|
Bazı
şehirler, kültür ve tarih miraslarıyla çeker konukları
kendine. İnsanlar yüzyıllardır yaşamıştır o şehirlerde
ve kalıtlarının en güzelini, en özenlisini
bırakmışlardır ona. Ama öyle şehirler de vardır ki,
bütün bunlar olmasa bile, kendilerine özgü bir çekim
alanı yaratırlar konuklarına ve onları ihtiraslı
âşıkları haline getirirler.
Arjantin’in başkenti Buenos Aires, bu kentte bulunmuş
yabancılar için böyle bir etkiye sahiptir. O geniş
düzlük, o çelişkiler ve çatışkılar yurdu, o renkli, o
acımasız, o karanlık ve o güneşli kent; yüzündeki bıçak
izi güzelliğine güzellik katan bir Çingene kızı gibi,
cazip ama tehlikeli, mutlu ama tedirgin bir hayat vaat
eder. Büyüsü, karmaşıklığında ve asla tam olarak ele
geçirilemezliğindedir. Tutkulu şehir, dört yanında
yaktığı ateşleriyle; tangoyla, futbolla, bir dama
tahtasını andıran planlı mahalleleri ve o mahalleleri
dolduran, balkonları begonvilli evleriyle, acılara,
umutlara ve tarihe tanıklık etmiş meydanlarıyla
çepeçevre sarar insanı. Hele İstanbul’da yaşayan ve
İstanbul’un tüm kuralsızlıklarında kendine özgü bir
kural, tüm o keşmekeşinde başkasına inanılmaz gelecek
bir huzur bulanlar için gerçek bir “acaba” sorusudur
Buenos Aires: Acaba İstanbul’dan önce görsem buraya mı
âşık olurdum… Buenos Aires’te ve İstanbul’da ortak olan,
ne denli acımasız ve yorucu olursa olsun, ancak
sevdiğiniz bir yakınınızın yanında hissedebileceğiniz o
tanıdıklık huzurudur. Güneşli havalar şehri Buenos
Aires, ilk kez görüldüğünde bile tanıdık bir yüz, sıcak
bir dost, ateşli bir sevgilidir…



12
milyonluk bir dev
Arjantin’in en büyük kenti, bütün Güney Amerikanınsa Sao
Paolo’dan (Brezilya) sonra ikinci büyük kenti olan
Buenos Aires, etrafını sarmalayan varoşlarıyla birlikte
12 milyonluk bir nüfusa sahip. Kentte yaşayanların
önemli bir bölümü İspanyol ve İtalyan kökenli. Ama
Buenos Aires’in en önemli özelliklerinden biri de son
derece renkli bir etnik çeşitliliğe sahip olması. Kentte
Araplar, İsrailliler, Ermeniler, Çinliler ve Koreliler
de hatırı sayılır kalabalıklar oluşturuyorlar. Kentin
ortak dili İspanyolca, ama her an bu etnik mozaiğin bir
dili kulağınıza çalınabilir. Peki bu nüfus karmaşası
nereden geliyor. Dünyanın çok uzak noktalarındaki
uluslardan insanlar Buenos Aires’i nasıl keşfediyorlar?
Bunu anlamak için belki kentin yakın tarihinin öyküsüne
bakmak lazım. Nitekim bundan yaklaşık 150 yıl önce
Buenos Aires nüfusu sadece 50 bin civarındaydı ve bu
nüfus yaklaşık 50 yıl içinde 700 bine yaklaştı.
Bu anormal büyümenin arkasındaki en önemli etken
Avrupa’dan Arjantin’e yönelen göç dalgasıydı. 1914’te
Avrupa’da 1. Dünya Savaşı patlak verirken Buenos Aires
artık 1,5 milyonu aşan nüfusuyla dev bir metropol
olmuştu bile. Bu dev göç dalgaları, Avrupa, Ortadoğu ve
Kuzey Afrika’nın yanı sıra Uzak Asya’dan da çok sayıda
insanı Arjantin kıyılarına sürükledi. Bugünkü karmaşık
nüfus böylelikle oluştu.
Çoğunluğu varoşlarda oturan bu 12 milyonluk nüfus aynı
zamanda oldukça yoğun bir yerleşim anlamına geliyor.
Öyle ki kentin nüfus yoğunluğu bu konuda dünya rekorunu
elinde bulunduran Tokyo’nun bazı bölgelerinden bile
yüksek.


Güneşli havalar
Nüfusun artışı bundan 100 yıl önceye gidiyor ama
kentin tarihi bundan daha eski. Bugün Buenos Aires
kentinin kurulu olduğu bölgeye Avrupalılar ilk kez
1516’da geldiler. Ama “keşif”le “istila”nın birbirine
karıştığı, keşfettikleri yerleri hızlıca fetheden
Avrupalıların, yerlilere hayatı çekilmez hale getirdiği
o ilk zamanlarda, Amerikalılar, kuzeyin uçsuz bucaksız
düzlüklerinin ve güneyin heybetli And Dağları’nın
Kızılderili sahipleri, bu davetsiz misafire karşı
bölgeyi tanımanın avantajıyla üstünlük sağladı.
Batılılar, tüm Amerika kıtasını olduğu gibi burayı da er
geç ele geçireceklerdi yine de… 1536’da, emrinde 16 gemi
ve 1.600 adamla gelen, İspanyol fetihçi, dindar Katolik
Pedro de Mendoza, Puerto de Nuestra Señora Santa María
del Buen Ayre (Sevgili Anamız Güzel Hava Bakiresi
Meryem'in Limanı) adıyla liman ve çevresini ele geçirdi.
İtalyancada “güzel hava” anlamına gelen “bonaria”
sözcüğü, güneşi her zaman bir altın gibi parlayan bu
kent için gerçekten isabetli bir isimdi. Ama Mendoza,
Kızılderililere sadece 5 yıl direnebildi ve 1541’de
bölgeyi terk etti. Mendoza tutunmayı başaramadı, ama
onun koyduğu “bonaria” ismi bölge için kalıcı olacaktı.
1580 yılında kent aynı isimle ve yine İspanyollar
tarafından tekrar kuruldu ve bir ticaret kenti olarak
gelişti.
9 Haziran 1816'da “Birleşik Río de la Plata Eyaletleri”
adıyla bağımsızlığını ilan eden Arjantin, Buenos Aires
merkezli bir yönetimi savunan merkeziyetçiler ile tüm
eyaletlerin bağımsızlığından yana olan federalistler
arasında ikiye bölünmüştü. Ülke parçalandıktan sonra
Buenos Aires eyaleti bir süre bağımsız kaldı. Ama
1853'te kurulan Arjantin Birliği'ne (Federación
Argentina) 1859 yılında katıldı ve Arjantin’in başkenti
oldu.

Tango
Arjantin, 1998’de başlayan, 2001’de zirveye çıkan ve
etkileri bu zirveden sonra da birkaç yıl devam eden
olağanüstü bir ekonomik kriz yaşadı. Bu kriz tüm
Arjantin’in ve Buenos Aires’in gündelik yaşamında kalıcı
izler bırakmış durumda. 2001 yılının aralık ayıda sert
çatışmalarla seyreden ve devlet başkanı Fernando de la
Rúa'nın istifasıyla sonuçlanan protesto gösterileri
sırasında yaşanan yağmalama olayları, insanlarda genel
bir güvensizlik duygusuna yol açmış. Sayıları giderek
azalsa da, “açıkken bile dükkanın kapısını kilitleyen”
işyeri sahipleri örneğin… Ama yine de bir Latin Amerika
şehri Buenos Aires. Dansın ve müziğin, yüksek topuklu
tango figürlerinin, futbolun, derin ve katı inancın,
başıbozuk ve keyfi inançsızlığın kenti.
Tango Arjantin’in ve Buenos Aires’in herkesçe bilinen en
tipik markası. Polonyalı göçmen Yahudilerin kemanları,
Afrika’dan getirilen kölelerin davulları, And dağlarının
yanık sesleri ve bütün bunlardan oluşmuş olağanüstü bir
kokteyldir tango. Buenos Airesliler, biraz bizdeki çay
bahçelerini andıran bir sosyal ortamlara sahip
geleneksel mekanlarda aileleriyle yemek yiyerek de
dinler tangoyu, barlarda, kulüplerde de, ama sokakta da…
Zaten geç başlıyor Buenos Aires’te hayat. Akşam
yemeklerini gece 10’dan sonra yiyorlar; gece yarısından
sonra sokağa çıkıyorlar ve sabaha karşı yavaş yavaş
eğlenceye ısınmaya başlıyorlar. Güzel havalar kenti
akşamları da ılık havasıyla insanları baştan çıkarıyor.
Krizlerden, darbelerden, uçurumlardan yorgun insanlar,
asla taviz vermedikleri bir alışkanlıkla dışarı
attıkları masalarda oturup, yemeklerini burada yiyorlar.
Sonra tango dinlemek için bir mekan seçiyorlar
kendilerine. Buenos Aires masalı, birçok yönüyle tanıdık
geliyor bize. Biraz İstanbul, biraz İzmir. Ama Buenos
Aires işte… Arjantinli yazar Tomas Eloy Martinez'in
deyimiyle "Onu seven herhangi biri tarafından
uyandırılmayı bekleyen bir ülkenin" başkenti.
|