İnsan
vücudunun en önemli organı şüphesiz beyin. Bu organ aynı
zamanda bizleri dünyadaki diğer canlılara göre de ayrı bir
konuma getiriyor. Çünkü düşünebiliyoruz, rüya görebiliyoruz,
konuşabiliyoruz. Bu hayati işlevler, günümüzde bile kalın
bir sır perdesinin ardında gerçekleşiyor. Üzerindeki gizem
hala aydınlanamıyor. Gerçi beynin haritasını çıkarmada çok
önemli bir yeri olan manyetik rezonans'ın (MR) icadından ve
geliştirilmesinden sonra beynin hangi bölgelerinin hangi
işlemlerde nasıl çalışabildiği ortaya çıkarılmış olsa da, bu
tür bilgiler iki yarım küreden oluşan insan beyninin
işleyişi konusunda net ipuçları veremiyor.
Örneğin hafıza. Bilim dünyası bırakın anılarımızı, on dakika
önce okuduğumuz bir yazıyı ya da tanık olduğumuz bir olayı,
beynin nasıl kaydettiğini hala tam olarak açıklayamıyor. Var
olan hipotezler hep bir soru işareti ile bitiyor. Hafızamıza
kaydedilen anılarımız beynimizde manyetik izler mi
bırakıyor, yoksa beyni oluşturan 1 trilyon kadar sinir
hücresi kendi aralarında hala varlığından bile haberdar
olmadığımız bir yöntemle mi haberleşerek anılarımız
kaydediliyor, bilmiyoruz. Hatta bu anılarımızı yeri
geldiğinde nasıl hatırlayabildiğimizi de bilmiyoruz
açıkçası. Bildiğimiz tek şey var; o da insan beyninin
evrende eşi benzeri bulunmayan bir mekanizmaya sahip oluşu.
Beynin çözülemeyen 5 sırrı:
1- Uyku: Uyumamızla birlikte, beynimiz de bir yerde
düşük devirle çalışma moduna geçiyor. Uyku sırasında beyin
fonksiyonlarının nasıl çalıştığı, ya da en azından normal
şartlarda uyanma vaktinin geldiğini beynimizin nasıl
anladığı hala tam olarak çözülebilmiş değil. Vücut saati bu
soruya net bir açıklık getiremiyor, çünkü o da sonuçta
beynimiz tarafından yönetiliyor.

2-
Rüya: Uyku sırasında görülen rüyalar için beynimizin
bize oynadığı bir çeşit oyun diyebiliriz. Vücudumuz
dinlenirken, beynimiz neden bize bu tür hayaller görmemize
neden oluyor bilmiyoruz. Rüya görmek son derece doğal ama
sadece uyurken. Çünkü uyanıkken görülen rüyalar insanı
şizofren bile yapabiliyor.
3- Algı: Kimi kaynaklara göre insan zekasıyla eş
değer tutulabilen algıyı, hafızadaki bilgilerle çevremizde
meydana gelen olayların eşleştirilmesi olarak
tanımlayabiliriz. Espirilere gülmemiz, duygulanmamız,
sevinmemiz ya da üzülmemiz hep beynimizdeki sözde algı
merkezinin fazla mesaisi ile olmakta. Bu algı merkezi nedir,
nerededir, nasıl çalışır sorularına en azından bir 100 yıl
daha yanıt bulunamayacağı kesin.

Yapay zeka
sadece bir ütopya |
İnsan beyninin kopyalanması bir
kenarda dursun, yapay zeka olarak bilinen sözde
düşünebilen bilgisayarlar, sadece programlandıkları
algoritmaya göre çalışabilirler. Örneğin meşhur Deep
Blue isimli süper bilgisayarın dünya satranç
şampiyonu Kasparov'u alt etmesi yapay zekanın
hesaplama hızı ve derinliği açısından bir başarısı
olarak tanımlanabilir ama orada minicik gibi görünen
dev bir ayrıntı var. Deep Blue Kasparov'u 3.5'a
karşı 2.5'luk bir skorla yendiğinde, kimse onun
elini sıkmamıştı, ya da sevindiğini görmemişti.
|
4- Kalıtım mı, çevre mi?: İnsan beyninin
karakterin oluşmasındaki payı kadar, aile kökenlerinin de
katkısı hep tartışılıp duruyor. “Kalıtım mı, çevre faktörü
mü?” sorusu yüzlerce yıldır sorulan, uğrunda dünya savaşları
bile çıkarılan bir ikilem. Günümüzde çevre faktörünün
genlerden daha fazla rol oynadığı bilimsel gerçeklerle
kanıtlanmış olsa da, insan beyninin o derin karanlığının
ardında genetik izlerin varlığı hala muamma.
5- Yaşlanma: İnsan hafızası, yaşlandıkça ilginç bir
hal alıyor. İster bilgi birikiminden deyin, ister yaşlanan
hücrelerden, yaşlı bir insan beynindeki kuvvetli hafıza,
yapılan araştırmalara göre sadece çocukluk yıllarında var.
Burada kuvvetli hafızanın tanımını doğru yapmak gerek. Tıpkı
çocukluk yıllarında olduğu gibi, belli bir döneme ait
anıları çok net olarak hatırlayabilmekten bahsediyoruz.
Zaten çağımızın modern vebası olarak nitelendirilen
Alzheimer hastalığı da bu detay üzerine kurulu.
Belleğimize ilk girenler, en son girenleri kovuyor.
Yaşlandıkça, beynimizin bize oynadığı bu ilginç oyunların
nedenleri hala tam olarak çözülebilmiş değil. Zaten
çözülebildiğinde, diğer soruların yanıtı da çorap söküğü
gibi gelebilecek. Kim bilir, belki de işte o zaman
“düşünebilen bir makine” icat edilebilecek.
Bu sıraladığımız beş farklı bilinmeyen, insan zekasından
hafızasına, duygularından farkındalığına uzanan geniş bir
yelpazede insan beyninin kopyalanmasını imkansız kılıyor.
Günümüzde DNA haritamız komple çıkarılmış olsa da, beynin
bilinen tüm yapılardan farklı bir aritmetiği olduğu gerçeği,
bu organımızın tıpa tıp aynısının laboratuvar şartlarında
imal edilmesini imkansız kılıyor. Evet, kopya koyunlar ya da
tavşanlar genetik açından birbirlerinin aynısı ama beynin
içindeki nöronlar arasında dönen elektik dalgalarının da
aynı olması beklenmemeli.
|