|
Tonlarca ağırlıktaki suyun metrelerce yükseklikteki
uçurumlardan aşağı kulakları sağır eden bir gürültü ve nem
bulutu içinde düşerken yarattığı manzarayı seyretmek,
hayatın en keyifli deneyimlerinden biri olsa gerek. Bir de
bu manzarayı, şelalelerin içinde bulunduğu benzersiz bir
cennet köşesi ya da yemyeşil bir doğa içinde seyrettiğinizi,
art arda gökkuşaklarının oluştuğunu, dağların göz
kamaştırdığı coğrafyaların içinde izlediğinizi düşünün. İşte
tam da bu yüzden, her yıl binlerce insan tarafından ziyaret
edilen şelaleler turizm ekonomisinin en önemli ürünlerinden
birini oluşturuyor.
Nehirlerin yer hareketleri nedeniyle oluşan uçurumlarla
karşılaştıkları noktada, şelalelerin oluşumu kaçınılmaz.
Dağların tepelerinde biriken karlar eridiğinde, sular aşağı
inmek için bir yol bulup bir şelale oluşturuyor. Büyük
şelaleler genel olarak nehirler yüksek platoların
kenarlarındaki uçurumlardan dökülünce ortaya çıkıyor. Öte
yandan şelaleler ne yazık ki ölümsüz değil. Zaman içinde,
suyun aşındırıcı etkisiyle alttaki zemin aşınıyor ya da su
bitiyor ve şelaleler görkemlerini yitiriyor. Tıpkı Düden
şelalesi gibi...
Esasen şelaleler, bir nehrin dikey olarak düştüğü bölümüne
verilen isim. Çağlayanlar ise şelalelerden daha küçük,
çoğunlukla şelalenin bir bölümünü anlatmak için
kullanılıyor.
Şelaleler, çağlar boyunca insanlar için yalnızca keyifli bir
doğa deneyimi yaşamak bakımından önemli bir yer tutmuyor,
aynı zamanda suyun olduğu yerde hayatın olduğunun da bir
kanıtı. Tam da bu sebepten, antik çağlarda, dünya üzerinde
kurulan büyük uygarlıklar, şelalelerin gücünden
yararlanmıştı. Çünkü birçoğu su kenarlarında kurulmuştu. Nil
Nehri üzerinde Mısır, Mezopotamya üzerinde Sümer, Akad,
Babil, Sarı Nehir üzeride Çin, Amazon ve kolları üzerinde
Maya, İnka, Aztek ve İndus Nehri üzerinde Hint
uygarlıklarının kurulması bir tesadüf değil. Belki de söz
konusu uygarlıkların, bu derece büyük ve gelişmiş olmasının
asıl nedeni budur, kim bilir?

Türkiye’deki
şelaleler
Antalya bir sular şehri. Özellikle tarlaların suya en çok
ihtiyacı olan yaz ayları hariç, falezlerden sular
fışkırıyor. Antalya bölgesindeki akarsuların ortak amacı
Akdeniz‘ e ulaşmak. Bu amaçla Toros Dağları’nın
yamaçlarından itibaren bazen yer üstünden ve bazen de
yeraltından süzülerek amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. Bu
sırada eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar
oluşturuyorlar. Bu çağlayanların sayısı 20’den fazla, ancak
en güzelleri Kurşunlu Şelalesi ve Manavgat Şelalesi.
Kurşunlu Şelalesi
1996 yılında park haline getirilerek ziyarete açılan
Kurşunlu Şelalesi, birbirine bağlanan 7 gölet, seyir
terasları, bitki tüneli, 200 yıllık su değirmeni ve gezi
patikaları ile büyük bir park yeri haline getirilmiş.
Kurşunlu Şelalesi Antalya-Mersin Karayolu üzerinde, ana
yoldan 7 kilometre içeride. Parkın tamamı ağaçlarla kaplı,
eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine sahip. Kızılçamın hakim
olduğu parkta, çınar, defne, harnup, yabani zeytin, sakız,
söğüt ve incir ağaçları var.
Manavgat Şelalesi
Antikçağ‘da adı “Melas” olan Manavgat Irmağı’nın dar ve dik
yamaçlı kanyonları arasından geçerek oluşturduğu ünlü
Manavgat Şelalesi, görülmeye değer bir manzaraya sahip.
Antalya'nın Manavgat ilçesinde bulunan şelale ırmak
sularının 4-5 metrelik bir falezden düşmesiyle oluşuyor.
Yüksekliği az olmasına rağmen çok geniş bir şelale olduğu
için gerçekten “gürül gürül” akıyor. Irmağı besleyen
kaynaklardan en büyüğü olan Dumanlı kaynağı, dik bir kayanın
yüzünde bulunan küçük mağaralardan fışkırarak çıkıyor. Duman
ve köpük halinde 15 metre yükselerek ırmağa karışıyor.
Şelale çevresi, kanallar ve setlerle düzenlenerek güzel bir
mesire yeri haline getirilmiş. Kökleri ve dalları suya
uzanan çınar ağaçlarının gölgesindeki mesire yerinde, sert
katmanlardan hızla düşen yeşil ırmak suyu, suyun içinde
direnen ağaçlar ve yer yer oluşan küçük anaforlar
izlenebiliyor.

Dünyadaki önemli şelaleler
Dünyada her yıl, milyonlarca turistin akınına uğrayan en
büyük, bu nedenle de en önemli üç şelale Venezüella’daki
Angel, Güney Afrika’daki Tugela ve yine Venezüella’daki
Coquenan ile başlamak en doğru tercihler olur. Dünyada,
taşıdıkları başka özelliklerle büyük şelaleler kadar önemli
olan, ünlü şelaleler var. Kuzey Amerika ile Kanada
sınırındaki Niagara yılda 20 milyon turistin ziyaret ettiği,
en iyi bilinen şelale. Çin’deki Huangguoshu dünyada elle
dokunulabilen şelalelerden. Victoria ise genişliği ile
dünyadaki hiçbir şelale ile kıyaslanamıyor; 100 metreden
yüksek, 1.5 kilometreden geniş ve tek su yatağından dökülen
en büyük şelale sayılıyor.
Angel Şelalesi
Venezüella, Auyantepui’da, Canaima Ulusal Parkı’nda bulunan
Angel Şelalesi, 980 metre yüksekliği ile dünyanın en
yüksekten dökülen şelalesi unvanına sahip. Yürüyüş yolu
bulunmayan şelaleye 50 kilometre uzaklıktaki Canaima
köyünden ya da Cuidad Bolivar’dan küçük uçaklarla ulaşım
sağlanıyor. Su seviyesinin yüksek olduğu yağmurlu sezonda
işleyen teknelerle de hem gezi yapılabiliyor hem de şelaleye
ulaşılabiliyor. Paris’teki Eyfel kulesinden üç kat, Niagara
şelalesinden 16 kat daha büyük olan bu görkemli şelale,
yüzlerce farklı bitki ve hayvan türünü barındırıyor. 1937
yılında, Amerikalı Havacı James Crawford Angel’in küçük
uçağının bu bölgeye zorunlu iniş yapmasıyla farkedilen
şelale bir tesadüf sonucu bulunmuş.
Tugela Şelalesi
Güney Afrika’daki Tugela Şelalesi, 947 metre yüksekliğiyle,
Venezüella’daki Angel Şelalesi’nden sonra, dünyanın ikinci
büyüğü olarak biliniyor. Dragon dağlarından dökülen şelale,
beş katmandan oluşuyor; tam da bu sebepten hem yukarıdan hem
de aşağıdan görünüşu çok etkileyici.
Coquenan Şelalesi
Angel Şelalesi’nden sonra Venezüella’nın ikinci, dünyanın
ise üçüncü büyük şelalesi olan Coquenan Şelalesi’nin suları,
670 metre yükseklikten düşüyor. Suyun döküldüğü Kukenan
Tepui, Arabopo Nehri’ne karışıyor. Kukenan Tepui, Brezilya,
Venezüella ve Guyana’nın sınır çizgisini oluşturan Roraima
dağının hemen yanında bulunuyor.
Niagara Şelalesi
Kuzey Amerika’nın orta doğusunda Kanada sınırındaki Niagara
Şelalesi, 57 metre yükseklikten düşüyor ve
Niagara Irmağı
ile buluşuyor. Dünyanın belki de en iyi tanınan şelalesi,
çünkü yılda 20 milyon turist ziyaret ediyor. Şeklinden
dolayı, Kanadalılar tarafından “at nalı” anlamına gelen Niagara olarak isimlendiriliyor. Niagara ilk defa 1678
yılında bir misyoner tarafından keşfedilmiş. Şelalenin
suları dört gölden geliyor ve tamamı üç büyük şelaleden
oluşuyor. Horseshoe en büyük olanı, American Falls ve Bridal
Veils Fall daha küçük olan diğer iki küçük şelalenin adları.
Kuzey Amerika’nın en büyük şelalesi olan Niagara, 10.000 yıl
önce buraya gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntüler
sonucunda oluşmuş. Şelalelerin etrafında oluşturulan park,
kardeş şehirler Ontario ve New York tarafından doğal koruma
altında tutuluyor.
Huangguoshu Şelalesi
Guizhou eyaletindeki Şelaleler Bölgesi’nde bulunuyor. 18
şelalenin bulunduğu bölgede, Huangguoshu en büyük olanı;
diğerleri ise dört yanında gerdanlık gibi boy gösteriyor.
Victoria Şelaleleri
Victoria Şelaleleri veya diğer adıyla Mosi-oa-Tunya dünyanın
en görkemli şelalelerinden. Zambezi Nehri’nin üzerinde,
Zambiya ve Zimbabve sınırları arasında. Yaklaşık 28 metre
yüksekliği ve 1.7 kilometre genişliğiyle Niagara
Şelalesi’nden büyük. Victoria, 100 metreden yüksek, 1.5
kilometreden geniş ve tek su yatağından dökülen en büyük
şelale sayılıyor. Şelaleleri 1855’te ziyaret eden İskoç
kaşif David Livingstone, buraya Kraliçe Victoria’nın ismini
vermiş. Şelaleler, Güney Afrika’nın en çok turist çeken, iki
milli parkın içinde bulunuyor ve parklar UNESCO tarafından
korunuyor.
|