|
Home Store'un
hayata geçiş sürecini kısaca özetleyebilir
misiniz?
Ailem ülkemizin önde gelen plastik
üreticilerinden biriydi. Ben de bu yüzden
bir süre bu işi sürdürdüm. Bir yandan da
hobi olarak dekorasyonla ilgileniyordum.
Dekorasyona olan ilgim her geçen gün daha da
arttı. 1986 yılına geldiğimizde yanımda bir
mimar arkadaş istihdam ettim. Bu adımı
atarken hiçbir profesyonel niyetim yoktu.
Amacım o güne dek yaptığım çizimlerin
arşivlenmesi filandı. Bu girişimde
bulunuşumun üstünden 3-4 gün geçmeden bir
arkadaşım ofisini dekore etmemi teklif etti.
Önce çok korktum. Sonra büyük bir heyecanla
bu işe sarıldım. Sonra da bu işin ardı
arkası kesilmedi. Çağlayan'da bir odanın
içinde bir yardımcıyla bu işe başladım.
Personel sayısı bir yıl içinde 30-40 kişiye;
iki yılın sonundaysa yaklaşık 300 kişiye
çıktı. Bu girişim ve hızlı büyüme Home
Store'un da ortaya çıkmasına neden oldu.
Dekorasyon sizinle başlayıp sizinle biten
bir iş değil. Mutlaka dışarıya bağımlısınız.
Malzemeyi ya da objeleri dışarıdan almak
durumundasınız. Bu da beklemek anlamına
geliyor. Ben beklemek istemedim; her şeyi
kendi bünyemde çözme yoluna gittim:
Seramikten musluğa kadar aklınıza ne
geliyorsa birçok malzemenin tedarikini
kendim sağladım. Kimini kendim imal ettim,
kimini de ithal ettim. O yüzden bir de "show-room"a
ihtiyaç duydum. Aileme ait olan plastik
fabrikasının 100-150 metrekarelik bölümünü
bu amaçla yeniden düzenledik. Home Store
markası işte bu esnada ortaya çıktı. Show-room'a
koyduğumuz ve tescil ettirdiğimiz isimdi.
Dekorasyon işlerim için LP Dekorasyon
(ismimin baş harfleri) adını kullanıyordum.
Show-room, çok kısa süre içinde büyüdü: 150
metrekarelik alan bir yıl içinde 2600
metrekareye genişledi. Alan genişleyince
show-room bünyesinde bir de restoran açtık.
Bu konsept tuttu ve Home Store markası da
oturmuş oldu.
"Dekorasyonculuk" ile "restorancılık"ı
bağdaştırmak ve böyle bir konsept oluşturmak
nereden aklınıza geldi?
Türkiye'de bir çıkarsınız, bir inersiniz. Bu
çıkış ve inişleri dengelemek için o zamanlar
10'a yakın şirket kurdum. "Birinde inersem,
diğerinde çıkarım" diye düşündüm galiba...
Tüm şirketlerin adı "Home" ile başlıyordu.
"Biri durursa öbürü kalkar" diye düşündüm.
Çünkü iyi bir tüccar değilim. O yüzden böyle
bir önlem geliştirdim galiba. Tek kaygım,
her şeyin en iyisi
yapmaktı. Maliyetini düşünmeden bir
şeyin en iyisini... Çağlayan'daki konsept
çok tuttu. O zamanlar rahmetli Özal dahil,
birçok seçkin şahsiyet Çağlayan'ı ziyaret
etti. Show-room bünyesinde restoran açmak,
ülkemizin iş hayatına yepyeni bir katkı,
yepyeni bir anlayış getirdi. Bu konsept,
yeni bir hayat felsefesinin de altını
çiziyordu. Çünkü bu kadar geniş bir mağazayı
gezmek ve her obje ya da malzemeye gerekli
ilgiyi göstermek epey bir zaman alıyordu. O
yüzden bu gezintiyi daha uzun tutmak ve
keyifli hale getirmek için olaya yemek
boyutunu da katmak ve gezintiyi hoş bir
molayla süslemek gerekiyordu. Bazı
müşterilerimiz tüm günlerini orada
geçirebiliyorlardı. Bu arada yemek
yiyebilmek ve müzik dinleyebilmek onların
tüm yorgunluklarını alıyor ve alışverişe
büyük bir keyif katıyordu. Restoran işi öyle
hoşlarına gitti ki müşterilerimizin
alışverişlerini bitirdikten sonra akşam da
burada kalıp keyifli bir ambiyansta
dinlenmek ve eğlenmek istediler. Bu talep
doğrultusunda Celal Çapa'yla birlikte
restoran faaliyetimizi daha da genişleterek
bir de eğlence boyutu ekledik. Akmerkez'in
açılmasıyla birlikte faaliyetlerimizi
Akmerkez'de yoğunlaştırdık. Başlangıçta 100
metrekarelik küçük bir mekan düşünürken
Akmerkez'deki dostlarımız bizi
cesaretlendirdi ve biz de daha büyük
düşünmeye başladık. Bugün 1400 metrekarelik
bir alanda hizmet veriyoruz. Akmerkez'e
girdiğimizde faaliyetimiz mobilya ve
aksesuarla sınırlıydı. Fakat yaşanan kriz ve
enflasyon bize yolumuzu değiştirtti:
Restorancılık ve giyimde karar kıldık.
 |
Yola dekorasyonla çıktınız ama şu an
restoran ve giyimle uğraşıyorsunuz. Peki
dekor yapmayı özlemiyor musunuz?
Dekor yapma ihtiyacımı kendi açtığımız ve
işlettiğimiz mağazaları düzenleyerek bir
nebze de olsa tatmin edebiliyorum. İleride
tekrar mobilya ve aksesuara girer miyiz; şu
an bilemiyorum. Home Store'un bugünlere
gelmesinde Atilla Aksoy'la yaptığım
ortaklığı da minnetle anmalıyım. Atilla
Bey'le 8 yıl ortaklık yaptıktan sonra bu
yılın başında yine güzel ilişkilerle
ayrıldık.
Home Store bundan sonra ne yapacak,
yoluna nasıl devam edecek?
şu an Home Store'u daha da büyütme projeleri
içindeyiz. Capitol Alışveriş Merkezi'nde 700
metrekarelik bir yer açmak üzereyiz.
Önümüzdeki dönem yurtdışına da açılacağız.
Bu doğrultuda ilk Home Store, Yunanistan'da
açılacak. Akmerkez'deki konsepti Atina'ya
taşıyacağız.
Dekorasyondan restorancılığa, tasarımdan
giyime kadar birçok alanda faaliyet
gösteriyorsunuz. Ve gördüğümüz kadarıyla
bütün işlerinizle yakından ilgileniyor ve
her işinize en ince ayrıntısına kadar dahil
olmak istiyorsunuz. Bu farklı işlere
adaptasyonunuzu nasıl sağlıyor, nasıl motive
oluyorsunuz?
 |
Adaptasyon yeteneğimi galiba babama
borçluyum. Henüz 4-5 yaşlarımda tornavida
tutmasını öğrenmiş birisiydim. İlkokula
başlamadan evin sigortasını
değiştirebiliyordum. Babam bende böyle bir
heves uyandırdı ve bu yönümü hep destekledi.
O yüzden birçok işe elim yatar. Pratik bir
yanım vardır: Bilmediğim, merak ettiğim ya
da mecbur kaldığım bir şeyi hemen öğrenirim.
Giyim işiyle uğraşıyorum: Mecbur kalırsam
düğme de dikerim kesim de yaparım.
Restorancılıkta da öyle baharatından
bulaşığına kadar her aşamaya katılabilirim.
O yüzden bir işin defosunun ya da hatasının
nereden kaynaklandığını hemen
kestirebilirim. Müdahale edip
düzeltebilirim. Yaptığım her işten zevk
almaya çalışırım; hiçbir işi angarya olarak
yapmam.
Siz hem yaratıcı hem de girişimci
yönünüzü birbiriyle bağdaştırarak başarılı
olmuş bir insansınız. Bu başarı hakkında
neler söyleyebilirsiniz?
Biz toplum olarak bugün yapmamız gereken
işleri hep yarına erteleriz. Aslında bugün
yaptıklarımız hepsini dün yapmamız
gerekirdi. Fikirlerin beklemeye tahammülü
yok. Yaratıcı ve yenilikçi bir fikir en
değerli sermayedir. Bugün aklınıza gelen bir
fikri yarına ertelerseniz eğer o fikir
çürür. Ben fikir gücüne çok inanırım.
Yaratıcı bir fikir, başlı başına bir
yatırımdır. Yaratıcılıkla girişimciliği
dengelemek gerekir. Ticari düşünebilmek de
çok önemlidir. Ben canım istediğinde çok iyi
bir şekilde "ticari" düşünebilirim. Ama şu
ara "ticari" düşünmek işime gelmiyor: Ben
daha çok yaratıcı olmak istiyorum. Kendime
ve hobilerime vakit ayırmak istiyorum.
Ticareti de benim adıma başkaları düşünsün.
Avrupa Birliği'yle Türkiye ilişkileri
gitgide sıcaklaşıyor. Avrupa'yla ilişkileri
olan bir girişimci olarak Türkiye'nin
Avrupa'da avantajlı olduğu ülkeler
hangileri?
Kendi ilgi ve faaliyet alanlarım açısından
değerlendirme yapacak olursam İtalyanların
bize çok benzediğini söyleyebilirim. Bizimle
İtalyanların dokusu çok iyi uyuşuyor. Onlar
kadar olmasa da İspanyollar için de aynı
şeyi söyleyebilirim.
Sizin çevrenize bakışınız ilginç:
Çevrenizdeki her şeyde tasarlanacak ya da
yeniden düzenlenecek bir yan buluyorsunuz
galiba?
Evet! Eskiden bu daha fazlaydı. şimdi fazla
zaman bulamıyorum. Çevremdeki her şeye
mutlaka elimin değmesi gerekiyor. Çünkü
onlarla birlikte yaşıyorum. Onlara yaptığım
katkıyı görerek ya da onlardaki değişikliği
ve güzelliği seyrederek dinlenebiliyorum.
Eskiden bahçe peyzajımı da kendim yapardım:
Ağaçları kendim budar, çiçekleri kendim
ekerdim mesela... Evimin içi için de aynı
şey geçerli. Hep çalışırdım. şimdi o kadar
zaman bulamıyorum.
 |
Araba sevdanızı biliyoruz. En çok
sevdiğiniz arabaları sorsak?
Araba benim için büyük bir hastalık. Ben
model ya da marka sevmem. Arabanın kendisini
severim: Yani her tür arabayı severim. İlla
marka diyorsanız şu sıralar Audi'ler hoşuma
gidiyor.
Bilmediğimiz tutku ve meraklarınızdan da
söz edebilir misiniz?
17 yaşımdayken bir plak doldurmuştum. Gitar
çalıp şarkı söylemiştim, tüm besteler de
bana aitti. Piyasada ilgi görmüş, 2.000 adet
filan satılmıştı o zamanlar. O plak,
bugünlerde yeniden gündeme geldi. Bir
arkadaşım plağı CD'ye çekecek.
Müzikle aranız nasıl?
Müzik dinlemek için müziğe zaman ayırmak
gerek. O anlamda müzikle aram hiç iyi
sayılmaz. Ama çalışırken fonda her zaman
mutlaka bir müzik olur.
Peki ya sinema?
3 senedir sinemanın kapısından geçmedim.
Televizyonda sürekli zaping yapıyorum. Bir
tek "Kurtlar Vadisi"ni seyrediyorum. Oğlum
da seviyor; ben de ona takılıyorum ama benim
de hoşuma gidiyor.
İçkiyle aranız nasıl?
En çok sevdiğimi içki rakıdır. Eskiden
içerdim. Ama 2 senedir neredeyse hiç
içemiyorum. Ama sigara dersen, içiyorum: Hem
de elimden düşürmemecesine...
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Fenerbahçeliyim. Ama takım kadrosunu
sorsanız sayamam. Babama duyduğum sevgiden
dolayı ben de Fenerbahçeli oldum. Benim
taraftarlığım babama bir selam aslında. Maç
filan seyredemiyorum. Vakit bulduğumda
Akmerkez'e gidip orada vakit geçirmeyi daha
çok tercih ediyorum.
 |
şimdi hiçbir işiniz olmasa ve bütün
vaktiniz size kalsa ne yaparsınız?
Böyle bir şey ister miyim, bundan emin
değilim. Ama şu an bir fırsat yakalasam
deniz kıyısına gitmek ve denizin sesini
dinlemek isterdim. Doğayla uğraşmak
isterdim. En çok dinlendiğim yer doğa
çünkü... Hüseyin Usta'nın atölyesine gitmek;
orada arabalarla daha çok oynamak, daha
fazla çay içmek isterdim.
Boş ve yalnız kalmaktan korkuyorsunuz
galiba?
Kesinlikle! Ne boş ne de yalnız kalmak
isterim. Zaman zaman boş ve yalnız kalayım
yeter. Emeklilik bize göre değil. Rahmetli
babam da öyle; 82 yaşına kadar çalıştı.
Çalışırken yalnız kalmak istemem. Kapım
sürekli açıktır: Girenin çıkanın haddi
hesabı yoktur. Marko Paşa gibiyim, sürekli
dert dinlerim. Her şeyden haberdar olmak
isterim. Yalnız kalmak istediğimde eve
çekiliyorum. Çalışma odama kapanıp kendimi
şarj ediyorum. |