SİTE İÇİ ARAMA

 

Kadir Topbaş, kentin pek çok temel sorununa dair sorularımızı yanıtladı ve gelecek projeksiyonunu sundu.Topbaş, İstanbullulara umut verecek çalışma ve projeler hakkında bilgi verdi...

Sadece Türkiye’yi değil, dünyanın pek çok bölgesini etkileyen bir kuraklık dönemi yaşanıyor. İstanbul gibi kalabalık bir metropolün bu olağanüstü iklim koşulları karşısında direnç göstermesini sağlayacak imkanları var mı? Bunlar nelerdir?
Evet, küresel ısınma insanlığın temel sorunlarından biri. Bilhassa son elli yılda bu tehdit bizzat insan eli ile büyüdü. Ülkemiz de maalesef küresel ısınmanın etkilerine maruz kalacak olan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu sorunla mücadele etmede küresel aktörlere de, yerel aktörlere de sorumluluklar düşüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak küresel ısınma ve onun sonuçları ile yerel düzeyde mücadele etme noktasında öncülük rolünü üstlendik. Gerek kamu kuruluşları, gerek sivil toplum örgütleri, gerekse özel sektör temsilcileri olsun bu konuda ilgili tüm kurum ve kişilerle işbirliği yaptık.
Küresel ısınmanın en bariz etkilerinin başında kuraklık geliyor. İstanbul olarak yeterli su rezervlerine sahibiz. Ancak unutmamalıyız ki hiçbir kaynak sonsuz değildir. Bu yüzen kaynaklarımızı dikkatli kullanmamız gerekiyor. Kaynaklarımızı doğru kullanma adına 2007 yılında İSKİ’nin bütçesini rekor bir rakamla yaklaşık 2.5 milyar YTL’ye çıkardık. Bunun % 53’ünü, yani 1.3 milyar YTL’lik kısmını yatırımlara ayırdık.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, kuraklıkla mücadele için bir dizi çalışmayı hayata geçirdik. Bu çalışmaların başında Melen Çayı Projesi geliyor. Bu, İstanbul’un uzun yıllar su sorunu yaşamamasını sağlayacak çok önemli bir projedir. Bunun yanında şehrimizin gelecekte su sıkıntısı yaşamaması için Meriç Nehri’nden İstanbul’a su sağlanması üzerinde çalışıyoruz.
Ayrıca İstanbul’un su kaynaklarını yapılaşmadan koruma çalışmalarımıza hız verdik. Örneğin, Ömerli Barajı havzasını yapılardan arındırdık. Çalışmalar kapsamında İstanbul’un su rezervinin korunmasına katkı sağlamak için, su havzalarında yapılaşmayı sıfıra indiriyoruz. Ayrıca bu bölgeleri ağaçlandırma çalışmaları ile ormanlaştırıyoruz.


Kuraklıkla mücadele aynı zamanda toplumsal bilinçlenme gerektirmektedir. Bu düşünceden hareketle, TEMA Vakfı ile birlikte, “Suyunu Boşa Harcama” kampanyasını başlattık. Bu kampanya ile evlerdeki gereksiz su tüketiminin önlenmesi için bireysel çabaların ne kadar büyük fark yaratacağına dikkat çekmeyi ve kamuoyunu bilinçlendirmeyi istedik. Araştırmalar gösteriyor ki, 4 kişilik bir aile yılda 140 ton su tasarrufu yapabilir. Başlattığımız kampanya şu an itibari ile sonuç vermiş görünüyor. İstanbul’da sağladığımız ciddi tasarruf ve aldığımız diğer tedbirler sayesinde yaz aylarını rahat geçirdik.
Yani İstanbul almış olduğumuz tedbirler sayesinde olağanüstü iklim koşullarında bile kendi imkanları ile sorunlarının üstesinden gelebilecek güce sahiptir.
Burada konu ile ilgili olarak şunu da ifade etmek isterim: Mart 2007’de Dünya Su Forumu Bakanlar Konferansı’na evsahipliği yaptık. Bu konferansla 2009’da yine İstanbul’da yapılacak olan 5. Dünya Su Forumu’nun hazırlıklarını başlatmış olduk. Yani 2009’da suyun kalbi İstanbul’da atacak, dünyanın kaderi bir kez daha İstanbul’da yazılacak.

Şehrin en önemli sorunlarından birisi trafik elbette. Şehir nüfusu henüz 4-5 milyon iken yapılmış ana arterler bugünü devasa nüfus karşısında yetersiz kalıyor. Trafik sorununun çözümünün temelinde hangisi olduğunu düşünüyorsunuz: Karayolu altyapısının ek yollar ve kavşak çalışmalarıyla yenilenmesi ve geliştirilmesi mi, yoksa alternatif uygulamalar mı?
İstanbul’un trafik ve ulaşım sorununu çok boyutlu bir mesele olarak ele alıyoruz. Yani karayolu altyapısının ek yollar ve kavşaklarla modernleştirilmesini de, alternatif uygulamaları da bu sorunu çözmek için hayata geçiriyoruz. Plan ve projelerimizi hem kısa, hem de uzun vadeli sonuçları düşünerek uygulamaya sokuyoruz. Amacımız kent-içi ulaşımını önce kısa vadede rahatlatmak, sonra da sorunu uzun vadede tamamen çözmek. Yatırım bütçemizin % 60’ını ulaşıma ayırmış olmamız bizim bu konuya verdiğimiz ehemmiyetin bir göstergesidir.
Bakınız İstanbul’da 2.5 milyon araç var. Bunun 1.9 milyonu otomobil. Trafikteki araç sayısının da 1.7-1.8 milyon civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Her gün bu trafiğe 600 yeni aracın da katıldığını hesap edince mevcut karayolu altyapısının ek yollar, köprüler ve kavşaklarla daha da geliştirilmesinin zorunlu olduğu görülüyor. Karayolu sistemlerinin verimliliğini artırıyoruz. Yollarda düzenlemeler yapmanın ve trafiğin tıkandığı belli başlı noktalara işlevsel kavşaklar inşa etmenin trafiği belli ölçüde rahatlatacağını düşünüyoruz.
Bu düşünceyle “İstanbul Trafiği İçin 116 Çözüm” sloganıyla yola çıktık. İstanbul’un tıkanan damarlarını tek tek açmaya koyulduk. 1989’dan 2004 yılına kadar kentte 57 yol ve kavşak inşa edilmişti. Biz, 3.5 yılda 126 yol ve kavşağı kentlilerin hizmetine sunduk.
İstanbul’un ulaşım ihtiyacını karşılayabilmek için, her yıl ortalama 25 kavşak ve 100 kilometre yol yapmalıyız. Bu yüzden yol, kavşak ve alt yapı inşaatlarımız durmadan sürecek.
Ayrıca yapımını başlattığımız tünellerle de İstanbul trafiğini rahatlatacağız. Çağdaş dünya kentlerinde olduğu gibi tünel – yol inşaatına büyük önem veriyoruz. Şu an 2’sinin yapımı süren toplam 37 tünel – yol projemiz var.
Bugün İstanbul kent-içi ulaşımında karayolu sistemlerinin ciddi bir ağırlığı var. Buna alternatif uygulamalar geliştirmeyi İstanbul’un ulaşım sorununun kesin çözümü için olmazsa olmaz telakki ediyoruz. Halen kent-içi ulaşımda karayolunun ağırlığı % 89, raylı sistemlerin ağırlığı % 7, deniz ulaşımının ağırlığı ise % 4 civarında. Raylı sistemlerinin ve deniz ulaşımının İstanbul trafiğindeki ağırlığını giderek artırıyoruz.

İstanbul’da son on yılda özellikle raylı sistemler konusunda bir mesafe kat edildi. Büyükşehir Belediyesi’nin orta ve uzun vadeli planlarında raylı sistemler ve toplu taşımacılık ile ilgili hangi projeler var?
İstanbul trafiğine getirilecek temel çözüm toplu taşımanın teşvik edilmesidir. Biz şuna inanıyoruz: Bir kentin medeniyet ölçüsü o kentteki toplu taşım araçlarının kullanılma oranıyla doğru orantılıdır.
Toplu taşıma sistemleri yakın zamanlara kadar karayolu ağırlıklı olarak İstanbul halkımıza hizmet vermekte idi. Bunu değiştirmeye çalışıyoruz.
Dünyanın belli başlı metropollerinde şehirlerin yapılanması tamamlanmadan evvel ya da tamamlanma sürecinde metro ve tramvay gibi raylı sistem ağları örülmüştür. İstanbul’da ise bu çalışmalar son on yılda yoğunlaşmıştır. Bu gecikmenin bilincindeyiz ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak açığı kapatma adına büyük bir gayret sarf ediyoruz.
Raylı sistemler konusunda İstanbul’da önemli gelişmeler yaşanıyor. Geçmiş dönemlerde 2,5 kilometre olan yıllık ortalama metro yapım hızı, 15 kilometreye çıkmış durumda. Rehabilitasyonu yapılacak banliyö hatları dâhil 125 kilometre olan raylı sisteme, 2012 yılına kadar 125 kilometre daha ekleyerek raylı sistem ağını 250 kilometreye çıkaracağız.
Hedefimiz ise Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında kente 562 kilometrelik bir raylı sistem ağı kazandırmış olmak. Bu hedefimize ulaştığımızda toplu taşımada raylı sistemin ağırlığını çağdaş dünya kentlerinde olduğu gibi yaklaşık yüzde 50’lere taşımış olacağız.
Toplu ulaşımla ilgili tamamlamak üzere olduğumuz bir proje de metrobüs projesi. E–5’te çalışmalarını sürdürdüğümüz metrobüs ile İstanbul trafiğine nefes aldıracağız. Bu hat için 50 adet metrobüs alıyoruz.

İstanbul bir yandan kendisini yenileyip sorunlarını çözmeye çalışan bir şehir, ama öbür taraftan da uluslararası arenada giderek daha çok dikkat çeken, yıldızı parlayan bir kültür ve turizm odağı. İstanbul’un turizm altyapısının geliştirilmesi konusunda ne tür projeleriniz var?
Geleceğin İstanbul’unu, uluslararası bir finans, kültür ve turizm merkezi olarak kurguluyoruz. Bu bağlamda, göreve geldikten sonra İstanbul’un turizm kapasitesini artırmak üzere seferber olduk.
Öncelikle İstanbul’da turizm çalışmalarını koordine edecek, katılımı sağlayacak, uygulama ve denetim işlevlerini üstlenecek bir birim gerekmekteydi. Bu anlayışla ilk iş olarak Turizm Atölyesi’ni kurduk. Ardından, 60 sektörü bir araya getirerek “Turizm Platformu”nu oluşturduk.
Bu alanda hedefimiz, İstanbul’a gelen turist sayısını dünyanın önde gelen şehirleri ile yarışabilecek duruma getirmek. 2006 yılında toplam 5 milyon 350 bin yabancı turisti ağırladık. 2007 yılının ilk altı ayında bu rakam geçen seneye oranla yüzde 25 arttı ve 2 milyon 832 bine ulaştı. 2007 yılında 6,5 milyon turist ve 5,5 milyar dolarlık gelir bekliyoruz. Avrupa Kültür Başkenti olarak hedefimiz ise 2010 itibariyle, yılda 10 milyon turisti İstanbul’a çekmektir.
Tabii bir de kongre turizmi var. Her yıl 218 ülkede 9 bine yakın kongre yapılıyor. Kongreler vasıtasıyla 75 milyon kişi seyahat ediyor. Tüm dünyada toplam turizm geliri yaklaşık 560 milyar dolar. Kongre turizminin bu gelirdeki payı ise 170 milyar dolar civarında. Halen % 2’lerde olan bu pazardaki payımızı % 5’lere çıkarmak istiyoruz. Hedefimiz, Kongre Turizmi açısından Avrupa'da ilk 5, dünyada ise ilk 10 arasına girmek.
Bunun için de yeni kongre merkezlerine ihtiyacımız var. Sütlüce Kongre Merkezi bitmek üzere. 2009 yılına kadar “Kongre Vadisi Projesi”ni bitireceğiz. Hilton Oteli’nden Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’na kadar olan yerin altında 3 bin 500 kişilik bir oditoryum inşa edeceğiz. Harbiye Kültür Vadisi Projesi, çevreye zarar vermeden İstanbul’a yeni bir turizm, kongre alanı kazandıracaktır. Öte yandan Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi yerine, arkadaki otoparkımızı da bu alana katarak modern bir kültür merkezi yapmayı düşünüyoruz.
Bunların yanı sıra İstanbul’da, kentin her iki yakasında da başta Büyükçekmece ve Kartal olmak üzere yeni turizm alanları oluşturacağız. Büyük holdinglerimizi, şirketlerimizi bu sektöre yatırım yapmaları için cesaretlendireceğiz, onlara her türlü desteği sağlayacağız.
İstanbul’un sahip olduğu tarihi ve tabii zenginlikleri turistik bir değere dönüştürmek için mutlak surette turizm sektörüne yatırımlar yapılmalıdır. 5 yıldızlı otellerin yanı sıra apart otellerin sayısı artmalıdır. İstanbul’umuzun her bir ilçesinde 5 yıldızlı oteller olmalıdır. Şu anda şehrimizde 75 yeni turistik otelin yapımı devam ediyor. Bu rakamları çok daha önemli boyutlara taşıyacağız.

Kıtaları birbirine bağlayan bir konuma sahip İstanbul. Uluslararası ticaret ve özellikle de lojstik faaliyetleri açısından İstanbul’un merkezi bir konumda bulunma şansı nedir? İstanbul uluslararası ticari taşımacılığın bir üssü haline gelmek için ne tür eksiklerini gidermeli? Bu konuda lojistik sektörünün oyuncularına düşen sorumluluklar nelerdir?
Evet, İstanbul dünyanın en stratejik noktalarından birisi üzerine kurulu bir kent. Tarih boyunca önemli kara ve deniz yollarının kavşak noktası olmuş. Bu özelliği ile çağlar boyunca siyasi bir merkez olduğu kadar ekonomik bir merkez olma özelliğini korumuş. Bu kent günümüzde de uluslararası ticaret ve lojistik faaliyetleri açısından merkezi bir konumdadır. Diyebiliriz ki bütün yollar İstanbul’a çıkmaktadır.
Avrupa ile Asya’nın buluşma noktasındaki İstanbul, günümüzde artan teknolojik yatırımlarla birlikte, tüm dünya üzerinde “kıtalararası iktisadî koordinasyon merkezi” olmaya doğru gitmektedir. Bu hedef doğrultusunda lojistik sektörünün öneminin bilincindeyiz.
Bugün güçlenen ve istikrar kazanan Türk ekonomisinde lojistik sektörü en hızla gelişen sektörlerden birisi. Hava taşımacılığında geldiğimiz durum fevkalade sevindiricidir. Bilhassa iç hatlarda yaşanan rekabet, firmalarımızın uzun vadede uluslararası alanda rekabete girebilmelerini sağlayacaktır.
Keza denizyolu taşımacılığında da çok güzel gelişmeler yaşanıyor. Hükümetimizin reform niteliğinde aldığı kararlarla, denizcilik sektöründe çok büyük atılımlar yaşandığını görüyoruz. Uluslararası nakliyatçılıkta rotalar denize kaymaya başladı. Artık limanlarımız yeterli gelmiyor. Yeni gemilerle birlikte daha büyük limanlara, daha büyük tersanelere ihtiyaç duyulmaya başlandı. Biz de uluslararası standartta ülkemizin ilk Ro- Ro Limanını Pendik’te açtık.
Havayolu ve denizyolu taşımacılığında nasıl bir iki yıl içinde baş döndürücü gelişmeler yaşandıysa demiryolu taşımacılığında da bunu sağlayacağız. Geçtiğimiz yıl açtığımız Ro-La hattı ile Türkiye, Avrupa ile sağlam ve güvenli bir ulaşım hattına kavuştu. Avrupa’ya karayoluyla taşımaya çalıştığımız yükümüzü artık tırları trene yükleyerek demiryoluyla taşıyoruz.
İstanbul’u dünyanın finans, ticaret, kültür ve turizm merkezi yapma hedefi doğrultusunda çalışmalarımız önümüzdeki dönemde de devam edecek. Lojistik sektörünün temsilcilerine sorunlarının çözümünde yanlarında olacağımızı ve her daim işbirliğine açık olduğumuzu belirtmek isterim.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR