SİTE İÇİ ARAMA

 

   

70'li yıllardan bu yana yaşanan enflasyonlarla "sıfır"lara boğulan Türk Lirası, 1 Ocak 2005'le birlikte yeniden sadeleşiyor. Bu operasyonu ve operasyonla oluşacak

 

(Soldan Sa⁄a) Birol Cabadak, Tezcan Yaramancı, Engin Başaran, Deniz gökçe, Garip Sahillioğlu, Tarık Aşkın, Ali İhsan Gelberi.

yeni durumu konunun uzmanlarıyla değerlendirdik. Çırağan Sarayı'nda düzenlenen yemekli sohbet toplantısının ev sahipliğini Mars Lojistik Genel Müdürü Garip Sahillioğlu yaptı. Toplantıya Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Deniz Gökçe, Kamu Ortaklığı ⁄daresi eski başkanı Tezcan Yaramancı, Garanti Bankası Koordinatörü Ali ⁄hsan Gelberi, Eczacıbaşı Bilgi ⁄letim Genel Müdürü Dr. Tarık Aşkın, Logo Yazılım Genel Müdürü Birol Cabadak ve Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Engin Başaran katıldı. Bunca değerli ismi bir arada bulmuşken sadece YTL'ye değil; "Eğitim" ve "Avrupa Birliği"ne ilişkin de değerlendirmeler yaptık.

Lira, yenileniyor...

Deniz Bey, paradan sıfır atmak, iktisadi açıdan nasıl bir anlam taşıyor, kısaca özetleyebilir misiniz?
Deniz Gökçe: Bütün finansal varlıklar, onları çıkaranların bilançosunda borç kalemi olarak görünür. Ama onları elinde tutanların bilançosunda aktiftedir.
Hazine bonosu, hazinenin bilançosunda pasiftedir. Buna karşın herhangi bir banka ya da kurumun bilançosunda ise aktifte görünür. Örneğin hisse senedi, eğer Erdemir tarafından çıkarılıyorsa Erdemir'in kendi bilançosunda pasifte, menkul kıymetler şirketinde veya bankanın bilançosunda da aktifte olur. Bu bir genel kural. Para da bir finansal varlık. Satın alma gücü veriyor size. Diğerlerinden bir tek farkı var: Elinde tuttuğun sürece paranın faizi yok. Getirisi yok ama götürüsü var. Parayı işletmediğiniz sürece enflasyondan dolayı büyük kayıplar yaşayabilirsiniz. Para da onu çıkaranın bilançosunda pasifte görünür. Kağıt paraları Merkez Bankası çıkardığına göre, orada pasifte görünüyor. Merkez Bankası'nın hisseleri Hazine'nin elinde olduğuna göre para, devletin direkt borcudur. Bu paradan teknik sorunları aşmak üzere 6 tane sıfır atıyoruz. İyi ama ben bu parayı elimde tutuyorum. İster devlete çalışmışım, ister tarladaki ürünümü satmışım ya da özel sektörde çalışmışım ki bunu vermişler bana. Benim alacağım o çünkü, benim varlığım. Sadece sıfırları atıp fiyatları düşürmeseydik devletin bana olan borcu azalmış olacaktı. Ama halk olarak benim alım gücüm de azalacaktı. O nedenle fiyatların da düşürülmesi lazım. Sıfırları atarken fiyatları düşürürseniz, 1 milyar yerine 1.000 yazarsanız, 200 milyon ev kirasının yanına 200 yazarsanız, 1.000'in 200'e oranıyla 1 milyarın 200 milyona oranı aynı şeydir, dolayısıyla rölatif varlık pozisyonunda hiçbir şey değişmemiş olur. Burada birinci kural, sıfırların atılmasıyla fiyatlardan da sıfırların atılmasını aynı anda gerçekleştirirsen kimse zarar etmez.

Paradan sıfır atma operasyonlarının dünyadaki uygulamalarına da değinebilir misiniz?


Deniz Gökçe: Dünyada bugüne kadar son 100 senede parasından sıfır atan 49 ülke var. Bunu beş defa yapanlar var. Almanya iki Dünya Savaşı sırasında da yapmış. Yunanistan içsavaştan sonra yapmış. Meksikalılar, Arjantinliler... Problem yaşamış hiçbir ülke yok. Sonuçta şu kağıdı veriyorum, bu kağıdı alıyorum.

Türkiye'de bu uygulamaya geçiş tarihi sizce uygun mudur?
Deniz Gökçe: Burada tek bir soru var: Türkiye makro ekonomik hedeflerine ulaşmış ve enflasyonu yeterince düşürmüş mü? Enflasyon bir daha yükselmeyecek mi? Diyelim ki üç sene sonra enflasyon yine yüzde 70'lere çıktı, üç sene de öyle devam etti. Bir daha sıfır atmak zorunda kalacaksınız. Eğer Türkiye bir daha enflasyon yaşamayacak diyorsanız, zaman doğru zaman. Bir kural var: Bir para kupürü, ekonominin içindeki nakit paranın yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyorsa, ek kupürlü banknot getirmek gerekir. Bizde 20 milyonluk banknot, toplam kupürlerin yüzde 83'e yakın kısmını oluşturuyor. Türkiye'nin bu yıl için önünde iki alternatif vardı: Ya 50 milyon ve 100 milyonluk banknotları basmak ya da sıfırları atmak. Yeni banknot basmak enflasyonun düşmediğini deklare etmek anlamına gelir, bir de müthiş bir masraf yaratır. Kağıt paralar çok çabuk eskiyor. Karar verdiler o zaman, enflasyonun düştüğüne inanıyoruz, problem de büyümeyecek, sıfırları atalım dediler.

Peki bu operasyona bir de sokaktaki vatandaş cephesinden yaklaşırsak...
Deniz Gökçe: Vatandaş sürekli aldatılmaya alıştığı için ve biraz yapı olarak da şikayeti sevdiği için "Birileri sıfırları yuvarlayacak, bu sıfırları yukarı doğru yuvarlayınca ben mağdur olacağım, o halde ben de yuvarlayayım" diyor. Örnek: İki haftadır uğraşıyorum. Beşiktaş-Üsküdar motorları fiyatlarını 750 bin TL'ye indirmişler, sonra da 800 bine çıkarmışlardı. Geçen hafta 1 milyona çıkarmışlar. İskeleye de kağıt asmışlar: "Ziraat Bankası, bozuk para veremediği için, zam yapmak zorunda kaldık."

Engin Başaran: O şikayetler bize de ulaştı. Buna benzer başka şikayetler de almaya başladık.

Deniz Gökçe: Bunlar monopol haline gelmiş durumda. Ama fiyatları istedikleri gibi belirleyebilmelerini de engellemek gerekir. Fiyatların bu şekilde yukarıya doğru yuvarlanması, enflasyonu yükseltir.

Ali İhsan Gelberi: "Bozuk para yok" gerekçesi ileride de karşımıza çıkabilir. Darphanenin yeterli bozuk para basması gerekir.

Tezcan Yaramancı: Yukarıya yuvarlama, 'bedavadan para kazanma içgüdüsü'nden kaynaklanan bir hadise. Türkiye YTL yerine "millira" diye yeni bir para birimi getirseydi ve bir milyon liraya da milyon lira denseydi ne değişirdi? Bütün bu konuştuklarımız Euro geçişinde oldu. Her ülkenin parasının çapraz kurları var. O ülkeler Euro'ya geçerken küsuratları yuvarlama teamülü oldu. Hatırlarsanız o tarihte Avrupa ortalamasının Ocak ayı enflasyonunu yüzde 2'ye yükseldi.

YTL dönüşümüyle ilgili olarak ortaya çıkabilecek yazılım ve donanım sorunları nelerdir?

Birol Cabadak: Toplam değişimin içinde software'in payı yüzde 10 civarında. 2000 ve 2001 krizi nedeniyle, KOBİ'ler başta olmak üzere, bilişim altyapılarına hiç yatırım yapılmadı. Hem PC'ler eski, hem de yazılımlar DOS üzerinde kaldı. Dört senedir ertelendi o yatırımlar. Son sürümleri takip edenlerin süre olarak bir günde, maliyet olarak da 100 dolar seviyesinde bir 'upgrade' ile son sürüme geçmesi gerekiyor. Ama şurada problem çıkıyor; donanımlarının, işletim sistemlerinin de değişmesi gerekiyor. 2000 yılından önce satılan yazarkasaların fiziksel olarak tamamen değişmesi gerekiyor. Bu cihazların yazılımı güncellenerek veya yeni bir yazılım yüklenerek YTL'ye uyarlanması mümkün değil. Ekim ayında çok yoğun bir taleple karşılaştık. Yoğunluğumuz her geçen gün artıyor. Daha da artacak; çünkü 135 bine yakın kullanıcımız var ve bunların yarısına yakını DOS ve eski PC'lerle çalışıyor. Sadece bizim müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için 128 bin adam /gün'e ihtiyaç var. O yüzden Aralık'ta da yoğun bir donanım sıkıntısı yaşanabilir. Bunu tetikleyen en önemli nedenlerden biri de toplum olarak her şeyi son dakikaya bırakma eğilimimiz. Basın da oluşabilecek bir takım teknik sorunları kamuoyuna anlatmakta geç kaldı. Korkum şu ki, iyi bir planlamayla çok kolay olabilecek bir geçişi elbirliğiyle sorun haline getireceğiz sanki.


Tezcan Yaramancı:
şu anda sadece büyük süpermarket ve hipermarketler için gereken bozuk para kasası 8.000 adet. Ve bu daha tedarik edilmiş değil. Sistemin çabuklaşması için madeni para sayma makineleri, iade makineleri gerekir. şu anda bir süpermarket gişesinde bir ödeme yapmak ortalama 40-45 saniye alıyor, bu makineler ikmal edilmemişse bu süre üç dakikaya kadar çıkabilir.

Birol Cabadak: Bir çekmeceye iki türden kupürün birden sığması mümkün değil. Kimileri iki çekmece kullanarak bu sorunu çözmeyi düşünüyor. 50-60 kasalı büyük marketler ise ön tarafa 10 tane YTL dönüşüm kasası yerleştirerek büyük kasalarda sadece YTL ve kredi kartıyla işlem yaparak önlem almayı düşünüyor.
 

Tarık Aşkın: Standart yazılım kullanma alışkanlığının (LOGO gibi standartları dışarıda bırakıyorum) Türkiye'de çok az olmasından dolayı, sorunların büyük kısmının halledilemediğini düşünüyorum. Örneğin birçok tekstil şirketi var. Onların kendilerine özel, kendi yazılım gruplarına yazdırılmış yazılımları var. şu an Bodrum'da barcılık yapan bir adama yazdırılmış bir programın da YTL'ye dönüşümünün yapılması gerekiyor. Biz SAP uyarlamaları da yapıyoruz. Bir SAP YTL dönüşümü projesi en az yüz danışman günü gerektiriyor. 1 Ocak 2005'in de gerisine sarkan bir proje planı var. Düşünün, Türkiye'de yaklaşık 4.000 şirket SAP kullanılıyor. şu anda piyasada SAP uzmanı bulunamıyor. Ben eminim ki bu şirketlerin en az dörtte biri problem yaşayacak. Bu SAP için böyle, J.D. Edwards için böyle, Oracle üzerinde yazılmış olan EIP için böyle... 2000 yılında tarih problemi çok abartılmıştı. Fakat YTL dönüşümü ise biraz görmezden gelindi.

Birol Cabadak: 2000 yılında 1 Ocak ya da 2 Ocak tarihini gördüğümüzde herkes "Hiçbir şey olmadı" dedi. Çünkü herkes önlemini almıştı. YTL'ye dönüş, bunun onda biri kadar bir sorun aslında. Planladığınızda kolaylıkla dönüştürebilirsiniz. Fakat, hala farkındalık olmadığı için, bunu bir sorun haline getirmek üzereyiz.
 

Tezcan Yaramancı: Olayın magazin tarafı ön plana çıktı. Görüntü üzerinde duruldu. Ama, bu taraflar hallolmadığı için orada sorun yaşanabilir.
Bu operasyonun Hazine'ye ekonomik bir getirisi olacak mı?
Ali İhsan Gelberi: Emisyon hacmi ciddi olarak artacak. Türkiye'de emisyon şu anda gayri safi milli hasılanın yüzde 3'ü kadar. AB üyesi ülkelerde Euro'ya geçmeden önce bu oran 5,2'ydi. Bizim de beklentimiz, emisyon hacmimizin 5,2'ye çıkması. Bozuk paradaki emisyon hacmi ise GSMH'nin 1,1'i. Bunun da YTL ile yüzde 5 gibi bir orana çıkmasını bekliyoruz. Böyle bir şey olursa emisyon hacmi 12 katrilyon artıyor. Bu, Merkez Bankası ve Hazine için senyoraj geliri demek. Bu aslında borç stoğunda o kadarlık bir azalış anlamına geliyor.

Deniz Gökçe: Senyoraj geliri şu: Para basma hakkı olan, para bastıkça değer yaratmış oluyor. Paranın basıldığı kağıdın maliyeti üç beş kuruş. Ama üzerinde "milyon" yazıyor. Senyoraj da paranın üzerinde belirtilen miktarla paranın üretilme maliyeti arasındaki farkın adı. Türkiye'de emisyon %3 civarında. Oysa bütün ülkelerde bu oran %5,9 civarındadır. Metal parada da bizde yüzde 1 civarında. Dünya ortalaması ise 5,2. Çünkü Türk lirasından kaçıp dövize gidiyoruz. Büyük işlemleri dövizle yaptığımız için Türk parasının itibarı yok. şimdi itibarı oluşacak. Bu itibarın olması için biz daha çok Türk parası tuttukça senyoraj geliri de oluşmuş olacak.

YTL ile birlikte Türk Lirası yeniden itibar kazanacak mı?
Tezcan Yaramancı: Ben, ilgili olduğum şirketlerin yönetim kurullarında, yeni yıla Yeni Türk Lirası ile girme konusunda ısrarcı oldum. Dolar fiyatı, Euro fiyatı yok. Bunu, arkadaşların da toleransıyla kabul ettirdik. Bu dönüşümü sağlamak için herkesin seferber olması gerekiyor. Öncelikle de devletin. Çünkü devlet bile dolarla iş yapıyor. Bence YTL ile birlikte toplumdaki "para ülkenin namusudur" fikrinden hareketle bu konunun üzerine gidilmesi lazım. Dolarize olmuş ekonomimizi, Türk liralaştırmak lazım. Tekrardan bir Türk Lirası bilinci yaratmak lazım.

Garip Sahillioğlu: Biz de Mars Lojistik olarak işlemlerimizi Türk Lirası'yla gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bizim fiyatlarımız da şu an döviz, genellikle de dolar üzerinden. Türk Lirası'na geçmeyi biz de arzuluyor ve altyapımızı buna göre şekillendiriyoruz. Türk Lirası'na geçmek bizi rahatlatacaktır. Sonuçta, zaten Türk parasıyla faturalandırma yapıyoruz.
 

Türk Lirası'nın itibar kazanması tüketici cephesinde nasıl bir yankı yaratacaktır?
Engin Başaran: Türk Lirası ile işlem yapılması tüketiciler olarak bizim de lehimize olacaktır. Zaten enflasyonunun düşmesiyle birlikte yabancı paradan kaçış başladı. Tüketiciler artık kiralarını dolarla ödememek için mahkemelere başvuruyorlar. Yargıtay bu konuda emsal kararlar çıkarmaya başladı.
Bu bağlamda bizim en çok sıkıntı duyduğumuz konulardan biri de etiketlendirme. Tüketicinin evrensel tüketici hakkında bilgilendirilmesi son derece önemli. YTL konusunda sadece yaşlılar zorlanmayacak. Bugün en çok alışveriş yapan kadın tüketiciler. Onlar da eminim çok zorlanacaklar ve sanırım kredi kartı kullanımı da artacak. Bir defa Türkiye'de etiket kullanma alışkanlığı yok. Ben dün Akmerkez'i gezdim, ayakkabı bakacaktım. Sadece tek bir ayakkabı mağazasında etiket gördüm. Mağazalara "Niye etiket yok" diye sordum. "Ben fiyatımı koyduğum zaman, tüketici daha pahalı olduğumu görüyor, o yüzden etiket koymuyorum. Rekabet yaratmak istemiyorum" diye bir yanıt aldım.
Biz yerel yönetimlere bunu defalarca ilettik. Uygulatmak istedik ama yerel yönetimler esnafla kötü olmamak adına ısrarcı olmadı. Bu çerçevede "İstanbul Konseyi" adında bir girişim oluşturuldu. İstanbul Ticaret Odası, Sanayi Odası ve Büyükşehir Belediyesi'nin yer aldığı bu konseyde Tüketicinin Korunması Komisyonu Başkanı olarak görev aldım. Ortak bir kampanya başlattık. Fakat yine başarılı olamadık. Seçime yakın bir dönemdi. Dernek olarak, Bakanlıklarla yazıştık: 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Yasası çerçevesinde çıkarılan Etiket ve Tarife Yönetmeliği'ne uyulması konusunda denetimlerin çok sıkı bir şekilde yapılmasını istedik.
Dernek olarak, YTL konusunda da Milli Eğitim Bakanlığı'yla bir çalışma başlatmak istedik. Hiç olmazsa matematik öğretmenleri bir veya iki ders saatlerinde öğrencilerle uygulamalı olarak YTL-TL dönüşümü konusunu işlesinler dedik. Mümkünse bunu televizyonda da uygulamalı olarak gösterilmesini istedik.

Deniz Gökçe: Uzun vadede, tüketiciyi kendisinden başka kimse koruyamaz. Tüketiciyi bilinçlendirmek önemli. Engin Hanım'ın yaptığı iş o nedenle önemli. Tüketicinin uzun vadede kendi ayaklarının üzerine basması gerekiyor.

Kamuoyu, YTL konusunda yeterince aydınlatıldı mı sizce?
Tarık Aşkın: Geçenlerde Meksika Merkez Bankası Başkanı'nın bir konuşmasını dinledim. Onlar üç sıfır atmışlar. Uygulamayı anlatmak için inanılmaz bir kampanya hazırlamışlar. Özellikle yaşlılara ve çocuklara yönelik reklam filmleri çok etkileyici.

Ali İhsan Gelberi: Sadece devlete değil, çeşitli kurumlara da bu konuda görev düşüyor. Ben bir ay önce Merkez Bankası'ndaydım. Ankara Sanayi Odası, TOBB; bunların hepsinde Merkez Bankası tarafından üyelere seminerler verildi. Ankara Sanayi Odası ve TOBB birer kitapçık bastırdı, tüm üyelerine dağıttı. Fakat üyeler hala, bizim alışkanlıklarımız gereği son dakikaya kadar bekliyorlar.

Birol Cabadak: Yaklaşık 14 senedir LOGO'dayım, birçok kanun değişikliği yaşadık. İlk defa şöyle bir şeye şahit oldum: şubat'ta komisyonlar kuruldu, ytl.gen.tr diye bir site var, her komisyonun toplantısı yapıldıktan bir saat sonra sonuçlar orada yayınlanıyor. En güncel bilgiyi alabiliyorsunuz. Hatta yanlış anlaşılmaması için Süreyya Serdengeçti prezentasyonlar hazırlıyor. Merkez Bankası, BDDK, Maliye Bakanlığı bu konuda çok doğru çalışıyor.

Tezcan Yaramancı: Merkez Bankası, bu konuda üzerine düşeni yapmıştır. Çok erken tarihte düğmeye bastı. Gereken konularda bilgilendirme yaptı. Eğer siz bir yöneticiyseniz, özel tedbir geliştirirsiniz. Amerikan ordusunda kumandan emir verir; Amerikan askeri "Yes sir" der, gider. Türk ordusunda bizim kumandan emir verir; asker emri tekrar eder. Asker, Türkiye gerçeğini gayet iyi özümsediği için böyle bir uygulamaya başvurmuş. Biz de YTL konusuna bu gerçekten yola çıkarak yaklaşmalıydık. Belki de birilerinin bundan altı ay önce "Yarın donanımsız kalacaksınız, donanımınızı şimdiden alın" demesi gerekirdi.

YTL dönüşümü sizce tüketim alışkanlıklarını ne yönde etkileyecek?
Tezcan Yaramancı: Milyonlardan, milyarlardan binli rakamlara, yüzlü rakamlarla inilmesinin psikolojik bir etkisi var. 3 bin liralık bir mal, ne kadar bilinçli, ne kadar matematiksel olsanız bile telaffuz itibariyle bir ucuzluk izlenimi yaratıyor ister istemez. Dolayısıyla bu durum insanların tüketim isteklerini kışkırtacaktır. "Bu mal ucuzladı, ucuzlamışken ihtiyacım olmasa da bir tane alayım" tepkisini tehlikeli buluyorum. Türkiye bu sendromu daha önce kredi kartlarıyla yaşadı.


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR