|

Okan Üniversitesi Uluslarası
Lojistik Bölüm Başkanı Profesör Doktor Mehmet Tanyaş ile
lojistik ve tedarik yönetimi üzerine bir röportaj
gerçekleştirdik.
Kongrenin lojistik sektörüne katkılarını nasıl
görüyorsunuz?
Lojistik sektörünün hacmi GSMH’den daha hızlı artıyor;
dünyadaki yüzde 7 civarında bir artışa rağmen. Rekabet
ortamı yaratabilmek için de lojistik önemli bir silah.
Çünkü ürünün satış fiyatının yüzde 4’ü ile 20’si
arasında lojistik gider var. Kâr marjının yüzde 5’lere
hatta 1-2’lere düşdüğü bir ortamda lojistiği etkili
kullanmak çok önemli. Lojistik Türkiye’nin dış ticareti
ve iç ticareti için önemli bir silah. Bu konuda yapılmış
yöntemsel, bilimsel çalışmaların ortaya konması ve
sektördeki arkadaşlarımızın da bundan yararlanması
gerekir.
Sorunlar neler peki?
Lojistiğin bir ülkede gelişebilmesi için üç boyut var.
Bir tanesi coğrafya. Türkiye coğrafya açısından önemli
avantajlara sahip. İpekyolu, kıtaları birleştirme
özelliği, üç tarafı denizlerle çevrili, muazzam bir
coğrafya özelliği var. İkincisi fiziksel altyapı. Burada
maalesef çok önemli sorunlar var. Türkiye’de taşımacalık
yüzde 93.5 boyutunda karayoluyla yapılıyor. Ülkemizi
karayoluna sürüklemişler. Öncelikle taşıma modları
arasındaki dengesizlik giderilmeli. 93.5’luk bir oran
Afrika’da bile olmayabilir. Onun için bizim demiryolu,
denizyolunu ve havayolunu etkin şekilde kullanacak bir
çözüme gitmemiz lazım.
İkinci olarak, bizim Dubai, Rotterdam’da gördüğümüz gibi
liman gerisi sahalarımız yok. Haydarpaşa’nın,
Ambarlı’nın, Alsancak’ın arkasında depolar, antrepolar
yok. Dolayısıyla üçüncü nesil konteynır dediğimiz, o
konteynırların fabrika gibi işlendiği sistemlerimiz de
yok. Vinç düzenleri, aktarma sistemleri yok.
Türkiye’nin bir kıyı master planı yok. IT anlamında da
lojistikte, GPS’e, GPRS’e, RFID’ye önemli ihtiyaç var.
Altyapı açısından yapılacak çok iş var. Bir de kurumsal
altyapının oluşturulması gerekiyor. Kurumsal altyapıda
da sorunlarımız var. Türkiye’de gümrüklü ve gümrüksüz
mal bir arada taşınmıyor. Gümrüklü ihracat limanlarına
gümrüksüz mal konamıyor ve iki liman arası kobotaj
taşımasında yabancı bayraklı gemilerle mal taşınamıyor.
Sektörün eğitim sorunu ne düzeyde?
Bizim sektörün elemanları nakliye sektörünün, lojistik
sektörüne dönüşümü sırasında devraldığımız kişiler. Oysa
nakliyenin bilgi, deneyim ve gereksinmesiyle,
lojistiğinki farklı. Lojistik biraz daha proje ve
uzmanlık gerektiren bir iş.
Dolayısıyla lojistik anlamda lisans düzeyine ihtiyaç
var. Türkiye’de şu anda 3 tane, dört yıllık lisans yapan
üniversite, bir tane 4 yıllık yüksek okul, 15 tane de 2
yıllık meslek yüksek okulu var. Bu okullar yayıldıkça bu
eleman değişimi gerçekleşecek ama bu süreç alacak gibi
gözüküyor.
Gençlere lojistiği öneriyor musunuz?
Şu anda iş bulma sıkıntısı olmayacak ender sektörlerden
biri. Ama kendilerini geliştirmedikleri, lisanları,
sunumlarıyla yeterli olmadıkları sürece kimse onlara pas
vermez. Eğer bu yönde kendilerini geliştirirlerse,
kolaylıkla iş bulup, iyi pozisyonlara gelebilirler.

İstanbul Teknik Üniversitesi
İşletme Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi ve
LODER Başkanı olan Dr. Halefşan Sümen bize sektörün
uluslararası alanda daha iyi rekabet etmesi için
gerekenleri anlattı.
Rekabette lojistiğin ve tedarik zincirinin önemi
nedir?
Bundan sonra rekabet firmalar arasında olmayacak,
onların dahil oldukları tedarik-arz zincirleri arasında
olacak. Örneğin Ford’un arz zinciri, Renault’un arz
zinciri ile rekabet ediyor. Yani top yekün bir mücadele
var. Yan sanayiciler, distrübütörler, perakendeciler,
kampanyalar. Olayı bu şekilde görmek lazım. Bloklar
arası bir rekabet bu. Bu rekabetin içinde lojistik
kavramı da var. Bunların iyi yapılması, şirketlerin daha
verimli olmalarına, daha düşük maliyetle çalışmalarına,
müşterinin istediği hizmetle zamanında, doğru olarak,
doğru yerlere ulaştırılmasına katkıda bulunuyor.
Sektörün ülkemizdeki durumu nasıl?
Türk insanın zekası, girişimciliği, hızlı öğrenmesi ve
cesareti nedeniyle, Türk Lojistik firmalarının dünyanın
çeşitli ülkelerinde ofisler açtıklarını ve artık
globalleşen dünyaya hizmet verdiklerini görüyorum. Yakın
gelecekte Türkiye’deki iç pazardan daha fazla lojistik
firmalarımızın, dış pazarlarda iş alacaklarını
düşünüyorum. Bu terbiye edici bir etki yaratacak. Bunun
oluşumunda başka etmenler de söz konusu. Sadece LODER
tek başına değil, diğer üniversiteler, diğer eğitim
kurumları da sektördeki bilgi birikimini yukarıya
taşımak ciddi çalışmalar yapmakta.
Öte yandan bakınca, TCDD’nin inşa etmekte olduğu 6 tane
lojistik köy var. Bunlar hem kent lojistiğini
rahatlatıcı etki yaratacak, hem kara yollarımızın
eskimesini yavaşlatıcak, hem de buralarda oluşturulacak
intermodelite altyapısı sayesinde Türkiye’nin lojistik
hizmetlerinde kısalma ve ucuzlama olacak.
Bir noktanın iki alt başlığına dikkat çekeyim. Dünyada
lojistik sektörü, firmaların içlerinde tutmadıkları
lojistik hizmetlerini karşılamak için kurulmuş
firmaların oluşturduğu bir sektördür. İkincisi, daha
fazla firma lojistik hizmetini dışarıdan almaya
başlıyor. Bunların hepsi sektörün nitelik ve nitecik
olarak büyüyeceğinin işaretidir.
Sektörden 2008 beklentileri neler?
Bana göre lojistik sektörü Türkiye’nin büyümesinden daha
yüksek oranda büyüyecektir.
Sektörün en büyük sorunları nelerdir?
Yasaların hazırlanmaması ve önünün açılmamasıyla ilgili
sorunlar var. Sektörün daha iyi çalışabilmesi için
sektöre yönelik yazılımların kullanılması lazım. Henüz
global anlamda lojistik sektöründe kullanılabilecek
yazılımları bir SAP firması bile pazara sunabilmiş
değil. Yazılımın olmayışını bütün dünyayla ilintili bir
eksiklik. Bu yapılabildiğinde daha rahatlayacağız. Biz
şirketlerden oluşan bir dernek değiliz. Bireysel
üyelikle kurulmuş bir derneğiz ve amacımız eğitim.
Sektörün sorunlarını UND, RODER gibi sektörün
derneklerine bırakabiliriz ama şunu söyleyebilirim ki,
sektörün bir eğitim sorunu vardır ama bu hafiflemekte.
Eskisi kadar acil ve büyük çaplı bir sorun değil.
Giderek bir lojistik bilinci oluşmakta ve lojistik
bilgisine sahip insanlar da artmakta.

Loreal Türkiye Tedarik Zinciri
Direktörü, LODER Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Tunçbilek
ile LODER’in faaliyetleri ve sektördeki yeri hakkında
konuştuk.
LODER ne gibi çalışmalar yapıyor?
LODER’in birkaç vizyonu var. Lojistik ve Tedarik Zinciri
uygulamalarının geliştirilmesi. Daha verimli
uygulamaların, yenilikçi uygulamaların gündeme
getirilmesi. Eğitim çalışmalarının desteklenmesi gibi.
Biz üniversitelere gidiyoruz, konferanslar, kongreler,
paneller düzenliyoruz. Öğrenci derneklerinin
çalışmalarına katılıyoruz. Aynı şekilde sektörün eleman
ihtiyacına uygun eğitim programlarının açılması için
çabalar sarf ediyoruz.
BestLog’u biraz tanıtır mısınız?
BestLog Avrupa Topluluğu’nun bir platformu; bunun
arkasında öncelikle Avrupa Birliği var ama platformu
destekleyen üniversiteler ve kurumlar var. Sivil toplum
örgütü sonuçta. Berlin Teknik Üniversitesi, Oxford,
Avrupa Lojistik Derneği gibi buna benzer 10 tane kuruluş
destekliyor. BestLog’un birkaç amacı var. Bir tanesi
Avrupa Komisyonu’na lojistik ve tedarik zinciri ile
ilgili tavsiyeler de bulunuyor. Söz gelişi, tırların
boyutu 13.60’tan, 14.50’ye çıksın mı gibi? İkincisi
lojistik eğitimlerinin standartlaşması, eğitimlerin
artırılması gibi konularda, Avrupa Toğluluğu ve Türkiye
gibi başka ülkelere katkıda bulunuyor. İyi lojistik
uygulamalarının paylaşılması için iyi bir platform.
AB’ye girişin bir yolu da bu tip sivil örgütlerinden
geçiyor.
Şirketler bu çalışmalara nasıl bakıyor?
İnsanlar çok ilgililer. Bize pratik faydaları olacak.
Bir tanesi buradaki iyi uygulamalara kolaylıkla
internetten erişebileceğiz. Türkiye’deki iyi
uygulamaları Avrupa’yla paylaşma imkânımız olacak.
Ödüller verilecek. AB’de bu projelerde ödül almak
Türkiye’deki şirketler için iyi bir tanıtım fırsatı.
Türkiye’nin lojistik sektöründeki potansiyelini nasıl
görüyorsunuz?
Sadece Avrupa ile Asya arasındaki ticaret hacmi 850
milyar dolar. Bunun önemli bir kısmı deniz yoluyla
taşınıyor. Yıllardır Türkiye bir lojistik üssü olur mu
bunu tartıştık. Bunun artık altını doldurma zamanı.
Olabildiğince hızlı bir şekilde altyapıları hazırlayıp,
bu büyük lojistik pastadan pay almalıyız. Çevremiz
aslında çok verimli. Köprü özelliğini iyi kullanmanız
lazım.
Sektörde önemli adımlar atılacak mı?
Ben liman özelliştirmelerini çok önemli bir adım olarak
görüyorum. Limanlar bir ülkenin can damarları, çok
yüksek yatırım ve teknoloji gerektiriyor. Tabi bunu
devletin tek başına yapması çok zor. Onun için
özelleştirmeler çok önemli. Doğu’ya bize kapı açacak
olan, Gürcistan, Azerbaycan demiryolu projesine
başlanacağının haberini aldık. Bu çok iyi bir gelişme.
Otoyollarımız hızla gelişiyor
Lojistik geçmişte, turizm olduğu gibi, Türkiye’nin
servis satabileceği yeni bir alan. Bunun için ciddi
potansiyelimiz var. Bugün baktığımızda bir numaralı
sorunumuz pastamızı büyütmek ve istihdam.
Lojistik bunların her ikisine de çare olabilecek,
ülkemize döviz getirebilecek ve korkunç istihdam
sağlayabilecek bir sektör. Bunun için buraya yatırım
yapmaya devam etmemiz gerekiyor.

Galatasaray Üniversitesi
Mühendislik ve Teknoloji Fakültesi Endüstri Mühendisliği
Bölümü Doç Dr. Gülçin Büyüközkan ile Tersine Tedarik
Zinciri Yönetimini konuştuk.
Tersine Tedarik Zinciri nedir?
Tersine Tedarik Zinciri, TÜBİTAK destekli olarak
gerçekleşen bir proje. Mal üretilmeye başlandığı
noktadan itibaren, son kullanıcının eline geçiyor ve son
kullanıcı diyor ki, “Benim artık bu ürünle ilgili
isteğim bitti, artık ben başka bir ürüne geçeceğim.” O
noktada üreticinin sorumluluğu bitmiyor, çünkü o ürün
hali hazırda varlığını sürdürüyor. Gidip o son
kullanıcıdan o ürünü almak zorunluluğu var. Bu toplama
zaten en maliyetli iş.
Bu yönetimin faydası nedir?
Dünyada bu işin üç tane boyutu var. En baskın olan
boyutu ekonomik. Uzun vadede bakıldığı zaman ekonomik
açıdan önemli kazanımları var. İkinci çok önemli boyut,
ki şirketlerin en önemli itici gücü, yasal zorunluluk.
Çevreye duyarlılığın devamında gelen bu konu ürünlerin
kullanım ömürlerinin sonrasını ilgilendiriyor. Üçüncü
boyutu ise sürdürülebilir kalkınma. Daha doğrusu sosyal
sorumluluk kavramı. Bir firma niye bu işlere girmek
istiyor? Niye son kullanıcı tarafında bireyden kendi
ürününü geri topluyor? Gerçekten imajını, itibarını
yükseltmek amacıyla. Burada ön kullanıcı konumundaki
bireylerin de, kullanım ömürlerini tamamlayan
ürünlerinin ekonomiye yeniden kazandırılabileceği
konusunda bilinçlenmesi gerekiyor.
Şirketlere düşen sorumluluklar neler?
Tersine Tedarik Zinciri Yönetimi’ne baktığımızda çeşitli
alt başlıklarımız var. Bir tanesi tekrardan kullanım.
Burada ürün hayat evresini bitirmemiş durumda. Örneğin
cep telefonu. Aslında ürünün hala bir ekonomik değeri
var. Bir şekilde hizmet verebilme, ürün olarak devam
etme şansı var. Burada sadece ürünün toplanması,
gerekiyorsa bakımının yapılması, daha sonra satışa
sunulması gerekiyor. Bir başka boyuta geldiğimizde,
gerçekten birkaç parçasının değiştirilmesi, ya da revize
edilmesi gerekiyor. Bir başka boyutta ise, o ürün şu
anki haliyle kullanılmayacak durumdaysa, yeniden üretim
dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Fakat bu saydıklarımız
arasında, tekrardan üretim sadece modellerden bir
tanesi. Eğer bir aksilik olmayacaksa, 2008 Nisan ayı
itibariyle, Türkiye’de tekrardan üretimi
gerçekleştirilecek büyük bir yatırıma giriliyor.
Türkiye’nin nasıl bir planı var?
Yasal zorunluluk gelmeye başladığı zaman, şirketlerin,
yöneticilerin ve bireylerin kendi sorumlulukları olacak.
Avrupa’da özellikle faaliyetleri sırasında yasal
zorunluluktan dolayı bu uygulamaları yapan şirketler
kendileri uygulamıyorlar. Hizmetleri satın alıyorlar.
Tersine Tedarik Zinciri Yönetimi, normal Tedarik
Zinciri’nden çok farklı bir boyut. Çok yayılmış bir
mekanizmadan, son kullanıcılardan bahsediyoruz.
Dolayısıyla ister istemez bunlar için bir toplama
mekanizması, toplama sistemi, bunlarla ilgili çok büyük
depolar ve zorunluluklar karşımıza çıkıyor. En geç
2009’da Türkiye’de Tersine Tedarik Zinciri çoğu sektörde
uygulanmaya başlanacak ama henüz buna hazır değiliz.
|