SİTE İÇİ ARAMA

 

İlk bölümünü bir önceki sayımızda yayınladığımız Mars Logistics’in ana ve Logilife’ın basın sponsorluğunda 8-9 Kasım 2007’de gerçekleştirilen 5. Uluslararası Lojistik ve Tedarik Zinciri Kongresi’ne ayırdığımız sayfalarımızın ikinci ve son bölümünde sektörün önde gelen katılımcılarıyla yaptığımız söyleşilere yer veriyoruz.

Türkiye Lojistk Derneği (LODER) ve T.C. Okan Üniversitesi işbirliğiyle 8-9 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen 5. Uluslararası Lojistik ve Tedarik Zinciri Kongresinden haber ve görüşleri yansıttığımız yazı dizimizin ikinci ve son bölümünde sektörün önde gelen katılımcılarla yaptığımız söyleşileri yayınlıyoruz. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi ve aynı zamanda LODER Başkanı Dr. Halefşan Sümen, Okan Üniversitesi Uluslarası Lojistik Bölüm Başkanı Profesör DoktorMehmet Tanyaş, Loreal Türkiye Tedarik Zinciri Direktörü, LODER Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Tunçbilek ve son olarak Galatasaray Üniversitesi Mühendislik ve Teknoloji Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülçin Büyüközkan’la yaptığımız söyleşilerde ağırlıklı olarak Türkiye’nin lojistik sektöründeki durumunu, geleceğe yönelik beklentileri ve çözüm önerilerini masaya yatırdık.
Geniş bir yelpazede deneyimli bakış açılarından yansıyan uzmanların yorumlarını bulabileceğiniz bu bölümde lojistik üzerine Türkiye’deki eğitim ve kaliteli personel açığından, LODER ve BestLog çalışmalarına, hatta Türkiye’de ilk defa uygulanacak Tersine Tedarik Zinciri projelerine kadar uzanan geniş bir perspektifteki uzmanların görüşlerine yer veriyoruz.


Okan Üniversitesi Uluslarası Lojistik Bölüm Başkanı Profesör Doktor Mehmet Tanyaş ile lojistik ve tedarik yönetimi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Kongrenin lojistik sektörüne katkılarını nasıl görüyorsunuz?
Lojistik sektörünün hacmi GSMH’den daha hızlı artıyor; dünyadaki yüzde 7 civarında bir artışa rağmen. Rekabet ortamı yaratabilmek için de lojistik önemli bir silah. Çünkü ürünün satış fiyatının yüzde 4’ü ile 20’si arasında lojistik gider var. Kâr marjının yüzde 5’lere hatta 1-2’lere düşdüğü bir ortamda lojistiği etkili kullanmak çok önemli. Lojistik Türkiye’nin dış ticareti ve iç ticareti için önemli bir silah. Bu konuda yapılmış yöntemsel, bilimsel çalışmaların ortaya konması ve sektördeki arkadaşlarımızın da bundan yararlanması gerekir.

Sorunlar neler peki?
Lojistiğin bir ülkede gelişebilmesi için üç boyut var. Bir tanesi coğrafya. Türkiye coğrafya açısından önemli avantajlara sahip. İpekyolu, kıtaları birleştirme özelliği, üç tarafı denizlerle çevrili, muazzam bir coğrafya özelliği var. İkincisi fiziksel altyapı. Burada maalesef çok önemli sorunlar var. Türkiye’de taşımacalık yüzde 93.5 boyutunda karayoluyla yapılıyor. Ülkemizi karayoluna sürüklemişler. Öncelikle taşıma modları arasındaki dengesizlik giderilmeli. 93.5’luk bir oran Afrika’da bile olmayabilir. Onun için bizim demiryolu, denizyolunu ve havayolunu etkin şekilde kullanacak bir çözüme gitmemiz lazım.
İkinci olarak, bizim Dubai, Rotterdam’da gördüğümüz gibi liman gerisi sahalarımız yok. Haydarpaşa’nın, Ambarlı’nın, Alsancak’ın arkasında depolar, antrepolar yok. Dolayısıyla üçüncü nesil konteynır dediğimiz, o konteynırların fabrika gibi işlendiği sistemlerimiz de yok. Vinç düzenleri, aktarma sistemleri yok.
Türkiye’nin bir kıyı master planı yok. IT anlamında da lojistikte, GPS’e, GPRS’e, RFID’ye önemli ihtiyaç var. Altyapı açısından yapılacak çok iş var. Bir de kurumsal altyapının oluşturulması gerekiyor. Kurumsal altyapıda da sorunlarımız var. Türkiye’de gümrüklü ve gümrüksüz mal bir arada taşınmıyor. Gümrüklü ihracat limanlarına gümrüksüz mal konamıyor ve iki liman arası kobotaj taşımasında yabancı bayraklı gemilerle mal taşınamıyor.

Sektörün eğitim sorunu ne düzeyde?
Bizim sektörün elemanları nakliye sektörünün, lojistik sektörüne dönüşümü sırasında devraldığımız kişiler. Oysa nakliyenin bilgi, deneyim ve gereksinmesiyle, lojistiğinki farklı. Lojistik biraz daha proje ve uzmanlık gerektiren bir iş.
Dolayısıyla lojistik anlamda lisans düzeyine ihtiyaç var. Türkiye’de şu anda 3 tane, dört yıllık lisans yapan üniversite, bir tane 4 yıllık yüksek okul, 15 tane de 2 yıllık meslek yüksek okulu var. Bu okullar yayıldıkça bu eleman değişimi gerçekleşecek ama bu süreç alacak gibi gözüküyor.

Gençlere lojistiği öneriyor musunuz?
Şu anda iş bulma sıkıntısı olmayacak ender sektörlerden biri. Ama kendilerini geliştirmedikleri, lisanları, sunumlarıyla yeterli olmadıkları sürece kimse onlara pas vermez. Eğer bu yönde kendilerini geliştirirlerse, kolaylıkla iş bulup, iyi pozisyonlara gelebilirler.

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi ve LODER Başkanı olan Dr. Halefşan Sümen bize sektörün uluslararası alanda daha iyi rekabet etmesi için gerekenleri anlattı.

Rekabette lojistiğin ve tedarik zincirinin önemi nedir?
Bundan sonra rekabet firmalar arasında olmayacak, onların dahil oldukları tedarik-arz zincirleri arasında olacak. Örneğin Ford’un arz zinciri, Renault’un arz zinciri ile rekabet ediyor. Yani top yekün bir mücadele var. Yan sanayiciler, distrübütörler, perakendeciler, kampanyalar. Olayı bu şekilde görmek lazım. Bloklar arası bir rekabet bu. Bu rekabetin içinde lojistik kavramı da var. Bunların iyi yapılması, şirketlerin daha verimli olmalarına, daha düşük maliyetle çalışmalarına, müşterinin istediği hizmetle zamanında, doğru olarak, doğru yerlere ulaştırılmasına katkıda bulunuyor.

Sektörün ülkemizdeki durumu nasıl?
Türk insanın zekası, girişimciliği, hızlı öğrenmesi ve cesareti nedeniyle, Türk Lojistik firmalarının dünyanın çeşitli ülkelerinde ofisler açtıklarını ve artık globalleşen dünyaya hizmet verdiklerini görüyorum. Yakın gelecekte Türkiye’deki iç pazardan daha fazla lojistik firmalarımızın, dış pazarlarda iş alacaklarını düşünüyorum. Bu terbiye edici bir etki yaratacak. Bunun oluşumunda başka etmenler de söz konusu. Sadece LODER tek başına değil, diğer üniversiteler, diğer eğitim kurumları da sektördeki bilgi birikimini yukarıya taşımak ciddi çalışmalar yapmakta.
Öte yandan bakınca, TCDD’nin inşa etmekte olduğu 6 tane lojistik köy var. Bunlar hem kent lojistiğini rahatlatıcı etki yaratacak, hem kara yollarımızın eskimesini yavaşlatıcak, hem de buralarda oluşturulacak intermodelite altyapısı sayesinde Türkiye’nin lojistik hizmetlerinde kısalma ve ucuzlama olacak.
Bir noktanın iki alt başlığına dikkat çekeyim. Dünyada lojistik sektörü, firmaların içlerinde tutmadıkları lojistik hizmetlerini karşılamak için kurulmuş firmaların oluşturduğu bir sektördür. İkincisi, daha fazla firma lojistik hizmetini dışarıdan almaya başlıyor. Bunların hepsi sektörün nitelik ve nitecik olarak büyüyeceğinin işaretidir.

Sektörden 2008 beklentileri neler?
Bana göre lojistik sektörü Türkiye’nin büyümesinden daha yüksek oranda büyüyecektir.

Sektörün en büyük sorunları nelerdir?
Yasaların hazırlanmaması ve önünün açılmamasıyla ilgili sorunlar var. Sektörün daha iyi çalışabilmesi için sektöre yönelik yazılımların kullanılması lazım. Henüz global anlamda lojistik sektöründe kullanılabilecek yazılımları bir SAP firması bile pazara sunabilmiş değil. Yazılımın olmayışını bütün dünyayla ilintili bir eksiklik. Bu yapılabildiğinde daha rahatlayacağız. Biz şirketlerden oluşan bir dernek değiliz. Bireysel üyelikle kurulmuş bir derneğiz ve amacımız eğitim. Sektörün sorunlarını UND, RODER gibi sektörün derneklerine bırakabiliriz ama şunu söyleyebilirim ki, sektörün bir eğitim sorunu vardır ama bu hafiflemekte. Eskisi kadar acil ve büyük çaplı bir sorun değil. Giderek bir lojistik bilinci oluşmakta ve lojistik bilgisine sahip insanlar da artmakta.

Loreal Türkiye Tedarik Zinciri Direktörü, LODER Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Tunçbilek ile LODER’in faaliyetleri ve sektördeki yeri hakkında konuştuk.

LODER ne gibi çalışmalar yapıyor?
LODER’in birkaç vizyonu var. Lojistik ve Tedarik Zinciri uygulamalarının geliştirilmesi. Daha verimli uygulamaların, yenilikçi uygulamaların gündeme getirilmesi. Eğitim çalışmalarının desteklenmesi gibi. Biz üniversitelere gidiyoruz, konferanslar, kongreler, paneller düzenliyoruz. Öğrenci derneklerinin çalışmalarına katılıyoruz. Aynı şekilde sektörün eleman ihtiyacına uygun eğitim programlarının açılması için çabalar sarf ediyoruz.

BestLog’u biraz tanıtır mısınız?
BestLog Avrupa Topluluğu’nun bir platformu; bunun arkasında öncelikle Avrupa Birliği var ama platformu destekleyen üniversiteler ve kurumlar var. Sivil toplum örgütü sonuçta. Berlin Teknik Üniversitesi, Oxford, Avrupa Lojistik Derneği gibi buna benzer 10 tane kuruluş destekliyor. BestLog’un birkaç amacı var. Bir tanesi Avrupa Komisyonu’na lojistik ve tedarik zinciri ile ilgili tavsiyeler de bulunuyor. Söz gelişi, tırların boyutu 13.60’tan, 14.50’ye çıksın mı gibi? İkincisi lojistik eğitimlerinin standartlaşması, eğitimlerin artırılması gibi konularda, Avrupa Toğluluğu ve Türkiye gibi başka ülkelere katkıda bulunuyor. İyi lojistik uygulamalarının paylaşılması için iyi bir platform. AB’ye girişin bir yolu da bu tip sivil örgütlerinden geçiyor.

Şirketler bu çalışmalara nasıl bakıyor?
İnsanlar çok ilgililer. Bize pratik faydaları olacak. Bir tanesi buradaki iyi uygulamalara kolaylıkla internetten erişebileceğiz. Türkiye’deki iyi uygulamaları Avrupa’yla paylaşma imkânımız olacak. Ödüller verilecek. AB’de bu projelerde ödül almak Türkiye’deki şirketler için iyi bir tanıtım fırsatı.

Türkiye’nin lojistik sektöründeki potansiyelini nasıl görüyorsunuz?
Sadece Avrupa ile Asya arasındaki ticaret hacmi 850 milyar dolar. Bunun önemli bir kısmı deniz yoluyla taşınıyor. Yıllardır Türkiye bir lojistik üssü olur mu bunu tartıştık. Bunun artık altını doldurma zamanı. Olabildiğince hızlı bir şekilde altyapıları hazırlayıp, bu büyük lojistik pastadan pay almalıyız. Çevremiz aslında çok verimli. Köprü özelliğini iyi kullanmanız lazım.

Sektörde önemli adımlar atılacak mı?
Ben liman özelliştirmelerini çok önemli bir adım olarak görüyorum. Limanlar bir ülkenin can damarları, çok yüksek yatırım ve teknoloji gerektiriyor. Tabi bunu devletin tek başına yapması çok zor. Onun için özelleştirmeler çok önemli. Doğu’ya bize kapı açacak olan, Gürcistan, Azerbaycan demiryolu projesine başlanacağının haberini aldık. Bu çok iyi bir gelişme. Otoyollarımız hızla gelişiyor
Lojistik geçmişte, turizm olduğu gibi, Türkiye’nin servis satabileceği yeni bir alan. Bunun için ciddi potansiyelimiz var. Bugün baktığımızda bir numaralı sorunumuz pastamızı büyütmek ve istihdam.
Lojistik bunların her ikisine de çare olabilecek, ülkemize döviz getirebilecek ve korkunç istihdam sağlayabilecek bir sektör. Bunun için buraya yatırım yapmaya devam etmemiz gerekiyor.


Galatasaray Üniversitesi Mühendislik ve Teknoloji Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Doç Dr. Gülçin Büyüközkan ile Tersine Tedarik Zinciri Yönetimini konuştuk.

Tersine Tedarik Zinciri nedir?
Tersine Tedarik Zinciri, TÜBİTAK destekli olarak gerçekleşen bir proje. Mal üretilmeye başlandığı noktadan itibaren, son kullanıcının eline geçiyor ve son kullanıcı diyor ki, “Benim artık bu ürünle ilgili isteğim bitti, artık ben başka bir ürüne geçeceğim.” O noktada üreticinin sorumluluğu bitmiyor, çünkü o ürün hali hazırda varlığını sürdürüyor. Gidip o son kullanıcıdan o ürünü almak zorunluluğu var. Bu toplama zaten en maliyetli iş.

Bu yönetimin faydası nedir?
Dünyada bu işin üç tane boyutu var. En baskın olan boyutu ekonomik. Uzun vadede bakıldığı zaman ekonomik açıdan önemli kazanımları var. İkinci çok önemli boyut, ki şirketlerin en önemli itici gücü, yasal zorunluluk. Çevreye duyarlılığın devamında gelen bu konu ürünlerin kullanım ömürlerinin sonrasını ilgilendiriyor. Üçüncü boyutu ise sürdürülebilir kalkınma. Daha doğrusu sosyal sorumluluk kavramı. Bir firma niye bu işlere girmek istiyor? Niye son kullanıcı tarafında bireyden kendi ürününü geri topluyor? Gerçekten imajını, itibarını yükseltmek amacıyla. Burada ön kullanıcı konumundaki bireylerin de, kullanım ömürlerini tamamlayan ürünlerinin ekonomiye yeniden kazandırılabileceği konusunda bilinçlenmesi gerekiyor.

Şirketlere düşen sorumluluklar neler?
Tersine Tedarik Zinciri Yönetimi’ne baktığımızda çeşitli alt başlıklarımız var. Bir tanesi tekrardan kullanım. Burada ürün hayat evresini bitirmemiş durumda. Örneğin cep telefonu. Aslında ürünün hala bir ekonomik değeri var. Bir şekilde hizmet verebilme, ürün olarak devam etme şansı var. Burada sadece ürünün toplanması, gerekiyorsa bakımının yapılması, daha sonra satışa sunulması gerekiyor. Bir başka boyuta geldiğimizde, gerçekten birkaç parçasının değiştirilmesi, ya da revize edilmesi gerekiyor. Bir başka boyutta ise, o ürün şu anki haliyle kullanılmayacak durumdaysa, yeniden üretim dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Fakat bu saydıklarımız arasında, tekrardan üretim sadece modellerden bir tanesi. Eğer bir aksilik olmayacaksa, 2008 Nisan ayı itibariyle, Türkiye’de tekrardan üretimi gerçekleştirilecek büyük bir yatırıma giriliyor.

Türkiye’nin nasıl bir planı var?
Yasal zorunluluk gelmeye başladığı zaman, şirketlerin, yöneticilerin ve bireylerin kendi sorumlulukları olacak. Avrupa’da özellikle faaliyetleri sırasında yasal zorunluluktan dolayı bu uygulamaları yapan şirketler kendileri uygulamıyorlar. Hizmetleri satın alıyorlar. Tersine Tedarik Zinciri Yönetimi, normal Tedarik Zinciri’nden çok farklı bir boyut. Çok yayılmış bir mekanizmadan, son kullanıcılardan bahsediyoruz. Dolayısıyla ister istemez bunlar için bir toplama mekanizması, toplama sistemi, bunlarla ilgili çok büyük depolar ve zorunluluklar karşımıza çıkıyor. En geç 2009’da Türkiye’de Tersine Tedarik Zinciri çoğu sektörde uygulanmaya başlanacak ama henüz buna hazır değiliz.

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR