|
Pierre Loti Türkiye seyahatleri süresinde sadece
İstanbul'un manzaralarını seyretmemiş. Onun hayallerinin
temelinde Türklerle birlikte doğu hayatını yaşamak isteği
hep olmuş. Bu nedenle aradığı sevgiyi, huzuru bulmak için
şehre bir ressam gibi bakmış. Pierre Loti, İstanbul’da
bulunduğu dönemlerde Eyüp’te bir kahveye sürekli gelirmiş.
Osmanlı kültürüne ve hayat tarzına hayranlık duyan Loti,
Eyüp’ten Eminönü’ne bütün Haliç’i tepeden gören bu dingin
mekanda, görkemli manzarayı nargilesi ve kahvesi eşliğinde
seyreder, burada saatlerce oturur, insanlarla sohbet
edermiş. Onun bu şehre olan saygısı saygıyla karşılık
görmüş. Pierre Loti’nin Eyüp’te oturduğu kahveye ismi
verilmiş. Divan Yolu’nda kaldığı ev muhafaza edilmiş.
Kahveye giden sokağın adı Pierre Loti Sokağı olarak
değiştirilmiş.

Pierre Loti bir Türk gibi giyinerek, elinde tespih, başında
fes, bir İstanbullu gibi Eyüp’teki bu kahveye gelmiş
gelmesine, kahveye de adı verilmiş. Ancak sonradan bu tepe
olduğu gibi onun adını alarak bir kompleks haline
getirilmiş. Ve Pierre Loti Tepesi adını almış.
Tamamı eşi benzeri olmayan müthiş bir İstanbul ve Haliç
manzarasını gören tepede, ayrı ayrı alanlarda hizmet veren
ve tarihi dokuyu koruyarak bugünün koşullarına restorasyonla
uyarlanmış beş ayrı bölüm bulunuyor.
Turquhouse Boutique Hotel, İstanbul Haliç’teki, geçmişi 18.
yüzyıl sonlarına dayanan, eski Türk konaklarının yeniden
yorumlanmış haliyle ve 67 odasıyla hizmet veriyor. İçeriye
adım atınca, Pierre Loti'nin nargilesini fokurdatırken Haliç
ve İstanbul'u seyrettiği o müthiş manzarayla eski günlere
döndürüyor. İstanbul’un neden en çok bu tepeden
resmedildiğinin cevabı bu manzarada saklı olsa gerek. Haliç
ve İstanbul’u tümüyle kucaklayan manzarası ile Aziyade 120
kişilik bir restoran. Osmanlı mutfağının saraylara layık
lezzetlerinin servis edildiği, Pierre Loti Tepesi’nin bir
başka bölümü. Güzel havalarda alt terasında, yine Haliç
manzarasıyla hizmet veriyor. Neo-klasik tarzda döşenmiş,
yine tümüyle Haliç ve İstanbul manzaralı Yeşil Cafe ise,
kompleksin, hafif bir müzik eşliğinde, pastane ve kafe
hizmeti veren bölümü.
Tarihi Kahve ise misafirleri 150 yıl geriye götürüyor.
Burası Pierre Loti’nin müptelası olduğu Türk kahvesini
yudumladığı, Haliç ve İstanbul manzaralı tarihi kahve
burası. İster kahvenin pastane ürünlerinden sipariş ediyor,
ister yanınızda getirdiğiniz simitle çayınızı bu enfes
manzara eşliğinde yudumluyorsunuz.
Bir diğer bölüm Nargilevi ise, büyük ölçüde localardan
oluşuyor. Diğer bölümleri ise yer minderleri ve karşılıklı
masa-sehpalı oturma gruplarıyla döşenmiş. Kapalı alan olarak
nargile sadece burada servis ediliyor. 170 kişilik ağaçlı
Nargile Bahçesi’nde ise nargilenize sıcak ve soğuk içecekler
de eşlik ediyor.

Denizci
yazar
Gerçek adı Louis Marie Julien Viaud olan Pierre Loti,
1850-1923 yılları arasında yaşamış. Çocukluğunda resim
eğitimi almış, piyano çalmış, fotoğraf çekmiş, Latince,
Yunanca ve İngilizce dillerini öğrenmiş. Ağabeyi gibi
denizci olmaya on beş yaşında karar vermiş. Deniz Harp Okulu
sınavlarına hazırlanmak için gittiği Paris, o yaşta
yalnızlığı hissettiği ilk yer olmuş. Bu süre zarfında içini
bir deftere dökmeye başlamış. 1866 yılı Kasım ayında yazmaya
başladığı günlük, sonradan yazacağı kitapların başlangıcı
olmuş. Nihayet Deniz Akademisi’ne girmiş ve 1865’de okulu
bitirmiş. 1881’de yüzbaşı, 1906 yılında da albay rütbesini
almış.
Julien Viaud ilk kez asteğmen olarak Jean-Bart gemisiyle
çıktığı uygulama gezisi sırasında Türk topraklarına ayak
basmış. Gemi, 20-25 Şubat 1870 tarihleri arasında kısa bir
süreliğine İzmir limanında demirlemiş. Bulunduğu yerle
ilgili çok da fazla fikir sahibi olacak zamanı olmamış.
Türkiye'ye bir sonraki gelişi 1876 yılından önce Tahiti ve
Senegal’de bulunmuş. Tahiti’de Kraliçe Pomaré'nin ailesi,
ona Büyük Okyanus’ta yetişen bir çiçeğin adı olan Loti’yi,
yani daha sonra kitaplarını imzalayıp kullanacağı adı
takmışlar.
Ve Aziyade…
Selanik'teki Fransız ve Alman konsolosları öldürülünce,
hükümetleri, suçluların cezalandırılmasını istemişler ve
idamları izlemek için çokuluslu bir filo Selanik'e
gönderilmiş. Loti’nin çalışmaya başladığı Couronne
fırkateyni bu filodaki gemilerden biriymiş. Gemiden inip
kenti gezdiği sırada bir cami avlusunda ilk kez Aziyade’yi
görmüş. Tacir Abeddin’in dört hanımından en genci, bir
Çerkez kızı olan Aziyade ve yemyeşil gözlerini…
Aziyade'nin hizmetçisi Hatice ve Loti’nin Selanik
rıhtımlarında tanıştığı Musevi kayıkçı Samuel'in
katkılarıyla gizli buluşmalar başlamış. Buluşmalar aşka
dönüşmüş. Bu arada Loti, İstanbul'daki Gladiateur gemisinde
bir göreve atanmış. Ve ilk kez 1 Ağustos 1876’dan, 17 Mart
1877’ye kadar Osmanlı başkentinde yaşamış. Bu arada
sonbaharda Selanik’ten İstanbul’a gelecek olan Aziyade’yi
beklemiş. Kısa süre Beyoğlu’nda bir otelde kalmış. Derken
Haliç’i ve müthiş İstanbul panoramasını gören bir eve
yerleşmiş. İlk Türkçe derslerini bir Ermeni papazından o
günlerde almış. Sonraki yıllarda Türkçe konuşup, Türkçe
şarkılar söylemiş. Loti, Türkiye ile ilgili tüm eserlerinde
tarihlere, mekanlara özel bir önem vermiş; yerleri,
isimleri, hep Türkçe kullanmış. Sadece Aziyade romanında 100
tane Türkçe kelime geçtiği söyleniyor.
Eyüp’teki evine taşınıp doğunun ona sunduğu egzotik yaşamın
tadını çıkarmış. Gelenekleri benimsemiş, kaftan giymeye
başlamış, sonra da vazgeçemeyeceği nargileyle tanışmış,
Karagöz seyretmeye gitmiş. Bu genç denizci, zamanla Eyüp
halkından biri olup çıkmış.
Aziyade, Selanik'ten İstanbul'a gelince Eyüp’teki evinde
birkaç gün süren buluşmalar başlamış. Çünkü Aziyade’nin
kocası sık sık İstanbul’dan ayrılıyormuş. Aralarındaki aşk,
yerine bir şey konamayacak bir tutkuya dönüşmüş. Loti'nin
aşkı romantik, hayallerden uzak, gerçek, samimi ve derin bir
aşk olmuş. Ve bu büyük aşk, ona Türk dünyasının kapısını
açmış. Farkına varmadan Türkleştiğini zamanla kendisi de
itiraf etmiş. Kendi ülkesiyle ilgili duyduğu coşkuları artık
Türkiye için de duyar olmuş.

Pierre Loti imzası
17 Mart 1877'de, Türk-Rus Savaşı'nın çıkmasından bir süre
önce, sevgilisine döneceği sözünü vererek İstanbul'dan
ayrılmış. İçini kaplayan özlem ona, 1879’un Ocak ayında
çıkan ilk romanı Aziyade’yi yazdırmış. Roman hemen değilse
de, bir yıl sonra büyük yankı uyandırmış. Zaten Pierre
Loti'nin edebi hayatı ve kariyeri önce bir Türk romanı olan
Aziyade ile başlamış ve Supremes Visions d'Orient (Doğunun
Son Görüntüleri) romanıyla sona ermiş.
Romanlarında Pierre Loti imzasını ilk kez üçüncü romanı Le
Roman d'un Spahi'de kullanmış. Pierre Loti, 6-8 Ekim 1887
tarihleri arasında, yani on yıl sonra ikinci kez Türkiye’ye
geldiğinde Aziyade’yi bulamamış. Bu üç gün içinde eski
günlerin izlerini aramış. En sonunda Aziyade’nin öldüğünden
emin olmuş. Onu bulmak için çırpınıp durduğu günlerin
sonunda, Topkapı’da Aziyade’nin mezarını bulmuş. O günden
sonra her İstanbul’a gelişinde bu mezarı ziyaret etmeyi
görev haline getirmiş. Bu üç günlük İstanbul yolculuğundan
bir yapıt daha doğmuş: Fantôme d'Orient (Doğudaki Hayalet).
İstanbul’a, 12 -15 Mayıs günleri arasında üçüncü kez
gelişinin nedeni ise pek açık değil. Bilinen, bu gelişinde
Yıldız Sarayı’nda Abdülhamit ile görüştüğü ve Mecidiye
nişanıyla onurlandırıldığı… Bu yolculuktan sonra
Constantinople en 1890 yapıtı ortaya çıkmış. 12-18 Mayıs
tarihleri arasındaki dördüncü gelişinden sonra, bu
yolculuğunu La Galilée'nin sonuna eklediği La Mosquée
Verte'de anlatmış. 9 Eylül 1903 günü Pierre Loti beşinci kez
İstanbul'a geldiğinde, artık elli üç yaşında, ünü dünyaya
yayılmış bir yazarmış.
Loti, 1910 yılında, altmış yaşında denizcilikten emekli
olmuş. Ve 1910 ağustosunda altıncı kez İstanbul'a gelerek,
15 Ağustos - 22 Ekim 1910 tarihleri arasında, dokuz hafta
İstanbul’da kalmış.
Çemberlitaş'ta tuttuğu bir eve yerleşmiş ancak kısa süre
sonra hastalanıp hastaneye yatırılmış. Fransız konsolosunun
Ortaköy'deki yazlık evinde uzun bir iyileşme dönemi geçirip
iyileşince, 23 Ekim 1910 günü, bir daha hiç gelmeyeceğini
sanarak Türkiye'den ayrılmış.

İstanbul’a son yolculuk
Pierre Loti 1910’lu yıllara kadar, Türkiye'yi seven, ona
aşık olan, Türkler gibi yaşamak isteyen romantik bir yazar
olarak tanınmış. 1911'de İtalyan'ların Trablusgarb'ı 1913'te
Balkan ülkelerinin Trakya'yı işgale kalkmaları Loti'yi bir
anda kendi içine dönük sessiz, sakin bir yazar olmaktan
çıkarıp, sevdiği milleti ve vatanı savunmaya yöneltmiş.
Türklerin sesini Avrupa'ya duyurmaya başlamış. Kalemiyle
Avrupa'ya bir nevi savaş açmış. 30 yıl boyunca Türkiye'de
olağanüstü ve egzotik bir hayat yaşayan Loti, Avrupa'da
ikinci memleketinin sözcülüğünü yapmış. Loti, o günlerde
Avrupa’da Türkiye'yi savunmaya cesaret edebilen tek ses
olmuş. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti, bir şükran belirtisi
olarak Loti’yi İstanbul'a resmen davet etmiş. 12 Ağustos -
17 Eylül 1913 tarihleri arasına rastlayan bu yolculuk onun
Türkiye'ye yedinci ve son gelişi olmuş. İstanbul'da kaldığı
süre içinde hükümet ve saray mensupları ile görüşmüş,
padişah tarafından kabul edilmiş.
18 - 21 Ağustos günleri arasında Edirne'ye yaptığı yolculuk
sırasında trenin geçtiği her yerde nerdeyse bir kurtarıcı
gibi coşkuyla karşılanmış. İstanbul'a dönüşünden Fransa'ya
hareketine kadar Yavuz Selim'de kendisi için özel olarak
hazırlanıp döşenmiş bir evde ağırlanmış.
Pierre Loti 10 Haziran 1923’de, ardında kırk yapıt bırakarak
Fransa’da ölmüş. Kitapları İngilizceye, Almancaya,
İtalyancaya, Japoncaya çevrilen bu yapıtlardan yedisi Harf
Devrimi'nden önce eski yazıyla Türkçeye de çevrilmiş. Pierre
Loti'nin Türkiye ile ilgili yazdığı tüm eserler bugün birer
belgesel niteliği taşıyor.
|