SİTE İÇİ ARAMA

 



BEĞENİ ANKETİ

 

     
  ürk edebiyatının en önemli yazarlarından biri karşımızdaki. Yazdığı romanlarla, öykü kitaplarıyla pek çok okurun dünyasında ayrı bir yere sahip bir yazar… “Adı Aylin”, “Foto Sabah Resimleri”, “Füreya”, “Sevdalinka” ve daha pek çok kitabıyla Türk edebiyatında haklı bir yere sahip olan Ayşe Kulin en son “Veda – Esir Şehirde Bir Konak” adlı romanıyla çıktı edebiyatseverlerin karşısına. Köklü bir aile geçmişine sahip olan Kulin, Baba tarafından Boşnakları bir bayrak altında toplayan Kulin Ban’dan geliyor. Anne tarafından ise Osmanlı’nın son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey’in torunun kızı. Zaten Kulin’in “Veda” romanı da Ahmet Reşat Bey ve ailesini özneye yerleştiriyor. Yani anlayacağınız biyografileriyle dikkat çeken yazar, bu kez ailesine yöneliyor kitabında.  

 

Pek çok başarılı kitaba imza atan, Türk okurunun en sevdiği yazarlardan biri olan Ayşe Kulin’in son kitabı “Veda” geçtiğimiz aylarda Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Yazarın kendi ailesini ve büyük bir aşk hikayesi ekseninde Osmanlı’nın son yıllarını anlattığı kitabı diğer romanları gibi yine büyük beğeniyle karşılandı. Kulin ile hem son kitabını hem de edebiyat dünyasını konuştuk…

Geç keşfedilen yazar
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde edebiyat bölümünü bitirdikten sonra çeşitli dergilerde, gazetelerde muhabirlik, editörlük yapan Kulin aynı zamanda uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senaristlik görevlerini de üstlendi. İlk kitabı “Güneşe Dön Yüzünü” 1984 yılında yayımlanan Kulin, pek çok ödülün de sahibi. Aslında çok eski Ayşe Kulin’in yazarlık serüveni. Fakat pek çok kez yayıncılar tarafından geri çevrilmiş, geç keşfedilen bir yazar. Kulin bu durumu “bana karşı bir önyargı camı’ vardı sözleriyle açıklıyor. Kulin’in pek çok okurla buluşmasını sağlayan kitabı “Adı Aylin”. Artık “Adı Aylin”in üzerinden yıllar geçti. Yazdıklarıyla var olan, nefes alan bir yazar olan Kulin, artık pek çok başarılı kitaba imzasını atmış biri. Tabii yurtdışında da eserleri yayımlanan bir yazarımız. Kulin’in “Adı Aylin” adlı kitabı Yunancaya, “Sevdalinka” ise Sırpçaya çevrildi. Halen “Nefes Nefese” Fransızcaya, “Sevdalinka” Litvanya ve “Füreya” Gürcü diline çevriliyor.

İyi Niyet Elçisi
Sosyal sorumluluk projelerinde de yer alan bir yazar aynı zamanda. Mesela 2004 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Turkcell adına yaptığı “Kardelenler” adlı çalışmasının tüm telif gelirini Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları adlı projeye bağışlayarak bu alanda ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gösterdi. Ayrıca geçtiğimiz aylarda da UNİCEF’in İyi Niyet Elçisi seçildi.
Ayşe Kulin ile son kitabını, edebiyatı, televizyon dünyasını konuştuk…

Son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey ve ailesinin ekseninde, bir konakta yaşanlardan yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerini ve İşgal altındaki İstanbul’u anlatıyorsunuz “Veda”da. Osmanlı’nın son dönemlerini ele almaya nasıl karar verdiniz?
Osmanlı’nın son elli yılında neler yaşandığını nedense çok merak ederim. O dönemde yaşanan pek çok yanlışı Cumhuriyet döneminde de sürekli yaşadığımızı düşünürüm. İbret almak için Osmanlı tarihini çok okumuşumdur ama sadece birkaç kişinin ibret alması ne yazık ki yeterli olamıyor. Osmanlı’yı kanımca altından kalkılamayan borçlar, ham softalık ve katı bir muhafazakârlık bitirmiştir. Size bir çağrışım yaptı mı bu söylediklerim?
“Veda”yı yazarken nasıl bir
araştırma yaptınız?

Pek çok kitap okumanın yanı sıra, Osmanlı’nın son dönemlerinde devleti idare etmiş kimselerin anılarını da çalıştım. Dedemin pek çok mektubunu ve mesai arkadaşlarıyla yazışmalarını günümüz Türkçesine çevirttim.

“Veda”da kahramanların birçoğu sizin ailenizden. Ailenizi anlatmaya nasıl karar verdiniz?
Ahmet Reşat Bey ile Behice Hanım anneannemin anne-babasıydılar. Romanı onların üzerinden anlatmak kolayıma geldi doğrusu. Onları tanıyordum, Ahmet Reşit Bey gibi, dedemin son kabinede görev yapmış birkaç arkadaşını daha tanımıştım. Görüntüleri gözlerimin önündeydi. Üstelik romana konu ettiğim ev, bir de büyük bir aşk hikâyesine tanık olmuştu. Bu birikimi aktarmak istedim.

“Veda”nın ardından devam
niteliğini taşıyan bir kitap gelecek mi?

Gelecek. “Veda”yı yazdıktan sonra, Ahmet Reşat’ın sonunu merak eden kimselerden pek çok mektup aldım. Daha sonraları neler yaşandığını merak ediyorlardı. Sonraki yıllarda, Cumhuriyet’in ilk dönemi yaşandı. Bu dönemin arka plana işleneceği bir romanla aile sagasını sürdürmek iyi bir fikir olur bence. Çünkü babam bu dönemin genç bir mühendisiydi, ömrü memlekete ışık ve su taşımakla, yol, mesken yapmakla geçti. Cumhuriyet ne yaptı ki diye sorabilenler, o yıllarda nelerin yapıldığını bir romanda olsun öğrensinler istiyorum. Elbette okurlarsa. Okumazlarsa da okuyanlar onlara anlatır.

Tarihle çok yakın ilişki kuran bir yazarsınız. Bunun nedenini neye
bağlıyorsunuz?

Tarihi severim. Merak ettiğim dönemleri ayrıntılarıyla ve çeşitli görüş açılarını değerlendirerek incelemeyi, edindiğim bilgileri romanlarıma aktarmayı da seviyorum. Tarihini bilmeyenler yaşadıkları dönemin olaylarını doğru değerlendiremez.

Ayşe Kulin denildiğinde aklımıza gelenlerden ilki de başarılı biyografi kitapları. Yazdığınız her bir biyografi büyük başarı getirirdi ve okurlar
tarafından da çok beğenildi.

Benim 17 adet basılmış kitabım var. Bu kitapların arasında sadece 3 tanesi biyografi: “Bir Tatlı Huzur”, “Adı Aylin” ve “Füreya”. Biyografiler yazdıklarımın dörtte biri dahi etmiyor. Bu durumda kendimi biyografi yazarı olarak tanımlamıyorum.

Türkiye’de özellikle de edebiyat alanında eleştiri mekanizmasının işleyişini nasıl buluyorsunuz?
Eleştirmenleri eleştirmek benim işim değil. Ben yazarım, onlar eleştirir. Hangi ölçüyle eleştireceklerine kendileri karar verirler. Benim bildiğim en yaman eleştirmenin ‘zaman’ olduğudur. Bakın Shakespeare’e, yüzyıllardır hala okunuyor, eserleri sahnelerden inmiyor. Yaşadığı dönemde onu da acımasızca eleştirenler mutlaka olmuştu ama son sözü ‘zaman’ söyledi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in iyi niyet elçisi olarak seçildiniz. Bu size nasıl bir sorumluluk
Ayşe Kulin’in yayımlanmış kitapları

“Sevdalinka”, “Sit Nene’nin Masalları”, “Güneşe Dön Yüzünü”, “Foto Sabah Resimleri”, “İçimde Kızıl Bir Gül Gibi”, “Bir Gün”, “Bir Tatlı Huzur”, “Bir Varmış Bir Yokmuş”, “Füreya”, “Babama”, “Geniş Zamanlar”, “Nefes Nefese”, “Köprü”, “Adı: Aylin”, “Veda – Esir Şehirde Bir Konak”, “Gece Sesleri”,
“Bir Gün”.

yükledi? Bu konuda neler yapmayı amaçlıyorsunuz?
İyi Niyet Elçisi seçilmem bana artı bir sorumluluk yüklemedi. Zaten “Kardelenler”den beri, özellikle kız çocuklarının okullaşabilmesi için yoğun bir çalışma içindeydim. “Sevdalinka”nın Bosna-Hersek’de basılan baskılarının telifini de yine oradaki savaş mağduru çocuklara bırakmıştım. Zaman zaman da çocuklara çağdaş eğitim veren kurumlara bağışta bulunuyordum. Ben yine bu tür çalışmalarımı ve bağışlarımı yapmaya devam edeceğim.

Masal kitabınız “Sit Nene’nin
Masalları” Şubat 2008’de yayımlandı. Bir masal kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? Nasıl bir yol izlediniz bu
kitabı yazarken?

UNICEF’in İyi Niyet Elçisi seçildikten sonra, bana lütfedilen bu payeyi hak etmek istedim. Keşke şarkıcı olsaydım, sevgili Sezen Aksu’nun sık yaptığı gibi, bir konser verir, UNICEF’e bir masal kitabıyla aktaracağım paranın 100 mislini kazandırabilirdim. Ne yazık ki sesim çok çirkin, elimden sadece yazmak geliyor. Ben de oturdum, geçen yaz kaybettiğim anneciğimin torunlarıma anlattığı bir masaldan yola çıkarak, küçükler için bir masal kitabı yazdım. Benim gibi UNICEF Elçisi olan Müjdat Gezen de kitabı resimledi. Birlikte telif gelirimizi 13 ilde açılacak olan ana sınıflarına bıraktık.

Başarılı kitaplara imza atan bir
yazar olduğunuz kadar özellikle kadın hakları konusuna da çok duyarlı
birisiniz. Ülkemizde kadın hakları
konusunda özellikle son yıllarda
gerek aile içi şiddete gerekse kız
çocuklarının okutulmasına yönelik pek çok kampanya yapılıyor. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Ben kızların okutulması ve kadınların haklarının korunması için yapılmakta olan tüm kampanyaların ve çalışmaların gönüllüsüyüm. Hangi sivil örgüt bu konularda bana başvurursa, elimden geleni yapıyorum. Kızların okutulmamasını bir vahşet olarak değerlendiriyorum ve erkek egemen bir ülkede kadınların cinayetlere kurban gitmesini, berdel verilmesini, üzerlerine kuma getirilmesini isyanla karşılıyorum. Kızların okutulmamalarının ardında zaten bu sapık zihniyeti sürdürme amacı yatıyor. Kadınlar kendilerini esir alan tarikatlardan, hocalardan, şıhlardan kurtulabildikleri gün, hayata dönecekler.

Her kitabınız çok satıyor ve okurla çok güzel bir iletişim kuruyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Ben söz konusu kitapların yazarıyım, okurun yerine yanıt veremem. Benim kitaplarımı neden bu kadar büyük bir ilgi ile takip ettiklerini bence bana değil, okurlara sorun. Yanıtı ben de sizin kadar merak ediyorum.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR