Geç keşfedilen yazar
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde edebiyat bölümünü
bitirdikten sonra çeşitli dergilerde, gazetelerde
muhabirlik, editörlük yapan Kulin aynı zamanda uzun yıllar
televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı,
sanat yönetmeni ve senaristlik görevlerini de üstlendi. İlk
kitabı “Güneşe Dön Yüzünü” 1984 yılında yayımlanan Kulin,
pek çok ödülün de sahibi. Aslında çok eski Ayşe Kulin’in
yazarlık serüveni. Fakat pek çok kez yayıncılar tarafından
geri çevrilmiş, geç keşfedilen bir yazar. Kulin bu durumu
“bana karşı bir önyargı camı’ vardı sözleriyle açıklıyor.
Kulin’in pek çok okurla buluşmasını sağlayan kitabı “Adı
Aylin”. Artık “Adı Aylin”in üzerinden yıllar geçti.
Yazdıklarıyla var olan, nefes alan bir yazar olan Kulin,
artık pek çok başarılı kitaba imzasını atmış biri. Tabii
yurtdışında da eserleri yayımlanan bir yazarımız. Kulin’in
“Adı Aylin” adlı kitabı Yunancaya, “Sevdalinka” ise Sırpçaya
çevrildi. Halen “Nefes Nefese” Fransızcaya, “Sevdalinka”
Litvanya ve “Füreya” Gürcü diline çevriliyor.
İyi Niyet Elçisi
Sosyal sorumluluk projelerinde de yer alan bir yazar aynı
zamanda. Mesela 2004 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği ve Turkcell adına yaptığı “Kardelenler” adlı
çalışmasının tüm telif gelirini Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş
Kızları adlı projeye bağışlayarak bu alanda ne kadar duyarlı
olduğunu bir kez daha gösterdi. Ayrıca geçtiğimiz aylarda da
UNİCEF’in İyi Niyet Elçisi seçildi.
Ayşe Kulin ile son kitabını, edebiyatı, televizyon dünyasını
konuştuk…
Son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey ve ailesinin ekseninde,
bir konakta yaşanlardan yola çıkarak Osmanlı’nın son
günlerini ve İşgal altındaki İstanbul’u anlatıyorsunuz
“Veda”da. Osmanlı’nın son dönemlerini ele almaya nasıl karar
verdiniz?
Osmanlı’nın son elli yılında neler yaşandığını nedense çok
merak ederim. O dönemde yaşanan pek çok yanlışı Cumhuriyet
döneminde de sürekli yaşadığımızı düşünürüm. İbret almak
için Osmanlı tarihini çok okumuşumdur ama sadece birkaç
kişinin ibret alması ne yazık ki yeterli olamıyor.
Osmanlı’yı kanımca altından kalkılamayan borçlar, ham
softalık ve katı bir muhafazakârlık bitirmiştir. Size bir
çağrışım yaptı mı bu söylediklerim?
“Veda”yı
yazarken nasıl bir
araştırma yaptınız?
Pek çok kitap okumanın yanı sıra, Osmanlı’nın son
dönemlerinde devleti idare etmiş kimselerin anılarını da
çalıştım. Dedemin pek çok mektubunu ve mesai arkadaşlarıyla
yazışmalarını günümüz Türkçesine çevirttim.
“Veda”da kahramanların birçoğu sizin ailenizden. Ailenizi
anlatmaya nasıl karar verdiniz?
Ahmet Reşat Bey ile Behice Hanım anneannemin
anne-babasıydılar. Romanı onların üzerinden anlatmak
kolayıma geldi doğrusu. Onları tanıyordum, Ahmet Reşit Bey
gibi, dedemin son kabinede görev yapmış birkaç arkadaşını
daha tanımıştım. Görüntüleri gözlerimin önündeydi. Üstelik
romana konu ettiğim ev, bir de büyük bir aşk hikâyesine
tanık olmuştu. Bu birikimi aktarmak istedim.
“Veda”nın ardından devam
niteliğini taşıyan bir kitap gelecek mi?
Gelecek. “Veda”yı yazdıktan sonra, Ahmet Reşat’ın sonunu
merak eden kimselerden pek çok mektup aldım. Daha sonraları
neler yaşandığını merak ediyorlardı. Sonraki yıllarda,
Cumhuriyet’in ilk dönemi yaşandı. Bu dönemin arka plana
işleneceği bir romanla aile sagasını sürdürmek iyi bir fikir
olur bence. Çünkü babam bu dönemin genç bir mühendisiydi,
ömrü memlekete
ışık
ve su taşımakla, yol, mesken yapmakla geçti. Cumhuriyet ne
yaptı ki diye sorabilenler, o yıllarda nelerin yapıldığını
bir romanda olsun öğrensinler istiyorum. Elbette okurlarsa.
Okumazlarsa da okuyanlar onlara anlatır.
Tarihle çok yakın ilişki kuran bir yazarsınız. Bunun
nedenini neye
bağlıyorsunuz?
Tarihi severim. Merak ettiğim dönemleri ayrıntılarıyla ve
çeşitli görüş açılarını değerlendirerek incelemeyi,
edindiğim bilgileri romanlarıma aktarmayı da seviyorum.
Tarihini bilmeyenler yaşadıkları dönemin olaylarını doğru
değerlendiremez.
Ayşe Kulin denildiğinde aklımıza gelenlerden ilki de
başarılı biyografi kitapları. Yazdığınız her bir biyografi
büyük başarı getirirdi ve okurlar
tarafından da çok beğenildi.
Benim 17 adet basılmış kitabım var. Bu kitapların arasında
sadece 3 tanesi biyografi: “Bir Tatlı Huzur”, “Adı Aylin” ve
“Füreya”. Biyografiler yazdıklarımın dörtte biri dahi
etmiyor. Bu durumda kendimi biyografi yazarı olarak
tanımlamıyorum.
Türkiye’de özellikle de edebiyat alanında eleştiri
mekanizmasının işleyişini nasıl buluyorsunuz?
Eleştirmenleri eleştirmek benim işim değil. Ben yazarım,
onlar eleştirir. Hangi ölçüyle eleştireceklerine kendileri
karar verirler. Benim bildiğim en yaman eleştirmenin ‘zaman’
olduğudur. Bakın Shakespeare’e, yüzyıllardır hala okunuyor,
eserleri sahnelerden inmiyor. Yaşadığı dönemde onu da
acımasızca eleştirenler mutlaka olmuştu ama son sözü ‘zaman’
söyledi.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in iyi
niyet elçisi olarak seçildiniz. Bu size nasıl bir sorumluluk
Ayşe
Kulin’in yayımlanmış kitapları
“Sevdalinka”, “Sit Nene’nin
Masalları”, “Güneşe Dön Yüzünü”, “Foto Sabah
Resimleri”, “İçimde Kızıl Bir Gül Gibi”, “Bir Gün”,
“Bir Tatlı Huzur”, “Bir Varmış Bir Yokmuş”, “Füreya”,
“Babama”, “Geniş Zamanlar”, “Nefes Nefese”, “Köprü”,
“Adı: Aylin”, “Veda – Esir Şehirde Bir Konak”, “Gece
Sesleri”,
“Bir Gün”.
 |
yükledi? Bu konuda neler yapmayı amaçlıyorsunuz?
İyi Niyet Elçisi seçilmem bana artı bir sorumluluk
yüklemedi. Zaten “Kardelenler”den beri, özellikle kız
çocuklarının okullaşabilmesi için yoğun bir çalışma
içindeydim. “Sevdalinka”nın Bosna-Hersek’de basılan
baskılarının telifini de yine oradaki savaş mağduru
çocuklara bırakmıştım. Zaman zaman da çocuklara çağdaş
eğitim veren kurumlara bağışta bulunuyordum. Ben yine bu tür
çalışmalarımı ve bağışlarımı yapmaya devam edeceğim.
Masal kitabınız “Sit Nene’nin
Masalları” Şubat 2008’de yayımlandı. Bir masal kitabı
yazmaya nasıl karar verdiniz? Nasıl bir yol izlediniz bu
kitabı yazarken?
UNICEF’in İyi Niyet Elçisi seçildikten sonra, bana
lütfedilen bu payeyi hak etmek istedim. Keşke şarkıcı
olsaydım, sevgili Sezen Aksu’nun sık yaptığı gibi, bir
konser verir, UNICEF’e bir masal kitabıyla aktaracağım
paranın 100 mislini kazandırabilirdim. Ne yazık ki sesim çok
çirkin, elimden sadece yazmak geliyor. Ben de oturdum, geçen
yaz kaybettiğim anneciğimin torunlarıma anlattığı bir
masaldan yola çıkarak, küçükler için bir masal kitabı
yazdım. Benim gibi UNICEF Elçisi olan Müjdat Gezen de kitabı
resimledi. Birlikte telif gelirimizi 13 ilde açılacak olan
ana sınıflarına bıraktık.
Başarılı kitaplara imza atan bir
yazar olduğunuz kadar özellikle kadın hakları konusuna da
çok duyarlı
birisiniz. Ülkemizde kadın hakları
konusunda özellikle son yıllarda
gerek aile içi şiddete gerekse kız
çocuklarının okutulmasına yönelik pek çok kampanya
yapılıyor. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Ben kızların okutulması ve kadınların haklarının korunması
için yapılmakta olan tüm kampanyaların ve çalışmaların
gönüllüsüyüm. Hangi sivil örgüt bu konularda bana
başvurursa, elimden geleni yapıyorum. Kızların
okutulmamasını bir vahşet olarak değerlendiriyorum ve erkek
egemen bir ülkede kadınların cinayetlere kurban gitmesini,
berdel verilmesini, üzerlerine kuma getirilmesini isyanla
karşılıyorum. Kızların okutulmamalarının ardında zaten bu
sapık zihniyeti sürdürme amacı yatıyor. Kadınlar kendilerini
esir alan tarikatlardan, hocalardan, şıhlardan
kurtulabildikleri gün, hayata dönecekler.
Her kitabınız çok satıyor ve okurla çok güzel bir
iletişim kuruyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Ben söz konusu kitapların yazarıyım, okurun yerine yanıt
veremem. Benim kitaplarımı neden bu kadar büyük bir ilgi ile
takip ettiklerini bence bana değil, okurlara sorun. Yanıtı
ben de sizin kadar merak ediyorum.
|