“Eğer seyirciye
unutulmaz
Eserler
izletebilseydik,
Şu anda tiyatro
salonları
dolup taşardı” diyerek
çuvaldızı
biraz da
kendimize
Batırmamız gerektiğini
düşünüyorum”
Hem
sahne üzerinde hem de gerisinde olan gerçek
anlamıyla bir tiyatro insanı Kenan Işık.
Yönettiği oyunları kadar vaktiyle rol aldığı
tiyatro eserleriyle de hafızalardan kolay kolay
yok olmuyor. 17 yaşından beri tiyatro sahnesiyle
iç içe bir ‘tiyatro insanı’ olmasına rağmen
geniş kitlelerce tanınması televizyon ekranında
yer almasıyla gerçekleşti maalesef. Dizileri,
filmleri, sunuculuğuyla televizyon ekranının
vazgeçilmezi oldu. Hele hele “Kim 1 Milyon
İster” (ya da eski adıyla “Kim 500 Milyar
ister?”) adlı yarışmayla da ününe ün kattı.
Karizmatik sesini artık nerede duysak tanıyoruz.
Ama o televizyonun sağladığı bu üne rağmen
tiyatrodan asla vazgeçmeyenlerden. Halen
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir
Tiyatrosu’nda yönetmenliğini yaptığı iki oyunu
sahneleniyor: “Ölümsüz Öykü” ve “Yaşar Ne Yaşar
Ne Yaşamaz”.
1996-2000 yılları arasında Büyükşehir Belediyesi
Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği
görevini üstlenen Kenan Işık’ın şimdilerde tüm
sıfatlarına bir yenisini ekledi. Işık,
geçtiğimiz Kasım ayından bu yana İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın
sanat danışmanlığı görevini de yürütüyor. Işık
ile eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik…
Uzun yıllardır tiyatro dünyasının içindesiniz. Ama bir
yandan da sanatın diğer dallarıyla da ilgileniyorsunuz. Hem
oyuncusunuz hem sunucu hem de tiyatro yönetmeni. Bu kadar
sanatla iç içe biri olarak, Kenan Işık'ı nasıl
tanımlarsınız?
İlk kez ilkokul ikinci sınıfta sahneye çıktım. Neredeyse
doğduğumdan beri sahnelerdeyim. Tiyatroda bilet kesmekten
başlayarak neredeyse her alanda, buna dekor yapmak da dahil,
çalıştım hatta genel sanat yönetmenliği kademesine kadar
geldim. Yayımlanmış kitaplarım, şiirle ilgili çalışmalarımın
yanı sıra bir de köşe yazarlığım var. Yeni Yüzyıl, Yeni Bin
yıl ve Akşam gazetelerinde kültür, sanat yazıları yazdım.
İnsanın gelecekte en azından bu güne oranla daha mutlu
yaşayacağı bir dünya öngörür sanat. Hatta bu sanatın temel
işlevidir. Tabi bunu estetik bir dille, bir güzellikle
anlatmaktır sanat. Bir sanat yapıtı hem estetik bir dile hem
de söyleyecek söze sahipse sarsıcı ve etkili olur. Hatta
eğitimden bile daha önde gelir sanat kimi durumda. Mesela
tiyatro, oyuncunun ve seyircinin karşılıklı olarak bir
meseleyi tartıştığı, konuştuğu bir ortam sunar. Fakat ne
yazık ki böyle olmuyor artık günümüzde. Tiyatronun parlak
dönemleri maalesef geride kaldı diye düşünüyorum. Bu durumun
sebepleri de çok fazla.
Türkiye’nin
kültür – sanat politikasını nasıl buluyorsunuz?
Bizde siyasetin sanata bakış açısı her zaman aynı. Hangi
parti iktidara gelirse gelsin bu değişmiyor. Çünkü Türkiye
siyasetinin yapısı buna engel. Siyasetçilerin birikimleri,
sanata bakış açıları bizlerin istediği kadar yoğun değil
maalesef. Sanatın sorunlarını ve çözümlerini bilmek için
sanatın içinden gelmek gerektiğine inanıyorum. Dünyada bu
böyle. Mesela Melina Merkuri sinema oyuncusu ve kültür
bakanlığı yapmıştır Yunanistan’da. Norveç'te tiyatrocu bir
başbakan vardı. Kültür ve sanat çağdaşlaşmanın tek ölçütü.
Sanat ve kültüre öncelik tanırsanız Türkiye’nin pek çok
meselelerini de çözmüş olursunuz. Siyaset sanata muhtaçtır.
Çünkü siyasetçileri belirleyen seçim sisteminde oy
önemliyse, o oyu veren elin kültürel ve entelektüel birikimi
değerli ve önemlidir.
Bazı tiyatro sahnelerimizde bir yeniden yapılanma söz
konusu. Bu olası değişimi nasıl görüyorsunuz?
Ülkemizde uzun yıllar ihmal edilen bir konu sanat. Harbiye
Muhsin Ertuğrul Sahnesi yakında yıkılacak. Atatürk Kültür
Merkezi’nin durumu da ortada. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin
olanaksızlıklarını tabii ki biliyorum. Haliyle yıkılarak
yerine, adına yakışır çağdaş, modern bir tiyatronun
yapılması elbette ki bizi sevindirir. Ama bu konuda biz
sanatçılara danışılmamış olması tuhaf. Ve bu durumda da asıl
maksat konusunda endişeler duyuyoruz.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin bulunduğu mekan biliyorsunuz
Kongre Vadisi kapsamında ve oraya büyük bir kongre merkezi
yapılacak. Ancak bizim kongre merkezlerinden önce sanat
merkezlerine ihtiyacımız var. Bir toplumu geliştirmek ve
ileriye götürebilmek için, o toplumun sürekli sanat
yapıtlarıyla karşı karşıya kalmaları, sanatla uğraşmaları
gerekir. İstanbul bir kongre şehri olabilir ancak bir sanat
ve kültür kenti de olmalı. İstanbul tarihi itibarıyla bunu
çoktan hak ediyor. Osmanlı İmparatorluğundan beri ayakta
kalan Cemal Paşa’nın 1914’te kurduğu Şehir Tiyatroları’nın
bu kadar büyük geçmişini, değerlerini yok saymamalıyız. Bin
yıldır bu topraklarda yaşıyoruz. Büyük bir kültürümüz ve
geçmişimiz var. Geçmişimiz bir şekilde yıkılıyorsa eğer,
buna karşı çıkmalıyız. Ben sadece bir sanatçı olarak değil,
İstanbul'da yaşayan bir yurttaş olarak da itiraz ediyorum.
Kolayca terk edilecek bir yer değil Muhsin Ertuğrul. Burada
oynamış, sesleri solukları her yere sinmiş usta
tiyatrocularımıza saygısızlık etmek bize yakışmaz. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul’da
hazırlıklar ne durumda sizce? Neler yapılmalı?
Bence bu kültür başkentliği durumunu biraz abartıyorlar.
Belçika’nın 200 bin nüfuslu bir kenti de kültür başkentiydi
geçen yıl. Önemli olan kültür başkentliği ile ilgili olarak
şehre verilecek olan fonun İstanbul için doğru kullanılması.
Bence öncelikli olarak buna önem verilmeli. İstanbul’un
kültür, sanat merkezleri olmalı. Hem de çağdaş düzeyde.
Sanat eğitimine nasıl bakıyorsunuz? Önemli buluyor
musunuz?
Günümüzde üniversitelerde çok fazla sanat bölümleri
açılıyor. Fakat nasıl bir eğitim verildiği konusunda kimse
soru sormuyor. Ya da eğitim veren kişilerin kim olduğu
konusunda. Öte yandan da her yıl bu okullardan yüzlerce kişi
mezun oluyor fakat çalışabilecekleri ortamlar yok. İstihdam
sorunu yaşanıyor anlayacağınız. Mesela bu bir tutarsızlık
bence. Devletin tiyatrocularının aldığı maaş da ortada.
Sizce tiyatroya yaklaşımımız nasıl?
Seçilen yanlış repertuvarlar ya da oynanan oyunların çoğunun
sanatsal kalitesinin kötü oluşu nedeniyle seyirciyi
küstürdük sanıyorum. Çuvaldızı biraz da kendimize batıralım.
Bu durumda seyirciden destek vermesini bekleyemeyiz. Eğer
seyirciye unutulmaz eserler izletebilseydik, şu anda tiyatro
salonları dolup taşardı. İzleyicilerimiz bize destek olurdu.
Biz tiyatronun komik oyunlar oynanan bir yer olmadığını
anlatamadık. Üstelik televizyonla rekabet edebilmek için
komik şeyler, basit, sanatsal açıdan kalitesiz oyunları
sunduk izleyiciye. Gerçek tiyatro izleyicisini küstürdük.
Kültür
ve sanatın toplumun daha çok kesimine yaygınlaştırılması
için neler yapılmalıdır sizce?
Artık tüketilen kitap, kağıt miktarı, tüketilen elektrik ya
da otoyol, en önemli kriter de sanat ve kültüre göre
gelişmişlik ölçülüyor. Gelişmişliğin tek ölçütü para değil.
Bunun dünyada da örneklerini görüyoruz. Gelir düzeyi çok
yüksek ülkeler illa ki sanatla kültürle çok ilgili anlamına
gelmiyor. Günümüzde artık gelişmişliğin kriterleri başka.
Mesela kitap okuma oranı… Edebiyatla, sanatla ilgilenmek bir
gelişmişlik ölçütüdür. O toplumun refah yapısını belirler.
Sanatla uğraşan insan zenginleşir, hayatı daha da anlam
kazanır. Bizi zengin kılacak lüks tüketim değildir, sanat ve
kültür tüketimidir. İran bile bizden edebiyat, sinema,
müzik, tiyatro açısından kat kat ileride, üstelik o ülkede
çok zor koşullar söz konusu.