|
Korkularımız,
sahip olduğumuz en etkin savunma mekanizması. Herhangi
bir alanda tehlikeye atılmamızı engelleyen yegane
faktör, korkularımız. Onlar sayesinde düşmekten,
yanmaktan, yaralanmaktan korunuyoruz. Ancak bize bu
yaşamsal zırhı sağlayan korkular, kabul edilebilir
mantık sınırlarının dışına çıktığında artık yaşamımızı
zorlaştıran faktörler haline gelebiliyor. Hatta
fobilerin yol açtığı kaygılar kimi durumlarda “fobi
fobisine” yani fobofobiye dönüşüyor. Yüksekten korkan
bir kişi bir süre sonra, travmatik bir etkiyle
karşılaşmaktan korkmaya başlıyor. Korkmaktan korkmak,
kaygının yaşamın çok daha geniş bir bölümüne yayılmasına
neden oluyor. İlginçtir, fobilerin kendisini de çoğu
kere çekince nesnesi ya da durumunun kendisi ile
doğrudan ilintili olmayan, ruhumuzun karanlık yüzüne
ulaşan başlıca kaygılardan kaynaklanıyor.
Başlarken, sağlıklı korkularla bilimin fobi adını
verdiği vakaları birbirinden ayırmakta yarar var.
Fobilere dair yaygın bir tanım, “bilinçli bir şekilde
korkulan nesneden, aktiviteden ve durumdan kaçma sonucu
ortaya çıkan irrasyonel korku” şeklinde. Ancak gerçekte
tehdit içermeyen durum ve nesnelere karşı duyulan
korkular da var. Buna örnek olarak sarı renkten korkmak
(ksantofobi) ya da belirli sözcüklerden korkmak (logofobi)
gibi fobiler gösterilebilir. Aslında fobiler, uyarlarına
göre üç temel başlık altında ele alınıyor: Belirli bir
varlıktan korkmaya işaret eden nesne fobileri.
Kapalı yer, asansör gibi mekanlara ve belirli koşullarla
dair durum fobileri; terleme, yüz kızarması ve altına
kaçırma gibi hallerden korkmak biçiminde formüle edilen
işlev fobileri... Farklı bilimsel yaklaşımlar, fobilerin
kökenine dair farklı yorumlarda bulunuyor. Freud
fobilerin kökeni olarak bilinçaltını gösteriyor.
Freud’un çağdaşı ve Behaviorizm’in kurucusu olarak
bilinen Watson ise her alanda olduğu gibi fobilerle
ilgili olarak “bilinç” kavramının dışında kalarak,
durumu “şartlı refleks” kavramıyla açıklıyor. Watson’a
bağlı yaklaşım, bugün fobilerle ilgili olarak Freudçu
bakış açısına kıyasla etkinliğini yitirmiş durumda.
Fobik belirtiler, panik atakla büyük bir benzerlik arz
ediyor: En belirgin semptomlar yüz kızarması, çarpıntı,
terleme, görüşte bulanıklık, ağız kuruluğu… Fobilerin
tedavisinde sıklıkla psikanaliz yöntemi kullanılıyor.
Kimi tedavi yöntemlerinde “korkunun üzerine gitmek” gibi
özetlenebilecek pratik zorlamalar da kullanılıyor.
Kişinin günlük rutinini engelleyen fobilerin tedavisinde
ilaç desteğine de başvuruluyor. Yazının hemen başındaki
uzunca liste dikkatinizi çekmiştir. Burada sıralanan
birbirinden ilginç korkuların bir kısmı için “Bende de
var” demeniz çok doğal. Ancak bir hastalık fobisine
kapılmaya hiç gerek yok. Adı geçen korkuların hemen
hepsinin belirli düzeylerde herkeste bulunması oldukça
doğal. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sorun bu
korkuların gündelik yaşamı kesintiye uğratan bir
seviyeye çıkması.
|