SİTE İÇİ ARAMA

 



BEĞENİ ANKETİ

 

İstanbul, bambaşka bir kent… 3 ayrı medeniyeti, dini yan
yana, iç içe barındıran kaç şehir vardır ki? Hakkında efsaneler yazılan, her bir semtinde pek çok hikayeyi yakalayabileceğiniz
İstanbul’un büyüsü tam olarak sözcüklere dökülemiyor maalesef. 7 tepe üzerine kurulu İstanbul’un her bir semtinin güzelliği,
çekiciliği farklı. Ve tabii her bir semtin öyküsü de…

İstanbul’un semtlerinin isimlerinde pek çok anlam gizli. Tabii her ne kadar kesin ve net bilgiler elimizde olmasa da semtlerin isimlerine dair pek çok rivayetle karşılaşıyoruz. Genellikle o bölgede yaşayan halklardan gelse de semtlerin isimleri, kimi zaman insanı şaşırtan öykülerle de besleniyoruz. İstanbul’un semtlerinin isimleri ne gibi gizler içeriyor, bu semtlerin isimleri nereden geliyor dersiniz? Gelin, sizler için seçtiğimiz ilginç biz maziye sahip semtlerin hikayelerine birlikte bakalım.
Öncelikle Aksaray’dan bahsedelim. Bir zamanlar Lykos Deresi’ne ev sahipliği yapmış olan Aksaray, İstanbul’un en eski semtlerinden biri. Öyle ki Bizans ve Roma döneminde bile kentin en önemli merkezlerindendi. O dönemde Forum Bovis yani Öküz Meydanı olarak adlandırılan Aksaray adını, Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamı İshak Paşa sayesinde almış. İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi’ndeki Aksaray ili ele geçirildikten sonra orada yaşayan insanları Forum Bovis’e getirdiği biliniyor. Ve halk da bu yeni yerleştikleri semte adını vermiş.
İstanbul’u bizlere kazandıran 3 büyük imparatorluğun en yoğun yerleşim bölgelerinden biri de Ahırkapı’ydı. Saraylar bölgesinde yer alan Ahırkapı’da Bizans döneminden Manganai ve Bukeleon saraylarının Osmanlı döneminden ise Topkapı Sarayı’nın bulunuyor oluşu semte tarihi bir önem daha yüklüyor. Padişahın atlarının bulunduğu has ahırın bulunması nedeniyle semte Ahırkapı adı verilmiş. Hatta rivayet o ki Bizans döneminde de ahırlar bu semtteymiş.
”Aşinayım ben bu aşka Aşiyan’a” pek çoğumuzun bildiği bir şarkı. Bu şarkıya konu olan Aşiyan ise İstanbul’un en güzel semtlerinden. Boğaz manzarası ve mezarlığıyla ünlü. ‘Aşiyan’ın kelime anlamı kuş yuvası. Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan Tevfik Fikret’in evi de bu semtte. Zaten semte adını veren de bu ev.
Boğaz’ın en güzel semtlerinden biri de Bebek. İstanbul’un en lüks semtlerinden biri olan Bebek aslında her zaman gözde bir semt oldu. En muhteşem günlerini ise 18. yüzyılda yaşadı. Bebek’in isminin nereden geldiği ise biraz tartışmalı. Fatih Sultan Mehmet’in bu bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının lakabının Bebek olması rivayet ediliyor.
Biraz daha Boğaz kıyılarında gezelim. Şimdi de sırada Beşiktaş var. Semt, Barbaros Hayrettin Paşa’nın gemilerini bağlamak için diktirdiği “beş taş”tan alıyor adını. Bu beş taş zamanla halk arasında söylene söylene Beşiktaş’a dönüşüyor. Fakat bir başka rivayet ise bir papazın bu semte yaptığı kilise için Kudüs’ten getirdiği beşik taşını koyması nedeniyle bu semte Beşiktaş denildiği yönünde.
Tarihi semtlerden bir diğeri olan Beyazıt ise adını kuşkusuz Sultan II. Beyazıt’tan alıyor. II. Beyazıt, semte kendi adını taşıyan bir külliye yaptırıyor. O gündür bu gündür de semt Beyazıt olarak biliniyor.
Beyoğlu da ismi nedeniyle farklı rivayetlere neden olan semtlerden. Bizans döneminde yerleşim yoktu. Beyoğlu’na adını veren kişi Pontuk Prensi Aleksion Komnenos. Söylenenlere göre Pontus prensi Müslümanlığı kabul edip bu bölgeye yerleşince burası da Beyoğlu adını alıyor. Fakat bazı kaynaklar burada oturan kişinin Kanuni döneminin Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Giritti olduğunu yazıyor.


Şehrin eski semtlerinden biri olan Bakırköy, Roma imparatoru Justinyen tarafından sayfiye yeri olarak kurulmuş. Bölge önceleri Hepdoman, Jeptimum adlarıyla anılıyormuş. Bizans’ın son döneminde bu yöreye Marki Hori (Uzun Köy) denilmeye başlanmış. Osmanlı döneminde bu isim Makriköy’e dönüştü. Ve semt bugünkü ismini 1925’te aldı. O dönemde Türkiye toprakları içindeki yabancı kaynaklı adların değiştirilmesiyle semte Bakırköy adı verildi.
Marmara kıyısında yer alan Çatladıkapı İstanbul’un ilginç isimli semtlerinden biri. Kumkapı ile Ahırkapı arasındaki yörede bulunan ve Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı verilen bölümü 1532 depreminde çatlamış. Semt o tarihten sonra Çatladıkapı olarak anılmaya başlamış.
Çemberlitaş’ın adının nereden geldiği ise aslında kolayca tahmin edilebilir. Bizans döneminde üzerinde İmparator Constantin’in heykelinin bulunduğu 35 metre yüksekliğinde bir sütun yapılır. Sütuna destek olması için demir çemberler eklenir. Semt adını bu ‘çemberli taş’tan alır.
Beyoğlu ilçesine bağlı Çıksalın semtinin adı çok ilginç. Çıksalın isminin Fatih Sultan Mehmet tarafından konulduğu rivayet ediliyor. Güzel bir manzaraya sahip olan bu bölgeye halk arasında ‘çık, salın’ denildiğinden de söz ediliyor. Haliyle de adı buradan geliyor.


Eminönü adının kaynağı Fatih dönemine kadar uzanıyor. Galata Köprüsü’nün Eminönü tarafında Fatih döneminden beri gümrük eminliği binası bulunurmuş. Halk arasında da buraya “Emin önlük” denilirmiş. Zamanla bu söz Eminönü olarak değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiş.
Farklı farklı etnik toplulukların yıllarca sorunsuz bir şekilde yan yana yaşadıkları bir semtteyiz şimdi: Feriköy. Feriköy’e adını 18. yüzyılda buraya yerleşen Mösyö Feri adında bir Rum tüccar veriyor. Feriköy’ün eski adı ise Aya Dimitri. Mösyö Feri’nin köyü olarak adlandırılan bölgenin ismi zamanla Feriköy’e dönüşüyor. Bazı kaynaklar ise semtin adının Mösyö Feri’den değil, Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz döneminde yaşayan Madam Feri’nin geldiğini yazıyor.
Bizans döneminde süthanelere ev sahipliği yapan Galata ismini de buradan alıyor. Şöyle ki, eski Yunancada süt ‘gala-galaktos’ anlamına geliyor. Dolayısıyla Galata’nın ismi de buradan türetiliyor. İstanbul tarihinin hemen her döneminde karşımıza çıkan Galata’nın antik çağdaki ismi Sykai ya da Sykaena. Semtin adının kökenine ilişkin bir diğer görüş ise şu: Ortodokslar, Katolikleri Galus olarak adlandırıyorlardı. Ve Galata da eskiden Katolik kasabasıydı.
İstanbul’un küçük semtlerinden biri de Horhor. Fatih’teki bu semt adını Horhor çeşmesinden alıyor. Anlatılanlara göre Fatih, burada bir yürüyüş yaparken yerin altından su seslerini duyar. “Buraya bir çeşme yapsanıza hor hor su geliyor” der. Yapılan çeşmeye Horhor adı verilir.
Şişli ilçesine bağlı Okmeydanı semtinin adının anlamı aslında çok aşikar. Fatih Sultan Mehmet, burada okçuluk müsabakaları gerçekleştirirmiş vaktiyle. Semtte bir de okçuluk teknesi varmış. Dolayısıyla semt zamanla Okmeydanı olarak adlandırılır olmuş. Hatta hala uzun mesafelere atılan okların düştüğü yerleri belirlemek için dikilen nişan taşlarını görebiliriz burada.


1930’lu yıllardan bugüne kadar hala sahnelenen ve büyük de ilgi gören “Lüküs Hayat” operetinin “Şişli’de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman” dizeleri pek çoğumuzun hafızasında. Her zaman önemini koruyan Şişli hem bir semt, hem de mahalle adı. Semtin adı, bölgede yaşayan ve şiş yapımıyla uğraşan, “Şişçilerin Konağı” adlı bir konak yaptıran aileden geliyor. Zamanla konağın adı Şişlilerin Konağı’na dönüşmüş. En sonunda ise konağın bulunduğu semte Şişli adı verilmiş.
Haliç kıyısına kurulu Sütlüce bir zamanlar mezbahalarıyla ünlüydü. Adının bugünkü Sütlüce’nin bulunduğu yerde kurulu olan Süt Menbat isimli Rum köyünden geldiği söyleniyor. Bu köyde bir kadın heykelinin göğsünden su akar ve bu akan suyun kadınların sütünü çoğalttığına inanılırmış. Semt de bu nedenle Sütlüce olarak anılır olmuş.
En önemli ticaret iskelelerinin hemen ardında uzanan Tahtakale semti Bizans ve Osmanlı döneminde olduğu gibi şu anda da önemli ticaret merkezlerinden biri. Adının nereden geldiğine dair yaygın inanış ise şu: . Semtin adının Taht-el Kalaa’dan geldiği sanılıyor. Taht-el Kala, kale altı demek. Semt de eskiden surların dibinde olduğu için bu adı almış.
İstanbul’un en önemli meydanlarından biri olan Taksim, günümüzün canlı ve her daim hayatın dolu dizgin sürdüğü Taksim adını eskiden Galata ve Beyoğlu sularının halka taksim edildiği Taksim Maksemi’nden alıyor.
1954 tarihine kadar Beşiktaş’ın bir mahallesi olan Teşvikiye’nin kuruluşu Sultan Abdülmecit’e uzanıyor. 3. Selim döneminde bölge avlanma ve nişan talimi için kullanılırmış. Hatta bunu gösteren anıt taş günümüzde Teşvikiye Camii’nin avlusunda görülebilir. Teşvikiye Camii, semtin gelişmesi yolundaki en büyük etkilerden biri. Camii Abdülmecit tarafından yenilendikten sonra bölgeye yerleşenler çoğalmış. Zaten Abdülmecit de buranın bir yerleşim bölgesi olmasını istemiş. Adını da kendisi koymuş: Teşvikiye.
Unkapanı’nın ismi ise 19. yüzyılda ortaya çıkıyor. Eskiden bu bölgede yer alan satış yerlerinde Arapça’da kaban denilen büyük teraziler bulunurmuş. Ve de buralara Kapan denilirmiş. Bugünkü Unkapanı sahiline ise buğday, arpa yüklü gemiler demirlermiş. Dolayısıyla semt, zamanla Unkapanı olarak anılır olmuş.
Türkiye’nin en eski ve en büyük hipodromuna ev sahipliği yapan Veliefendi’nin adı da bir kişiden geliyor. Eskiden çayırlık olan hipodromun kurulduğu alan vaktiyle Şeyhülislam Veli Efendi’ye aitmiş.
 

Bağlarbaşı, Bostancı Çengelköy ve Üsküdar


Bu kez Anadolu yakasına yol alıyoruz. Bağlarbaşı’na… Semt adını ünlü bağ ve bahçelerinden alıyor. Fakat ne yazık ki artık semte adını veren bağları, bahçeleri bugünlerde göremiyoruz.
Osmanlı İmparatorluğu’nda geniş kadrolu bir çeşit muhafız birliğine Bostancı adı verilirmiş. Dememiz o ki Bostancı semtinin adının buradan geldiği söyleniyor. Şöyle ki: Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren bu semt İstanbul’un Anadolu tarafındaki sınırı olarak kabul edilmiş ve de buraya Bostancı karakolu kurulmuş. Semt de zaten bu karakol nedeniyle Bostancı olarak adlandırılmış. Ayrıca kimilerine göre ise her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanların varlığından dolayı da semtin bu adı aldığı vurgulanıyor.
Yaklaşık 1960’lı yıllara kadar ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı, Boğaz’ın en sevimli semtlerinden biri Çengelköy. Adının anlamına dair ise net bilgiler yok elimizde. Çengelköy’de eskiden çengel denilen gemi çıpaları yapıldığı için isminin de buradan geldiği yolunda bilgiler var. Fakat net bilgiler değil bunlar. Öte yandan Bizans döneminden kalan gemi çengelleri nedeniyle de semtin Çengelköy olarak adlandırıldığı ya da sadrazamlığa kadar yükselmiş olan Çengeloğlu Tahir Paşa’nın semte ismini verdiği de rivayetler arasında.
Eskiden Hrisopolis, Altın Şehir olarak anılan Üsküdar’ın adının nereden geldiğine dair de pek çok rivayetle karşılaşıyoruz. Üsküdar adı kimilerine göre Farsça ulak anlamına gelen Eskudari’den türedi. Kimilerine göre ise Bizans devrinde Skutari adı verilen askeri kışlalar buradaydı ve dolayısıyla bölgeye Skutarion deniliyordu. Bu isim zamanla Üsküdar olarak değişti.


 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR