SİTE İÇİ ARAMA

 

 
Başlangıçta şaşırtıcı bir icat olan bisiklet, bugün sayısız çeşitlilikte bir ulaşım olanağı haline geldi. Egzoz gazlarıyla da beslenen küresel ısınma sorununa ve gelişmekte olan  ülkelerin büyük kentlerinde görülen çileli trafik sorununa karşı önemli bir çözüm alternatifi olarak görülüyor üstelik.
 

Tekerleğin icadı, insanoğlunun, bugün göz kamaştırıcı bir düzeye erişmiş olan teknolojik yolculuğunun simgesel bir ilk adımı olarak kabul edilir. Bir klişe haline gelmiş olan o önerme, bilimsel bir analiz için yetersiz olsa da karmaşık bir süreci indirgeyerek anlatmak için hâlâ geçerlidir: “Uygarlık tekerleğin icadı ile başlamıştır.”
Bunun en temel nedeni, insanın hareket alanı ve yeteneklerinden çok daha büyük olan fiziksel evrenin, bu tekerlek sayesinde önemli oranda “küçültülmesi”ydi. Ve dairesel döngünün, sadece mesafe kat etmek için değil; un değirmenlerinden buhar makinelerine kadar tüm mekanik hareketin temelini oluşturan bir sistemin, çark sisteminin geliştirilmesi için de olanak tanıması… Yani tekerlek, savaş veya başka amaçlarla kullanılan arabaların ortaya çıkmasını ve böylelikle hem hızlı hem de daha az enerjiyle hareket edilmesini sağlamakla kalmadı; dönen çarklar üzerine kurulu mekanik bir teknoloji kurdu.
Sonra, o tekerleğin ve dairesel döngünün yarattığı sanayi modern kentleri doğurdu. Dolayısıyla da ulaşım sorununu... 19. yüzyılın ilk yarısında dünya, otomobil için çok erken, ama büyümüş kentlerini yaya olarak arşınlamak için de çok geç bir dönemi yaşıyordu. Özellikle Britanya ve Fransa’nın büyümüş kentlerinde insanların hareketini kolaylaştıracak bir aparata duyulan ihtiyaç çok açıktı. İki tekerleği, kiriş görevindeki bir tahta iskeletle birleştirip, bu iskeletin üstüne oturan insanın ayaklarını yere sürterek hareket etmesi esasına dayalı ilk bisiklet bu yıllarda İskoçya’da ortaya çıktı. Kirkpatrick Mac Mullan isimli bir İskoç’un 1839 yılında geliştirdiği bu araç, dünyanın ilk bisikleti olarak halen Londra’daki British Science Museum’da halen sergileniyor. Bisikleti hayata geçiren İskoç bir teknisyen oldu ama ilk bisiklet çizimleri tanıdık bir isme, Leonardo da Vinci’ye ait. Mac Mullan da bu çizimlerden esinlenerek geliştiriyor zaten aracı.
    
Pedal devrimi!
Dikkatinizi çekmiştir, bugünkü bisiklete çok yakın olsa da bu prototipin temel farkı pedallarının olmaması ve hareketin, “ayakların yere sürtülmesiyle” sağlanmasıydı. Oysa bisikletin çok daha pratik ve kullanışlı bir araç haline gelmesini sağlayan gelişme, tekerlekleri hareket ettirmek için kullanılan pedal düzeni olacaktı. Bir Fransız genci olan Ernest Michaux’nun 1855 yılında geliştirdiği pedallı bisiklet modeli, kısa bir süre sonra seri üretimine başlanacak ilk bisiklet oldu aynı zamanda: “Michaux Company”, yılda 140 bisiklet üretip, bunları 450 franktan satışa sunuyordu…
Bisiklet, ortaya çıkmaya başladığı bu yıllarda, henüz herkes tarafından keşfedilmemiş bir nimetti. Bu konuda ilk “resmi” adım Fransa’dan geldi ve Fransız Savunma Bakanlığı, 1871 yılından itibaren, önemli bir alıcı olmak suretiyle bisiklet üretimini destekledi ve aynı yıl Almanya’yla yapılan savaşta bu bisikletleri lojistik amaçlarla kullandı.
Bisiklet için pedaldan sonraki en önemli adım, içi hava ile doldurulmuş kauçuk lastiğin ortaya çıkmasıydı. Bisiklet teknolojisindeki gelişmeler, pahalı malzeme ve işçilik nedeniyle satış fiyatına da yansıdı ve uzun yıllar boyunca bisiklet halkın değil, Avrupalı zenginlerin bir keyif aracı oldu. Ama daha sonra Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya ve İspanya’da ardı ardına kurulan bisiklet fabrikaları ile artan üretim bisikletin giderek yaygınlaşmasını sağladı. Hızlanan sanayi üretimi aracın konfor, hız gibi kullanım olanaklarını geliştirirken, rekabet de fiyatların düşmesine neden oluyordu. Artık bisiklet, bir kitle sporunun da aracıydı ve insanların yaşamına bir daha çıkmamak üzere kesin giriş yapmıştı.

   
Türkiye’de bisiklet
Elbette batıdan geldi bize bisiklet. “Ivır Zıvır Tarihi” üst başlıklı bir seri yayınlayan ve “ıvır zıvır”da bile ne denli geniş bir kültürel töz olduğunu gösteren Gökhan Akçura’nın bu seriden çıkan, “Evvel Zaman Bisiklet” isimli kitabında (Om Yayınları), Tarik gazetesinin 31 Ağustos 1885 tarihli nüshasındaki şu habere yer verilir: “Mösyö Tomas Stefans namında bir Amerikalı velespid ile önce İstanbul’a gelmiş, buradan da İzmit’e geçmiştir.” 5 günlük bir yolculuk sonunda Ankara’ya ulaşan Stefans’ı, Ankara Valisi, memurlar ve binlerce Ankaralı karşılar. Stefans, halkın coşkulu taleplerini kıramaz ve gazete haberine göre, “Üç defa şose üzerinde velespid ile yürüyüp, 1.200 yarda mesafeyi iki dakika on dört saniyede kat etmiş”tir.
Birkaç yıl sonra İstanbul sokaklarında tek tük bisikletler görülmeye başlanır. “Kibar Frenkler”, seçkin Osmanlılar ilk bisiklet meraklıları olur. Başlangıçta bisiklete günlük kıyafetle binilmez ve tıpkı jokeyler gibi başa bir kep takılır, golf pantolonu ve ceketi giyilirmiş. Cumhuriyetten sonra hızla yaygınlaşan bisiklet, 1940’lı yıllarda polis devriyeleri tarafından da kullanılır.
Başlangıçta şaşırtıcı bir icat olan bisiklet, bugün sayısız çeşitlilikte bir ulaşım olanağı olarak, modern dünyanın yaşamına katılıyor. Motorlu taşıtların egzoz gazlarıyla da beslenen küresel ısınma sorununa ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerinde görülen çileli trafik sorununa karşı önemli bir çözüm alternatifi olarak görülüyor üstelik. Kim bilir; çocukluk anılarının bu unutulmaz “oyuncağı” belki de daha temiz ve konforlu kentlerde yaşamamızın yolunu açacaktır…


Bisiklet nedir?

Karikatürist ve Birgün gazetesi yazarı ve tam bir bisiklet tutkunu olan
Aydan Çelik’in bisikletle ilgili harika manifestosundan sizler için bir bölüm…

eşitliktir : bazen o sizi taşır, bazen siz onu.
özgürlüktür : ferman padişahın, dağlar bizimdir.
kardeşliktir : bir ağaç gibi tek ve hür öte yandan.
tevazudur : estağfurullah beri yandan.
çocukluktur : hayatla izdivacın balayı günlerinden.
aylaklıktır : akreple yelkovana nispet.
sükunettir : ne der filozof: gürültü, zekayla ters orantılıdır.
rüyadır : üç yaşında başlar, hayat boyu sürer.
hayal gücüdür : durduğunda devrilir.
dengedir : statükoyla alakasız.
şeytan arabasıdır : itaat mi, o da kim?
aşktır : her bahar sırtınızı ürpertir.
bahardır : papatyalarla aynı nebatattan.
yazdır : yaz yaz bitmez bir metnin iki noktası.
kıştır : her mevsim vivaldi.
kendisidir : doğan görünümlü şahin değil.
devrimdir : gerçekçi olur imkansızı ister.
ütopyadır : ayaklar hep havada.
kırmızıdır : hayali cihan değer, hele bir ihtimal iken.
bi tur versenedir : boş arsaların rant'a yenik düşmediği zamanlardan.
aşüftedir : yoldan çıkartır.
rosinantedir : don kişot'un altında olsaydı değirmenler bizimdi.
köroğludur : otomobil icat olur mertlik bozulur.
tek kişilik karnavaldır : dünyanın sokaklarından.
 

Tour de France


Bisiklet sporu deyince akla gelen ilk ülke Fransa elbette. Bilinen en eski bisiklet yarışı 1868 baharında Paris’te yapılmıştı. İki kilometrelik bir parkurda koşulan bu ilk yarışı bir İngiliz kazandı.
Orijinal ismi, Tour de France olan Fransa Bisiklet Turu ise bisiklet sporunun en prestijli yarışı olarak 1903 yılından bu yana her yıl tekrar ediliyor. Yaklaşık son 50 yıldır popülaritesi iyice artan ve dünyanın en önemli spor organizasyonlarından biri haline gelen Fransa Bisiklet Turu, artık Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre ve İtalya’yı da içeren etaplardan oluşuyor. Sporcuların, 4.000 kilometreye yaklaşan ve bazı etapları 250 kilometreyi bulan bu yarış boyunca olağanüstü bir efor sarf etmesi, Fransa Bisiklet Turu’nu sadece dünyanın en çok izlenen değil, en zorlu yarışmalarından da biri haline getiriyor. Temmuz ayında gerçekleştirilen ve üç hafta süren tur, Fransa’nın ünlü Champs-Elysées meydanında sona eriyor.
Fransa Bisiklet Turu’nun simgesel yanlarından biri de yarış liderinin giydiği sarı mayo. Tüm sporcuların hayalini süsleyen sarı mayoyu üstünden hiç çıkarmayanlar da var. 1999-2005 yılları arasında üst üste 7 birincilik kazanarak “Tour de France”ın “Tour de Lance” olarak da anılmasına neden olan ABD’li sporcu Lance Armstrong bu konuda erişilmesi güç bir rekorun sahibi. Kanser hastalığına yakalanan ve son derece ağır bir tedavi sürecinin ardından yeniden yarışlara katılarak kazanan Armstrong, 2005’teki son şampiyonluğundan sonraya ortaya çıkan doping söylentileri nedeniyle de zor günler geçirdi. Bir yıl sonra aklandığı açıklanan Armstrong, resmi olarak doping ithamından kurtuldu. Ama Fransa Bisiklet Turu’nun üzerindeki doping gölgesi kalkmadı. 2007’deki son tur tam bir doping skandalına sahne oldu ve “favori” isimlerin de aralarında olduğu pek çok sporcu ve takım, turdan diskalifiye edildi.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR