|
Deniz Bey, paradan
sıfır atmak, iktisadi açıdan nasıl bir anlam
taşıyor, kısaca özetleyebilir misiniz?
Deniz Gökçe:
Bütün finansal varlıklar, onları
çıkaranların bilançosunda borç kalemi olarak
görünür. Ama onları elinde tutanların
bilançosunda aktiftedir.
Hazine bonosu, hazinenin bilançosunda
pasiftedir. Buna karşın herhangi bir banka
ya da kurumun bilançosunda ise aktifte
görünür. Örneğin hisse senedi, eğer Erdemir
tarafından çıkarılıyorsa Erdemir'in kendi
bilançosunda pasifte, menkul kıymetler
şirketinde veya bankanın bilançosunda da
aktifte olur. Bu bir genel kural. Para da
bir finansal varlık. Satın alma gücü veriyor
size. Diğerlerinden bir tek farkı var:
Elinde tuttuğun sürece paranın faizi yok.
Getirisi yok ama götürüsü var. Parayı
işletmediğiniz sürece enflasyondan dolayı
büyük kayıplar yaşayabilirsiniz. Para da onu
çıkaranın bilançosunda pasifte görünür.
Kağıt paraları Merkez Bankası çıkardığına
göre, orada pasifte görünüyor. Merkez
Bankası'nın hisseleri Hazine'nin elinde
olduğuna göre para, devletin direkt
borcudur. Bu paradan teknik sorunları aşmak
üzere 6 tane sıfır atıyoruz. İyi ama ben bu
parayı elimde tutuyorum. İster devlete
çalışmışım, ister tarladaki ürünümü satmışım
ya da özel sektörde çalışmışım ki bunu
vermişler bana. Benim alacağım o çünkü,
benim varlığım. Sadece sıfırları atıp
fiyatları düşürmeseydik devletin bana olan
borcu azalmış olacaktı. Ama halk olarak
benim alım gücüm de azalacaktı. O nedenle
fiyatların da düşürülmesi lazım. Sıfırları
atarken fiyatları düşürürseniz, 1 milyar
yerine 1.000 yazarsanız, 200 milyon ev
kirasının yanına 200 yazarsanız, 1.000'in
200'e oranıyla 1 milyarın 200 milyona oranı
aynı şeydir, dolayısıyla rölatif varlık
pozisyonunda hiçbir şey değişmemiş olur.
Burada birinci kural, sıfırların atılmasıyla
fiyatlardan da sıfırların atılmasını aynı
anda gerçekleştirirsen kimse zarar etmez.
Paradan sıfır atma operasyonlarının
dünyadaki uygulamalarına da değinebilir
misiniz?
 |
Deniz Gökçe:
Dünyada bugüne kadar son 100 senede
parasından sıfır atan 49 ülke var. Bunu beş
defa yapanlar var. Almanya iki Dünya Savaşı
sırasında da yapmış. Yunanistan içsavaştan
sonra yapmış. Meksikalılar, Arjantinliler...
Problem yaşamış hiçbir ülke yok. Sonuçta şu
kağıdı veriyorum, bu kağıdı alıyorum.
Türkiye'de bu uygulamaya geçiş tarihi
sizce uygun mudur?
Deniz Gökçe:
Burada tek bir soru var: Türkiye makro
ekonomik hedeflerine ulaşmış ve enflasyonu
yeterince düşürmüş mü? Enflasyon bir daha
yükselmeyecek mi? Diyelim ki üç sene sonra
enflasyon yine yüzde 70'lere çıktı, üç sene
de öyle devam etti. Bir daha sıfır atmak
zorunda kalacaksınız. Eğer Türkiye bir daha
enflasyon yaşamayacak diyorsanız, zaman
doğru zaman. Bir kural var: Bir para kupürü,
ekonominin içindeki nakit paranın yüzde
60'ından fazlasını oluşturuyorsa, ek kupürlü
banknot getirmek gerekir. Bizde 20 milyonluk
banknot, toplam kupürlerin yüzde 83'e yakın
kısmını oluşturuyor. Türkiye'nin bu yıl için
önünde iki alternatif vardı: Ya 50 milyon ve
100 milyonluk banknotları basmak ya da
sıfırları atmak. Yeni banknot basmak
enflasyonun düşmediğini deklare etmek
anlamına gelir, bir de müthiş bir masraf
yaratır. Kağıt paralar çok çabuk eskiyor.
Karar verdiler o zaman, enflasyonun
düştüğüne inanıyoruz, problem de
büyümeyecek, sıfırları atalım dediler.
Peki bu operasyona bir de sokaktaki
vatandaş cephesinden yaklaşırsak...
Deniz Gökçe:
Vatandaş sürekli aldatılmaya alıştığı için
ve biraz yapı olarak da şikayeti sevdiği
için "Birileri sıfırları yuvarlayacak, bu
sıfırları yukarı doğru yuvarlayınca ben
mağdur olacağım, o halde ben de
yuvarlayayım" diyor. Örnek: İki haftadır
uğraşıyorum. Beşiktaş-Üsküdar motorları
fiyatlarını 750 bin TL'ye indirmişler, sonra
da 800 bine çıkarmışlardı. Geçen hafta 1
milyona çıkarmışlar. İskeleye de kağıt
asmışlar: "Ziraat Bankası, bozuk para
veremediği için, zam yapmak zorunda kaldık."
Engin Başaran:
O şikayetler bize de ulaştı. Buna benzer
başka şikayetler de almaya başladık.
Deniz Gökçe:
Bunlar monopol haline gelmiş durumda. Ama
fiyatları istedikleri gibi
belirleyebilmelerini de engellemek gerekir.
Fiyatların bu şekilde yukarıya doğru
yuvarlanması, enflasyonu yükseltir.
Ali İhsan Gelberi:
"Bozuk para yok" gerekçesi ileride de
karşımıza çıkabilir. Darphanenin yeterli
bozuk para basması gerekir.
Tezcan Yaramancı: Yukarıya yuvarlama,
'bedavadan para kazanma içgüdüsü'nden
kaynaklanan bir hadise. Türkiye YTL yerine "millira"
diye yeni bir para birimi getirseydi ve bir
milyon liraya da milyon lira denseydi ne
değişirdi? Bütün bu konuştuklarımız Euro
geçişinde oldu. Her ülkenin parasının çapraz
kurları var. O ülkeler Euro'ya geçerken
küsuratları yuvarlama teamülü oldu.
Hatırlarsanız o tarihte Avrupa ortalamasının
Ocak ayı enflasyonunu yüzde 2'ye yükseldi.
YTL dönüşümüyle ilgili
olarak ortaya çıkabilecek yazılım ve donanım
sorunları nelerdir?
|
 |
Birol Cabadak: Toplam değişimin
içinde software'in payı yüzde 10 civarında.
2000 ve 2001 krizi nedeniyle, KOBİ'ler başta
olmak üzere, bilişim altyapılarına hiç
yatırım yapılmadı. Hem PC'ler eski, hem de
yazılımlar DOS üzerinde kaldı. Dört senedir
ertelendi o yatırımlar. Son sürümleri takip
edenlerin süre olarak bir günde, maliyet
olarak da 100 dolar seviyesinde bir 'upgrade'
ile son sürüme geçmesi gerekiyor. Ama şurada
problem çıkıyor; donanımlarının, işletim
sistemlerinin de değişmesi gerekiyor. 2000
yılından önce satılan yazarkasaların
fiziksel olarak tamamen değişmesi gerekiyor.
Bu cihazların yazılımı güncellenerek veya
yeni bir yazılım yüklenerek YTL'ye
uyarlanması mümkün değil. Ekim ayında çok
yoğun bir taleple karşılaştık. Yoğunluğumuz
her geçen gün artıyor. Daha da artacak;
çünkü 135 bine yakın kullanıcımız var ve
bunların yarısına yakını DOS ve eski
PC'lerle çalışıyor. Sadece bizim
müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak
için 128 bin adam /gün'e ihtiyaç var. O
yüzden Aralık'ta da yoğun bir donanım
sıkıntısı yaşanabilir. Bunu tetikleyen en
önemli nedenlerden biri de toplum olarak her
şeyi son dakikaya bırakma eğilimimiz. Basın
da oluşabilecek bir takım teknik sorunları
kamuoyuna anlatmakta geç kaldı. Korkum şu
ki, iyi bir planlamayla çok kolay olabilecek
bir geçişi elbirliğiyle sorun haline
getireceğiz sanki.
Tezcan Yaramancı:
şu anda sadece büyük süpermarket ve
hipermarketler için gereken bozuk para
kasası 8.000 adet. Ve bu daha tedarik
edilmiş değil. Sistemin çabuklaşması için
madeni para sayma makineleri, iade
makineleri gerekir. şu anda bir süpermarket
gişesinde bir ödeme yapmak ortalama 40-45
saniye alıyor, bu makineler ikmal
edilmemişse bu süre üç dakikaya kadar
çıkabilir.
Birol Cabadak:
Bir çekmeceye iki türden kupürün birden
sığması mümkün değil. Kimileri iki çekmece
kullanarak bu sorunu çözmeyi düşünüyor.
50-60 kasalı büyük marketler ise ön tarafa
10 tane YTL dönüşüm kasası yerleştirerek
büyük kasalarda sadece YTL ve kredi kartıyla
işlem yaparak önlem almayı düşünüyor.
 |
Tarık Aşkın:
Standart yazılım kullanma alışkanlığının
(LOGO gibi standartları dışarıda
bırakıyorum) Türkiye'de çok az olmasından
dolayı, sorunların büyük kısmının
halledilemediğini düşünüyorum. Örneğin
birçok tekstil şirketi var. Onların
kendilerine özel, kendi yazılım gruplarına
yazdırılmış yazılımları var. şu an Bodrum'da
barcılık yapan bir adama yazdırılmış bir
programın da YTL'ye dönüşümünün yapılması
gerekiyor. Biz SAP uyarlamaları da
yapıyoruz. Bir SAP YTL dönüşümü projesi en
az yüz danışman günü gerektiriyor. 1 Ocak
2005'in de gerisine sarkan bir proje planı
var. Düşünün, Türkiye'de yaklaşık 4.000
şirket SAP kullanılıyor. şu anda piyasada
SAP uzmanı bulunamıyor. Ben eminim ki bu
şirketlerin en az dörtte biri problem
yaşayacak. Bu SAP için böyle, J.D. Edwards
için böyle, Oracle üzerinde yazılmış olan
EIP için böyle... 2000 yılında tarih
problemi çok abartılmıştı. Fakat YTL
dönüşümü ise biraz görmezden gelindi.
Birol Cabadak:
2000 yılında 1 Ocak ya da 2 Ocak tarihini
gördüğümüzde herkes "Hiçbir şey olmadı"
dedi. Çünkü herkes önlemini almıştı. YTL'ye
dönüş, bunun onda biri kadar bir sorun
aslında. Planladığınızda kolaylıkla
dönüştürebilirsiniz. Fakat, hala farkındalık
olmadığı için, bunu bir sorun haline
getirmek üzereyiz.
 |
Tezcan Yaramancı:
Olayın magazin tarafı ön plana çıktı.
Görüntü üzerinde duruldu. Ama, bu taraflar
hallolmadığı için orada sorun yaşanabilir.
Bu operasyonun Hazine'ye ekonomik bir
getirisi olacak mı?
Ali İhsan Gelberi:
Emisyon hacmi ciddi olarak artacak.
Türkiye'de emisyon şu anda gayri safi milli
hasılanın yüzde 3'ü kadar. AB üyesi
ülkelerde Euro'ya geçmeden önce bu oran
5,2'ydi. Bizim de beklentimiz, emisyon
hacmimizin 5,2'ye çıkması. Bozuk paradaki
emisyon hacmi ise GSMH'nin 1,1'i. Bunun da
YTL ile yüzde 5 gibi bir orana çıkmasını
bekliyoruz. Böyle bir şey olursa emisyon
hacmi 12 katrilyon artıyor. Bu, Merkez
Bankası ve Hazine için senyoraj geliri
demek. Bu aslında borç stoğunda o kadarlık
bir azalış anlamına geliyor.
Deniz Gökçe:
Senyoraj geliri şu: Para basma hakkı olan,
para bastıkça değer yaratmış oluyor. Paranın
basıldığı kağıdın maliyeti üç beş kuruş. Ama
üzerinde "milyon" yazıyor. Senyoraj da
paranın üzerinde belirtilen miktarla paranın
üretilme maliyeti arasındaki farkın adı.
Türkiye'de emisyon %3 civarında. Oysa bütün
ülkelerde bu oran %5,9 civarındadır. Metal
parada da bizde yüzde 1 civarında. Dünya
ortalaması ise 5,2. Çünkü Türk lirasından
kaçıp dövize gidiyoruz. Büyük işlemleri
dövizle yaptığımız için Türk parasının
itibarı yok. şimdi itibarı oluşacak. Bu
itibarın olması için biz daha çok Türk
parası tuttukça senyoraj geliri de oluşmuş
olacak.
YTL ile birlikte Türk Lirası yeniden
itibar kazanacak mı?
Tezcan Yaramancı:
Ben, ilgili olduğum şirketlerin yönetim
kurullarında, yeni yıla Yeni Türk Lirası ile
girme konusunda ısrarcı oldum. Dolar fiyatı,
Euro fiyatı yok. Bunu, arkadaşların da
toleransıyla kabul ettirdik. Bu dönüşümü
sağlamak için herkesin seferber olması
gerekiyor. Öncelikle de devletin. Çünkü
devlet bile dolarla iş yapıyor. Bence YTL
ile birlikte toplumdaki "para ülkenin
namusudur" fikrinden hareketle bu konunun
üzerine gidilmesi lazım. Dolarize olmuş
ekonomimizi, Türk liralaştırmak lazım.
Tekrardan bir Türk Lirası bilinci yaratmak
lazım.
Garip Sahillioğlu:
Biz de Mars Lojistik olarak işlemlerimizi
Türk Lirası'yla gerçekleştirmeyi
düşünüyoruz. Bizim fiyatlarımız da şu an
döviz, genellikle de dolar üzerinden. Türk
Lirası'na geçmeyi biz de arzuluyor ve
altyapımızı buna göre şekillendiriyoruz.
Türk Lirası'na geçmek bizi rahatlatacaktır.
Sonuçta, zaten Türk parasıyla faturalandırma
yapıyoruz.
 |
Türk Lirası'nın itibar kazanması tüketici
cephesinde nasıl bir yankı yaratacaktır?
Engin Başaran:
Türk Lirası ile işlem yapılması tüketiciler
olarak bizim de lehimize olacaktır. Zaten
enflasyonunun düşmesiyle birlikte yabancı
paradan kaçış başladı. Tüketiciler artık
kiralarını dolarla ödememek için mahkemelere
başvuruyorlar. Yargıtay bu konuda emsal
kararlar çıkarmaya başladı.
Bu bağlamda bizim en çok sıkıntı duyduğumuz
konulardan biri de etiketlendirme.
Tüketicinin evrensel tüketici hakkında
bilgilendirilmesi son derece önemli. YTL
konusunda sadece yaşlılar zorlanmayacak.
Bugün en çok alışveriş yapan kadın
tüketiciler. Onlar da eminim çok
zorlanacaklar ve sanırım kredi kartı
kullanımı da artacak. Bir defa Türkiye'de
etiket kullanma alışkanlığı yok. Ben dün
Akmerkez'i gezdim, ayakkabı bakacaktım.
Sadece tek bir ayakkabı mağazasında etiket
gördüm. Mağazalara "Niye etiket yok" diye
sordum. "Ben fiyatımı koyduğum zaman,
tüketici daha pahalı olduğumu görüyor, o
yüzden etiket koymuyorum. Rekabet yaratmak
istemiyorum" diye bir yanıt aldım.
Biz yerel yönetimlere bunu defalarca
ilettik. Uygulatmak istedik ama yerel
yönetimler esnafla kötü olmamak adına
ısrarcı olmadı. Bu çerçevede "İstanbul
Konseyi" adında bir girişim oluşturuldu.
İstanbul Ticaret Odası, Sanayi Odası ve
Büyükşehir Belediyesi'nin yer aldığı bu
konseyde Tüketicinin Korunması Komisyonu
Başkanı olarak görev aldım. Ortak bir
kampanya başlattık. Fakat yine başarılı
olamadık. Seçime yakın bir dönemdi. Dernek
olarak, Bakanlıklarla yazıştık: 4077 sayılı
Tüketicinin Korunması Yasası çerçevesinde
çıkarılan Etiket ve Tarife Yönetmeliği'ne
uyulması konusunda denetimlerin çok sıkı bir
şekilde yapılmasını istedik.
Dernek olarak, YTL konusunda da Milli Eğitim
Bakanlığı'yla bir çalışma başlatmak istedik.
Hiç olmazsa matematik öğretmenleri bir veya
iki ders saatlerinde öğrencilerle uygulamalı
olarak YTL-TL dönüşümü konusunu işlesinler
dedik. Mümkünse bunu televizyonda da
uygulamalı olarak gösterilmesini istedik.
Deniz Gökçe:
Uzun vadede, tüketiciyi kendisinden başka
kimse koruyamaz. Tüketiciyi bilinçlendirmek
önemli. Engin Hanım'ın yaptığı iş o nedenle
önemli. Tüketicinin uzun vadede kendi
ayaklarının üzerine basması gerekiyor.
Kamuoyu, YTL konusunda yeterince
aydınlatıldı mı sizce?
Tarık Aşkın:
Geçenlerde Meksika Merkez Bankası
Başkanı'nın bir konuşmasını dinledim. Onlar
üç sıfır atmışlar. Uygulamayı anlatmak için
inanılmaz bir kampanya hazırlamışlar.
Özellikle yaşlılara ve çocuklara yönelik
reklam filmleri çok etkileyici.
 |
Ali İhsan Gelberi:
Sadece devlete değil, çeşitli
kurumlara da bu konuda görev düşüyor. Ben
bir ay önce Merkez Bankası'ndaydım. Ankara
Sanayi Odası, TOBB; bunların hepsinde Merkez
Bankası tarafından üyelere seminerler
verildi. Ankara Sanayi Odası ve TOBB birer
kitapçık bastırdı, tüm üyelerine dağıttı.
Fakat üyeler hala, bizim alışkanlıklarımız
gereği son dakikaya kadar bekliyorlar.
Birol Cabadak:
Yaklaşık 14 senedir LOGO'dayım, birçok kanun
değişikliği yaşadık. İlk defa şöyle bir şeye
şahit oldum: şubat'ta komisyonlar kuruldu,
ytl.gen.tr diye bir site var, her komisyonun
toplantısı yapıldıktan bir saat sonra
sonuçlar orada yayınlanıyor. En güncel
bilgiyi alabiliyorsunuz. Hatta yanlış
anlaşılmaması için Süreyya Serdengeçti
prezentasyonlar hazırlıyor. Merkez Bankası,
BDDK, Maliye Bakanlığı bu konuda çok doğru
çalışıyor.
Tezcan Yaramancı:
Merkez Bankası, bu konuda üzerine düşeni
yapmıştır. Çok erken tarihte düğmeye bastı.
Gereken konularda bilgilendirme yaptı. Eğer
siz bir yöneticiyseniz, özel tedbir
geliştirirsiniz. Amerikan ordusunda kumandan
emir verir; Amerikan askeri "Yes sir" der,
gider. Türk ordusunda bizim kumandan emir
verir; asker emri tekrar eder. Asker,
Türkiye gerçeğini gayet iyi özümsediği için
böyle bir uygulamaya başvurmuş. Biz de YTL
konusuna bu gerçekten yola çıkarak
yaklaşmalıydık. Belki de birilerinin bundan
altı ay önce "Yarın donanımsız kalacaksınız,
donanımınızı şimdiden alın" demesi
gerekirdi.
YTL dönüşümü sizce tüketim
alışkanlıklarını ne yönde etkileyecek?
Tezcan Yaramancı:
Milyonlardan, milyarlardan binli rakamlara,
yüzlü rakamlarla inilmesinin psikolojik bir
etkisi var. 3 bin liralık bir mal, ne kadar
bilinçli, ne kadar matematiksel olsanız bile
telaffuz itibariyle bir ucuzluk izlenimi
yaratıyor ister istemez. Dolayısıyla bu
durum insanların tüketim isteklerini
kışkırtacaktır. "Bu mal ucuzladı,
ucuzlamışken ihtiyacım olmasa da bir tane
alayım" tepkisini tehlikeli buluyorum.
Türkiye bu sendromu daha önce kredi
kartlarıyla yaşadı. |