren “kült” filmler arasındaki yerini aldı. Aslında bu ikinci filmiydi ve ilk filmi My Best Friend’s Birthday’de başrol oyuncularından biriydi. Tıpkı Alfred Hitchcok ve Michael Scorsese gibi, yönettiği pek çok filmde, kendisine ait olan reji koltuğundan küçük roller kapacaktı. Tarantino’nun şiddet, mizah, romantizm ve müzik yüklü dünyasını ortaya koyan Rezervuar Köpekleri’ndeki kadronun bir kısmı iki yıl sonra Pulp Fiction’da bir kez daha buluştu ve artık sinema eleştirmenleri, ele aldıkları yönetmenin bir bilmece gibi çözülmesi beklenen takıntılı bir adam olduğunun farkındaydılar. İşte “takıntı” adını verdiğimiz Tarantinoluklardan bazıları:
Oyuncu seçimi konusunda yer yer tutucu biri Tarantino. Her filminde yepyeni yüzleri ya da David Carandine gibi unutulmuş oyuncuları perdeye çağırsa da vazgeçemediği oyuncular var. Kendi deyimiyle, Uma Thurman, onun ilham perisi. Öyle ki, Tarantino hayranlarının bir kısmı, Thurman’ı başka filmlerde görmekten hiç hoşlanmıyor. Harvey Keitel, Samuel L. Jackson ve Michael Madsen, Tarantino’nun diğer “kadrolu” oyuncuları. Bu yönüyle, yine Scorsese ve Francis Ford Coppola’ya fazlasıyla bağlı. Ama bu bağlılık oyuncular için olduğu gibi, figürler için de geçerli. Pulp Fiction, Jackie Brown ve Kill Bill: Vol. 2’de siyah pantolonlu, beyaz gömlekli kadın karakterleri var Tarantino’nun. Tozlu raflardan iyi şarkılar, özellikle de “Surf” türü, filmlerinin değişmezlerinden. Surf müziğini çok sevse de sörf kültüründen nefret ettiğini söylüyor. Ona göre sörf yapmakla surf çalmak arasında hiçbir bağ yok!
Bir de eski Amerikan arabaları var tabii. GM konusunda ısrarcı Tarantino; karakterleri daha çok Chevrolet ve Cadillac kullanıyor. Ve yine hemen her filminde, bu güzel arabaların dahil olduğu, uzun ve kesintisiz bir kovalamaca sahnesine yer veriyor. Çizgisel anlatım hiç ona göre değil. Bunun yerine her filminde yeni bir espri arıyor. Rezervuar Köpekleri’nde geri dönüşlerle anlatıyor derdini, Pulp Fiction’da eş zamanlı olayları karmaşık bir sırayla vererek. Kill Bill serisi ise kitap gibi bölümlere, yani “chapter”lara bölünmüş.
Kapalı kadrajlara, el ve yüz yakın çekimlerine fazlasıyla yer veriyor. Bunu yaparken de genellikle duyulan konuşma sesi, bir başka karaktere ait oluyor. Bu yönüyle belki de “Scarface – Yaralı Yüz” ve “Carlito’s Way – Carlito’nun Yolu”nun yönetmeni Brain De Palma’ya göndermelerde bulunuyor.
Tarantino filmlerinde üç kişinin birbirlerine silah gösterdikleri sahne de mutlak. İşte bu noktada spagetti westernler ve onların dev yönetmeni Sergio Leone devreye giriyor. Zaten Tarantino’nun da ünlü olmakla ilgili en büyük şikayeti, video dükkanında rahat rahat eski western filmleri seçememek.
Yönettiği filmlerin dışında senarist olarak “Natural Born Killers – Katil Doğanlar”, “True Romance” gibi filmlere imza atmış. Çok sayıda filmin de yapımcısı. Bir yandan da oyunculuk yapmayı sürdürüyor. Enerjisi hiç bitmeyecek gibi. Uzak Doğu’dan Vahşi Batı’ya uzanan bir gerçekdışı gerçekler dünyasında, neredeyse anarşist bir kargaşa yaratarak hayatın ve sinemanın tadını çıkarıyor. Kimileri filmlerinin çok fazla şiddet içerdiğini düşünüyor. Tarantino’nun buna da açık bir yanıtı var. “Tarantino filmi izliyorsunuz. Metallica konserine gittiğinizde, gruptan müziğin sesini kısmasını istemezsiniz, değil mi?”
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR