|
Ülkemiz, hatta sadece ülkemiz de değil,
dünyanın pek çok bölgesi, son yılların en kurak yazını
geçirdi. Bir süredir çevreci gruplar ve bazı bilim
adamları tarafından dikkat çekilen, ama belki de
gündelik, pratik sonuçları hemen görülmediği için
çoğunlukla kulak arkası edilen “küresel ısınma ve
kuraklık” konulu uyarılar geçtiğimiz yaz dünyanın pek
çok yerinde bir “gerçeklik” olarak yaşanınca, şimdi de
“geç kalmış olmanın endişesiyle” davranılıyor. Doğanın
kimi zaman tekrar ettiği dönemsel bir dalgalanma mıdır;
yoksa insan kaynaklı karbon salınımının atmosfere ve
dolayısıyla iklime verdiği bir hasar mıdır bu kuraklığın
asıl nedeni, en azından şimdilik emin olamıyoruz.
Bilinen o ki süreç böyle işlemeye devam ederse su,
insanlığın en önemli, en stratejik doğal kaynaklarından
biri hatta birincisi haline gelecek ve bildik tabirle
söylersek, “bir damlası bile çok değerli” olacak.

|

Valens (Bozdoğan) Kemeri
Her biri Bizans ve
Osmanlı
su mimarisinin şaheseri olarak gururla ayakta
duran İstanbul’un su kemerleri kentin su
havzalarından toplanan suyu tarihi yarımadaya
taşımak amacıyla inşa edildiler. Bu nedenle
hemen hepsi, kentin gözden uzak noktalarında
kaldılar ve İstanbul ülkenin en büyük metropolü
haline geldikten ve önlenemez büyümesini eski
sınırlarının çok çok ötesine taşıdıktan sonra da
kent yaşam alanının içinde yer almadılar. Tabii
birisi hariç: İstanbul’da şehir yaşamının en
fazla içinde yer alan su kemeri olan Valens,
artık su taşıma görevinden emekli olsa da
etkileyici mimarisiyle kente hizmet etmeye devam
ediyor. İstanbul Unkapanı’nda Vefa ve Zeyrek
semtlerini kat ederek Aksaray’dan Taksim’e
uzanan yolu ortadan ikiye kesen kemer, kentin
pek çok yüksek noktasından da görülebiliyor.
Kentin en eski su kemeri olan Valens Kemeri’nin
yapımına I. Constantinus döneminde (306-337)
başlanmış, 378’de İmparator Valens tarafından
tamamlanmıştır. |
|

Avasköy Kemeri
İstanbul Atışalanı’ndaki Avasköy Kemeri, Mimar
Sinan’ın en görkemli eserlerinden biri olmasına
rağmen, günümüze kadar gelebilmiş bölümleri,
gecekondu evleri, trafo merkezi ve mezarlık
arasına sıkışmış durumda. Adeta kaderine terk
edilmiş durumdaki kemerin son problemi ise hemen
yanı başındaki bir toplu konut alanı inşaatı.
400 yılını deviren bu tarihi eserin dibine,
alışveriş merkezi, otopark ve 14 bloktan oluşan
konutları inşa etmenin bedeli kemerin tüm
çevreyle bağlantısının kopması ve artık
görülemez hale gelmesi olacak. |
Doğanın su kaynakları, bugün modern
baraj sistemleri ve arıtma olanaklarıyla eskisinden çok
daha verimli hale getirilmiş olsa da bu kez bu iklim
değişimi suyu tehdit ediyor ve herhangi bir teknolojinin
yardımıyla kolayca çözülmeyecek bir başlıkla
geliştiriyor sorunu: Susuzluk. Geçmişte sorun
susuzluktan çok, doğal su kaynaklarının kentlere
ulaştırılması, depolanması ve dağıtılması sorunuydu. Ve
İstanbul, özellikle Bizans döneminde bu sorunu bir hayli
etkili olarak yaşıyordu. Bir deniz şehri olmasına ve tüm
tarihi merkezlerinin üç yanı denizle çevrili olmasına
rağmen, İstanbul merkezi içme sularından mahrumdu.
Tarihi İstanbul surlarının batısında yer alan bugünkü
Halkalı bölgesi ve biraz daha kuzeydeki Cebeciköy, Roma
İstanbul’unun önemli su alanlarıydı. Geç Roma döneminde,
bu bölgelerden kent merkezine su getirebilmek için,
İmparator Hadrianus (117-138) ve İmparator Valens
(364-378) tarafından ilk kemerler ve su yolları
yaptırıldı. Bunlar arasında yer alan Valens (Bozdoğan)
Kemeri, bugün Unkapanı’ndaki heybetli görünümüyle
İstanbul’un en çok tanınan su kemeridir.
Kilometrelerce uzunluktaki su kemerleri, Roma
mühendislik ve mimarisinin o dönem için vardığı düzeyi
de gösteriyor. Ayasofya gibi önemli ve büyük binaların
henüz inşa edilmediği dönemlerde yapılan bu oldukça
yüksek ve uzun yapıların önemli bir bölümünün günümüze
kadar gelmiş olması da Roma teknolojisi için oldukça
önemli bir referans.
Sözün kısası, Roma daha 4. yüzyılda, o dönem için son
derece ileri sayılabilecek bir teknik ve bu tekniğe dair
başarılı bir uygulama ile su sorununu çözmüş;
kilometrelerce uzaklıktaki kaynaklarda yer alan tatlı
suları kent merkezine taşımayı başarmıştı. Ama bir süre
sonra, bu kez “siyasi ve askeri iklim” su sorununu
yeniden gündeme getirecekti. Roma İmparatorluğu’nun doğu
ve batıdaki merkezlerinin siyasi olarak tamamen
ayrışmasının ardından Bizans olarak anılan Doğu Roma
İmparatorluğu, 8. yüzyıldan itibaren çetin kuşatmalara
direnmek zorunda kaldı. Tarihi surların gerisinde,
görkemli geçmişinin mirasını sürdürmek ya da istilacı
bir ordu karşısında yok olmak gibi ağır bir ikilemle
karşı karşıya kalan Bizans, su kemerlerini
işlevsizleştirerek kenti dış sulardan mahrum eden
kuşatmacılara karşı bu kez sarnıç sistemlerini devreye
soktu ve kent merkezinde biriken suları depolamaya
başladı. Yerebatan, Binbirdirek gibi, tarihi yarımada
içinde, eski Bizans sarayının kurulu olduğu bölgede yer
alan sarnıçlar, başta saray ve çevresi olmak üzere kent
merkezinin su ihtiyacını karşılamak için kullanılıyordu.
Bazı kuşatma dönemlerinde, kente dışarıdan gelen su
tamamen kesildiği için sarnıçlar büyük önem taşıdı ve
pek çok yere irili ufaklı sarnıçlar yapıldı. Barış
dönemlerinde de su kemerleri aracılığıyla taşınan sular
bu sarnıçlarda depolanıyordu.
Roma ve Bizans’ın, sonra da Osmanlı’nın, susuzluğa karşı
yüzlerce yıl önce ürettikleri çözümler, doğanın halen
olabildiğince cömert ve kaynaklarının geniş olduğu bir
dönemde insan kaynaklı teknikleri geliştirmek üzerine
dayalıydı. Su kemerleri ve sarnıçlar, günümüzün modern
baraj sistemleri için elbette öğretici oldular. Ama
bugünün sorunu, artık yüksek teknolojimizle suyunu
kullanılabilir hale getireceğimiz doğal kaynakların
giderek yok olması. İstanbul’un tarihi su kemerlerine ve
bunların kimisinin içinde bulunduğu bakımsız duruma
tanık olunca, yok olan kaynakların dönüştürülmesi ve
kazanılması konusunda daha karamsar oluyor insan.
|

Bahçeköy
Kemeri Kemerin başlangıcı bugün Bahçeköy
olarak bilinen yerleşim bölgesinin kalbinde yer
alıyor. Semti ikiye ayırarak ilerleyen su yoluna
ait duvarlar, kimi yerde kemer boşluğunun
yeraltı yaya geçidine dönüşmesiyle insanların
günlük kullanımına hizmet ediyor. Bahçeköy
yerleşimi bitip de ormanlık yola çıktığımızda
artan eğimle birlikte yüksekliği giderek artan
su kemerinin yüksekliği Bahçeköy yolu girişinde
20 metreyi buluyor. Kemer 1732 yılında I. Mahmut
tarafından yaptırıldığı için Sultan Mahmut
Kemeri olarak da anılır. |

Bahçeköy'de, özellikle Beyoğlu ve çevresinin
su ihtiyacı için yapılan, Susuzdere (üstte) ve
Topuz Bendi Kemeri (altta) |
 |
|