Ege Denizi, Akdeniz’in Girit ve Rodos’tan başlayan bir
koludur aslında. Anadolu ve Yunanistan Yarımadası boyunca
uzanan bu deniz, tarihte Doğu ve Batı ayrımının tam merkezi
olmuş. Doğu dendiği zaman akla ilk Ege’nin doğusu gelmiş,
batı denince de Ege’nin batısı. Bu ayrımın Truva destanından
mı, yoksa Spartalılar’la Persliler arasındaki bitmek
bilmeyen savaşlardan mı kaynaklandığını bilmiyoruz. Ama
bildiğimiz kesin bir şey varsa, o da binlerce yıl önce Ege
Denizi’nin olmadığı.
Adalar Denizi
Kuzeyde Saroz Körfezi’nden başlayan, güneyde Rodos Adası’na
kadar ulaşan büyük bir çanak şeklindeki alan suyla dolarak
bugünkü Ege Denizi’ni oluşturmuş. Bu alanın içinde yüzlerce
ada; doğu ve batı kıyılarındaysa birçok yarımada olmasından
dolayı Ege Denizi’ne Adalar Denizi de dendiği bir gerçek.
Ege Denizi’nde irili ufaklı yaklaşık 3 bin ada bulunuyor. Bu
adalardan Gökçeada ve Bozcaada dışındaki hemen hemen tüm
adalar Yunanistan’a bağlı. Lozan görüşmeleri sırasında, bu
adaların çok değerli olmadığı ve her adanın ayrı ayrı
savunulmasının çok zor olacağı düşünülerek bu adaların
Yunanistan’a bırakıldığı söyleniyor. Bu söylem ne kadar
doğru ne kadar yanlış bilinmez ama, Yunanistan’la sık sık
gerilimlere yol açan “kıta sahanlığı” sorununun esas
kaynağının Ege Denizi’ndeki Yunan adaları olduğunu
söyleyebiliriz.
Bu sorunun temel kaynağı, adaların bazılarının ülkemize çok
ama çok yakın olmaları. Midilli’de yaşayan Yunanlılar‘ın
haftalık meyve sebze alışverişlerini bile Ayvalık’tan
yapmaları bu “yakınlığın" göstergesi. Kuşadası’nın
güneyinden, Dilek Yarımadası’nın ucundan yüzerek, Sisam
Adası’na gitmek mümkün. Bodrum’la İstanköy, Çeşme ile Sakız
Adası bir anlamda karşı kapı komşusu gibi.

Aramızdaki
deniz
Yurtdışında yelkencilikle uğraşan birileriyle tanışıp Türk
olduğunuzu söylediğinizde aşağı yukarı benzer bir tepki
alırsınız. Bu benzer tepki, Ege Denizi’nde Yunan adalarını
ziyaret etmiş, daha sonra da Bodrum, Göcek, Datça ya da
Marmaris’e uğramış bir turistin ortak tepkisidir aslında.
Bir denizin iki ucunda, aynı yemekleri yiyen, aynı içkileri
içen, aynı müzikleri dinleyen ve aynı şekilde yaşayan “aynı”
insanların neden yıllardır kavgalı olduklarını anlayamamak…
İki ülkeyi ayıran değil, birleştiren bir deniz olarak bakmak
gerekli Ege’ye. Yaklaşık 10 yıl önce İsmail Cem’in Dışişleri
Bakanlığı yaptığı dönemde başlayan ılımlı hava, bugün en
azından Ege Denizi’ndeki Yunan adalarına daha kolay
ulaşabilmemizi sağlıyor. Herhangi bir Türk limanından,
dönüşü yine bir Türk limanı olmak şartıyla, herhangi bir
Yunan adasına vizesiz gidebilmek mümkün. Yalnız bu özel
uygulamanın bir şartı var, adada geçirilen zamanın 18 saati
aşmaması. Bu özel durum bile bazı Türk gemi operatörlerinin
özel turlar oluşturmasını sağlamış. Çeşme ya da Kuşadası
çıkışlı, genellikle bir hafta süreli bu turlarla turistik
Yunan adaları ziyaret edilebiliyor. Bu turlarla Rodos,
Girit, Santorini ve Mykonos gibi popüler Yunan adalarını
dolaşabilmek mümkün. Eğer Midilli, Sakız, Kos, Sisam ya da
Meis adalarına gitmek isterseniz işiniz daha da kolay, çünkü
günübirlik teknelerle bile bu adalara ulaşabilir, gün boyu
Yunanistan’da olmanın farklılığını yaşayabilirsiniz. Yunan
adaları deyince özellikle Mykonos ve Santorini gibi adalar
ön plana çıkıyor. Bu adalara Kos ve Rodos gibi büyük ve
tarihi özelliklere sahip olanlarını da eklemek gerekiyor.
Turlar sayesinde bu adalardan her tatilde bir tanesini
seçmek yerine, bir haftada hepsini birden görebilme
imkanınız da bulunuyor.


Kos
Bodrum’dan sadece 8 deniz mili uzaklıkta bulunan Kos, belki
de Türkiye’den en kolay ulaşılabilen Yunan adası. Bodrum
limanından ya da Turgutreis’den hergün yaklaşık 20 dakika
süren feribot seferleriyle ulaşabilirsiniz. Gidiş dönüş
biletinin ücretiyse 35 Euro. Kos Adası’na gitmeden, adanın
Türkçe isminin İstanköy olduğunu da belirtelim.
Tıp biliminin kurucusu Hipokrat’ın yaşadığı ada olarak
bilinen Kos, zeytinyağı ve şaraplarıyla olduğu kadar uzun
kumsallarıyla ünlü. Kırk bin kadar yerleşik nüfusa sahip
ada, turizm mevsiminde bir milyondan fazla turisti
ağırlıyor. Adanın beş bin kadar Türk nüfusu var. Çoğu Ege
adasının aksine, sulak olan bu adada tarım da yapılabiliyor.
Bodrum’un mimari yapısını bozan yapılaşmaya bu adada izin
verilmeyerek doğal doku korumuş. Şehir merkezinde dar
sokaklar ve çiçeklerle renklendirilmiş beyaz evler dikkat
çekiyor.
Rodos
Meis’i saymazsak, Rodos Yunan adaları içinde en doğuda
olanı. Marmaris’ten feribotla bir saat içinde Rodos’a
ulaşmak mümkün. Adaya ayak bastığınızda, şehrin eski ve yeni
olarak ikiye ayrıldığını görüyorsunuz. 14. yüzyılın başında
Kudüs’ten gelen Tapınak Şövalye’lerinin inşa ettiği surların
içi eski, surların dışıysa yeni şehir olarak adlandırılıyor.
Herhangi bir turla gitmemişseniz, size surlar içinde
kalmanızı öneririz. Şövalyelerin kalesi ve
sur duvarları günümüze kadar her şeyin sağlam ve güvende
olduğu hissini de beraberinde getiriyor. Bodrum’un barlar
sokağına benzeyen bir sokak Rodos’ta da mevcut. Bunun
dışında adanın doğal güzelliklerini görmek için birkaç gün
ayırmanız ve bir otomobil kiralamanız da gerekiyor.
Plajlarıyla ünlü Rodos Adası’nda Arkeoloji Müzesi,
Kelebekler Vadisi ve tekneyle ulaşabileceğiniz Faliraki
bölgesi görmeniz gereken yerler arasında bulunuyor.

Santorini
Santorini, belki de görsel olarak en çok bilinen Yunan
adası. Beyaz kirece boyanmış duvarları ve mavi kubbeli
kiliseleriyle simgelenen, Ege’nin en güzel yerlerinden
birisi. Volkanik patlamayla oluşan ada hilal biçiminde. Hala
aktif olan krateriyle, ay yıldızı simgeliyor adeta. Santorini’nin merkezi Fira’ya denizden ulaşmak için 588
basamaklı merdivenleri inmek gerekiyor. Teleferik olsa da
turistlerin daha çok tercih ettiği ulaşım biçimi katırlar.
Fira, denizden kat ve kat yükseliyor, bu da Fira’nın her
noktasında farklı bir Ege manzarası demek. Santorini’de
dikkatinizi çok sayıda kilise bulunması çekecektir; bunun
nedeni Yunan ailelerinde kilise yaptırmak gibi bir geleneğin olması. Fira’da bu kiliseleri dolaşırken, çeşitli ikramlarda
da bulunabilirler. Ev yapımı Santorini şarabını tatmanızı
öneririz; zengin toprak yapısının özelliğini taşıyan değişik
bir lezzet sunuyor. Santorini’de ev yapımı şarap ya da
uzolara gerek kalmadan, manzaranın sarhoşluğunu yaşamak
adanın en büyük aktivitesi. Bu aktiviteye adanın kuzeyinde
yer alan Oia’dan güneşin batışını izlemeyi de katmanız
gerekiyor. Santorini, Yunanistan’ın da en gözde tatil
yerlerinden bir tanesi. Bu adada evlenmek ve balayı yapmak
oldukça popüler. Bu yüzden de Santorini’de fiyatlar Türkiye
ile kıyas kabul etmeyecek şekilde yüksek. Romantik bir tatil
yaşamak isteyenlerin öncelikle tercih edebilecekleri
Santorini’ye, Pire Limanı’ndan kalkan feribot ya da deniz otobüsleriyle ulaşmak mümkün. Feribot yolculuğu 8 saat,
deniz otobüsüyse yaklaşık 3 saat sürüyor.
Mykonos
Yunan adalarının belki de en çok bilineni Mykonos. Adaya
İstanbul’dan uçuşların başlaması Mykonos’a olan ilgiyi
arttırdı. Mykonos yel değirmenleri, Yunan ailelerine ait
kiliseler ve tahta kısımları rengarenk boyanmış evleriyle
dikkat çekiyor. Mykonos’ta görülecek pek fazla bir yer yok
aslında, “Little Venice” Mykonos’ta görülmesi gereken belki
de tek yer.
Ulaşım
Yunan adalarını gezmek için, Marmaris, Bodrum ya da
Çeşme’den başlayarak bir rota çizmeniz gerekiyor. Adalar
arasında iyi işleyen feribot ve deniz otobüsü ağı var,
yalnız yaz aylarında biletlerinizi önceden satın almanız
öneriliyor, aksi halde yer bulamama olasılığınız çok yüksek.
Feribot ve deniz otobüs biletleri için aşağıdaki web
adresleri yardımcı olabilir:
www.hellenicseaways.cgr
www.greekferries .gr
Adalarda geçireceğiniz zaman 18 saati aşarsa ya da
konaklamanız gerekirse vize almanız şart, Schengen vizesi ve
6 ay geçerli bir pasaport sorunu ortadan kaldırıyor.
Deniz yolu dışında Atlas Jet’in yaz aylarında Mykonos ve
Santorini’ye uçuşlarının olduğunu da belirtelim.
 |