|
Tekerleğin icadı, insanoğlunun, bugün
göz kamaştırıcı bir düzeye erişmiş olan teknolojik
yolculuğunun simgesel bir ilk adımı olarak kabul edilir.
Bir klişe haline gelmiş olan o önerme, bilimsel bir
analiz için yetersiz olsa da karmaşık bir süreci
indirgeyerek anlatmak için hâlâ geçerlidir: “Uygarlık
tekerleğin icadı ile başlamıştır.”
Bunun en temel nedeni, insanın hareket alanı ve
yeteneklerinden çok daha büyük olan fiziksel evrenin, bu
tekerlek sayesinde önemli oranda “küçültülmesi”ydi. Ve
dairesel döngünün, sadece mesafe kat etmek için değil;
un değirmenlerinden buhar makinelerine kadar tüm mekanik
hareketin temelini oluşturan bir sistemin, çark
sisteminin geliştirilmesi için de olanak tanıması… Yani
tekerlek, savaş veya başka amaçlarla kullanılan
arabaların ortaya çıkmasını ve böylelikle hem hızlı hem
de daha az enerjiyle hareket edilmesini sağlamakla
kalmadı; dönen çarklar üzerine kurulu mekanik bir
teknoloji kurdu.
Sonra, o tekerleğin ve dairesel döngünün yarattığı
sanayi modern kentleri doğurdu. Dolayısıyla da ulaşım
sorununu... 19. yüzyılın ilk yarısında dünya, otomobil
için çok erken, ama büyümüş kentlerini yaya olarak
arşınlamak için de çok geç bir dönemi yaşıyordu.
Özellikle Britanya ve Fransa’nın büyümüş kentlerinde
insanların hareketini kolaylaştıracak bir aparata
duyulan ihtiyaç çok açıktı. İki tekerleği, kiriş
görevindeki bir tahta iskeletle birleştirip, bu
iskeletin üstüne oturan insanın ayaklarını yere sürterek
hareket etmesi esasına dayalı ilk bisiklet bu yıllarda
İskoçya’da ortaya çıktı. Kirkpatrick Mac Mullan isimli
bir İskoç’un 1839 yılında geliştirdiği bu araç, dünyanın
ilk bisikleti olarak halen Londra’daki British Science
Museum’da halen sergileniyor. Bisikleti hayata geçiren
İskoç bir teknisyen oldu ama ilk bisiklet çizimleri
tanıdık bir isme, Leonardo da Vinci’ye ait. Mac Mullan
da bu çizimlerden esinlenerek geliştiriyor zaten aracı.
Pedal devrimi!
Dikkatinizi çekmiştir, bugünkü bisiklete çok yakın olsa
da bu prototipin temel farkı pedallarının olmaması ve
hareketin, “ayakların yere sürtülmesiyle” sağlanmasıydı.
Oysa bisikletin çok daha pratik ve kullanışlı bir araç
haline gelmesini sağlayan gelişme, tekerlekleri hareket
ettirmek için kullanılan pedal düzeni olacaktı. Bir
Fransız genci olan Ernest Michaux’nun 1855 yılında
geliştirdiği pedallı bisiklet modeli, kısa bir süre
sonra seri üretimine başlanacak ilk bisiklet oldu aynı
zamanda: “Michaux Company”, yılda 140 bisiklet üretip,
bunları 450 franktan satışa sunuyordu…
Bisiklet, ortaya çıkmaya başladığı bu yıllarda, henüz
herkes tarafından keşfedilmemiş bir nimetti. Bu konuda
ilk “resmi” adım Fransa’dan geldi ve Fransız Savunma
Bakanlığı, 1871 yılından itibaren, önemli bir alıcı
olmak suretiyle bisiklet üretimini destekledi ve aynı
yıl Almanya’yla yapılan savaşta bu bisikletleri lojistik
amaçlarla kullandı.
Bisiklet için pedaldan sonraki en önemli adım, içi hava
ile doldurulmuş kauçuk lastiğin ortaya çıkmasıydı.
Bisiklet teknolojisindeki gelişmeler, pahalı malzeme ve
işçilik nedeniyle satış fiyatına da yansıdı ve uzun
yıllar boyunca bisiklet halkın değil, Avrupalı
zenginlerin bir keyif aracı oldu. Ama daha sonra Fransa,
Belçika, İngiltere, İtalya ve İspanya’da ardı ardına
kurulan bisiklet fabrikaları ile artan üretim bisikletin
giderek yaygınlaşmasını sağladı. Hızlanan sanayi üretimi
aracın konfor, hız gibi kullanım olanaklarını
geliştirirken, rekabet de fiyatların düşmesine neden
oluyordu. Artık bisiklet, bir kitle sporunun da aracıydı
ve insanların yaşamına bir daha çıkmamak üzere kesin
giriş yapmıştı.


Türkiye’de bisiklet
Elbette batıdan geldi bize bisiklet. “Ivır Zıvır Tarihi”
üst başlıklı bir seri yayınlayan ve “ıvır zıvır”da bile
ne denli geniş bir kültürel töz olduğunu gösteren Gökhan
Akçura’nın bu seriden çıkan, “Evvel Zaman Bisiklet”
isimli kitabında (Om Yayınları), Tarik gazetesinin 31
Ağustos 1885 tarihli nüshasındaki şu habere yer verilir:
“Mösyö Tomas Stefans namında bir Amerikalı velespid ile
önce İstanbul’a gelmiş, buradan da İzmit’e geçmiştir.” 5
günlük bir yolculuk sonunda Ankara’ya ulaşan Stefans’ı,
Ankara Valisi, memurlar ve binlerce Ankaralı karşılar.
Stefans, halkın coşkulu taleplerini kıramaz ve gazete
haberine göre, “Üç defa şose üzerinde velespid ile
yürüyüp, 1.200 yarda mesafeyi iki dakika on dört
saniyede kat etmiş”tir.
Birkaç yıl sonra İstanbul sokaklarında tek tük
bisikletler görülmeye başlanır. “Kibar Frenkler”, seçkin
Osmanlılar ilk bisiklet meraklıları olur. Başlangıçta
bisiklete günlük kıyafetle binilmez ve tıpkı jokeyler
gibi başa bir kep takılır, golf pantolonu ve ceketi
giyilirmiş. Cumhuriyetten sonra hızla yaygınlaşan
bisiklet, 1940’lı yıllarda polis devriyeleri tarafından
da kullanılır.
Başlangıçta şaşırtıcı bir icat olan bisiklet, bugün
sayısız çeşitlilikte bir ulaşım olanağı olarak, modern
dünyanın yaşamına katılıyor. Motorlu taşıtların egzoz
gazlarıyla da beslenen küresel ısınma sorununa ve
özellikle gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerinde
görülen çileli trafik sorununa karşı önemli bir çözüm
alternatifi olarak görülüyor üstelik. Kim bilir;
çocukluk anılarının bu unutulmaz “oyuncağı” belki de
daha temiz ve konforlu kentlerde yaşamamızın yolunu
açacaktır… |
 |
| Tour
de France
Bisiklet sporu deyince akla gelen ilk ülke
Fransa elbette. Bilinen en eski bisiklet yarışı
1868 baharında Paris’te yapılmıştı. İki
kilometrelik bir parkurda koşulan bu ilk yarışı
bir İngiliz kazandı.
Orijinal ismi, Tour de France olan Fransa
Bisiklet Turu ise bisiklet sporunun en prestijli
yarışı olarak 1903 yılından bu yana her yıl
tekrar ediliyor. Yaklaşık son 50 yıldır
popülaritesi iyice artan ve dünyanın en önemli
spor organizasyonlarından biri haline gelen
Fransa Bisiklet Turu, artık Belçika, Hollanda,
Lüksemburg, İsviçre ve İtalya’yı da içeren
etaplardan oluşuyor. Sporcuların, 4.000 kil ometreye
yaklaşan ve bazı etapları 250 kilometreyi bulan
bu yarış boyunca olağanüstü bir efor sarf
etmesi, Fransa Bisiklet Turu’nu sadece dünyanın
en çok izlenen değil, en zorlu yarışmalarından
da biri haline getiriyor. Temmuz ayında
gerçekleştirilen ve üç hafta süren tur,
Fransa’nın ünlü Champs-Elysées meydanında sona
eriyor.
Fransa Bisiklet Turu’nun simgesel yanlarından
biri de yarış liderinin giydiği sarı mayo. Tüm
sporcuların hayalini süsleyen sarı mayoyu
üstünden hiç çıkarmayanlar da var. 1999-2005
yılları arasında üst üste 7 birincilik kazanarak
“Tour de France”ın “Tour de Lance” olarak da
anılmasına neden olan ABD’li sporcu Lance
Armstrong bu konuda erişilmesi güç bir rekorun
sahibi. Kanser hastalığına yakalanan ve son
derece ağır bir tedavi sürecinin ardından
yeniden yarışlara katılarak kazanan Armstrong,
2005’teki son şampiyonluğundan sonraya ortaya
çıkan doping söylentileri nedeniyle de zor
günler geçirdi. Bir yıl sonra aklandığı
açıklanan Armstrong, resmi olarak doping
ithamından kurtuldu. Ama Fransa Bisiklet
Turu’nun üzerindeki doping gölgesi kalkmadı.
2007’deki son tur tam bir doping skandalına
sahne oldu ve “favori” isimlerin de aralarında
olduğu pek çok sporcu ve takım, turdan
diskalifiye edildi.
|

 |
|