İster koleksiyon amaçlı toplayın, isterseniz bahçenizi
temizlemek için onlardan kurtulmaya çalışın, mineral
kaynakları olan taşlar tarihe ışık tutuyor.
Her
taşın hikayesi ayrıdır. En genci bile binlerce yıldır oradan
oraya sürüklenip durmaktan bıkmamış, sanki bir sonraki
durağına doğru yola çıkmaya hazır bir şekilde öylece
sırasını beklemektedir. Yer kabuğunun belki de en çok
anıları olan bireyidir taşlar. Kimisi adım başı
karşımızdadır, kimisi ise çok nadir bulunur; kimisi
ayağımıza dolanır, kimisininse şifa kaynağı olduğuna
inanılır. Taşlar, karaların oluşmaya başladığı milyonlarca
yıl öncesinden beri yeryüzünün ilk tanıklarındandır.
Yeryüzündeki en ilginç taş oluşumlarına güzel bir örnek
teşkil eden Peri Bacalarını ele alalım örneğin. Milyonlarca
yıllık bir sürecin sonucu oluşmuş o doğal yükseltiler
aslında birer çöküntüyü gizliyor. Bir zamanlar volkanik
birer dağ olan Erciyes, Güllüce ve Hasan Dağlarından yayılan
lavların zamanla aşınmasıyla ortaya çıkan bu volkanik doğal
yapılar, taşın gizemli hikayesinin ne kadar gösterişli
olabileceğine de ışık tutuyor bir anlamda.
Bazı taşlar ilk oluştukları dönemlerden beri sürekli bir
hareket halindedir. Kendilerini nehirlerin o gür
çığlıklarına kaptırarak yüzlerce, hatta binlerce kilometre
yol katederler. Uçurumlardan düşerler, nehir yatakları
boyunca sürüklenirler, milyonlarca ton su tarafından
dövülürler.
Deniz, göl ya da nehir kenarlarına yaklaştığımızda
gördüğümüz yuvarlak hatlı taşların nedeni de zaten bu
yıpratıcı yolculuk olsa gerek. Çünkü en sert kaya parçaları
bile bu uzun ve inanılmaz yolculuk boyunca karşılaşacağı
sürtünmelere ve darbelere dayanamayarak, şekilden şekile
bürünürler.
Evet, sürtünme dedik. Kaya ve taş parçalarının birbirleriyle
sürtünmeleri sonucu ortaya genelde elips şekilde, pürüzsüz
geometriler çıkmakta. Doğanın sayısız kanunlarından biri
olan sürtünme ile yeni şekillerine kavuşan taşların
cinslerini kopup geldikleri doğa parçalarının yapısı
belirler. Bu nedenle aynı kumsalda bir birinden çok farklı
karakterlere sahip taşlara rastlarız. Şeffaf olanlardan,
kolayca kırılabilenlere, tıpkı bir ağacın kesiti gibi
damarları görünenlerden, yüzeyinde minik krater gözenekleri
bulunanlara kadar sayılamayacak kadar çok taş çeşidiyle
çevrili olduğumuz bir gerçek.
Hangisinin nasıl işimize yarayabileceğine değinmeden önce,
gelin birlikte taşın geçmişine doğru kısa bir yolculuğa
çıkalım. Taşın hikayesi
Coğrafya kitaplarında taşlar, içinde çeşitli organik
maddelerin ya da minerallerin bulunduğu katı cisimler
şeklinde tanımlanır. Sonuçta taşlar yer küresinin birer
parçasıdır; her neresinden kopup oluşmuşsa... Taşlar,
genelde yer kabuğunun geçirdiği,ya da halen geçirmekte
olduğu değişimlerle oluşmuştur. Örneğin tarih sayfaları,
patlayan volkanları taşların oluşumundaki en önemli etken
olarak gösterir. Magma olarak bilinen, yer kabuğunun
altındaki yüksek sıcaklıklara sahip sıvıların, yeryüzüne
kavuştuğu volkanlardan akan lavlar, zamanla hava ve suyla
soğuyarak katılaşır. Bu lavların içerdiği zengin mineral
karışımları yıllar sonra iyice sertleşerek, ya da kaynaşarak
tipik rengarenk taşları oluşturur. Bu taşların içlerinde
hapsolan gazların kabarcıklarından dolayı yüzeyleri hafif
pütürlü ve içleri de çıplak gözle bile görülebilen
gözeneklerle kaplıdır. Tabii ki bu tanım, çevremizde
görebileceğimiz binlerce taş türünden sadece birine ait.
Üstelik dünyanın her köşesindeki volkanlardan çıkan lavların
da aynı yoğunlukta ve aynı tipte mineral ya da organik madde
içermesi söz konusu bile olamayacağından, bu tür volkanik
taşların rengi ve tipi sürekli farklılık gösterir.
Kimi taşlarsa organik maddelerin ve minerallerin zaman
içinde yüksek basınç altında çeşitli kimyasal reaksiyonlara
girmesiyle oluşur. Değerli taşlar genelde bu şekilde meydana
gelir. Granit, mermer ya da kömür gibi madenler aslında
birer devasa taş yataklarıdır. Elmas, yakut ya da zümrüt
gibi taşlarsa çok nadir bulunurlar ve gerek sertlikleri,
gerekse ışığı geçirebilen o parıltılı mimarilerinden dolayı
çok da pahalıdırlar. Bu tür taşlar, binlerce, hatta
milyonlarca yılla ifade edilen bir kimyasal değişim süreci
sonucu oluşmuştur
Şifa
dağıtan taşlar
Taşların yeryüzüne eriyik halde püskürtüldüğüne olan
inanç, aynı zamanda taşların birer şifa kaynağı
olarak da kabul edilmesinin ardındaki en önemli
nedenlerden biri. Çünkü bu şekilde yeryüzüne ulaşan
bazı taşların dünyanın merkezindeki o muazzam
enerjiden parçalar barındırdığına inanılıyor.
Mineral zengini olan volkanik taşlar, bu enerji
sayesinde çeşitli rahatsızlıklar için şifa
dağıtıyor. İster inanın, ister inanmayın, özellikle
deniz kıyılarında bulabildiğiniz güneş ve tuzlu su
ile yoğrulmuş volkanik taşlar, romatizma ve deri
rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarının tedavisinde
mucizevi güçlere sahipler.
En yaygın taş: Silikat
Yer kabuğunun yaklaşık yüzde 12'sinin oksijen ve
silikon birleşimi olan kuvars kristalinden oluştuğu
bilinen bir gerçek. Bu kristal aynı zamanda cam
yapımında da kullanılıyor. Deniz kenarlarında
karşımıza çıkan parlak renkli, hafif saydamsı o
ilginç taşların hemen hepsi bu sınıfa girmekte.
En nadir taş: Elmas
Doğada belki de en nadir olarak bulunan taş,
sertliğiyle ve yüksek ısılara dayanıklılığıyla
bilinen elmastır.
1 gramlık elmas elde edebilmek için neredeyse bin
ton kadar toprak işlenmek zorunda.
Taş mı, kaya mı?
Taşlarla kayaları aslında birbirinden ayırmak gerek. Her ne
kadar ikisi de aynı yolun yolcusu olsalar da, taşlar kaya
parçalarının doğal yollarla ufalıp küçülmeleriyle oluşurlar.
Çimentonun icadından öncesine baktığımızda tüm yerleşim
birimlerinin irili ufaklı taş ya da kaya parçalarından
yapıldığını görüyoruz. Hatta piramitler, kaleler ya da
tapınaklar gibi günümüze dek ayakta durabilen o devasa taş
blokları da göz ardı etmemeliyiz. Yüz, hatta bin yıl
öncesinin imkanlarıyla insan oğlunun taşa hükmedişinin birer
simgesi olan bu yapılara hayran kalmamak elde değil.
Taşların oluşumunu simgeleyen bir diğer işaret de doğanın
içinde gizli. Eğer hemen yakınımızdaki Güney Ege kıyılarında
tekne turlarına çıktıysanız, çimento değmemiş kimi kıyı
şeritlerinde dağların sanki birer yorgan tabakası gibi
düzenli katmanlardan oluştuğunu görmüşsünüzdür. İşte bu
katmanların her biri, belki de biner yıllık bir süreci,
bölgede yükselen binlerce yıldır suskun olan yanardağlardan
püskürmüş lav akıntılarının izlerini yansıtmaktadır. Deniz
kıyılarında göreceğiniz binbir çeşit taşlar da işte bu kaya
parçalarından kopup, zamanla doğanın azmine uğrayarak şekil
değiştirmişlerdir.