SİTE İÇİ ARAMA

 



BEĞENİ ANKETİ

 

Kasırlar

Osmanlı döneminde, İstanbul’da inşa edilen kasırlar, saraylardan sonra,
dönemin en görkemli mimari yapılarından sayılıyor. Hepsinin kaderinde bir dönem terkedilmişlik var. Şanslı olanlar restore edilerek, bugün müze-saray olarak ziyarete açılanlar. Ancak günümüze ulaşamadan yananlar ve yıkılanlar artık sadece arşivlerdeki kayıtlardan biliniyor.

Kasırlar, sadece hünkârların malı sayılan ve sarayların haricinde inşa edilen, köşkten büyük binalara deniyor. Devamlı ikamet için kullanılmayan kasırlar, tarihte padişahların dinlenmeleri için vakit geçirdikleri yerler konumundaydı. Kimi zaman at bindikten sonra, ok talimleri ya da av partilerinden dönüşte, kimi zaman askeri tesisleri ziyaretlerinin ardından kullanılıyorlardı… Kasırlar bunun dışındaki zamanlarda, ziyarete gelen yabancı devlet adamlarının ağırlandığı bir konukevi ya da önemli uluslararası toplantıların yapıldığı gizli binalar niteliği taşıyordu. Kasırlar geleneksel olarak, saraylar gibi sürekli yaşamaya yönelik bir amaç taşımadığı için, yatak odası, hamam gibi alanlara gerek duyulmuyor. Müze olarak hizmet veren bazı kasırlarda bugün görülen yatak odaları ise, daha sonraki dönemlerde konukevi olarak kullanılmalarından kaynaklanıyor.
Zamanında mümkün olan en ihtişamlı, en görkemli şekilde planlanan kasırlar, içinde bulundukları yüzyılın moda mimari akımlarına göre inşa edilmişler. Kasırların tarihlerinde genel olarak terkedilmiş bir dönemleri söz konusu. Genellikle Osmanlı’nın yıkılışından Cumhuriyet yıllarına kadar olan zaman aralığından bahsediyoruz. O günlere ulaşabilenler TBMM Milli Saraylar himayesinde orijinaline uygun şekilde restore edilerek müze-saray ya da restoran olarak işletilmekte. Terk edildikleri yılları atlamayanlar ise bazen yanarak, bazen bakımsızlıktan yıkılmış. Bunların bir kısmı ise özellikle son dönem padişahlar tarafından yıktırılmış.

Günümüze Ulaşan Kasırlar

KÜÇÜKSU KASRI
Boğaziçi’nin en güzel yerlerinden biri olan Küçüksu’da, Göksu Deresi ile Küçüksu Deresi arasında, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üzerinde Anadolu Hisarı’nın sahil tarafında yer alıyor. Sultan I. Mahmut zamanında, 1730-1754 tarihleri arasında, şimdilerde Küçüksu Çayırı olarak anılan Has Bahçe’nin deniz kıyısında bir yere, iki katlı, ahşap bir saray yapılarak temeli atılan saray, Sultan Abdülmecit zamanında (839-1861) yıkılıp yerine bugünkü kagir bina inşa edilmiş. Aslında iki katlı, ancak bir de bodrum katı bulunan kasır, dinlenme ve av için kullanılırmış. Atatürk’ün İstanbul’a geldiğinde çalışmak ve dinlenmek için de kaldığı kasır, Cumhuriyet yıllarında bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış. Küçüksu Kasrı günümüzde müze-saray olarak ziyarete açık.

TOPHANE KASRI
Tophanede, Necatibey Caddesi üzerinde yer alan Tophane Kasrı, eski Tophane Meydanı’nın en önemli öğelerinden biri. Kasır, padişahların Tophane’deki askeri tesisleri ziyaretleri veya şehri deniz yoluyla ziyarete gelen yabancı devlet adamlarının karşılanması sırasında kullanılmak üzere inşa edilmiş. Tophane Kasrı ayrıca, Osmanlı-Yunan savaşına son veren 1897 uluslararası Konferansı ve Lozan Antlaşması sonrası Uluslararası Boğazlar Komisyonu toplantısına sahne olmuş. Hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında Sıkıyönetim Mahkemesi burada toplanmış. Bina, şimdilerde Mimar Sinan Üniversitesi kampusunun binalarından biri olarak yaşıyor.

BEYKOZ KASRI
Beykoz’da, tarihi Hünkâr İskelesi’nin güneyinde bulunan Beykoz Kasrı, esasen Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Sultan Abdülmecit için yaptırılmış. Beykoz Kasrı Boğaziçi’nde inşa edilen ilk kâgir ve neo-klasik yapı olarak biliniyor. 20. yüzyılın başlarına harap bir durumda gelen kasırda önce bir Darül Eytam, sonra Trahom Hastanesi açılmış. Bir süre göçmenlere tahsis edilen kasır, 1953 yılında Sağlık Bakanlığınca klinik olarak kullanmaya başlanmış. Günümüzdeyse Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet veriyor.

AYNALIKAVAK KASRI
Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Aynalıkavak Sarayı ya da Tersane Sarayı olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örneği. İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılıyor. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulmasıyla birlikte yöreye Tersane Has Bahçesi denmiş. Saray bütünü içersinde yer alan ve Sultan III.Ahmet döneminde (1703-1730) yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, şimdilerde bir müze-saray olarak hizmet veriyor.

IHLAMUR KASIRLARI
Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi 18. yüzyılda mesire yeri olarak kullanılıyordu. Bu mesire yeri çok popüler olunca padişah için bir bağ evi yapılmış. Halk arasında Hacı Hüseyin Bağı Köşkü olarak bilinen köşk, Sultan I. Abdülhamit (1774–1789), Sultan III. Selim (1789–1807) ve Sultan II. Mahmut (1808–1839) tarafından da kullanılmış. Sultan Abdülmecit bu köşkün yerine 1849–1855 arasında iki yeni biniş kasrı ile bir de çeşme yaptırmış.
19. yüzyıl Avrupa mimarisi üslubunda yapılan köşklerden biri olan ve törenler için kullanılan Merasim Köşkü, şimdilerde Ihlamur Kasrı olarak bilinen tarihi binanın ta kendisi. Cephesi son derece bezemeli ve hareketli olan yapının içerisi oldukça sade.
I.Dünya Savaşı sonrasında ve Cumhuriyet döneminde boş ve bakımsız kalan köşkler TBMM Milli Saraylar bünyesine katıldıktan sonra günümüzde bir müze-saray olarak ziyaret ediliyor.

MASLAK KASIRLARI
Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun üzerinde, Haznedar Çiftliği’ndeki Maslak Kasırları’nın bulunduğu alanda ilk yapılanmanın Sultan II. Mahmut döneminde başladığı ve bölgenin Sultan II. Abdülhamit’in veliahtlığı sırasında sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı biliniyor. Günümüze ulaşan kısmı ise Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun ve Limonoğlu, Çadır ve Köşk Paşalar Dairesi.
Söz konusu yapılar, 19. yüzyıl sonları Osmanlı mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini oluşturuyor.
Yaşamının büyük bir kısmını veliahtlığı sırasında burada geçiren Sultan Abdülhamit Osmanlı tahtına çıkmaya burada davet edilmiş. Kasr-ı Hümayun şimdilerde, belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak bir müze-saray olarak ziyarete açık.

SEPETÇİLER KASRI
Eminönü, Sarayburnu’ndaki Sepetçiler Kasrı, Topkapı Sarayı’nın Sarayburnu’ndaki iki kıyı köşkünden biri. Diğeri ise Yalı Köşkü. Bu kasrın kıyısındaki 5-6 kayıkhanede padişahların kayıklarının ve kadırgalarının bağlandığı ve donanmanın sefere çıkışıyla dönüşünü izledikleri yer olduğu biliniyor. Kasrın yapımına Sultan III. Murat (1574-1595) zamanında Sadrazam Sinan Paşa tarafından başlanmış. Kasrın kapı mermeri üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre, Sultan İbrahim döneminde, 1643’te yeniden yaptırılmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri ecza deposu olarak kullanılmış. 1998’de orijinaline uygun olarak restore edilen yapı şu anda Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılıyor.

HİDİV KASRI
Osmanlı`nın Mısır valilerinden olan Hidiv Abbas Hilmi Paşa`nın, 19. yüzyılın sonlarında Mısır`daki İngiliz nüfuzunu kırabilmek için Osmanlı Devleti`nden destek sağlayabilmek amacıyla uzun süreli İstanbul`da kalması gerekmiş. Bunun üzerine, Hidiv Abbas Hilmi Paşa 1903 yılında günümüzde kasrın bulunduğu yerde bulunan iki ahşap yalıyı satın almış. Paşa,1907 senesinde İtalyan Mimar Delfo Seminati`ye devrin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındaki muhteşem saray yavrusunu yaptırmış. İtalyan mimarisinin etkisi altında yapılan kasır, Toscana villalarına benziyor. Mermer teraslarla çevrili ve üzerinde yüksek bir kule var.
Ünü Avrupa’ya kadar yayılan, özel ve İstanbul’un en büyük gül bahçesine sahip olan kasrın çevresindeki koruluk, 100–300 yıllık meşe, ıhlamur, çam ve sedir ağaçlarıyla dolu. Harika bir Boğaziçi manzarasına sahip kasır bülbülleri ile de ünlü.
Hıdivin 1944’te ölümünden sonra Turing tarafından restore edilen kasır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafındanrestoran olarak işletiliyor.

ŞALE KASRI
Ortaköy ile Balmumcu arasında, Boğaziçi’ne egemen bir alanı kaplayan Yıldız Sarayı, tarihi Bizans’a dayalı bir koruluk. Sultan I. Ahmet döneminde padişahın Has Bahçeleri arasına katılmış. Sultan III. Mahmut, Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde eklenen köşk ve kasırlarla gelişerek, Sultan Abdülhamit döneminde (1876-1909) inşa edilen binalarla Yıldız Sarayı adını almış.
Şale Kasrı, Yıldız Sarayı’nın en görkemli yapılarından. Kayıtlarda Merasim Köşkü olarak da geçen kasır, farklı tarihlerde yapılan birbirine bitişik üç ana yapıdan oluşuyor. Birinci bölümünün 1880’de, Sarkis Balyan’ın yaptığı ikinci bölümünün 1889’da, Merasim köşkü adıyla bilinen üçüncü bölümün ise 1898 yıllarında tamamlandığı biliniyor. Şale Kasrı, Yıldız Sarayı yapıları içinde bir devlet konukevi niteliği taşımış. Cumhuriyet döneminde kısa bir süre için lüks bir kumarhane olarak işletilen kasır, günümüzde TBMM Milli Saraylar bünyesinde bir müze-saray olarak ziyaretçilere açık.


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR